Facebook Twitter Instagram Google LinkedIn RSS Pariste.Net English

26 Eylül 2016 Pazartesi

Nuit Blanche

Nuit Blanche Paris 1 Ekim 2016
Paris'in tarihi günlerinden daha doğrusu gecelerinden birine daha tanıklık ediyoruz hep birlikte: Nuit Blanche. Peki nedir Nuit Blanche? "Beyaz Gece" anlamına anlamına gelen Nuit Blanche (nüi blanş), Rusya'daki gibi güneşin geç vakitlerde batması, havanın gece vakti aydınlık olması değil, bir bakıma "uykusuz gece" anlamına geliyor ama bu uykusuzluk insomnia gibi değil, sabahın ilk ışıklarına kadar bile-isteye ayakta durduğumuz bir gece; sabahlamak yani. Peki ne uğruna ayaktayız bütün gece? Tabii ki Paris'te yılda bir kez gerçekleştirilen olağan üstü bir kültür-sanat etkinliği nedeniyle. Ama bu etkinlik öyle basit ve lokal bir etkinlik değil, şehrin her tarafına yayılmış, sabaha kadar devam eden, her an her köşeden karşınıza çıkıveren, başka zaman kolay kolay göremeyeceğiniz türden bir kültür-sanat şöleni.

Bunca zamandır Paris'te yaşıyorum, bugüne kadarki bütün Nuit Blanche etkinliklerini kaçırdım. Ya o tarihlerde Paris dışında seyahatteydim ya evde hasta yatıyordum ya da hep bir işim çıktı. Etkinliklere katılamayınca peşine düşüp araştırmaya da çok hevesim olmamıştı, o nedenle daha önce Nuit Blanche hakkında yazı hazırlama fırsatı da bulamamıştım. Genelde sosyal medya hesaplarımdan duyurmakla yetindim ama bu yazıyı bugüne kadar ertelememin bir nedeni daha var aslında:

Nuit Blanche dosyası öyle kabarık ve bu gece Paris'in dört bir köşesinde o kadar çok etkinlik var ki, Pandora'nın Kutusu gibi kapağı bir açarsam içinden çıkacaklardan korktum :) Etkinlik listesini okuyacaksın, neyin ne olduğunu, neyin nerede saat kaçta düzenlendiğini kafanda netleştirip sonra ilgi çekici olanların listesini yapıp tanıtacaksın, inanın hiç kolay iş değil. Bunca zamandır ne güzel kaçıyordum ama Eylül başında aldığım maillerden birinde bana Nuit Blanche'taki etkinlikler hakkında Fransızca harici bilgi bulamadığından yakınan bir okuyucumuza bu konuyu ev ödevi olarak kabul ettiğim konusunda söz verdim ve bu yazıyı Nuit Blanche etkinliği öncesi yayınlıyorum işte (Yaktınız beni Pınar Hanım :))

İstanbul Bienal'inin kapalı birkaç mekanda değil de şehrin dört bir yanında yapıldığını hayal edin, işte Nuit Blanche -aşağı yukarı- öyle bir şey. Peki nerede ne var? Ah en güzeli, "buyursunlar etkinliklerin linki, oradan beğendiklerinizi seçip görmeye gidebilirsiniz" demek ama öyle işin kolayına kaçmak olmaz. Eh hepsini Türkçeye çevirmem de mümkün değil, o halde kendimce ilgi çekici olanlardan birkaç tanesi hakkında size bilgi vereyim, daha fazlasını merak edenler bir şekilde linkten etkinlik takvimine bakıversinler lütfen.

O zaman başlayalım, işte Paris'te Nuit Blanche kapsamında 1 Ekim 2016 Cumartesi akşamından başlayarak ücretsiz izleyebileceğiniz etkinlikliklerden birkaçı:

- Dikkatimi çeken ilk etkinlik Crazy Horse'un Petit Palais'nin bahçesinde gerçekleştireceği Muses gösterisi oldu. Gösteri 1 Ekim Cumartesi akşam 20:00'den gece 01:00'e kadar sürüyor deniyor ama sürekli tekrar eden bir gösteri mi olacak o kısmı anlayamadım. Beş saat sürecek hali yok ya? Siz de etklinlik linkine bir bakın bakalım. 

- Önerebileceğim bir diğer etkinlik Fabrice Hyber'in Seine Nehri'nde düzenleyeceği geçit töreni Encore un EffortHôtel de Ville'in önünden 23:30'da hareket eden, çeşitli enstalasyon çalışmalarının yapıldığı otuz tekne Île aux Cygnes'e kadar geçit töreni gerçekleştirecek. Etkinlik linkine bakınca, keyfli bir şölen olacağını düşünüyor insan.. 

- 19:45'te yine Hôtel de Ville'den ama bu kez arka tarafından hareket eden bir başka geçit töreni de, Porte des Invalides'e kadar devam ediyor. Parrade Terreste korteji karadan ilerleyecek.

- Hazır Hôtel de Ville'in arkasına geçmişken, burada belediye sarayının pencerelerinde akşam 20:30'dan sabah 07:00'ye kadar sanatçı Erwin Olaf'ın L'éveil adlı video gösterisi olacak.

- Saat 19:00'dan gece 02:00'ye kadar sürecek bir başka etkinlik, projeksiyon gösterisi l'Atelier Meraki. Promenade Plantée'nin viyadük kısmının duvarlarına yansıtılacak projeksiyonların geceyi şenlendireceğini düşünüyorum.

- 20:00-22:00 arası Julien Nonnon'un Cité de la Mode'un dış cephesine yansıtacağı dev projeksiyon gösterisi Le Baiser - Öpüş / Öpücük de ilginç olabilir.

- Marais Bölgesi'nde de farklı farklı etkinlikler olacak. İlk gözüme çarpan Ce Que Mes Yeux Ont Entendu oldu. Temple du Marais'de 19:30-01:00 arasında düzenlenecek etkinlikte müzik ve renk üzerine bir şölen bizleri bekliyor.

- Saint Paul Kilisesi'nde 20:30-23:00 saatleri arasında mistik bir aydınlatma ortamında, ilginç bir org konserine tanıklık etmeniz mümkün.

- Musée Caranavalet'nin bahçesinde de, 19:00'dan gece yarısına kadar Shelia Hicks'in Apprentissages adlı çağdaş sanat sergisi gezilebilir.

- Yine Marais Bölgesi'ndeki Square George Cain'de Martine Barrat'nın Paris-Harlem video-fotoğraf gösterisi akşam 19:00'dan sabah 07:00'ye kadar izlenebilir.

- Eglise Saint Severin'deki Lantz & Blondy'nin La Nuit où Je Rêvé d'Une Licorne adlı enstalasyon çalışması ilginç olabilir. Akşam 20:00'den sabah 07:00'ye kadar kilisenin ortasındaki tek boynuzlu at'ı görmek sizin de ilginizi çeker sanıyorum.

- 19:00-07:00 arası Pont des Arts'ta da çok ilginç bir ışık gösterisi olacak.

- 20:00-02:00 arasında Passerelle Solférino'da Les Phantôm de l'Opéra adında ilginç bir enstalasyon çalışması gerçekleştiriliyor.

- 23:00-02:00 arasında Pont des Invalides'de, We Love Art adında bir enstalasyon çalışması ve konser düzenleniyor.

- 20:30-07:00 arası Pont de Bir-Hakeim'de Autant en Emporte le Vent adlı enstalasyon çalışması var.

- Merkezin çok az dışında olmakla birlikte size bahsetmek istediğim son çalışma bir Ağrı doğumlu, 1980'den beri Paris'te yaşayan bir sanatçıya, Coşkun'a ait: Mediterranean Body. Bu eser de 19:00-03:00 arası Sèvres'de görülebilir.

Gördüğünüz gibi daha yazacak çok şey var, çünkü Nuit Blanche kapsamında Paris'in her köşesinde ayrı bir etkinlik var ama sanırım hepsini yazmam mümkün olmayacak. Benim seçkilerim bunlar olsun, siz çok daha ilginç olduğunu düşündüklerinizi bizlerle paylaşmaktan çekinmeyin lütfen.

Dediğim gibi etkinliklerin tamamına bu linkten ulaşmanız mümkün.

Nuit Blanche gecesi toplu taşıma için Paris Metrosunun 1. ve 9. hatları sabaha kadar çalışıyor ve 02:15-05:30 arası ücretsiz. Gece otobüslerinin sıklığı arttırılıyor ama onlarda ücretsiz seyahat şansı yok. Yine de şöyle güzel bir haberim var: Batobus akşam 21:00 ile sabah 05:00 arası ücretsiz yolcu taşıyacak. Valla ben de inanamadım ama Paris Belediyesi'nin resmi etkinlik sayfasının yalancısıyım :) Sadece Seine Nehri'ndeki geçit töreni sırasında seferleri aksayabilir, bilginiz olsun.

Evet böyleyken böyle... Bence Paris'te böylesi bir özel geceyi kaçırmayın, bu yılkini kaçırırsanız da her yıl Ekim ayının ilk Cumartesi gecesi Paris'te böyle bir kültür sanat şöleni olduğunu aklınızın bir köşesine not ediverin lütfen. Belki bir sonraki gezi planınızı buna göre yaparsınız?

Keyifli geziler, keyifli keşifler...

Daima sanatla...




KATEGORİLER          ANA SAYFA

23 Eylül 2016 Cuma

Paris'te "Otomobilsiz Gün" - Paris Journée Sans Voiture (25 Eylül 2016)

Paris'te "Otomobilsiz Gün" - Paris Journée Sans Voiture (25 Eylül 2016 11:00-18:00)
Arabasız yaşanan bir şehir mümkün mü? Paris ikinci kez bu sorunun yanıtını arıyor; daha doğrusu bu sorunun yanıtını uzun zamandır arıyor da bunun uygulanabilir olup olmadığını deneyerek öğrenmek için bu yıl ikinci kez "Otomobilsiz Gün" etkinliği düzenliyor. Bu kez tarih: 25 Eylül 2016 Pazar...

Geçen yıl ilk kez düzenlenen Journée Sans Voiture - Paris Otomobilsiz Gün etkinliği, Paris'in daha dar bir alanında gerçekleştirilmişti. Bu ilk etkinlikle ilgili olarak bu linkteki yazıyı hazırlamıştım ama o tarihte İstanbul'da tatilde olduğum için bu tarihi fırsatı deneyimleme şansını kaçırmıştım. O yüzden nasıl geçti, neler yaşandı sadece basından takip etmek zorunda kaldım. Bu kez Paris'teyim ve ikinci fırsatı kaçırmaya hiç niyetim yok :)

Peki bu etkinlik neleri kapsıyor? 25 Eylül 2016 Pazar günü saat 11:00-18:00 arası yukarıda görüdüğünüz haritada, merkezde KOYU YEŞİL ile gösterilen yerlerde özel araçların trafiğe çıkması yasakAÇIK YEŞİL ile gösterilen alanlarda ise tüm araçlar trafiğe çıkabilir ama hız sınırı 20 kilometre ile sınırlı... Paris çevresini saran Boulevard Périphérique'te ise hız sınırı değişmiyor, yine 70 kilometre...

Geçen yıla göre otomobilsiz alan bu yıl çok daha büyütülmüş, Paris'in %45'ini kapsıyor toplamda 650 kilometre uzunluğundaki yolda araç sirkülasyonunun olmayacağı anlamına geliyor. Bu yollar -bir gün için de olsa- sadece yayaların, bisikletlilerin, tornet ve scooter'ların yani motorlu taşıtlar hariç herkesin. Tabii önceliğin her zaman yayaların olduğunu da unutmamız gerek. Fransızcası olanlar için konu hakkında detalı bilgi bu linkte bulunabilir.

Peki trafiğe kapalı bölgede bir yerden bir yere nasıl gideceğiz? Merak etmeyin, Paris Metrosu, RER, banliyö treni ve tramvaylar normal düzende çalışıyor. Belediye otobüsleri de trafiğe kapalı bölgede 20 kilometre hız sınırını aşmamak koşuluyla pazar tarifesinde sirkülasyona devam edecek, ayrıca taksilerin de dolaşımına izin verilmiş. Bu arada belirtmeliyim ki, Otomobilsiz Gün Etkinliği boyunca toplu taşıma ücretsiz değil. Çünkü amaç insanları arabasız yaşama özendirmek değil, arabasız yaşamın bir dünya metropolünün kalbinde nasıl yaşanabileceğini o şehrin sakinlerine bizzat deneyimletmek.

Bunun dışında ulaşım için kiralık bisikletler Vélib, kendi bisikletiniz, tornet, scooter, mono roue gibi alternatif taşıtlar trafiğe kapalı bölümlerde kullanılabiliyor. Elbette ki işin asıl zevkli kısma Paris'in büyük bulvarlarında, birbirinden güzel sokaklarında yürüyerek dolaşabilmek. Otomobilsiz gün etkinliğinde elektrikli arabaların trafikte dolaşımına izin verilmiyor ama elektrik destekli bisikletler serbest. Motosikletler ve elektrik motorlu bisikletler de yasak kapsamında. Özel şöförlü araçlar ve Tur otobüsleri de yaya bölgesi olarak ayrılmış alana giremiyorlar.

Özel aracıyla Paris merkeze inmek isteyenlerse bu linkteki sayfada belirtilen otoparklara araçlarını bugüne özel tarifeden yararlanarak bırakabilirler. Paris'in merkezinde yaşayan araç sahipleri ise yapılacak kontrollerde adres kanıtlarını gösteren belgeyi göstermek kaydıyla trafiğe çıkabilirler.

Paris Mayıs 2016'dan beri -aşağı yukarı- her ayın ilk Pazar günü Champs-Elysées'yi sadece yaya trafiğine açıyor ve otomobilsiz gün etkinliğini lokal olarak deniyor. Bizim kültürümüzde -ne yazık ki- arabalar şehirlerin kralıyken gelişmiş ülkelerde yayalar şehrin kralı oluyor. Çünkü hayat araba sahiplerinin değil tüm insanların ve herkesin arabası yok; olmasına da gerek yok.

Hep söylüyorum; Paris'te araba kullanmak ve park etmek bir sorun. Bu şehrin karmaşasından da değil sadece, Paris Belediyesi şehrin arabalara değil yayalara ait olması gerektiğini düşünüyor. O yüzden -bolca kapalı otopark olmakla birlikte- sokaklarda araba park etmek için ayrılmış alanların çok az olduğunu görürsünüz. Çoğunluğu ya ağaçlara ya yükleme-boşaltma yerlere ya kiralık bisiklet Vélib'e ya da kiralık elektrikli araba Autolib'e ayrılmıştır.

İsteseler otopark için özel araçları sokaklara boncuk gibi dizebilecekken, insanlar özel araçlarıyla şehir merkezinde mümkün olduğunca az dolaşsınlar diye bunu kasten kısıtlıyorlar anladığım kadarıyla. Öyle ki, benim gibi hayatta en büyük hobilerinden biri otomobil olan biri bile arabasını garajda bırakır, ara sıra aküsü boşalmasın diye inip kontağı açıp kapatır biri haline getirdiler :) Neredeyse hiç ama hiç arabamı kullanma ihtiyacı hissetmiyorum bu şehirde...

İşte bunu bir çıt daha, hatta bayağı bir çıt daha yukarı taşımak için böyle bir etkinlik düzenleniyor. Özel araçları hayatımızdan çıkardığımızda bir dünya metropolünde yaşam nasıl olur? sorusunun yanıtını deneyimleyerek öğreniyoruz hep birlikte. Hatta bir sonraki hedef Paris'te Arabasız Bir Hafta Etkinliği düzenlemek.

Zaten 21. yüzyılda neden hâlâ fosil yakıtla çalışan arabalar kullanıyoruz, aklım almıyor. Fosil yakıtla çalışan arabaların (yani sokaklarda dolaşan neredeyse bütün arabalar) korkunç bir hava kirliliğine yol açıyor ama biz sanki bu hiç olmuyormuş gibi hayatlarımıza devam ediyoruz. Neyse ki Paris -görece- hava kirliliği o kadar da tehlikeli boyutlarda olmayan bir şehir ama bazen burada da meteorolojik koşullara bağlı olarak hava kirliliğinin tehlike çanları çaldığı günler olabiliyor.

Bir günlüğüne de olsa Paris'te 1, 2, 3, 4, 5, 6 ve 7. arrondissement'ların tamamı, diğer arrondissement'larınsa bir kısmında uygulanmasına karar verilen Paris Journée Sans Voiture - Paris Otomobilsiz Gün etkinliğinin tadını çıkarabilmeniz, şehirlerin arabalar değil yayalar için olduğunu yaşayarak deneyimleyebilmeniz dileğiyle.

Keyifli günler, keyifli keşifler...




İlgili Yazı:
Champs-Elysées Bulvarı Ayda Bir Kez Yayaların

KATEGORİLER          ANA SAYFA

19 Eylül 2016 Pazartesi

Port de l'Arsenal - Bassin de l'Arsenal

Port de l'Arsenal - Bassin de l'Arsenal
Paris'in hazineleri bitmek bilmiyor. Öyle ki bu hazineler hep ulu orta yerlerde olduğu halde, başka şeylere odaklandığımızdan mıdır, yoksa odaklanacak çok fazla şey olduğundan mıdır nedir, bazen gözden kaçabiliyor. Ama biz hep birlikte Paris'in altını üstüne getirmeye devam ediyoruz ve bu yazıda yine o hazinelerden birini, Paris'i deniz kenarında bir liman kenti gibi hissetmemizi sağlayacak olan Port de l'Arsenal'i tanıyoruz hep birlikte.

Port de l'Arsenal - Bassin de l'Arsenal
Port de l'Arsenal (por dö larsenal ya da poğ dö lağsenal) yerine Arsenal Limanı da diyebiliriz ama peki Arsenal'in kelime anlamı nereden geliyor? Hemen izah etmeye çalışayım; Arsenal mühimmat deposu ya da daha Türkçe bir tabirle askeri malzeme deposu demek ve tahmin edeceğiniz üzere burası eskiden bir askeri malzeme deposu olarak kullanıyormuş ki bu "bir zamanlar" dediğim 14. yüzyıla denk geliyor ama o zamanlar burada bu liman yok. Limanın yapılması 19. yüzyılı buluyor.

Port de l'Arsenal - Bassin de l'Arsenal
19. yüzyılda Seine Nehri'ni Bassin de la Villette üzerinden Canal de l'Ourcq ile birleştiren Canal Saint Martin - Saint Martin Kanalı projesinin hayata geçirilmesi ile burası mavna trafiğine açılıyor ve o dönem önemli bir yükleme boşaltma limanı olarak ticari önem kazanıyor ve özelliğini 1980'lerin başına kadar koruyor. 80'lerin başında Port de l'Arsenal burası Paris Belediyesi tarafından özel teknelerin barınacağı bir liman haline getiriliyor ve çevre düzenlemesi ona göre bir park ve rekreasyon alanı olarak yeniden yapılıyor ve günümüzdeki şeklini alıyor.

Port de l'Arsenal - Bassin de l'Arsenal
Artık burası küçük teknelerin barındığı bir barınak, Paris Canal ve Canauxrama gibi Saint Martin Kanalı gezi teknelerin kalkış ve varış durağı olmanın yanında park, bahçe, restaurant gibi seçeneklerin bulunduğu bir cazibe merkezi olma özelliğine sahip ve bizim de Paris gezisinde keşfetmemiz gereken çok hoş bir mekan. Öyle ki burada hava güzelken tek başına rahatlıkla üstsüz güneşlenen kadınlar görebilirsiniz. Marifet olan şehrin ortasında üstsüz olarak güneşlenmek değil, bu şekilde güneşlenirken kimse tarafından rahatsız edilmeyen bir yaşam ortamının sağlanmış olması bence.

Port de l'Arsenal - Bassin de l'Arsenal
Bastille Meydanı'nda Bastille Opérası'nı karşınıza aldığınızda sağ tarafta bulunan Arsenal Limanı'na, hemen operanın karşında bulunan yokuştan iniliyor. Bir diğer giriş de Seine Nehri tarafında ama ben güzergâh olarak buradan başlamayı seviyorum, gelin sizinle de öyle yapalım, yokuştan aşağı inerek yavaş yavaş liman atmosferine kendimizi bırakalım.

Port de l'Arsenal - Bassin de l'Arsenal
Aşağı indiğinizde sağ tarafta 1 numaralı metro hattının Bastille istasyonunu göreceksiniz. Normalde yerin altından giden bu hat Bastille istasyonunda Port de l'Arsenal'in üzerinden çelik köprüyle geçiyor. Bu özelliği ile ve istasyondaki bazı seramikleri nedeniyle Paris'te görülmesi gereken istasyonlardan biri olan Bastille'den geçen metroları limandan izlemek de ayrı bir keyif. Bir yandan da sol taraftaki güzel bir deniz ürünleri restoranı olan Le Grand Bleu'yü de ihmal etmemek gerek. Orayı da yazmalıyım, notlarımıza alalım...

Port de l'Arsenal - Bassin de l'Arsenal
Port de l'Arsenal'in bir diğer adı da Bassin de l'Arsenal olarak geçiyor; "bassin"i gölet olarak çevirebiliriz ve burası 600 metre uzunluğunda yapay bir gölet aslında. Hatta öyle ki Seine Nehri'nden de 3 metre yukarıda! Buradan Seine Nehri'ne geçmek için kullanılan ve katlı su havuzu görevi gören écluse (eklüz) ise ayrı bir hoşluk. Bazen şansınıza buradan bir teknenin geçişine denk gelirseniz izlemesi çok keyifli oluyor. Benzer şekilde bu kat havuzlarından Saint Martin Kanalı'nda da bolca mevcut.

Port de l'Arsenal - Bassin de l'Arsenal
Ecluse'ün olduğu taraftaki köprünün üzerindense 5 numaralı metro hattı geçiyor ve hemen buradaki istasyon "Quai de la Rapée" nedense benim hiç kullanmadığım bir durak. Doğrusu 5 numaralı hatta pek binmiyorum ama yine bu köprünün altındayken üzerinizden metro vagonlarının geçişini izlemek insana çocukça bir haz veriyor. Bu noktadan sonra ise Seine Nehri başlıyor zaten. Sakın buradan çıkıp sağa döneyim demeyin, çünkü kendinizi kaptırır, alır başınızı gidersiniz :)

Port de l'Arsenal - Bassin de l'Arsenal
Yo hayır takılıyorum; demem o ki bu noktadan sağa doğru yürüyüşünüze devam ederseniz artık o Port de l'Arsenal gezisi olmaktan çıkar, Seine Nehri kıyısı boyunca yürüyüş olur; gücünüz kuvvetiniz, haliniz ve azminiz varsa uzun ve şahane bir yürüyüş güzergâhı sizi bekliyor. Eğer hava güzelse burada piknik yapanlar, cüretkâr bir şeklide güneşlenenler, kitap okuyanlar; kısacası hayatın tadını çıkaran insanlara rastlayacaksınız ki burası -görece- az turist olan bir kısım. Ardından Saint-Louis Adası'nın arka tarafına, sonra da Les Nautes Café-Bar'ın oradan Marais Bölgesi'nin alt taraflarına çıkıyorsunuz, sonrası yine gezmek yine mutlu olmak...

Port de l'Arsenal - Bassin de l'Arsenal
Port de l'Arsenal'in diğer tarafını da yürümek isteyebilirsiniz ama öbür uca gittiğinizde buradaki merdivenlerin kapısı -çoğu zaman- kapalı oluyor. Anladığım kadarıyla bu merdivenler limanda tekneleri olanların kullanımına ayrılmış, biraz da onların güvenliği için kilitli tutuluyor. Yani demem o ki en sonra kadar yürürseniz, gerisin geriye bütün yolu dönmeniz gerekiyor. Hayır ben yaptım da oradan biliyorum :) Limanın üzerindeki köprü ise 4. ve 12. arrondismant'ları birbirine bağlıyor. Her iki kıyıda da hem güzel hem de çirkin binalar var. Tarihi binalar güzel, betonarme binalar çirkin tabii ama hiçbir şey bu mütevazı limanın güzelliğine gölge düşürmüyor.

Port de l'Arsenal - Bassin de l'Arsenal
Burası bana Londra çok sevdiğim restoran Dickens Inn'in bulunduğu Saint Katharine Docks'u hatırlattığı için ayrıca seviyorum. Gerçi o kadar güzel değil ama o liman Londra'daysa bu liman da Paris'te; suysa su, tekneyse tekne, martıysa martı :)

Port de l'Arsenal'i gezdikten sonra civarda yapacak bir çok şey var. Bunun için Bastille Meydanı ve özellikle Marais Bölgesi yazılarını okumanızda yarar var.

Keyifli geziler, keyifli keşifler




Adres: Port de l'Arsenal, 75004 Paris

KATEGORİLER          ANA SAYFA

16 Eylül 2016 Cuma

Terrass" Hotel Bar Restaurant - Montmartre

Terrass" Hotel Bar Restaurant - Montmartre
İnsan bazen istiyor ki şöyle ferah feza bir yerde oturayım da içim açılsın, hayatın ve Paris'in tadını keyifli bir yerde çıkarayım ama Paris genelde düz bir şehir olduğu için, şöyle uçsuz bucaksız bir ferahlık hissedebileceğiniz mekanların sayısı da pek fazla olmuyor. Özellikle "bir şeyler yiyip içerken Eyfel Kulesi'ni de göreyim" dediniz mi fiyatlar alıp başını gidiyor.

Bu yazıda sizlere, Eyfel Kulesi'ne karşı hem ferah-feza oturup keyifle bir şeyler yiyip içebileceğiniz, hem de rakamları uçuk olmayan güzel bir teras bar-restorandan söz etmek istiyorum: Le Terrass"

Terrass" Hotel Bar Restaurant - Montmartre
Her şeyden önce şunu belirteyim; bu yazıyı yazarken de başlığını atarken de ortografik hata yapmadım. Normalde Fransızcada teras "la terrasse" olarak yazılır ama bu bizim terasımız Le Terrass" olarak yazılıyor.

Artık bir hoşluk olsun diye mi öyle yapmışlar, neden feminen bir sözcüğü bu şekilde maskülene çevirmişler işin o kısmını bilmiyorum. Zaten neden bazı dillerde maskülen-feminen vardır o da ayrı bir muamma :) Sonuçta başlığımız da yazımızda doğru; konumuz bu harika bar-restaurant Le Terrass"

Terrass" Hotel Bar Restaurant - Montmartre
Terrass", 18. arrondissement'da, Montmartre Tepesi'nin en batı ucunda, Place de Clichy'nin ve Montmartre Mezarlığı'nın hemen üzerinde bulunuyor. Hani şu mezarlık üzerinden geçen köprü vardır, Pont Caulaincourt, o köprüden yukarı doğru yürüyünce hemen sağda, sol köşede.

Eğimli bir arazi üzerinde bulunması ve bulunduğu otelin yedinci katında oluşu nedeniyle önünde kesintisiz bir Paris manzarası var ve burası Eyfel Kulesi'nin en iyi göründüğü yerlerden biri.

Terrass'' Hotel Bar Restaurant - Montmartre
Biz buraya ne zamandır gitmek istiyorduk ama Le Terrass"ın varlığını öğrendiğimiz zamanda burası restorasyona alınmıştı, o yüzden kapıdan dönmüştük; Eylül 2016 başında bir hafta sonu yine Montmartre Tepesi'nde doyumsuz keşif turları yaparken, Le Basilic Restaurant'da öğle yemeği için oturuyorduk. Kapıdan geçen biri garsona Le Terrass"ı sorunca birden beynimizde şimşekler çaktı ve güzel bir öğle yemeğinin ardından kahvelerimizi içmek için Le Terrass"ı denemeye karar verdik.

Hazır buralardayken şansımızı deneyip Montmartre Sakini Faruk Uraz'ı da aradık, sağolsun bizi kırmadı, o da bize katılınca Terrass" deneyimimiz çok daha keyifli oldu. Birlikte Terrass" Hôtel'in yedinci katına asansörle çıktık ve asansörün kapıları açılıp da sola dönünce karşımda gördüm manzara nefesimi kesti.

Terrass'' Hotel Bar Restaurant - Montmartre
Evet belki Eyfel Kulesi'ni uzaktan görüyor ama -her zaman şanslı biri olduğum için- hava muhteşemdi, gökyüzü masmaviydi ve kendimi kuş gibi özgür hissettim. Buraya bir de akşam gelmek gerekir diye konuştuk aramızda ve hemen soldan teras kısmına geçtik.

Le Terrass"ın tek sevimsiz yanı, biraz popüler oluşu, yani kalabalık. Aslında çok kalabalık değil de mekan küçük o yüzden sıra beklemeniz gerekebiliyor. Sıra beklerken de sizi terasın arka tarafına alıyorlar, sanki vaktinizden çalınıyormuş gibi hissediyorsunuz.

Terrass'' Hotel Bar Restaurant - Montmartre
Oysa ki Eyfel Kulesi oradan "hadi beni seyret" diye fısıldıyor :) Neyse ki çok fazla beklemedik ve garson bizi güzel bir masaya aldı. Başta kahve içmeye niyetliydik ama ortam o kadar güzeldi ki bira içmeyi tercih ettik. Sohbet uzayıp da biraz daha oturmak isteyince, kahve kısmına o zaman geçtik. Oysa ki sırada bekleyen insanlar gözlerimizin içine bakıyordu ama hayat acımasız, biz sıramızı bekledik, herkes bekleyecek ;) Yok yine de insanın içi acıyor, yalan yok.

Dediğim gibi fiyatlar -böyle bir yer için- makul ve ulaşılabilir. Güncel fiyatlara ve menü detaylarına bu linkten bakıp, Le Terrass"ın size uygun bir yer olup olmadığına kendiniz karar verebilirsiniz. Buranın tadı yazın ya da en azından güzel havalarda çıkarmış gibi dursa da soğuk havalarda da iç mekanda oturmak, hatta akşam burada yemek yemek ya da barda bir şeyler içmek de keyifli olabilir. Onu da bir gün denersem bu yazıyı o şekilde güncellerim, hiç merak etmeyin.

Terrass'' Hotel Bar Restaurant - Montmartre
Le Terrass" aynı zamanda bir otel olduğu için Paris'te Nerede Kalınır? yazımızdaki kalınabilecek örnek oteller listemize de ekleyelim hemen. Montmartre Tepesi'nde Eyfel Kulesi manzaralı bir oda, akşam yemeği için de üst kattaki teras ile Terrass" Hôtel unutulmaz bir Paris deneyimi olacaktır.

Ulaşım için 2 ya da 13 numaralı metro hatlarından biri ile Place de Clichy'ye gelebilir, buradan yukarı doğru, Montmartre Mezarlığı üzerindeki köprüden yürüyebilirsiniz. Bir diğer seçenek de 12 numaralı metro hattını kullanarak Abbesses istasyonunda inmek, istasyondan -mutlaka asansörle- çıktıktan sonra meydandaki atlı karıncadan sağa dönüp Rue des Abbesses üzerinde yürüyüp, ortadaki Restaurant Le Basilic'i gördükten sonra soldan (Rue Josephe de Maistre) devam ederek otele ulaşmak olacak.

Öncesinde ya da sonrasında civarda neler yapabileceğinizi öğrenmek için de çok detaylı bir tanıtım yazısı olan Montmartre Tepesi'ni okuyabilirsiniz.

Keyifli geziler, keyifli keşifler...




Adres: Terrass" Hôtel, 12-14 Rue Josephe de Maistre, 75018 Paris



12 Eylül 2016 Pazartesi

Journées du Patrimoine - Kültürel Miras Günleri (17-18 Eylül 2016)

Journées du Patrimoine - Kültürel Miras Günleri (17-18 Eylül 2016)
Paris'teki en özel günlerden biri olan Journées du Patrimoine (Kültürel Miras Günleri) etkinlikleri, kesinlikle kaçırılmaması gereken çok özel bir hafta sonu. Her yılın Eylül ortasında gerçekleştirilen bu etkinlik kapsamında, normal zamanlarda gezip görme şansınız olmayan sayısız devlet kurumu, saray, müze ve pek çok anıtsal yapı, kapılarını ziyaretçilere ücretsiz olarak açıyor; başka zaman gezme fırsatı bulamayacağınız yerleri bu iki gün içinde gezip görme şansı yakalayabiliyorsunuz.

Bu etkinlik aslında her yıl Avrupa'da ve tüm Fransa'da eşzamanlı olarak gerçekleştiriliyor ve sayısız mekan halka kapılarını açıyor. Çerçeveyi daraltmak ve konuya odaklanmak adına ben haliyle sadece Paris ve civarındaki etkinlikler konusunda size kısa bir bilgi vererek konudan haberdar olmanızı sağlamak, daha sonra nerelerin ziyarete açılacağına dair linki paylaşarak yüzlerce seçenek arasında karar verme konusunda kafanızı önce karıştırmak, sonra da birkaç öneri ile karar vermenizi kolaylaştırmak istiyorum :)

Paris'te, sırf bu hafta sonuna özel, birbirinden güzel o kadar çok yer ziyarete açık olacak ki, hem aynı anda birkaç yerde birden olamayacağınız için hem de gittiğiniz pek çok yerde uzun kuyruklarla karşılaşma riskiyle karşı karşıya kalacağınız için seçim yaparken epey zorlanacağınızı düşünüyorum.

Paris'te bu çok sevdiğim etkinliğe beşinci kez tanıklık ediyorum ama ilk yıl hastalıktan, ikinci yıl da Fransa dışında tatilde olduğumdan Patrimoine (patrimuan ya da patğimuan) günlerini kaçırmıştım. O nedenle ilk kez 2014 Eylül'ünde bu etkinlikten yararlanma şansım oldu: İnanılmazdı!

Sorbonne Üniversitesi - La Sorbonne
Journées du Patrimoine - Kültürel Miras Günleri (17-18 Eylül 2016)
O sene Kültürel Miras Günleri kapsamında bir gün Paris Belediye Binası - Hôtel de Ville'i, bir gün de Fransız Senato Binası - Palais du Luxembourg'u gezmiştim. Normal zamanlarda ziyaretçi kabul etmeyen bu mekanları böylesi özel günlerde gezmiş olmak gerçekten bir ayrıcalıktı.

2015'te ise performansımı biraz daha yükselterek birkaç yere birden gittim ki hepsi bir birbirinden muhteşemdi. Sorbon Üniversitesi, Fransa Ulusal Kütüphanesi Richelieu Binası, Sainte Geneviève Kütüphanesi, Fransız Ulusal Tıp Akademisi ve Fransa Ulusal Meclisi'ni iki gün içinde ziyaret etme şansı yakaladım ki inanılmazdı. Hepsini ayrı ayrı tavsiye ederim.

O yüzden 17-18 Eylül 2016 tarihlerde siz de Paris'teyseniz, işte size 19 ve 20 Eylül tarihlerine özel görebileceğiniz yerlerin listesi... Bu liste Paris'in bağlı olduğu Île-de-France'taki tüm etkinlikler hakkında bilgi veriyor. Paris'teki etkinlikler için 3. sayfadan 12. sayfaya kadar olan bölüme bakabilirsiniz. Journées du Patrimoine hakkında daha detaylı bilgi almak istiyorsanız da bu linkteki resmi web sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Hôtel de Ville'den Bibliothéque Nationale de France - Fransa Ulusal Kütüphanesi Richelieu Binası'na, Palais Royal'den Musée Picasso'ya, Panthéon'dan Assemblée Nationale'e, Ecole Militaire'den Fransız Ulusal Tıp Akademisi'ne, Cité Internationale Universitaire de Paris'den Grand Palais'ye, Conciergerie'den Sainte Chapelle'e say say bitiremeyeceğim pek çok yapı, kurum, kuruluş, müze, okul, kilise ve birbirinden değişik mekanlar sırf bu hafta sonuna özel olarak ziyaretçi kabul ediyorlar ve bazılarında rehberli tur hizmeti düzenleniyor.

Fransa Ulusal Meclisi Kütüphanesi
Journées du Patrimoine - Kültürel Miras Günleri (17-18 Eylül 2016)
Ayrıca Paris civarında pek çok şato, park, bahçe, kamu kuruluşları ve birbirinden ilginç yapıyı da bu etkinlik kapsamında görme şansı yakalayabilirsiniz.

Gideceğiniz yeri seçerken rezervasyon yaptırma zorunluluğu olup olmadığına da dikkat etmenizi öneririm. Çoğu yer için rezervasyona gerek yok ama gitmeden önce detayları iyi okumakta yarar var. Bir de listedeki her yerin hem Cumartesi hem Pazar gezilebileceğine dair bir kesinlik yok; evet çoğu her iki gün de açık ama kimileri sadece Cumartesi, kimileri sadece Pazar günleri geziliyor, saatleri de farklı farklı olabiliyor. Sürprizle karşılaşmamak için listeyi iyi incelemenizi öneririm.

Rehberli turların yanı sıra çeşitli atölye çalışmaları, gösteriler ve farklı konser seçenekleri ile de bu hafta sonunuza çok hoş bir renk katacağına inandığım Patrimoine günlerinde keyifle vakit geçireceğinizi umuyorum.

Bu tarih aralığında Paris'te olamayacaksanız bile gezinizi, bir sonraki Patrimoine Günleri etkinliğine göre ayarlamanız da ayrı bir hoşluk olur. İnanın bana kaçırılmaz bir fırsat.

Keyifli geziler, keyifli keşifler...






KATEGORİLER          ANA SAYFA

9 Eylül 2016 Cuma

Shakespeare and Company Café

Shakespeare and Company Café
2014 yılı başından beri sizlerle kâh Paris'in içinde kâh Paris'in çevresinde dolaşıp duruyoruz. 2016 yazı boyunca da özellikle Paris çevresini gezdik ama dilerseniz Eylül ayıyla birlikte şehir merkezine dönelim, Paris'in bitmek tükenmek bilmez kaynağının derinliklerine biraz daha dalalım, yeni keşifler yapalım.

Paris'teki ünlü kitapçı Shakespeare and Company, bu blog'taki 250. yazıymış. Bu yazı ise 412. yazı... Zaman nasıl da su gibi akıp geçiyor. Shakespeare and Company'nin hemen yanı başına 2015 sonbaharında açılan Shakespeare and Company Café'yi yazmak için bir yıl geçmiş resmen. Geç olsun da güç olmasın, o halde  yılların kafesi gibi görünen ama henüz yeni olan bu kafeyi tanıyalım hep birlikte:

Shakespeare and Company Café, Saint Michel'de, Notre-Dame Katedrali'nin tam karşısında, aynı adı taşıyan ünlü kitapçının yanıbaşında bulunuyor. Burası daha önce neydi hatırlamıyorum; galiba hiçbir şey değildi, öyle boş boş duruyordu; belki kapalı bir dükkan, belki de depoydu ama her ne ise hiç dikkatimi çekmemiş; böylesine popüler bir mekana dönüşmek için 2015 sonunu beklemesi gerekmiş.

Shakespeare and Company Café
Shakespeare and Company Bookstore'un sahibi George Whiteman'ın gözü yıllardır buradaymış ama bir türlü kiralayamıyormuş. Eh mafya da olamayınca gidip zorla dükkan açamıyorsun; artık nasıl olmuşsa yıllar süren hayali nihayet gerçek olmuş ve Paris'in yeni gözde mekanını yaratmaya başlamış.

Buraya Temmuz 2016'da exchange arkadaşım Charles ile gittim ilk kez. Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz, mavi t-shirt'lü, sırtı dönük oturan Charles. Kendisi tam bir Türkiye hayranı ve sıkı bir bisikletçi. O kadar ki, bu fotoğrafın çekildiği gün onunla Türkiye'ye bisikletme gitme projesi hakkında konuşmuştuk. Siz bu satırları okurken o Fransa ile Türkiye arasında aylar sürecek bisiklet yolculuğu güzergahında bir yerlerde olacak. Sonrasında hikayesini dinlemeyi ben de çok istiyorum.

Her neyse konumuza dönelim, Shakespeare and Company Café tarih olarak yeni ama çok eski görünümlü bir mekan. Dekorasyonu sade ve hoş ama küçük bir yer olduğu için saatten saate değişmekle birlikte yer bulma sorunu mutlaka olacaktır. İkimiz de güne erken başlayan insanlar olduğumuz için erken vakitte buluşmuş, buranın sakin atmosferini yakalama şansını yakalamıştık ama daha önceki denemelerimde dolu olduğu için içeride oturamamıştım.

Shakespeare and Company Café
Kafenin kapı önündeki tahta sıraları da çok hoş ama ben içeriyi daha çok seviyorum. Bir de kendimi bildim bileli, arkalıksız tahta sıralarda uzun süre oturduğumda belim ağrır hep :) Bana arkama yaslanacak sandalyeler lazım anlayacağınız, o da içeride var.

Tabii hava müsaitse dışarıda oturmanın avantajı da çok. Bir kere Paris'in en güzel şehir manzaralarından birinin içinde olduğunuzu hissediyorsunuz. Karşınızda meşhur Notre-Dame Katedrali, yanıbaşınızda yine meşhur Shakespeare and Company Bookstore daha ne olsun. Üstelik her ikisi de bu ünü hak eden incelikli ve hoş, üstelik Paris'i Paris yapan mekanlar.

Shakespeare and Company Café'de organik ürünler satılıyor. Kekleri, kurabiyeleri arasında zevkinize uygun bir şeyler bulabileceğinize inanıyorum. Eminim, benim çok sevmediğim Amerikan mutfağı ağırlıklı tatlılar ve kurabiyeler sizin çok hoşunuza gidecektir. Örneğin  George'un limonlu turtası çok meşhurmuş ama ben turta da sevmem :) Böyle mekanlarda genelde sadece kahve içmeyi tercih ediyorum, yanında da belki çikolatalı bir şeyler... Kafenin web sayfasına bu linkten ulaşabilirsiniz.

Shakespeare and Company Café
Mekanda çalışanlar -sanıyorum- Anglofone çünkü tüm müşterilerle İngilizce konuşuyorlar, Fransızca konuşanlara bile İngilizce yanıt veriyorlar; belki de bana öyle denk gelmiştir, bilemiyorum ama çok enteresan bir atmosfer oluyor böyle olunca. Notre-Dame'a karşı bir dükkandasınız ama İngilizce konuşuyorsunuz; kafanız karışıyor.

Shakespeare and Company Café, yolu Paris'e düşen herkesin geçerken uğraması gereken bir yer bence. Elbette önce kitapçı gezilecek ki iyice havaya giresiniz, sonra da yan tarafa geçip -yer bulabilirseniz- oturup bir kahve içmek gibisi yok. Çünkü Paris'tesiniz.

Sonrası ise Saint Michel'in sokaklarında kaybolarak Saint Germain Bulvarı'na doğru ilerlemek belki, belki de Cité Adası'na geçip oralarda keşif turları yapmak. Belki de Seine Nehri kıyısına inip oralarda dolaşmak istersiniz? Öyle bir şeye niyetlenirseniz sol istikamette ilerlemenizi öneririm.

Keyifli geziler, keyifli keşifler.




Adres: Shakespeare and Company Café, 37 Rue de la Bûcherie, 75005 Paris


KATEGORİLER          ANA SAYFA

5 Eylül 2016 Pazartesi

Parc de Belleville

Belleville Parkı - Parc de Belleville
Paris'in parkı, bağı-bahçesi bitmiyor efendim; bugün yine kendimizi yeşile salıyoruz. Ama bu kez bayıra karşı uzanacağız biraz, Paris'i doğusundan ve tepelerden seyredeceğiz: Parc de Belleville - Belleville Parkı'ndayız.

Parc de Belleville (park dö belvil ya da pağk dö belvil), 20. arrondissemenet'daki Belleville semtinde bulunuyor ve 4,5 hektarlık yüzölçümüyle Paris'in en büyük parklarından biri olma özelliğini taşıyor. Tuileries Bahçesi ya da Lüksemburg Bahçesi kadar havalı olmasa da, La Villette Parkı, Bercy Parkı ya da André-Citroën Parkı gibi çağdaş bir park olması bakımından, size değişik görünebilir.

Belleville Parkı - Parc de Belleville
Kişisel olarak benim yolum Paris'in doğu tarafına çok sık düşmediği için burayı keşfetmem de Temmuz 2016'yı buldu. Aslında görmek istediğim yerlerden biriydi ama bir türlü sıra gelmedi. Birgün yine rastgele otobüslerle şehri oradan oraya turlarken kendimi bu civarda buldum ve hemen aklıma, çok yakınlarda olduğunu bildiğim Belleville Parkı'nı gezmek geldi; bir baktım ki parktayım...

Belleville benim pek iyi bilmediğim bir bölge. Fazla kozmopolit yapısı, özellikle de uzak doğuluların fazla oluşu, beni o sevdiğim Paris dokusundan uzaklaştırdığı için, biraz da öteki paris havasında olduğu için yolum o taraflara pek düşmüyor ama sonuçta orası da bünyesinde pek çok zenginliği barındırıyor. Belleville Parkı da onlardan biri.

Belleville Parkı - Parc de Belleville
Bu parka özellikle kalkıp gitmeli misiniz? Bilmiyorum; buna yazıyı okuduktan, fotoğraflara baktıktan sonra kendiniz karar verirsiniz ama benim amacım sizi Paris'te böyle bir park olduğundan haberdar etmek.

Belki oteliniz bu civardadır, belki Paris'i ve Eyfel Kulesi'ni uzaktan seyretmek hoşunuza gider, yeşillikler içinde dolaştıktan sonra bambaşka bir Paris'i tanımak isteyebilirsiniz, hava güzelse piknik yaparsınız belki; Parc de Belleville bunun için var.

Belleville Parkı - Parc de Belleville
Parkın pek çok girişi var ama benim gibi yokuş tırmanmaktansa "boşa alıp" bayır aşağı inmek isteyenlerdenseniz siz de, yukarıdan girişi tarif edeyim o zaman. Hep birlikte tepeden dolaşa dolaşa aşağıya doğru, hiç yorulmadan ineceğiz, merak etmeyin.

11 numaralı metro hattının "Pyrènes" istasyonunda inip de dışarı çıktığınızda, Rue de Belleville'den yokuş aşağı inmeniz gerekiyor önce. Ortam pek havalı olmayabilir ama bu yokuşun sol tarafında sizi bir sürpriz bekliyor: Edith Piaf'ın Doğduğu Ev! Bu evi geçtikten sonra ilk köşeden sola dönüp sokağa girerseniz parka epeyce yaklaşmış oluyorsunuz.

Belleville Parkı - Parc de Belleville
Yürüdüğünüz bu dar sokağın adı Rue Piat. Hafif bir yokuş çıkarak ilerlerken parkın ilk girişini sağda göreceksininiz; ben bu girişi görür görmez hemen içeri girdim ama siz benim gibi aceleci davranmayın. 

Bu kapıdan girmek yerine sokak boyunca düz yürümeye devam edince teras gibi bir meydana geliyorsunuz, orası daha güzel, daha etkileyici. Bence terasın olduğu, Paris'in ve Eyfel Kulesi'nin yukarıdan göründüğü bu noktadan girmek daha zevkli olacaktır.

Üzüm Bağları
Belleville Parkı - Parc de Belleville
Üst kapının oradaki sütunlu anıtsal yapı tarihi olmadığı için çok da hayranlık uyandırıcı durmuyor ama üzerindeki graffitiler ilgi çekici. Paris'te Street Art'ın en güzel örneklerini bulma şansınız var; tabii dönemine göre. Biliyorsunuz graffiti sanatçıları bu resimleri sürekli güncelliyor.

Manzarayı karşınıza alıp sol tarafa doğru giden patikadan yürümeye başlarsanız biraz ileride solda karşınıza Paris'te nadir görülen üzüm bağlarının küçük bir örneği bulunuyor. Montmartre Tepesi'ndeki Le-Clos-Montmartre kadar etkileyici olmasa da Paris'te üzüm bağı görmek enteresan bir duygu bence. Hatta bir tane de Parc de Bercy'de keşfettim...

Belleville Parkı - Parc de Belleville
Sonra  kıvrıla kıvrıla aşağı inerken karşınıza, yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi beton bloklar da çıkabiliyor. Evet, Paris'in bu tarafları 20. yüzyılın ortalarında yaşanan büyük göç dalgalarıyla ciddi bir nüfus yoğunluğunu taşımak zorunda kalmış ve bu tarz sevimsiz apartmanlar dikilerek acil konut ihtiyacı karşılanmaya çalışılmış.

Paris'in tamamının böyle olduğunu insan aklına bile getirmek istemiyor. Batıyı bir dönem -belki de ihtiyaçtan- etkisi altına alan beton seviciliği bu tarz olumsuz sonuçlara neden olmuş işte. Biz ise ülke olarak bu süreci henüz atlatamadık ama bir gün inanıyorum ki bu hatadan dönülecek ve şehirlerin insan yaşamını kolaylaştırmak ve güzelleştirmek amacıyla insanı temel alan ilkeler çerçevesinde planlanması sağlanacak. O vakte kadar yaşadığımız yerlere ne kadar az hasar verebilirsek kârdır.

Belleville Parkı - Parc de Belleville
Paris manzarasına karşı dolaştığınız bu yamaçlar vaktiyle bir savaşa da tanıklık etmiş. 1814'te buraya 120 bin kişilik Rus ordusu gelmiş ve burası kanlı savaşlara mekan olmuş. Daha sonra taş ocağı olarak kullanılan bölge Baron Haussmann'ın Paris'i yeniden inşası sırasında gerekli olan taşların karşılandığı önemli yerlerden biri olmuş.

1988'e gelindiğinde de park bugünkü şekliyle düzenlenip Parislilerin hizmetine açılmış. Aslına bakarsanız Parislilerin değil de bölge halkının hizmetine açılmış demem daha doğru olur çünkü -izlenimlerime göre- Paris'teki diğer büyük parklara, başka arrondissement'larda oturan insanlar da gelir ama Parc de Belleville'e daha çok bu civarda oturan insanlar geliyor. Yani yerli ve yabancı turist açısından çok cazip bir yer olarak algılanmıyor. 

Belleville Parkı - Parc de Belleville
Çünkü hemen yakınlarda olan diğer büyük park, Parc des Buttes-Chaumont daha parizyen bir havaya sahip olduğu için Belleville Parkı'na göre daha popüler. Ama Belleville Parkı'nın da avantajı Eyfel Kulesi manzarası ve daha sakin olmasında.

Parkın ortasında kat kat aşağı inen yapay havuzlar ve bir de şelale bulunuyor. Benim gezim sırasında kat havuzlarında su yoktu ama şelale gayet güzel akıyordu. Bir de parkın sonunda bulunan yuvarlak havuz doluydu. Su hayatı bu kadar güzelleştirirken neden hayatımızdan eksik edilir ki?

Belleville Parkı - Parc de Belleville
Dolaşa dolaşa parkın sonuna, yani en aşağı indiğinizde alt kapıdan çıkıyorsunuz ve sokak boyunca aşağı inmeye devam ederseniz de 2 numaralı metro hattının "Couronnes" istasyonuna ulaşmış oluyorsunuz. Sağa dönüp yürümeye devam ederseniz Belleville var. Sola dönüp devam ederseniz de iki durak sonrası Paris'in en güzel mezarlıklarından biri olan Père Lachaise Mezarlığı sizi bekliyor; bence orayı da mutlaka gezmelisiniz.

Parka ilk giriş yaptığınız üst kapının yukarılarındaysa Paris'in hoş köşelerinden biri olan Rue de Mouzaïa - Rue de Bellevue var. İsterseniz oralarda da dolaşabilirsiniz. Buttes-Chaumont Parkı zaten olmazsa olmazlar listemizde...

Keyifli geziler, keyifli keşifler.




Adres: Parc de Belleville, 27 Rue Piat, 75020 Paris

Paris Şehir Merkezindeki Diğer Önemli Parklar:
Jardin des Tuileries
Jardin du Luxembourg
Jardin des Plantes
Parc Monceau
Parc Montsouris
Parc des Buttes-Chaumont
Parc de Bercy
Parc de la Villette
Parc André-Citroën
- Jardín du Trocadéro
- Champ de Mars


KATEGORİLER          ANA SAYFA

Konsolosluk Rehberi

REKLAM ve SPONSORLUK

BİLGİ VE TEŞEKKÜR

Ocak 2014'ten bu yana Paris'i daha kolay gezebilmeniz için hazırladığım ve düzenli olarak yeni yazılarla güncellediğim bu blog'taki bilgilerin ancak paylaşıldıkça değerli olduğuna inanıyorum. Beğendiğiniz yazıları sosyal medya hesaplarınızda paylaşmanız, bu bilgilerin daha çok kişiye ulaşmasına yardımcı olacaktır. Yazılarla ile ilgili görüş ve önerilerinizi yorum bölümüne yazmaktan çekinmeyiniz. İlginiz ve desteğiniz için teşekkürler.

Google+ Takip Edenler

İLETİŞİM FORMU

Ad

E-posta *

Mesaj *

pariste.net kaç kez okundu?

© 2014-2016 Tüm hakları saklıdır. Yazı ve görseller izinsiz kullanılamaz Pariste.Net Paris Gezi ve Yaşam Rehberi.
Powered by Blogger.