Facebook Twitter Instagram Google LinkedIn RSS Pariste.Net English

22 Ağustos 2016 Pazartesi

Ballon de Paris

Ballon de Paris
Paris'in klasik atmosferinden sıyrılıp değişik bir şeyler yapmaya ne dersiniz? Hem kendiniz hem de çocuğunuz için çok eğlenceli, bir o kadar da keyifli bir aktivite için bugün kuş olup uçacağız, Paris'i yukarıdan seyredeceğiz. Hem de balonla...

Evet Paris'te, şehri yukarıdan seyredebileceğiniz büyük bir balon var. 15. arrondissement'da, Parc André-Citroën - Adré-Citroën Parkı'nda bulunan bu balon her sabah 09:00'dan itibaren kullanıma açılıyor. Sezona göre kışın 18:30, yazın 21:00'e kadar da hizmet vermeye devam ediyor.

Ballon de Paris'nin bulunduğu Parc André-Citroën'e gelmek içinse birkaç seçeneğiniz var: Dilerseniz RER-C'nin Javel ya da Pont du Garigliano istasyonlarından birinde; dilerseniz 10 numaralı metro hattının Javel - André-Citroën istasyonunda, dilerseniz dilerseniz de 8 numaralı metro hattının Lourmel ya da Balard istayonlarından birinde inip buraya yürüyerek ulaşabilirsiniz. Hatta T3a tramvay hattının Pont du Garigliano ya da Balard duraklarında inerek de buraya ulaşmak kolay. Siz yeter ki gelmek isteyin.

Ballon de Paris
Otobüsle gelmek istiyorsanız da 42, 88 ya da 169 numaralı belediye otobüslerinin Hôpital Européen - George Pompidou durağında inebilirsiniz. 42 Numaralı Otobüs, hani size Paris turu yapmanız için Hop On Hop Off Otobüsleri yerine binmenizi önerdiğim belediye otobüsü...

Parkın hangi köşesinden girerseniz girin balonu zaten göreceksiniz; balonun olduğu yere yürüdüğünüzde de gişeye ulaşacaksınız. Biletinizi önceden internetten alsanız bile sıraya girip, gişede asıl biletle değiştirmeniz gerekiyor, o yüzden internetten önceden almanın pek bir esprisi yok.

Balona binmek içinse sıra tamamen şansa bağlı. Bizim balonu denediğimiz gün Ağustos 2016'nın bir Pazar günüydü ve sadece 15-20 dakika bekledik. Balona biniş ücreti yetişkinler için 12€, 3-11 yaş arası çocuklar için 6€, 0-2 yaş çocuklar içinse ücretsiz. Güncel fiyatlara ve diğer bilgilere bu linkten ulaşabilirsiniz.

Ballon de Paris
Aslına bakarsanız balon 30 kişilik ama her seferde binebilen kişi sayısı hava koşullarına göre değişiyor. Biz gittiğimizde 20'şerli gruplar halinde içeri alıyorlardı. Grup için maksimum sayıya ulaşıldığında bilet gişesi kapanıyor, balon havalandıktan sonra gişe yeniden açılıp bir sonraki sefer için bilet satılıyor.

İnternetten bilet almış olsanız bile bu sıraya uymanız gerekiyor, herhangi bir önceliğiniz olmuyor. Dilerseniz -sırada sizden biri beklerken- gişenin yanındaki küçük kabindeki mini sergiyi gezme imkânınız var. Biletinizi satın aldıktan sonra ahşap yoldan balonun ineceği bekleme bölümüne geçiyorsunuz ve sıranızın gelmesini bekliyorsunuz.

Bilet kontrolünden sonra balon sepetine çıkıyorsunuz ve o andan itibaren içinizi çocukça bir sevinç kaplıyor. Görevli size Fransızca ve İngilizce olarak kısaca bilgi veriyor; kalkışta ve inişte sıkı tutunmanızı rica ediyor. Hava koşullarına bağlı olarak balon bazen savrulabiliyor. Ciddi bir tehlike yok ama yine de düşmemek için tutunmakta fayda var.

Ballon de Paris
Ve balon yükselmeye başlıyor... O aklınıza Jules Vernes'in hikayeleri, Hindenburg Zeplin'i, Kadıköy'deki balon ve hatta Aygaz'ın kaybolan dev zeplini geliyor. Sahi, Aygaz'ın kaybolan zeplinini hatırlar mısınız? Yıl kaçtı hatırlamıyorum, Aygaz firmasının bir balonu dolaşırdı gökyüzünde, İstanbul semalarında. Sonra bir gün kayboldu ve bir daha da kendisinden haber alınamadı. Ben o balona ne olduğunu hep merak etmişimdir...

Düşündüm de, Kadıköy'deki balona da binmedim ben; neden bilmiyorum, protesto ettim. Kadıköy'ün onca trafik sorunu varken, olduğu yerde dönüp duran bir tramvay ve hiçbir yere gitmeyen bir balon yapmalarına çok içerlemiştim. Oysa binmeliymişim o balona, Koşuyolu'ndaki evimi balonla tepeden seyretmeliymişim, özür dilerim.

Neyse, şimdi Paris semalarındayız, bu anın tadını çıkarmalıyız. İtiraf etmem gerekirse, Eyfel Kulesi ya da Montparnasse Gökdeleni'ne çıktığınızdaki kadar büyüleyici bir manzara beklemeyin. Yine de üfül üfül esen bir balon sepetinde, 360 derece Paris manzarası görebiliyor olmak güzel. Benim için, yaşadığım yer olan La Défense'ı görmek manevi anlamda hoş bir duyguydu.

Ballon de Paris
Eyfel Kulesi ise önündeki çirkin apartmanlar nedeniyle o kadar büyüleyici durmasa da size Paris'te olduğunuzu hatırlatıyor. Her şeyden önemlisi de, bir balonun sepetinde gökyüzünde olmak, özellikle de bunu Paris'te yaşamak özel olan. Yüzünüze rüzgar vururken, sallanan sepetin çevresinde dolaşıp manzaranın tadını çıkarmak...

Üzerinde bulunduğunuz Parc André-Citroën ve Seine Nehri'nin çevresi hariç civarda pek bir yeşillik görüldüğünü söyleyemeyeceğim. Tabii périphérique dışına doğru Boulogne Ormanı ve ardında görülen alanda yeşillikle var ama Paris'in şehir merkezi beton yığınıymış gibi duruyor. Oysa şehrin içinde dolaşırken bana hiç öyle gelmez. Hele ki bu kadar çok parkın olduğu bir şehirde.

Yine de, özellikle 15. arrondissement'ın betonarme apartmana kurban gitmiş Seine Nehri kıyıları, eğer tüm Paris böyle olsaymış nasıl bir felaketle karşı karşıya olacakmış konusunda fikir veriyor. Neyse ki Paris'in büyük çoğunluğu bu beton sevdasından korunmuş ve günümüze bugünkü güzelliği ile ulaşmış.

Ballon de Paris
Ballon de Paris 1999'dan beri burada, göğe bir çıkıp bir iniyor. Gönül ister ki Paris üzerini dolaşsın ama öyle değil; aşağıya çelik halatla bağlı. 150 metreye kadar yükseliyor. Bugüne kadar yarım milyon kişi binmiş bu balona.

2008'den beri de meteorolojik gözlem, özellikle de hava kirliliği ölçümleri yapan bu balonun 2013'ten bu yana (beş yıllığına) sposorluğunu Generali Sigorta üstlenmiş; zaten o yüzden üzerine kocaman Generali yazıyor. Aslında bu balon Paris Belediyesi'ne ait.

Balonun boyu yükseklik olarak 30 metre, eni ise 22,5 metre. İçinde tam 2 ton ağırlığında helyum bulunuyor! Bu koskoca balon yerden yükselince aşağıdaki gölgesini görmek de yine çocukça bir sevinç yaratıyor insanın içinde; çocuklarsa her daim "çocuklar gibi" sevinçli zaten.

Ballon de Paris
Binmesi inmesi en fazla 15 dakika sürüyor; biraz kısa sürse de bence yeterli ve inanın buna değiyor. Dediğim gibi, hem Paris semalarında olmak, hem de Paris'i böyle bir balonun içinden seyretmek önemli olan. Bence tek eksiği Paris'i gezmiyor oluşu; keşke o da olabilse.

Balon teorik olarak her gün hizmette ama meteorolojik nedenlerle önceden uyarı zorunluluğu olmaksızın uçuşlar iptal edilebiliyor. Eh, hava koşulları uygun değilken de böyle bir balonla göğe yükselmek çok akıllıca olmasa gerek. Sonra Aygaz balonu gibi gözden kayboluverirsiniz mazallah :)

Bu keyifli deneyimi yaşadıktan sonra mevsimine göre Parc André-Citroën'de keyifli bir gezi yapabilir, mevsimine göre gününüze bu parkta bir piknik programını bile dahil edebilirsiniz. Hava çok güzel değilse zaten balona binmek için de ideal bir gün olmayacaktır. Öylesi zamanlarda Paris'i yukarıdan seyretmek için sizi Eyfel Kulesi'ne hatta daha da kolayı Montparnasse Gökdeleni'ne yönlendirmek isterim.

Keyifli geziler, keyifli keşifler.






KATEGORİLER          ANA SAYFA

19 Ağustos 2016 Cuma

Café Jardin des Roses - Compiègne

Salon de Thé du Jardin des Roses - Compiègne
Bu yazıda yine Paris dışında bir yerlere, Compiègne Şatosu'na doğru yola çıkıp harika bir kafeye, Salon de Thé du Jardin des Roses'a gidiyoruz. Paris'in 80 kilometre kuzey doğusunda bulunan bu mekân, kalkıp özellikle çay kahve içmek için gidilmesi gereken bir yer midir, o konuda bir şey diyemem ama benim o kadar çok sevdiğim bir mekan ki, hazır Compiègne Şatosu'na kadar gelmişken, mutlaka burada oturup bir şeyler yiyip içilmesi gerektiğini düşündüğüm için sizlerle paylaşmak istedim.

Salon de Thé du Jardin des Roses Compiègne Şatosu'da orangerie görevi gören bir yapıymış eskiden. Şimdiyse bir çay salonu & kafe olarak hizmet veriyor. Jardin des Tuileries - Tuileries Bahçesi'nde bulunan Musée de l'Orangerie - Orangerie Müzesi yazımda bu orangerie konusuna değinmiştim ama burada kısaca tekrar edeyim: Bu tür mekânlar, özellikle saraylarının bahçesindeki özel çiçekler ve bazı meyveler için bir tür sera görevi görüyormuş vaktiye;  limonluk diye de çevirebiliriz belki bilemiyorum.

Salon de Thé du  Jardin des Roses - Compiègne
Yıllar önce Londra'daki Kensington Palace'da bulunan The Orangery'de beyaz porselen bardaklarda içtiğim çaydan, yediğim o leziz kekten nasıl etkilenmişsem artık, gezdiğim bu tarz yerlerde hep böyle seradan dönüştürülmüş kafeler arayıp duruyorum ama bulmak kolay olmuyor; Özellikle de Paris'te; siz biliyorsanız söyleyin, büyük sevaba girersiniz ;) Ben de bu kadar yol gitmek zorunda kalmam...

Aslında Paris'in içinde bir tane var, onu da Orangerie Müzesi adında muhteşem bir sanat müzesine dönüştürmüşler işte :) Jardin des Plantes'ın içinde de orangerie benzeri bir yer var ama aynı havayı vermiyor... Ben böyle yüksek tavanlı, büyük camları güzel bir bahçeye bakan, mümkünse eski, tarihi ama şık bir mekânda güzel bir servis istiyorum, tabii damağımda da unutulmaz bir lezzetin izi kalacak... Çok şey mi istiyorum? :)

Salon de Thé du Jardin des Roses - Compiègne
Paris çevresinde bunu ancak 80 kilometre uzaklıktaki Compiègne'de bulabildim işte; sonra kalkıp buraya üç kez gittim. Birincisi Compiègne Şatosu'nu gezmeye gittiğimiz ilk zaman, Ekim 2012'deki keşfimiz, ikincisi özellikle sırf "Café Jardin des Roses'da bir çay içeceğim" diye onca yolu kat ettiğim gidişimiz ve son olarak da Temmuz 2016'da Compiègne Şatosu'nu blog'ta yazmak için yaptığım inceleme gezisi sonrasında yorgunluk çayımı almak için gidişim. Hepsinde de çok güzel duygularla ayrıldım buradan...

Mekan Mart ortasından Ocak ortasına kadar hizmet veriyor. Mart ortasından Ekim sonuna kadar 12:00-18:00 arası, Kasım başından Ocak ortasına kadar 12:00-17:00 arası açık. Bir de buranın 1 Ocak, 1 Mayıs, 24 Aralık, 25 Aralık ve 31 Aralık tarihlerinde kapalı olduğunu not etmek gerek. O kadar yolu gidip de kapıdan dönmek hoş olmaz. Güncel tarih ve saat bilgisine bu linkten bakabilirsiniz.

Salon du Thé du Jardin des Roses - Compiègne
Jardin des Roses "gül bahçesi" daha doğrusu "güller bahçesi" demek. Burası 19. yüzyılda yapılmış bir gül bahçesinde bulunuyor. Orangerie de aynı döneme ait, sarayın çiçeklerini ve meyvelerini yetiştirmek için inşa edilmiş bir sera aslında. Günümüzde çay salonu & kafe olarak hizmet veriyor olması büyük bir şans; en azından benim için...

Burada öğle yemeği yemeniz mümkün, menüyü ise bu linkte bulabilirsiniz. Doğrusunu isterseniz ben Jardin des Roses'da hiç yemek yemedim; hep çay içip nefis keklerin tadına baktım. Birbirinden güzel çay çeşitleri var, hepsi de misler gibi kokuyor. Tatlılar da baştan çıkarıcı... Fiyatların çok ucuz olduğunu söyleyemeyeceğim. Eh kolay değil, Compiègne Şatosu gibi bir yapının çay salonunda oturmuş, şık bir ortamda, şık bir servisle güzel şeyler yiyip içiyorsunuz...

Salon de Thé du Jardin des Roses - Compiègne
Hava müsait olursa gül bahçesine karşı oturmaktan keyif alabilirsiniz ama hava soğuk da olsa sıcak da olsa ben içeride, mekânın etkileyici atmosferini hissetmeyi tercih ediyorum hep. İçerinin beni kendine çeken garip bir enerjisi var; hatta bir gün böyle bir yerde yaşayacakmışım hissine kapılıyorum. Belki de vaktiyle yaşamışımdır, kim bilir?

Salon de Thé du Jardin des Roses'un Paris'e uzak olmak dışında, biraz popüler olması gibi de bir dezavantajı var; yani geldiğinizde kuyruğa denk gelebilirsiniz ki umarım şansınız yaver gider, hiç sıra beklemeden oturur, benim aldığım keyfi alırsınız siz de. Garsonlar Paris'teki asık suratlı servis elemanlarına kıyasla çok daha güler yüzlü ama yine de Paris'te Kafe ve Restoranlarda Başınıza Neler Gelecek? yazımdaki detaylar için hazırlıklı olun. Her şeyden önce aceleyi bir kenara bırakın, servis için de para ödemek için de sakin olun, bekleyin; Compiègne'desiniz, burada zaman daha yavaş, daha leziz akıyor...

Salon de Thé du Jardin des Roses - Compiègne
Eğer gezi rotanızda Paris çevresindeki en etkileyici şatolardan biri olan Château de Compiègne varsa bu kafeye de zaten uğrayacaksınız. Şatonun arka bahçesine çıkışta en solda güzel bir gül bahçesi içinde karşınıza çıkacak. Ama benim gibi sırf böyle hoş bir mekânda bir çay içip, yanında tatlı alıp iki de güzel sohbet etmek için kalkıp gelir misiniz buralara? Bilemiyorum. Bir tek bu blog'taki bütün yazıları okuyan sıkı okuyucular bunu yapacak kadar çılgın olabilir, biliyorum...

Oh, yine güzel bir mekanı tanıdık birlikte, yine güzel fotoğraflara bakıp güzel şeylerden bahsettik. Yazarken benim içim açıldı, umarım okurken sizin de içiniz açılmıştır. Ve dilerim en kısa sürede yolunuz Compiègne Şatosu'na düşer, gelmişken Jardin des Roses'da oturup bu keyifli deneyimi yaşama şansına siz de erişirsiniz.

Gönlünüzce olsun her şey.

Keyifli geziler, keyifli keşifler...




Adres: Café Jardin des Roses, Parc du Palais Impérial de Compiègne, 60200 Compiègne



KATEGORİLER          ANA SAYFA

15 Ağustos 2016 Pazartesi

Château de Compiègne

Château de Compiègne - Compiègne Şatosu
Paris çevresinde öncelikle gezilmesi gereken şatolar serimizin son yazısında, Château de Compiègne - Compiègne Şatosu'nu tanıyacağız hep birlikte. Compiègne Şatosu Paris'in 80 kilometre kadar kuzey doğusunda, başka bir region olan Picardie Bölgesi'nin Oise Departmanı'na bağlı Compiègne (konpiyen) şehrinde / kasabasında yer alan önemli bir saray.

Her ne kadar şato olarak bahsetsek de Palais de Compiègne - Compiègne Sarayı olarak da anılıyor. Daha önceki şatolar yazımda da bahsetmeye çalıştığım gibi Fransızlar, sarayları da şatoları da "château (şato)" olarak adlandırıyorlar ve bunların bir kısmı bizim hayal ettiğimiz orta çağ şatoları gibi olsa da onlar daha çok "château fort" olarak geçiyor. Bizim saray olarak değerlendirdiklerimiz de château olarak geçiyor.

Château de Compiègne - Compiègne Şatosu
Fransa kralları Osmanlı imparatorları gibi payitahtta tek bir saray ile yetinmemişler, neredeyse her buldukları yere bir şato, bir saray iliştirmişler. İmparatorluk şatosu olarak en önemlileri Versailles Sarayı, Fontainebleau Sarayı ve Compiègne Sarayı olarak geçiyor.

Onlar yaşamışlar, bizeyse gezip görmesi kalmış... Neyse ki Fransız Devrimi ile birlikte çoğu saray halkın ziyaretine, bahçe ve parkları da kullanıma açılmış. Fransız Devrimi sonrası cumhuriyet-monarşi arasındaki git gellerle de burası da birkaç kez saray vasfını kaybedip sonra yeniden kazanmış. Hatta bir ara okul, bir ara da hastane olarak kullanılmış.

Château de Compiègne - Compiègne Şatosu
Compiègne Şatosu'nun geçmişi beşinci, altıncı yüz yıla kadar uzanıyor ama şu an karşınızda duran şatonun tarihini 18. yüzyılla ilişkilendirmemiz gerekir. Compiègne Şatosu bu süreçte epey bir değişim dönüşüm geçirmiş haliyle.

Aslına bakarsanız, oldukça büyük bir saray olmakla birlikte Compiègne Şatosu, dışarıdan bakınca o kadar da görkemli ve heybetli durmuyor. Aynı şekilde Londra'daki Buckhingam Sarayı da bana çok iddiasız görünmüştü. Artık mütevazılık mı diyeceğiz, yoksa estetik başarısızlık mı bilmiyorum ama bu sarayda görkemden çok başka unsurlara önem verilmiş anlaşılan. Benim bu şatoyu sevme nedenimse bambaşka; yazının sonlarına doğru ondan da bahsedeceğim.

Château de Compiègne - Compiègne Şatosu
1789'daki Fransız Devrimi'nden sonra Napolyon Bonaparte zamanında, 1. imparatorluk olarak geçen dönemde Compiègne Şatosu'nun restorasyonu için talimat veriyor. Evet Fransız tarihinde cumhurun başı olarak başa geçmiş bir askerin kendini kral ilan etmesi ile gelişen ilginç bir süreç var. Aslına bakarsanız bu süreci çok iyi öğrenmemiz gerek. Sonrasında tahttan bir gidip bir geliyor, sonra ardılları geliyor ve yine cumhuriyet, yine krallık, yine cumhuriyet; taht kavgası bitmek bilmiyor.

Tarihin yapraklarında ve o tarihe tanıklık eden bu türden yapılarda dolaşırken benim çok iyi anladığım bir şey şu ki hiçbirimiz bu saraylardaki taşlardan bir tanesi kadar bile değere sahip değiliz. Önemli olan bu sarayların yapılması, o iktidarları birilerinin elinde tutulması. Bizlerse belirli aidiyet duyguları ile bu kaos ortamında kendimize tutunacak dallar aryoruz sadece. Vatan millet Sakarya... Neyse çok karışık konular bunlar.

Château de Compiègne - Compiègne Şatosu
Compiègne Şatosu'na Paris'ten ulaşmak için Gare du Nord'dan trene binip Compiègne istasyonunda inmek gerekiyor. Burası Paris'in 5 zone'luk ulaşım haritasının dışında başka bir bölge olduğu için, Paris ve çevresinde geçerli navigo ve benzeri diğer ulaşım kartları bu trenlerde geçmiyor, o yüzden gardaki otomatlardan ayrıca bilet almanız gerekiyor.

Tren bileti fiyatı tek yön için 10€-15€ arası değişiyor, yolculuk süresi ise 40 ila 90 dakika arasında diyebiliriz. Çünkü bütün trenler aynı istasyonlarda durmuyor, fiyat ve süre farkı bundan kaynaklanıyor. Her zaman söylediğim gibi bineceğiniz trenin Compiègne'de durup durmadığını mutlaka kontrol edin lütfen.

Château de Compiègne - Compiègne Şatosu
Compiègne istasyonuna geldikten sonra dilerseniz 10 dakikalık bir yürüyüşle, güzel bir güzergahtan şatoya ulaşabilir, dilerseniz gar ile şato arasında Pazar hariç her gün çalışan ücretsiz otobüs ile kolayca buraya ulaşabilirsiniz.

Aslına bakarsanız en pratik ve güzel yol Compiègne'e kendi aracınızla gelmek. Hele ki otobandan ve paralı yoldan değil de, minik minik köylerin, uçsuz bucaksız tarlaların, ağaçların tünel yaptığı yolların izinden devam ederek buraya ulaşırsanız çok daha unutulmaz bir gezi olacaktır. Üstelik şatonun önündeki meydanda da ücretsiz otopark mevcut. Araç kiralamak istemiyorsanız da Paris Dolmuşu gibi özel şöförlü araç hizmetinden yararlanarak hayatınızı kolaylaştırabilirsiniz.

Château de Compiègne - Compiègne Şatosu
Compiègne Şatosu Salı hariç haftanın her günü 10:00-18:00 arası ziyarete açık. Ayrıca 1 Ocak, 1 Mayıs ve 25 Aralık tarihlerindeki resmi tatil günlerinde de kapalı olduğunu not edin lütfen.

Şato giriş ücreti yetişkinler için 7,5€. Bazı geçici sergilerde bu rakama 2€ kadar bir ek ücret alınabiliyor. 26 yaş altındaki ziyaretçilereyse giriş ücretsiz. Ayrıca her ayın ilk pazar günü Compiègne Şatosu'nun ücretsiz olarak gezilebildiğini hatırlatmak isterim. Güncel fiyatlara, dönemsel sergilere ve diğer tüm detaylara bu linkten ulaşabilirsiniz.

Château de Compiègne - Compiègne Şatosu
Napolyon Bonaparte'ın Yatak Odası
Compiègne Şatosu'nun müze olarak gezilebilen kısmı ana hatları ile üç kısımdan oluşuyor. Birinci bölüm Napolyon Bonaparte döneminin izlerini sürebileceğiniz süitler olacak. Bu bölümü gezerken geçici sergilerin olduğu salonlardan da geçiyorsunuz. Örneğin bizim bu şatoyu Temmuz 2016'daki son ziyaretimizde çok güzel bir bisiklet sergisi vardı.

Sonrasında Fransız aristokrasinin bildik (ama ne olursa olsun etkileyici), altın varaklı, gösterişli süslemeli ve bir o kadar da muhteşem tablolarla çevrili salonları arasında gezinize devam ediyorsunuz. Şatodan aklımda kalan odalardan biri, yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz, Napolyon Bonaparte'ın yatak odası. Bu yatak odasının da bulunduğu bölüm 1919'da büyük bir yangında zarar görmüş, o nedenle tavan süslemeleri günümüze ulaşmamış. 

Château de Compiègne - Compiègne Şatosu
Şatonun etkileyici salonlarından biri de yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz  büyük salon. Versailles Sarayı'ndaki Aynalı Salon kadar olmasa da burası da oldukça etkileyici bir yer. Bugün bu parkelerin üzerinde dolaşabiliyoruz, hatta izin verildiği ölçüde yerlere de oturabiliyoruz ama biz buradan gelip geçenleriz sadece. Şatonun sahipleri de Dünya sahnesinden gelip geçmiş olsa da, onlar hepimizden daha çok oturmuş burada...

Şatonun en etkileyici odalarından biri Napolyon Bonaparte'ın, bir anlamda kendine asalet katmak için evlendiği ikinci eşi imparatoriçe Marie-Louise d'Autriche'in yatak odası. Böyle bir odada uyumak istemezdim belki ama bu odada bulunup detayları incelemesi çok keyifli. Hatta bu odayı o kadar çok severim ki Paris'te Konaklama üzerine yazdığım Paris'te Nerede Kalınır? yazımda kapak fotoğrafı olarak burayı kullanmayı uygun gördüm ;)

Château de Compiègne - Compiègne Şatosu
İmparatoriçe Marie-Louise'in Yatak Odası
Sarayın bu feminen bölümü biraz daha incelikli haliyle. Fuşya tonlarında duvar boyaları, altın varaklar, incelikli objeler, heykeller, büstler ve birbirinden estetik sanat objeleri ve mobilyalar ile süslü bu bölüm, birkaç odadan oluşuyor.

İç bölümlere geçtikçe de ortam tenhalaşıyor ve kendinizi bu sarayda yalnız başınıza hayal edebiliyor, tablolarla, özellikle de portrelerden size yüzyıllar öncesinden bakan gözlerle, farklı bir boyutta iletişime geçebiliyorsunuz. Yine de altın yaldızın yoğunluğu, gezinizin uzunluğunun üzerine eklenince epey bir yorgunluk vermiyor değil.

Château de Compiègne - Compiègne Şatosu
Tabii bu tür yerleri gezerken günümüz estetik anlayışıyla değerlendirmemek gerek. Gerçi günümüzdeki iç mimarlık akımlarına bakınca da hangisinin daha güzel olduğuna kolay kolay karar veremiyor insan ama aristokrasinin bu aşırı süsü, bir tek sanat tarihine yaptığı sonsuz katkılar nedeniyle kabul edilebilir olabiliyor. Yoksa bunca gösterişe harcanan servetin kimlerin alın terinin karşılığı olduğu ayrı bir tartışma konusu.

Yine de bu kültürel mirasın korunmuş olması önemli. Artık böyle saraylara ihtiyacımız yok, olmamalı da ama tarihin aristokrasi döneminden günümüze ulaşmış bu nadide eserlerin de müthiş bir kültürel zenginliğin mirasçısı olan Fransızlar tarafından nasıl başarıyla korunduğuna tanıklık ediyoruz hep birlikte. Bu bağlamda kendileriyle ne kadar gurur duysalar az.

Château de Compiègne - Compiègne Şatosu
Biz Osmanlı Tarihi söz konusu olunca bir tek İstanbul'daki sarayları biliyoruz. Büyüklük ve geniş bir alana yayılma bakımından da bir tek Topkapı Sarayı diğer saraylarla yarışır sanıyorum. Dolmabahçe Sarayı epey süslü püslü bir saray olsa da Avrupa'daki sarayları gördükten sonra ne kadar küçük olduğunu anlıyor insan. Tabii yine de muhteşem bir boğazın kıyısında bulunuyor olması en büyük artısı. 

Oysa İstanbul'daki sarayların haricinde geriye pek bir şey kalmamış elimizde. Bir keresinde Edirne'de, Edirne Sarayı'nı görmeye gitmiştim, dümdüz bir çayır, bir köprü hatırlıyorum; içim acımıştı. Sonra ilk başkent Bursa'yı düşünüyorum, orada da ne bir saray ne bir bişey...; neyse ki birkaç değerli Osmanlı eseri ulaşabilmiş günümüze. Tarihinizi korumayınca kökünüz olmuyor, kökünüz olmayınca bugün ürettikleriniz köksüz, estetiksiz şeyler olarak ortalıkta duruyor, bir süre sonra o estetiksizlik popüler oluyor, takdir görüyor... Her neyse...

Château de Compiègne - Compiègne Şatosu
Compiègne Şatosu, Louvre Müzesi gibi, Versailles Sarayı gibi, Fontainebleau Şatosu gibi gezmesi yorucu müzelerden biri. Her zamanki sorunumuz, bir yandan devasa boyuttaki salonları, koridorları aşmak için ciddi bir fiziksel efor gerekmesi, bir yandan da maruz kaldığımız kültürel, sanatsal etkileşimin bir süre sonra insanı fazlasıyla yorması.

Belki de karşısında bir gün geçirmemiz gereken tabloya sadece bir göz atıp bir sonraki objeye odaklanmak zorunda olmak, özellikle bu tür eserlerle duygusal bağ kurabilen, algısı yüksek insanlar için duygusal anlamda ciddi bir yük olabiliyor. O yüzden Compiègne Şatosu'nu gezmek de bir süre sonra sizi bitap düşürebiliyor ama gücünüzü iyi ayarlayın. Daha gezecek yerlerimiz var.

Château de Compiègne - Compiègne Şatosu
Louis-Phillippe'in Yatak Odası
Gezinizin bir sonraki bölümünde ise Fransa'nın son kralı, III. Napoléon olarak da geçen Lois-Philippe'in yatak odasını görüyoruz. Sonra yine salonlar, kütüphaneler, merdivenler, heykeller, tablolar ve birbirinden güzel sanat objeleri işte.

Aslında bakarsanız Compiègne Şatosu'nun içinde, yine aldığınız bilete dahil olan bir de Otomobil Müzesi var ama ben bu müzeyi ilk gidişimde gezmiştim. Temmuz 2016'daki son gidişimde ise bu bölüm restorasyon çalışması nedeniyle kapalıydı. Belki burası tekrar ziyarete açılınca Compiègne'e yeniden gidip fotoğraflamam, bu müze hakkında başlı başına bir yazı hazırlamam gerekecek. Çünkü içeride birbirinden değerli at arabaları, bisikletler, otomobiller ve hatta yarış arabaları var.

Château de Compiègne - Compiègne Şatosu
Musée National de la Voiture - Otomobil Müzesi
Örneğin, yukarıda gördüğünüz fotoğrafı Compiègne'e Ekim 2013'deki ilk gidişimde çekmiştim. Bu bir yarış arabası ve elektrikli. 1899 yılında yapılmış olan bu elektrikli yarış arabası -inanılmaz ama- saatte tam 100 kilometre hız yapıyormuş! Biz o tarihte nelerle uğraşırken Fransızlar nelerle uğraşıyormuş. Sahi biz şimdi nelerle uğraşıyoruz?

Bu ve bunun gibi birbirinden güzel tarihi aracı bir araba bulabileceğiniz Otomobil Müzesi umarım en kısa sürede açılır, çünkü gerçekten çok keyif alacağınız bir bölüm burası. Eğer otomobiller özel ilgi alanınızsa ne yapıp edip Fransa'nın İsviçre sınırındaki Mulhouse şehrinde bulunan Cité de l'Automobile'i de gezmenizi öneririm. Yok böyle bir şey...

Château de Compiègne - Compiègne Şatosu
İç mekan gezimizi bitirdikten sonra kendimizi dışarı atıyoruz. Compiègne Şatosu'nun bahçesi de diğer şatolar gibi oldukça büyük ama anladığım kadarıyla buraya Fransa'nın tarihteki ünlü bahçe peyzajcısı André Le Nôtre'un eli değmemiş. O nedenle burası daha çok normal bir park havasında; öyle işlemeli, süslü püslü, şekilli şemalli bir tasarımı yok pek. Yine de gezmeye değer elbette. Mütevazı bir bahçe gibi duruyor ama ucu bucağı görünmüyor yine de.

Ucun bucağın göründüğü yer, yani şatonun tam karşı ucunda da parkın bir girişi var, ondan sonrası da orman zaten. Şatonun bahçesi sabah 08:00'de açılıyor, akşamları ise yazın 19:00'da kışınsa 17:00'de kapanıyor. Bahçe herkese açık ve ücretsiz.

Château de Compiègne - Compiègne Şatosu
Le Salon de Thé du Jardin des Roses
Aslına bakarsanız benim bu şatonun en ama en sevdiğim yanı, bahçesinde harika bir orangerie bulunuyor olması. Burası günümüzde Le Salon de Thé Jardin des Roses adında bir kafe olarak hizmet veriyor ve burayı o kadar çok seviyorum ki, bu şatoya ikinci gelişim sırf bu orangerie'de çay içip tatlı yemek için olmuştu... Bence burası da ayrı bir yazı konusu olmayı hak ediyor; o zaman bir sonraki yazımız da bu kafe üzerine olsun.

Orangerie, şatonun arka bahçesine çıktığınızda en sol tarafta bulunuyor, en sağ tarafta ise, yine bahçede çok daha mütevazı bir büfe var. Le Salon de Thé Jardin des Roses  gibi havalı olmasa da dilerseniz, hava müsaitse ve boş yer bulabilirseniz tabii, bu büfenin önündeki bahçede bulunan şezlonglarda oturup çayınızı kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Sonrasında hemen yandaki çıkışa yönelip dışarı çıkabilir, sonra sağa doğru dönüp şato bahçesinin çevresinden dolaşarak ana girişe, otoparkın olduğu bölüme ulaşabilirsiniz. Şatonun ana giriş kapısını sırtınıza verip yürümeye başlarsanız da Compiégne'in merkezine ulaşmış oluyorsunuz. Burası da Versailles gibi çok güzel bir kasaba, bol bol yeme içme seçeneği var ve Pazar harici bir günse epey de canlı olacağını düşünüyorum. Caddelerin yanı sıra ara sokaklarda da kaybolmayı denerseniz insanların nasıl cennet gibi yerlerde, huzur dolu ortamlarda yaşadığını kendi gözlerinizle görebilirsiniz.

Château de Compiègne - Compiègne Şatosu
Compiègne Şatosu gezinize hemen yakınlarda bulunan ve muheteşem bir orta çağ şatosu olan Château de Pierrefonds'u da eklemek ister misiniz bilemiyorum. Bence her biri ayrı ayrı günlerde gezilip sindirilecek şatolar ama hazır buralara kadar gelmişken, hemen 15-20 dakika mesafedeki bu şatoyu da görmek akıllıca görünebilir ama bir o kadar da yorucu olacaktır, baştan söyleyeyim. İnsan bu kadar büyük, bu kadar görkemli şatoları gezerken hem fiziksel olarak hem de zihinsel olarak çok yoruluyor. Ama başka şansınız yoksa neden olmasın?

Evet, bu yazıyla birlikte Paris çevresinde mutlaka görülmesi gereken şatoların öncelikli olanlarını tamamlamış oldum. Ne zamandır bu günü bekliyordum ve nihayet başardım :) Aslında yazmak istediğim daha çok şato ve saray var ama onlar öncelikli değil; alternatif gezi güzergâhları olabilir. Paris ve çevresini yazma konusunda epey bir aşama kaydettikten sonra da öncelikli olarak Loire Vadisi şatolarını yazmaya çalışacağım, pek çoğunu birkaç kez gezdim, birkaç kez daha gezsem sıkılmam, hepsi birbirinden güzel çünkü. Adamlar yapmış, yaşamış, korumuş, yaşatmış...

Keyifli geziler, keyifli keşifler.






Adres: Château de Compiègne, Place du Générale de Gaulle, 60200 Compiègne

Paris Çevresi'ndeki Diğer Şatolar:
- Versailles Sarayı - Château de Versailles
- Vincennes Şatosu - Château de Vincennes
- Saint Germain Şatosu - Ulusal Arkeoloji Müzesi
- Fontainebleau Şatosu - Château de Fontainebleau
- Vaux le Vicomte Şatosu - Château de Vaux-le-Vicomte
- Chantilly Şatosu - Château de Chantilly
- Pierrefonds Şatosu - Château de Pierrefonds
- Monte Kristo Şatosu - Château de Monte-Cristo




KATEGORİLER          ANA SAYFA

12 Ağustos 2016 Cuma

Château de Pierrefonds

Château de Pierrefonds - Pierrefonds Şatosu
Eğer şatoları seviyorsanız, özellikle de orta çağ şatoları ilginizi çekiyorsa, işte o zaman bu yazı tam sizin için. Çünkü Paris çevresinde göreceğiniz en büyülü şatolardan birine, Château de Pierrefonds - Pierrefonds Şatosu'nu tanımaya geldi sıra.

Château de Pierrefonds (şato dö pierfon ya da şato dö pieğfon) Paris'in yaklaşık 80 kilometre kadar kuzey doğusunda, Picardie region'unun Oise departmanına bağlı Pierrefonds komününde yer alıyor.

Château de Pierrefonds - Pierrefonds Şatosu
Ana Giriş Kapısı
Pierrefonds Şatosu'na ulaşım için tren seçeneği var gibi görünse de Gare du Nord'dan önce Compiègne istasyonuna gelmeniz, buradan da otobüsle Pierrefonds'a geçmeniz gerekiyor ki bunun çok pratik bir yöntem olduğunu söyleyemeyeceğim. Çünkü Compiègne ile Pierrefonds arasındaki otobüs Pazar günleri ve bazı tatil dönemlerinde çalışmıyor. Bunu takip etmeniz biraz güç, Compiègne'e kadar gelip de oradan Pierrefonds'a geçememek üzücü olabilir.

Tabii ki en güzel yöntem özel araçla yola çıkmak. Paralı otobanlara girmeden, kır bayır köy  geze geze buraya ulaşmak en zevklisi. Tabii bir de Paris Dolmuşu gibi özel şöförlü araç hizmetinden de yararlanmanız hayatınızı kolaylaştırmak adına keyifli olabilir.

Château de Pierrefonds - Pierrefonds Şatosu
Bizim bu şatoya gidiş hikayemiz biraz ilginç: Paris çevresinde ve Fransa'da onca şato gezmiş biri olarak Pierrefonds Şatosu da gezilecekler yerler listemde yer alıyordu ama ben burayı Paris'e çok çok uzak bir yerde sandığım için önceliklerim listesine almamıştım. Temmuz 2016'da blog'ta yayınlamak üzere Compiegne Şatosu'nu yazmak için fotoğraf gezisi yapmak adına bir Cumartesi sabahı arabayla yola çıktık; muhteşem peyzaja sahip bir yolda dağ bayır ilerlerken karşımıza uzaktan çok hoş görünen bir köy çıktı. İçeri arabayla girmeyi başaramayınca arabayı girişte, yeşillikler içinde bir yere park edip köyün içine yürüyerek girdik.

Sonradan anladık ki geldiğimiz bu yer bir köy değil, Crépy-en-Valois diye bir Fransız komünüymüş; kasaba, mini şehir arası bir yer... Arabayla arkadan dolaşabilseymişiz içeri ulaşabilecekmişiz ama neyse ki bu da bir şans oldu bizim için ve bir nevi keşif turu yapmış olduk. Fransa'nın kuzeyinde Paris'ten bu kadar uzak olduğumuz bu karakteristik Fransız yerleşim yerinde, büyük açık otoparkın olduğu meydanda karşımıza Capadokya adında bir dönerci çıkmasıyla olaylar gelişti :)

Château de Pierrefonds - Pierrefonds Şatosu
Şöyle ki: Dönerci bize "Pierrefonds Şatosu'nu gezmeye mi gidiyorsunuz abi?" diye sorunca "yok biz Compiègne Şatosu'nu görmeye gidiyoruz" dedik, o da bize "Pierrefonds'a da uğrasanıza, buraya çok yakın" deyince  "neredeymiş bu Pierrefonds" diye Google Maps'ten baktım; yakında olduğunu anladım ama haritada gösterilen fotoğraf -sanıyorum- Pierrefonds belediye binasına ait olduğu için hiç etkileyici gelmedi ama sonra internetten diğer fotoğraflara bakınca buranın benim yıllardır gezi planımda olan Pierrefonds Şatosu olduğunu fark edince gözlerim yuvalarımdan fırladı! Velhasıl kelam,  bu şatoyu gezmeme, gezip sizlerle paylaşmama vesile olan, Crépy-en-Valois diye bir yerdeki Capadokya Restaurant'da çalışan bir Türk oldu :) Hayat nasıl da sürprizlerle dolu.

Hemen Compiègne Şatosu gezimizi ikinci plana atıp Pierrefonds'a doğru yola koyulduk, çok geçmeden de şatoyu, yazının başındaki fotoğrafta gördüğünüz şekliyle karşımızda bulduk. Nasıl etkileyici bir görüntü anlatamam. Mutlaka kendi gözlerinizle görmeniz gerek. Ben bu şatoyu başka bir yerden de hatırlıyordum ama nereden?

Château de Pierrefonds - Pierrefonds Şatosu
Şapel
Arabayı şatonun girişinde bir yerlere, sokağa park ettik ve hemen yukarı doğru tırmanmaya başladık. Ana girişte iki seçenek var; ya kapının içinden geçip soldaki kıvrımlı yoldan şatonun çevresini dolaşarak tırmanmak -ki uzun sürüyor- ya da bizim yaptığımız gibi hemen sağdaki dik yokuştan tırmanıp, biraz ileride, soldaki kapıdan içeri girip merdivenleri çıkarak ana giriş kapısına daha hızlı bir şekilde ulaşmak. Merdiveni bitirdikten sonra karşınıza çıkacak olan manzaraya hayran olacaksınız.

Şatonun ziyaret saatleri dönemlere göre değişiyor ama kesin açık olduğu saatler için kabaca 10:00-17:30 arası diyebiliriz. Son giriş saatinin de 45 dakika önce olduğunu hatırlatmalıyım ki o saatte girmeyin zaten. İçeriye nereden baksanız iki saat ayırmalısınız. Çünkü gezmeye doyamayacaksınız. Pierrefonds Şatosu'nun 1 Ocak, 1 Mayıs ve 25 Aralık tarihlerinde de kapalı olduğunu da bir yere  not ediverin lütfen.

Château de Pierrefonds - Pierrefonds Şatosu
Pierrefonds Şatosu giriş ücreti yetişkinler için 7,5€Eğer Compiègne Şatosu için tam biletiniz varsa bu bileti gösterip 6€'ya indirimli bilet alabiliyorsunuz. 18 yaşından küçükler için şato girişi ücretsiz. 18-25 yaş arası AB vatandaşı ya da AB oturma izni olanlar için de ücretsiz gezilebiliyor. Museum Pass geçerli. Ayrıca Kasım, Aralık, Ocak, Şubat ve Mart aylarının ilk Pazar günü şatonun herkes için ücretsiz olduğunu da eklemeliyim. Güncel bilet fiyatlarına, şatonun açık olduğu saatlere ve diğer detaylara ilişkin bilgiler için bu linke bakabilirsiniz.

Biletinizi alıp açılır kapanır orta çağ şatosu kapsından geçtikten sonra ana avluya geliyorsunuz. Burada bilet kontrolünden geçip gezinize başlamak için size tavsiyem önce sağ tarafta bulunan şapeli gezmeniz olacaktır. Öncelikli görmeniz yer burası değil belki ama asıl görmeniz gereken yere girdiğiniz zaman gezi rotası güzergâhı finalde sizi çıkışa yönlendiriyor, o yüzden önce şapelle başlayıp sonra avluda atlı heykelin arkasındaki kapıdan girip gezinize öyle devam etmenizde yarar var.

Château de Pierrefonds - Pierrefonds Şatosu
Avludaki at heykeli üzerindeki kral, 1396'da Pierrefonds Şatosu'nu yaptıran Louis d'Orléans. Daha önce burada başka bir şato varmış ama günümüzdeki mimari karakteristiğini orta çağda kazanmış. Daha sonra neredeyse tamamen tahrip olan şato 1813'te Napoléon Bonapartre tarafından satın alınmış ve ardından 1885'te III. Napolyon olarak anılan son Fransa kralı Louis-Phillipe tarafından mimar Eugène Viollet-le-Duc'e aslına uygun olarak yeni baştan yaptırılmış. Zaten günümüzde bu kadar eski bir şatonun bu kadar yeni ve sağlam görünmesinin nedeni de bu. Hep söylüyorum; kafamızdaki Fransa imajını yaratan Louis-Phillipe döneminde ortaya konmuş eserler, bugünkü Paris de öyle...

Şapelden sonra At heykelinin arkasındaki kapıdan girdiğinizde merdivenlerden yukarı çıkıp geçici serginin olduğu bölüme geliyorsunuz. Bizim gezdiğimiz gün cinler perilerle ilgili "şatonun hayaletleri" konusunu çağrıştıran enteresan bir sergi vardı... Serginin sonunda şapeli bir de yukarıdaki balkondan görüyorsunuz.

Château de Pierrefonds - Pierrefonds Şatosu
Bu bölümü de bitirdikten sonra şatonun asıl gezilmesi gereken kısmına geçiyoruz. Bunun için yapmanız gereken şey, atlı heykelinin tam karşısında, soldaki kapıdan içeri girip merdivenleri tırmanmak. İşte tam bu noktadan itibaren gerçek bir orta çağ şatosunu gezdiğinizi anlıyorsunuz (Ah bir de bu tür şatolar hoşunuza gidiyorsa, Paris'in hemen yanı başında, metro ile ulaşabileceğiniz Château de Vincennes - Vincennes Şatosu'nu da görmenizi öneririm).

Ahşap yüksek tavanlı salonlar, işlemeli kumaşlarla kaplı duvarlar ve taş sütunlarla dev şömineler sizi beş yüz - altı yüz yıl öncesine doğru bir yolculuğa çıkarıveriyor sanki. Her an bir yerlerden kaşısınıza bir şövalye çıkıverecekmiş gibi bir hisse kapılıyorsunuz.

Château de Pierrefonds - Pierrefonds Şatosu
Gezinin bundan sonraki kısmı kolay; kendinizi güzergâh nereye götürürse o yöne doğru bırakıyorsunuz, merdivenler inip merdivenler çıkıyorsunuz. Bazen küçük odalara kafanızı uzatıp bakmanız gerekiyor ki gizli-saklı detayları kaçırmayın.

Hele ki benim gibi çocukken bizim mini mekanikler dediğimiz playmobil oyuncakları ile oynamayı sevenlerdenseniz, şatolu şövalyeli hikayeler hayallerinizi süslemişse üstelik, burada kendinizi tam da ait olduğunuz yerde gibi hissediyorsunuz, "çevrede kimse olmasa, kimse ses çıkarmasa, yüz yıllar öncesinde yolculuğuma kendi hayalimdeki gibi devam edebilsem" diyorsunuz.

Château de Pierrefonds - Pierrefonds Şatosu
Ah, ben de diyorum bu şatoyu bir yerden tanıyorum, bir yerden tanıyorum; evet ya: Burası, bir zamanlar severek izlediğim Merlin dizisinin çekildiği şato, Camelot! Ama size bir sır vereyim mi, bunu şatoyu gezerken değil, bu yazıyı hazırlamak için araştırma yaparken fark ettim :) Bilsem daha bir farklı gözle gezerdim ama hali hazırda gezdiğim bakış açısının da eksik kalan bir yanı yoktu. Yine de buraya bir kere daha gitmem farz oldu...

Neyse biz şato içindeki turumuza devam edelim. Güzergâh bizi o salondan bu salona dolaştırırken, bazen daracık merdivenlerden, bazen gizemli koridorlardan, bazen de derin boşluklarda şatonun alt tarafındaki uçurumların göründüğü mazgalların üzerinden yürüye yürüye, yolculuğumuz oldukça büyülü bir şekilde devam ediyor.

Château de Pierrefonds - Pierrefonds Şatosu
Şato orta çağ dönemine uygun olarak restore edilmiş diyorum ama elbette ki çağdaş modern mimari tekniklerile ile gerçekleşmiş bu çalışma, eh biraz da dönemin estetik anlayışı ile bir yorumlama olmuş, sonuçta da böyle güzel bir eser ortaya çıkmış. Biz fani gezginler olarak bu sonuca hayran olabiliriz ancak; yoksa sanat ve mimarlık tarihi açısından nasıl değerlendirilmesi gerektiğini işin uzmanlarına bırakıyorum.

Şatonun arka tarafına bakan pencereler neyse de Pierrefonds yerleşim alanına doğru bakan yamaçtaki pencerelerden manzara muhteşem. Zaten şato gezimiz bitince aşağı inip kasabayı da şöyle bir dolaşacağız.

Château de Pierrefonds - Pierrefonds Şatosu
Gezinin sonlarına doğru atlamamanız gereken bir detay var. Epeydir uzun koridorlarda yürüdüğünüz için gezinizin bitmesine yakın bazı yerleri es geçmeye kalkabilirsiniz ama özellikle şarap mahzeni olan cave (kav) bölümüne mutlaka inmenizi öneriyorum. Burada son Fransa kralı Louis-Philippe'in 1853'te Versailles Sarayı'ndaki bir sergi için yaptırdığı, Fransa monarşisinin önemli isimlerinin heykelleri bulunuyor. Ama sadece heykel diye düşünmeyin, zira sergileniş biçimi farklı ve oldukça da etkileyici.

1953'te Versailles Sarayı'ndan Pierrefonds Şatosu'na taşınan bu sergi, şatonun kavında çok özel ışık düzeneğiyle oldukça loş bir ortamda sergileniyor. Heykeller ve lahitler sıra sıra dizilmiş, hatta öyle ki ilk başta bu lahitlerin gerçekten o krallara ait olduğunu sandım ama sonradan araştırdım ki Fransız monarşisinin en önemli isimleri Saint-Denis Bazilikası'nda. Oraya da gitmek lâzım!

Château de Pierrefonds - Pierrefonds Şatosu
Bu etkileyici bölümü de gezdikten sonra tekrar yukarı çıkıp gezimizin son aşamasına geçiyoruz. Aşağıda fotoğrafını gördüğünüz salonla birlikte şatonun iç mekan gezisi sona eriyor. Çıkışın hemen önünde Pierrefonds Şatosu'nun maketini görüyor, nasıl bir yapının içinde olduğunuzu daha bir iyi anlıyorsunuz.

Çıkış kapısı sizi museum shop'a yönlendiriyor ve buradan geri giremiyorsunuz. Biz gezerken size tavsiye ettiğim gibi değil, ilk bu bölümden başladığımız için kendimizi bir anda şatonun çıkışında bulmuştuk, sonra avluya dönüp, görevliden rica edip tekrar içeri girerek gezimizi tamamladık. Eh o zaman Pariste.Net'te Pierrefonds Şatosu hakkında bir yazı yoktu ki nereden bilebilirdik :)

Château de Pierrefonds - Pierrefonds Şatosu
Şato gezinizi bitirdikten sonra, açılır kapanır kapıdan çıkınca dilerseniz sol taraftaki dolambaçlı yoldan, dilerseniz sağ taraftaki merdivenlerden aşağı inip kasabaya dönüyorsunuz. Aşağıda hemen solda harika bir antikacı var, orayı sakın atlamayın derim. Tabii bu tür antika eşyaları seviyorsanız Paris'teki Saint Ouen Bit Pazarı'na özel vakit ayırmalısınız, daha klas şeyler arıyorsanız da adresiniz yine Paris merkezindeki Village Suisse olacaktır.

Kasaba merkezinde birbirinden güzel irili ufaklı yeme içme mekanları mevcut. İçinize hangisi siniyorsa girip oturabilirsiniz ama eğer hava müsaitse, benim size tavsiyem, hemen aşağıdaki göletin kıyısındaki mekanlar olacaktır. Cennet gibi bir yer, inanamazsınız. Hatta burada kano ya da su bisikleti de kiralayıp tüm gün keyifle vakit geçirebilirsiniz.

Château de Pierrefonds - Pierrefonds Şatosu
Château de Pierrefonds gezisi öncesi ya da sonrasında -hazır buralara kadar gelmişken- bir de Compiègne Şatosu'nu görmekte yarar var. O da bir sonraki yazımızın konusu olsun ama bir günde iki şato görmek hem fiziksel hem de ruhsal olarak insanı yorabiliyor; devasa boyutlardaki bu şatoları dolaşmanın yorgunluğu kadar gördüklerinizin ruhunuzda yaratacağı izlerin yoğunluğu da kafanızı allak bullak edebiliyor. Paris'e 80-90 kilometre uzakta olup birbirine 15-20 dakika mesafede bulunan bu iki şatonun ikisini birden aynı gün görüp görmeme kararı tamamen size kalmış. Biz Temmuz 2016'daki gezimizde her ikisini birden gezdik, hem mutlu olduk hem de perişan :)

Evet, gördüğünüz gibi Fransa'nın cevherleri, Paris ve çevresinin zenginlikleri saymakla, gezmekle ve yazmakla bitmiyor. Araştırsak Pierrefonds Şatosu'nun çevresinde daha ne güzellikler çıkar da işte, şimdilik olmazsa olmaz yerleri aktarmaya çalışıyorum sizlere. Buraya kadar okuduğunuz ve her türlü desteğiniz için teşekkür ederim.

En güzel gönül saraylarına sahip olmanız, o sarayı hep güzel insanlara açmanız dileğiyle.

Keyifli geziler, keyifli keşifler.




Adres: Château de Pierrefonds, Rue Viollet le Duc, 60350 Pierrefons



KATEGORİLER          ANA SAYFA

Konsolosluk Rehberi

REKLAM ve SPONSORLUK

BİLGİ VE TEŞEKKÜR

Ocak 2014'ten bu yana Paris'i daha kolay gezebilmeniz için hazırladığım ve düzenli olarak yeni yazılarla güncellediğim bu blog'taki bilgilerin ancak paylaşıldıkça değerli olduğuna inanıyorum. Beğendiğiniz yazıları sosyal medya hesaplarınızda paylaşmanız, bu bilgilerin daha çok kişiye ulaşmasına yardımcı olacaktır. Yazılarla ile ilgili görüş ve önerilerinizi yorum bölümüne yazmaktan çekinmeyiniz. İlginiz ve desteğiniz için teşekkürler.

Google+ Takip Edenler

İLETİŞİM FORMU

Ad

E-posta *

Mesaj *

pariste.net kaç kez okundu?

© 2014-2016 Tüm hakları saklıdır. Yazı ve görseller izinsiz kullanılamaz Pariste.Net Paris Gezi ve Yaşam Rehberi.
Powered by Blogger.