Facebook Facebook Twitter Instagram Google LinkedIn Pariste.Net English

26 Mart 2017 Pazar

Cennette Beşinci Yıl

Cennette Beşinci Yıl - Château de Compiègne
Bugün itibariyle Paris'e yerleştiğim ilk gün üzerinden tam beş yıl geçmiş. Yani beş yıl önce bugün Paris'e yaşamak üzere geldiğim gündü. Her yıl olduğu gibi bu yıl da geçtiğimiz bir yılın genel durum değerlendirmesini yapmak; ne umduğumu ne bulduğumu, Paris hakkında neler düşündüğümü, neler olup bittiğini sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu yazıda paylaştıklarım kendi hayatımın bir gözden geçirmesi olacak belki ama bir o kadar da sizin için yol gösterici olacaktır diye düşünüyorum.

Bu yazıya başlamadan önce, bugüne kadarki her yıl dönümünde yazdığım Cennette Bir Yıl, Cennette İkinci Yıl, Cennette Üçüncü Yıl ve Cennette Dördüncü Yıl yazılarımı en baştan başlayarak, sırasıyla yeniden okudum. Çok özet olarak görüyorum ki, Paris'e ilk yerleştiğim zamanlar ve geçen yıllar içinde ne düşünüyorsam, bugün hâlâ öyle düşünüyorum: Burası bir cennet... Ben beş yıl önce öldüm ve tam beş yıldır bu cennette yaşıyorum.

Cennette Beşinci Yıl - Maison de Claude Monet
Etkileşimde bulunduğum kimi insanlar benim düşündüğümün aksini düşünüyor olabilir ama ben bu konuda fikrimi değiştirmiş değilim. Fransa'da yaşıyor olmanın nimetlerinden sonuna kadar yararlanıyorum ve bunu hak etmek için de elimden geleni yapıyorum. Çünkü insan olmanın kriterleri ortak: Çalmayacaksın, yalan söylemeyeceksin, kimseye zarar vermeyeceksin, başkalarına karşı saygılı olacaksın, düşünce özgürlüğünün değerini bileceksin. Bundan sonrası da hayatı güzelleştirmek için:

Bol bol okuyacaksın, sanatı hayatında önemli bir yere konumlandıracaksın, çok kültürlülüğe değer vereceksin, etik ve estetik değerleri el üstünde tutacaksın, insanlara din, dil, ırk, cinsiyet farkı gözetmeksizin saygıyla yaklaşacaksın, hayattaki tek doğrunun senin doğrun olamayabileceğini göz önünde bulunduracaksın diye bu liste uzar gider. Hepimizin bildiği ama çoğu zaman yaşam koşuşturmacası içinde ıskaladığımız bu ortak değerlere göre yaşamamınızı şekillendirdiğiniz zaman, dünyanın neresinde olursanız olun zaten belirli bir eşiği aşmış oluyorsunuz ve hayat önünüze tüm zenginliğiyle seriliveriyor; size de onu hakkıyla yaşamak düşüyor; elbette ki aldığınız her nefesin hakkını vererek.

Cennette Beşinci Yıl - La Tour Eiffel
Ben Paris'e yıllar önce turist olarak geldiğim ilk gün de, bugün Paris'teki beşinci yılımı tamamladığım anda da her zaman kendimi iyi hissettim. Yaşamla barışmayı öğreneli zaten çok olmuştu, kendimle barışmayı öğrenip, bir de başkalarıyla uzlaşmanın yolunu öğrenince üzerine, her şey yağ gibi akıp gitmeye başladı. Benim aldığım eğitim, görgü, terbiye Paris'te hâlâ geçer akçe olunca, o zaman çok da fazla zorlanmıyor insan. Kendiyle barışık, dünyayla barışık, huzur içinde yaşayıp gidiyor.

Benim Paris'te anahtar kelimem, beş yıl önce olduğu gibi bugün de "huzur". Paris onca kalabalığına, onca karmaşık etnisiteye, onca turiste rağmen huzur dolu bir yer benim için. Sokağa adımımı attığım an böyle hissediyorum. Evim zaten İstanbul'daki hayatımda da huzurun kalesiydi ama İstanbul'da, özellikle son yıllarımda sokağa çıktığım anda bu huzur -çok az kalan gizli saklı köşeler hariç- uçup gidiyordu. Paris'teyse nefes almak için çok daha geniş bir alanım var, ben de ciğerlerime kadar çekip yaşadığımı hissetmekten hiçbir zaman vazgeçmiyorum.

Cennette Beşinci Yıl - Le Vésinet - Le Pecq
Paris'te bunca yıl yaşayıp da her şeyin bu kadar yolunda olması pek çok kişiye inandırıcı gelmiyor olabilir. Artık kimseyi inandırmak gibi bir derdim de yok. Paris'le diyaloğu daha uzun ya da daha yoğun sürmüş kişilerin yaşadığı olumsuz deneyimler benim kapımı çalmadı bugüne dek. Hâlâ bu şehirde yalnızlık duygusunu tatmış değilim. İstediğim zaman kendimle baş başa kalabilmeyi, istediğim zaman değer verdiğim insanlarla bir araya gelebilmeyi seviyorum. Burada çok değerli olduğunu düşündüğüm insanlarla kurulu bir çevrem var artık.

Doğup büyüdüğüm İstanbul'da yıllar yıllar boyunca inşa ettiğim dostlukları da koruyup kolluyorum elbette. Her 3-4 ayda bir eşimi-dostumu ve tabii ki ailemi görmek için İstanbul'a gitmeyi de ihmal etmiyorum. Ama inanın bu gidişler sadece o sevdiğim insanları görmek için; yoksa benim bunca zamandır İstanbul'a dair özlediğim bir şey olmadı. İstanbul'u özlemiyorum demiyorum; benim özlediğim İstanbul artık olmayan bir İstanbul, o nedenle şu anki İstanbul'u görmemin hayatıma artı bir değer katması mümkün değil diyorum. Yani bu anlamda, benim içinde bulunduğum durum daha acıklı...

Cennette Beşinci Yıl - Rueil - Malmaison
Paris'e aşık değilim; benim aşık olduğum tek şehir İstanbul'dur. Ne var ki şu anki İstanbul benim içinde doğup büyüdüğüm İstanbul değil. Nasıl desem, hâlâ deliler gibi sevdiğim halde artık şiddetli geçimsizlik nedeniyle ayrı yaşamak zorunda kaldığım ilk ve tek aşkım gibi İstanbul. Büyük konuşmak doğru değil ama sanki artık bir daha bir araya da gelemezmişiz gibi geliyor ve bu da bana elbette ki acı veriyor. Bu anlamda Paris benim yeni aşkım değil, İstanbul'u unutturmak için koynunda avutan sevgilim. Zamanla aşık olabilir miyim, bilmiyorum. Belki de "insan hayatında sadece bir kere aşık olur" diye düşünen aşırı romantiklerdenim.

Benim İstanbul'umun artık olmadığını ve olamayacağını kabullendikten sonra Paris'te yaşamak daha bir kolaylaştı. Zaten buraya beş yıl önce kendi rızamla gelmiştim. Hikayemin önceki kısmını okuyanlar bilirler; hedefim doğrudan Paris değildi, bir çeşit "kaderin ağlarını örmesi sonucu" kendimi Paris'te bulmuştum ama İstanbul'dan ayrılıp başka bir ülkede yaşamak tamamen benim tercihimdi. Elbette ki bu kararı güle oynaya almadım. Ben de isterdim doğup büyüdüğüm şehirde hayat benim terbiyesini aldığım inceliğiyle devam etsin ama o İstanbul değişti, dönüştü, artık benim yaşayamayacağım bir hal aldı ve ben de yıllar önce böyle bir karar alıp tam beş yıl önce Paris'e adım attım. Dedim ya bu hikayenin detayları önceki yazılarımda var.

Cennette Beşinci Yıl - La Tour Eiffel
Peki neler oldu son bir yıl içinde; daha iyiye ya da daha kötüye giden neler var? Öncelikle Pariste.Net zamanımın çoğunu, hatta neredeyse tamamını almaya başladı. Bu hem iyi, hem de kötü bir şey. İyi bir şey, çünkü çok geniş bir kitleye ulaşıyor ve Paris'e gelecek olup internette araştırma yapan herkesin başvurduğu ilk kaynak olmayı başardım. Bundan da büyük mutluluk duyuyorum ama yazacak konular bitmediği için sürekli olarak yeni yazılar yazıyorum. Son bir yıl içinde 90 yazı yazmışım, toplamda 450'yi geçmişim. Düşünebiliyor musunuz, Paris üzerine yazılmış tam 450 yazı! Artık sadece turistlerin değil tur rehberlerinin de okuduğu bir blog oluşturmayı başardığımı fark ediyorum. Bu çok güzel bir duygu.

Yazmakla da kalmıyorum, bir de bunların güncellenmesi var. Mart 2017 itibariyle tüm yazılarımı tek tek gözden geçirdim ve güncellenmesi gereken 400 dolayında yazıyı linkleriyle, fotoğraflarıyla güncelledim. Yani Pariste.Net'teki bunca yazının son güncellenme tarihi Mart 2017! Her ay da pek çok yazıyı düzenli olarak güncellemeye devam edeceğime göre nasıl bir iş yükü altına girdiğimi siz hesap edin. Eh bir de gelen sayısız e-posta yanında Facebook, Twitter, Instagram ve Google Plus üzerinden gelen sorular var. Hepsine tek tek yanıt vermeye çalışıyorum ama bazen bu yanıtları verebilmek için bir tam günümü harcadığımı biliyorum :) Ama o kadar güzel geri dönüşler alıyorum ki, bu bana her zaman güç veriyor; bazen yorgunluk hissettiğim anlarda böylesi mesajlarla ve yorumlarla silkelenip kendime geliyorum. O yüzden her yorumunuz, görüş ve öneriniz benim için değerli. Buradan bir kere daha teşekkür ediyorum.

Cennette Beşinci Yıl - Palais Royal
Ben mevcut duruma yetişemezken 2016 yazı itibariyle Megby Publicité yani şu anki ajansım bana ulaştı ve benimle tanışmak istediklerini söylediler. Bir gün belirleyip buluştuk ve ajansın sahibesi, dünyalar tatlısı Şirin Hanım'la tanışınca hayatımın çizgisi bir kere daha değişti. Kendisi o kadar ama o kadar çalışkan bir insan ki, benim Paris'te kendime ördüğüm sakin ve mutlu kozayı delerek kelebeğe dönüşmem için benimle yol almak istediğini söyledi. O böyle demedi tabii de ben böyle anladım. Şu an içinde bulunduğum, beni deliler gibi çalışmaya meylettiren kişi Megby'nin sahibesi Şirin Hanım'dır, sakin sepenek hayatımın çarkına çomak sokan bizzat kendisidir :)

Megby sayesinde çok nazlandığım "Pariste.Net TV Vlog Projesi"ni birlikte hayata geçirdik. Ben çok ayak diredim; fotoğraf çektirmeyi çok sevsem de kamera önünde "film çevirmeyi" hiç sevmediğimi defalarca söyledim ama ısrarla beni kamera önüne çıkardılar ve başladık Paris üzerine videolar yapmaya. Yani bunca zaman Pariste.Net'teki yazılarımla yapmaya çalıştığım şeyi bu kez Pariste.Net TV ile Youtube üzerinde yapacaktık. Bu hiç de göründüğü kadar kolay bir iş değil inanın. Arkasında nasıl bir emek var, nasıl uğraş gerektiriyor... Benim mızmızlık yapmaya çalıştığım zamanlarda Şirin Hanım motive etti hep, görünen o ki böyle de devam edecek. Siz Youtube kanalımdan bir bakın isterseniz, bir izleyiverin videolarımı, kanala  abone olup bir de beğendiklerinizi sosyal medya hesaplarında paylaştınız mı benden mutlusu yok.


Örneğin yukarıdaki videomu bir izleyin isterseniz. Bu video "Benim Paris'im"i anlatıyor. Tüm videolar Türkçe olmasına rağmen bu videoda herhangi bir dil kullanmak istemedim; düşündüm ki dünyanın dört bir köşesinden insanlar izlediklerinde benim Paris'im nasılmış anlasınlar. Siz de dünyanın bir köşesinde olduğunuza göre izleyip değerlendirmeniz benim için önemli. Benim Paris'im neden cennet daha bir anlaşılacaktır sanıyorum.

Tabii bu Vlog işini kabul edince, zaten yoğun olan iş tempom birden katlanarak çoğaldı! Haftada en az bir gün çekim, en az bir gün de montaj için ajansa gitmem gerekti ve tüm günüm kapalı bir ofis ortamında geçmeye başladı :) Çoğu zaman kendi kendime "Allah'ım benim burada ne işim var?" deyip duruyorum ama yaptığımız videoların, tıpkı Pariste.Net'teki yazılar gibi insanların Paris gezilerini kolaylaştırıcı ve bir o kadar da güzelleştirici olduğunu düşündükçe kendi kendime "devam" diyorum. Sizlerden gelen geri dönüşler böyle güzel olduğu sürece de bu projeye tüm hızıyla devam edeceğim. Yani bir süre daha beni deli gibi bir çalışma temposu bekliyor...

Cennette Beşinci Yıl - Château de Chantilly
2016 yazının en güzel yanlarından biri Paris çevresinde görmeyi istediğim, blog yazısı için tekrar gezip fotoğraflamayı hayal ettiğim Fontainebleau, Vaux le Vicomte, Chantilly, Pierrefonds, Compiègne, La Roche Guyon, Maisons gibi birbirinden güzel şatoları, Monet'nin Evi' nin bulunduğu Giverny, Fontainebleau yakınlarındaki ressamlar köyü Barbizon gibi birbirinden güzel yerleri gezmek oldu. Şimdilik toplam 12 şato yazım olduğuna göre neredeyse her hafta sonunu bir şatoda geçirmek de benim cennet Paris'imi daha bir cennet yaptı. Sonra bunları oturup yazıya dökmenin çilesini ise saymıyorum; varsın insanlar beni "keyif keka, iş yok güç yok, gezip duruyor" diye bilsin :)

Yalan yok, elbette gezip tozuyorum da :) Son bir yıl içerisinde İstanbul'a birkaç kez gittim ama bunun yanında, Berlin, Barcelona, Valencia, Granada, Ronda, Sevilla, Cordoba, Toledo, Madrid, Düsseldorf, Mönchengladbach, Hamburg, Bodrum, Lizbon, Amiens, Viyana ve Rio de Janeiro da gezdiğim yerler arasında oldu. Hepsi birbirinden güzel geçti ama içlerinde Endülüs tatili ve Rio unutulmazdı.

Cennette Beşinci Yıl - Rio de Janeiro
Malum, doğum gününü hep kışın kutlayan biri olarak 10 Aralık'ta deniz-kum-güneş olarak kutlama gibi bir hayalim vardı ve önceki yıl Martinique tatili ile bu hayalimi gerçekleştirmiştim. Bu doğum günümde de Rio'ya giderek hayalimin gerçekleşmesi katmerlendi. Bu nedenle ne kadar şanslı olduğumun farkındayım ve inanın bunun kadrini kıymetini çok iyi biliyorum.

Örneğin Rio tatil fotoğraflarımı kişisel instagram hesabımda paylaştığımda, tanımadığım birkaç kişi mayo giydiğim için beni eleştirdiler :) İşte o zaman artık Türkiye'de yaşamadığım için neden mutlu olduğumu bir kere daha hatırladım. Rio sahillerinde, Fransa sahillerinde olduğu gibi neredeyse herkes mayoyla denize giriyordu; yani insanlar istedikleri gibi giyinip, rahat ettikleri gibi soyunuyorlardı ve bu kimseyi ilgilendirmiyordu. İnsanları rahat bırakmak esas; kendini rahat hissetmek. Diyorum ya cennet sadece yeşillikle mavilikle ilgili bir şey değil; özgürlük en güzel cennet...

Cennette Beşinci Yıl - Château de Vaux le Vicomte
Aslında Martinique tatilimi olduğu gibi Rio tatilimi de kaleme almalıydım ama bu kez gerçekten vakit bulamadım. Zaten onca gezdiğim yer var ama daha Pariste.Net'te yapacağım yeniliklerin tamamını yapmak için vakit bulamamışken -şimdilik- başka şehirlere yönelip dağılmayı çok düşünmüyorum ama bu yıl 500. yazıyı yayınladıktan sonra belki diğer şehirleri yazmaya başlayabilirim. Fransa'nın birbirinden güzel şehirlerini yazmak istiyorum önce, sonra da Avrupa'da en çok sevdiğim on şehir belki? Durun bakalım, her şey zamanla.

Geçtiğimiz bir yıl içinde beni en çok mutlu eden şeylerden biri de Bir tanesi D Medya Magazin, bir tanesi de Marquette olmak üzere, iki ayrı derginin benimle röportaj yapmak istemesiydi. Bu iki ayrı röportaj iki ayrı dergide yayınlanınca oldukça mutlu oldum. Bu arda Pariste.Net'in toplam okunma sayısı iki buçuk milyonu geçti, Vlog da yüzümün daha bilinir olmasına katkıda bulundu. Paris'i gezmeye gelenlerin sokaklarda beni tanıyarak durdurarak selam vermesi daha sık rastlanır bir durum olmaya başladı. Eh bir de sağ olsunlar insanlar buluşup kahve içip sohbet etmek de istiyorlar ama yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi gerçekten öyle bir zaman bulamadığım için biraz üzgünüm. Ben de isterim herkese ayrı ayrı vakit ayırayım, güzel güzel sohbet edelim ama bu çok mümkün görünmüyor.

Cennette Beşinci Yıl - Musée Grévin
Böyle eğlenceli fotoğraflar çektiriyorum ama henüz yolun çok başında olduğumun farkındayım. Daha kat etmem gereken çoook mesafe var. Bu işler hiç kolay değil. İlk başladığım zaman da bu kadar zor olacağını hiç düşünmemiştim. Zorluğu işin zorluğundan değil, zamanın kısıtlı olmasından, insan ömründe bir günde sadece 24 saat olmasından. Yoksa gücümden ve enerjimden bir şey kaybetmiş değilim; bazı günler on saat bilgisayar başında geçirdiğim oluyor. Bazen de elime cep telefonu bile almadan saatlerce Paris sokaklarında dolaşıyorum ama ilk yıllarımda olduğu kadar rast gele trenlere atlayıp, rast gele uzak yerlere gidemediğimi de itiraf etmem gerek.

Türkçe bir blog yapmanın olumsuz yönlerinden biri de Paris'teki hayatımda Türkçenin çok ağırlık kazanması oldu. Bu anlamda, bir bakıma şanslıyım, kendimi kendi dilimde çok rahat ifade edebilme şansını yakalamış oldum ama bu kez de özene bezene bir yerlere getirdiğim Fransızcam istediğim hızda ilerlemiyor. Evet Fransız arkadaşlarımla exchange buluşmalarıma düzenli olarak devam ediyorum, evet Fransızca kitapları sözlüksüz okuyabiliyorum, film izlemede sıkıntı yok ama Türkçedeki yazma yeteneğim kadar Fransızca yazıp kendimi ifade etme konusunda hâlâ istediğim noktada değilim. Bunun için Türkçeden uzak kalmam gerekiyor ama o zaman da Pariste.Net'e vakit ayıramam. Bakalım, bulacağız bir orta yolunu :)

Cennette Beşinci Yıl - UNESCO T.C. Rezidansı
Her ne kadar ben başka bir ülkede belli bir süre kendi rızamla yaşama kararı almış biri olsam da ufak ufak kendimi "gurbetçi" gibi hissetmeye başlamadım dersem yalan olur :) Öyle ki, her ne kadar Paris'te expat kıvamında, buranın nimetlerinden yararlanan biri olarak güzel bir hayatım olsa da gerçek anlamda Fransız olarak kabul edilmeyeceğimi bildiğim için kendimi bu anlamda misafir gibi görüyorum. Eh, Türkiye'de yaşamak eskisi kadar aşkla yapabileceğim bir şeymiş gibi de görünmüyor artık; hal böyle olunca, dediğim gibi kendimi "gurbetçi" gibi hissetmeye başladım sanki. Bu konudaki fikrim henüz net değil ama içimdeki karışık hisler şu an için böyle.

Nasıl ki Türkiye'ye yerleşen bir "yabancı" hiçbir zaman oranın yerlisi olarak kabul edilmeyecekse, en fazla hoşgörüyle kabul edilen bir "yabancı" olarak kalacaksa, burada da aynı şey söz konusu. Gerçi benim yaşam standartlarım nedeniyle hiçbir zaman kendimi bir yabancı olarak hissettirecek bir durumla karşılaşmadım ama ülkelerin son dönemde içine girdiği nasyonalist akımlar nedeniyle her şeyin bir anda değişiverebileceğinin de farkındayım. O halde gelin biraz da Paris'te yaşamanın dezavantajlarından, benim gözümdeki bazı olumsuzluklardan söz edelim:

Cennette Beşinci Yıl - Pont des Arts
Bir kere, dünyanın her yerinde olduğu gibi Paris'te çalışmak da kötü bir şey :) İstediğiniz kadar güzel bir işiniz olsun, yaşamak için para kazanmaya ihtiyacınız varsa, statünüz ve geliriniz ne olursa olsun siz patron değil işçisiniz :) Eh, sonuçta ben de paşa torunu olmadığıma göre, bu "çalışmak zorunda olmak" fikri hiç hoş bir duygu değil ama en azından yaptığımın birilerinin hayatını güzelleştiriyor ve kolaylaştırıyor olması; özellikle de manevi iş tatmini pek çok zorluğun üstesinden gelmenizi sağlıyor. Expat olursanız derdiniz başka, benim gibi kendi işinizi kurarsanız onun derdi başka. Eh şu an için başka bir yol görünmediğine göre seve seve işimize gücümüze devam etmemiz gerekiyor :)

Özellikle Vlog nedeniyle sık sık ajansa gitmem gerektiğinden ve geç saatlere kadar ofiste çalışmamı gerektiren durumlar olduğundan arabamı daha sık çıkartır oldum. Oysa eskiden sadece toplu taşıma kullanan, bundan dolayı da çok mutlu olan biriydim ama ajans Paris'in kuzey doğusunda olduğu için oraya arabayla gitmem gerekiyor. Eğer Paris ve çevresinde araba kullanmanız gerekiyorsa çok da keyif almayacağınızı söylemeliyim. Ben eskiden Avrupalıların kurallara çok daha uyduğunu düşünürdüm ama öyle değil maalesef :) Dolayısıyla Paris'te araba kullanmak hayatın tadını kaçıran şeylerden biri. Bence en güzeli toplu taşıma kullanmak, aslına bakarsanız en güzeli yürümek, yürümek yürümek...

Cennette Beşinci Yıl - Cité de l'Architecture
Paris'in dışına doğru çıkıp doğu taraflarında ilerledikçe benim cennet Paris'imin izleri yavaş yavaş kayboluyor. Elbette güzel yerler orada da var ama özellikle yoğun göç ve entegre olamamış göçmen grubunun ağırlıkta olduğu bölgelerde yaşam kalitesi açısından pek sevimli görüntülerle karşılaşacağınızı söyleyemem. Zaten buraları gördükten sonra Paris'in Öteki Yüzü yazımı da güncellemek zorunda kaldım. Benim Paris'im eskiden daha pürüzsüz bir yerdi ama Paris'in doğu yakasını keşfettikçe defolu yüzü gözüme daha çok görünür oldu, bunu inkar edemem.

Paris'te ağzımın tadını kaçıran bir başka gelişme de La Défense'taki evimin önündeki bulvarın RER-E uzatma çalışmaları nedeniyle bir şantiyeye dönüşmesi oldu :) Neyse ki evin önünde altıncı kata kadar olan ağaçlar aynen duruyor ama bulvarın ortasındaki yemyeşil parkı yok ettiler, devasa ağaçları da kestiler; evet, ben de inanamadım ama yirmi metre boyunda dev at kestanesi ağaçlarını acımadan kestiler... Hal böyle olunca La Défense'tan bizim eve giden yol eskisi gibi cennet bahçesi kıvamında değil. Yine güzel belki ama bulvarın ortası dediğim gibi bir şantiye oldu. Grand Paris Projesi kapsamında RER-E'nin Saint Lazare Garı'nda son bulan / başlayan hattı La Défense'tan geçecek biçimde uzatılıyor. Tabii bu bizim evin değerinin artması bakımından önemli ama her şey para değil. Ne güzel bir hayatımız vardı bizim, şimdi birkaç yıl inşaat var gibi görünüyor. Yine de evden çıkınca başımı göğe kaldırdığımda ağacın göğe uzanan dalları selamlamaya devam edebiliyorum; bakalım, gerisini zaman gösterecek.

Cennette Beşinci Yıl - La Roche Guyon
Bugüne kadar hep "şu kadar zamandır Paris'te yaşıyorum, bir kere bile canımı sıkan bir şey olmadı" diyordum ama itiraf etmem gerekir ki bu can sıkıntısı duygusunu geçtiğimiz bir yıl içinde özellikle Türkiye'de yaşanan ve peşpeşe meydana gelen terör olayları nedeniyle çok sık ve yoğun bir şekilde yaşadım. En son 2017'ye Viyana'da girerken, yılbaşı gecesi İstanbul'da yapılan saldırıda cidden kolum kanadım kırılmış gibi hissettim ve o an 2017'ye dair umutlarımı yitirdim. Zaten Fransa'da ve dünyanın çeşitli şehirlerinde de pek çok terör olayı yaşandı ve bu olay her şeyin üzerine tuz biber ekti. Ben de bir süre sosyal medyadan uzak kalıp zihnimi arındırmak istedim ve tam on beş gün blog haricinde hiçbir şeyle ilgilenmeden temizlenmeye çalıştım. Gerçekten zor bir süreçti benim için. Şimdi bir sonraki büyük bir saldırıya kadar her şey yolundaymış gibi yaşayıp gidiyoruz işte...

Kendi hayatımda, kendi iç dünyamda her şey yolunda. Bunun için mutlu mu olmalıyım, suçluluk mu duymalıyım bilemiyorum ama bu hayatın bir kerelik olduğunun da farkındayım. O nedenle üzüntüyle, kendime bir şeyleri dert ederek geçirmek istemiyorum. Benim çocukluğum televizyonda her akşam "bu akşam filanca kahvehane tarandı, şu kadar kişi öldü" haberlerini seyrederek geçti. Çok korkardım bu haberleri izlerken. Bu yaşa geldim, değişen çok bir şey yok. Ölüm ne zaman nerede karşımıza çıkacak bilemiyorum ama ben bu dünyanın hakkını vermek için elimden geleni yapmak niyetindeyim. Başkalarının hayatını güzelleştirmek içinse elimden gelen şimdilik bu: Pariste.Net'le sadece Paris'e gelecek olanların değil, burada yaşayanların da hayatlarına renk katmaya, yararlı bilgilerle onların yaşamını kolaylaştırmaya çalışıyorum.

Cennette Beşinci Yıl - Le Calife
Yolu hiç Paris'e düşmeyeceği halde Paris'i sevenlerin de yaşamını güzelleştirmek niyetim. O kadar çok kişiye bir tür coaching hizmeti verdim ki. Aldığım soruların haddi hesabı yok. İnsanlara moral verip onların hayata tutunmaları için elimden ne geliyorsa yapıyorum. Dediğim gibi bu dünya bir kerelik ve yaşam hakkımız çok değerli. Ölümü kutsayan hiçbir sistemi yüceltmemeyi öğreneli çok oldu. Kutsal olan yaşam hakkımız çünkü.

Ben de böyle, bu cennet şehirde, kendi payıma düşeni yaşıyorum işte. Önümüzdeki bir yıl içinde hedefim, kafamdaki 500 yazıyı tamamlamak, geçmiş yazıların hepsini güncel tutmak, birbirinden güzel en az 50, en çok 100 Paris videosu hazırlamak. İş dışında kendime daha çok zaman ayırmak, Paris'teki ilk aylaklık günlerimdeki gibi avare avare gezebileceğim ortamlar yaratmak gibi bir önceliğimde var, bakalım, becerebilirsem :) Bir de bu yıl içinde kendime bir iyilik yaparak pilatese başladım, inanın ilaç gibi geldi...

Cennette Beşinci Yıl - La Petite Ceinture
Önümüzdeki dönemde bol bol seyahat planlıyorum yine elbette ama sırf gezmek için değil, her gezdiğim yerin beni değiştirip dönüştürdüğünü, ruhumu güzelleştirdiğini bilerek çıkmak için yola hep. Her zaman doğru yol arkadaşıyla olmak, kimseyi kırıp incitmemek, hayatı kolaylaştırıcı ve güzelleştirici olmak da tüm ömrümün hedefi zaten.

Seneye Cennette Altıncı Yıl yazısı hazırlar mıyım bilmiyorum. Benim için ilk beş yıl çok önemliydi ve bu beş yılı alnımın akıyla tamamladım. Ölsem de gam yemem artık :) Eğer yol gösterici oluyorsa bu yıllık genel durum değerlendirmeleri, seneye yine yazarım hayat izin verirse. Biz yolumuzda güzel güzel ilerlemeyi hedefleyelim de.

Bunca zaman Paris'te yaşadığım şeylerin bir günü için bile bir ömrü feda edebilirim özetle. O kadar güzel, o kadar keyifli günlerim oldu. Her daim kendimi insan gibi hissettim bu şehirde.

Nice güzel günler dileğiyle.

"Hayat sana teşekkür ederim"

Sevgiyle...




İlgili Yazılar:
- Cennette Bir Yıl
- Cennette İkinci Yıl
- Cennette Üçüncü Yıl
- Cennette Dördüncü Yıl

KATEGORİLER          ANA SAYFA

17 Mart 2017 Cuma

Yemekli Gezi Teknesi: Le Calife

Seine Nehri Yemekli Gezi Teknesi: Le Calife
Seine Nehri üzerinde yemekli gezi yapabileceğiniz pek çok seçenek mevcut ama ben bu yazıda sizlere, yemekli gezi tekneleri arasında en sevdiğim Le Calife'ten bahsetmek istiyorum. Yıllardır Paris'te yaşıyorum, bu teknede bir akşam yemekli geziye katılmayı uzun zamandır istiyordum ama kısmet Mart 2017 başındaki özel bir kutlama yemeğineymiş demek ki. Hem kendim için özel bir akşamda bu teknede unutulmaz bir gece yaşamış oldum, hem de blog için harika bir yazı konusu ile karşınızda olmanın mutluluğunu yaşıyorum.

Le Calife (lö kalif) vaktiyle Seine Nehri üzerinde yük taşıyan eski mavnalardan (péniche) biri. Zaman içinde gezi teknesi olarak düzenlenmiş ve benim zevkime göre yemekli gezi tekneleri arasında en güzeli, en kişilikli olanı. Elbette başka seçenekler de var ama Bateaux Mouches gibi olanlarını fazla turistik buluyorum. Evet, belki bu da turistik sayılabilir ama aynı zamanda da butik bir tekne. Tasarımını da, renklerini de ayrı ayrı seviyorum. Yine de bu teknede yemek yerken Seine Nehri üzerinde dolaşmak nasıl bir deneyim olacaktı, bugüne kadar pek çok kişiye önermiş olsam da bizzat deneyimlemeden önce şüphelerim vardı; denemeden bilemezdim.

Seine Nehri Yemekli Gezi Teknesi: Le Calife
Malum, her şey şahane görünse bile Fransa'daki garsonların servis kalitesindeki sorunlar ve kültürel farklılıklar nedeniyle herhangi bir restorana gittiğimizde pek çok sıkıntıyla karşılaşabiliyoruz. Bu konuları "Paris'te Kafe ve Restoranlarda Başınıza Neler Gelecek?" yazımda detaylı bir şekilde anlatmıştım ama Le Calife, bu tür tatsızlıkları yaşamadığımız, son derece güzel bir servis aldığımız keyifli bir yer oldu bizim için.

Hafta sonları öğle ve akşam yemeği, hafta içi akşamlarında ise sadece akşam yemeği servisi yapan Le Calife'in hareket noktası Aşıklar Köprüsü olarak bildiğimiz Pont des Arts'ın hemen altında. 1 ya da 7 numaralı metro hattının "Louvre-Rivoli" metro istasyonunda inerseniz Seine Nehri kıyısından Pont des Arts'a ulaşıp buradan karşıya geçebilir, köprünün diğer yakasında hemen sol taraftaki merdivenlerden aşağı inerek köprünün altından geçerek Le Calife'in bulunduğu yere ulaşabilirsiniz. 

Seine Nehri Yemekli Gezi Teknesi: Le Calife
Aynı şekilde 7 numaralı metro hattının "Pont Neuf" istasyonunda inerek de, istasyon çıkışı Pont Neuf'ten ya da biraz geride kalan Pont des Arts'a yürüyüp o taraftan karşıya geçerek de Le Calife'e ulaşmanız mümkün. Bir tarafta Louvre Müzesi var, Le Calife'in olduğu tarafta ise Institut de France tüm görkemiyle sizi selamlıyor.

Ben burada hafta içi bir akşam yemeği yediğim için kendi deneyimim üzerinden ilerlemek istiyorum. Akşam yemeği için tekne kapılarını 19:45'te açıyor. 20:20'ye kadar giriş yapsanız iyi olur. Yaklaşık 20:45'te de hareket ediyor ediyor tekne. Gerçi biz 19:30 gibi orada olmuştuk ama şansımıza bizi içeri aldılar. Oysa bu konularda çok keskin çizgileri vardır Fransızların, bu esneklikleri hoşuma gitti :) 

Seine Nehri Yemekli Gezi Teknesi: Le Calife
Son derece sıcak bir karşılama ile tekneye alındık, masamıza kadar önce karşılama görevlisi, sonra da servis görevlisi eşlik etti. İlk izlenimler çok olumluydu, yıllardır uzaktan gördüğümüz ve hep bir gün denemek istediğimiz teknede özel bir akşam yemeği için bulunuyor olmak da çok hoş bir duyguydu.

Teknenin önde ve ortada birer üst salonu, yine önde ve aşağıda da birer tane alt salonu bulunuyor. Bence en keyifli yeri ön üst salon. Bu bölümden emin değilim ama sanırım orta üst salonun üst camları yazın kaldırılıyor ve tamamen açık bir güverte oluyor. Yazın da oranın tadı bir başka oluyordur kesin ama kışın, bizim bulunduğumuz ahşap camekânlı bölümün atmosferi gayet şahaneydi. Ama alt güvertelerin tüm sıcaklığına rağmen o kadar da avantajlı olduğunu düşünmüyorum, yine de zevkler ve renkler tartışılmaz diyelim.

Seine Nehri Yemekli Gezi Teknesi: Le Calife
Masalar Fransız restoranlarının çoğunda olduğu gibi ufak ama biz artık alıştığımız için o kadar da sorun olmuyor :) Akşam yemeği için iki farklı menü seçeneği var. Bir tanesi kişi başı 67€, diğeri 108€. Biz 67€'luk menüden aldık. Birer kadeh şampanya ve atıştırmalık, ardından antre, sonra ana yemek ve final olarak da tatlı seçenekleri var. Bunlar dışındaki sıcak ve soğuk içecekler ekstra oluyor haliyle. Ben antre olarak keçi peynirli salata, ana yemek olarak et, tatlı olarak da çikolatalı bir şey tercih ettim. Bir şişe de Côte du Rhône şarap söyledik. Finalde de birer kahve içince toplamda iki kişi için 188€ ödedik. İnanın değerdi... Menüye ve güncel fiyatlara bu linkten ulaşabilir, rezervasyonunuzu yaptırabilirsiniz.

Tekne tam 20:45'te hareket etti ve Pont des Arts'ın altından geçerek seyrine başladı. Böyle güzel bir ortamda yemeğimizi mi yesek, etrafı mı seyretsek, bilemedik bir süre. Louvre Müzesi, Pont Neuf, Cité Adası, Hôtel de Ville, Notre Dame Katedrali, Saint Louis Adası diye yolumuza devam ederken tekne geri döner sandım ama dönmedi. Normalde gezi tekneleri buradan döner de hep. Bizim Calife yoluna devam etti ve Arap Dünyası Enstitüsü'nden devam ederek Austerlitz Garı'na kadar gitti ve Pont d'Austerlitz'ten geri döndü.

Seine Nehri Yemekli Gezi Teknesi: Le Calife
Karşı güzergâhtan başladığımız noktaya kadar aynen geri döndü ve sonra yine yoluna devam ederek Orsay Müzesi, Concorde Meydanı, Pont Alexandre III derken Eyfel Kulesi'nin oraya kadar gitti. O zamana kadar efendi efendi yemeğini yiyen insanlar kendilerini kaybedip fotoğraf çekme yarışına giriştiler ve çok eğlenceli bir tablo ortaya çıktı. Oysa ne güzel kibar kibar akşam yemeğini yiyerek Seine Nehri üzerinde olmanın tadını çıkarıyordu herkes; Eyfel Kulesi herkesin aklını başından aldı; eh benim de tabii ama ben daha çok sizin için fotoğraf çekme telaşındaydım :)

Bir-Hakeim Köprüsü'nün altından geçip, Île aux Cygnes'in ucuna kadar gidip Radio France'ın bulunduğu noktadan, yani tam Özgürlük Heykeli'nin en eski replikasının oradan, adanın diğer tarafından geçerek geri dönmeye başladık. Eyfel Kulesi bu açıdan da güzel görünüyordu. Bir de sanırım vaktini saatini iyi ayarlıyorlar, saat başında Eyfel'in ışıkları yanıp sönmeye başlayınca seyrine doyum olmuyor. Tabii yaz aylarında hava gecenin 11'lerinde karardığı için siz aynı deneyimi yaşayamayabilirsiniz; sizinki de ayrı bir güzellik olacaktır o zaman.

Seine Nehri Yemekli Gezi Teknesi: Le Calife
Yaklaşık iki saatlik bir gezintiden sonra tekne başlangıç noktasına geri dönüyor. Eh ilk başta bir saat kadar da kıyıya bağlı kalkmayı beklerken, şampanyalarımızı içerken geçirdiğimiz süreyi de hesaba katarsak toplam üç saatlik keyifli bir Paris akşamını, lezzetli yemeklerle birlikte yaşamış olduk böylece. Hem gözümüz doymuş oldu hem de karnımız, Paris'te olmanın tadını bir kere daha çıkarmış olduk.

Siz de özel bir akşamınızda, bir kutlamanızda ya da unutulmaz bir Paris akşamı yaşamak istediğinizde Le Calife'i deneyebilirsiniz. Okuyucularım bana çok sık "Paris'te nerede evlilik teklifi yapabilirim?" diye soruyorlar; onlara Le Calife'de güzel bir evlilik teklifi mekanı olabileceğini söylemiş olayım ;)

Umarım siz de ilk fırsatta Le Calife'te bu keyifli deneyimi yaşar, deneyimlerinizi bizlerle paylaşırsınız. Özellikle öğle yemeği deneyimi yaşayanların izlenimlerini merak ediyorum.

Paris'te sevdiğinizle unutulmaz anlar yaşamanız, hep el ele, hep yanyana bu şehrin hakkını birlikte verebilmeniz, Paris'ten güzel anılarla dönmeniz dileğiyle.

Her daim, sevgiyle





KATEGORİLER          ANA SAYFA

10 Mart 2017 Cuma

Château de Maisons-Laffitte

Château de Maisons-Laffitte - Maisons Laffitte Şatosu
Bu yazıda Paris çevresinde gezilmesini önerebileceğim en güzel şatolardan biri olan Château de Maisons-Laffite - Maisons Laffitte Şatosu hakkında bilgi vermek istiyorum sizlere. Bu şato hem mimari özellikleri hem de bulunduğu bölge açısından keyifle gezilebilecek bir yer. Ruhunuzu dinlendirecek, gözünüzü gönlünüzü açacak pek çok detayla gününüzü güzelleştireceğine eminim.

Château de Maisons-Laffitte - Maisons Laffitte Şatosu
Paris'e yaklaşık 20 kilometre mesafede bulunan, RER-A ile yarım saatte ulaşabileceğiniz bu şato adını, içinde bulunduğu huzur dolu Paris banliyösü Maisons-Laffitte'ten alıyor. Paris merkezinden batı tarafına giden RER-A trenine binerken Maisons-Laffitte'ten geçip geçmediğine dikkat etmeniz önemli çünkü bu hat La Défense'ı geçince Nanterre Préfecture istasyonundan sonra çatal yapıyor, yani hat ayrılıyor. Bu nedenle Saint Germain-en-Laye yönüne giden trenlere değil, Poissy ya da Cergy yönüne giden trenlere binmeniz önemli ve tabii trenin Maisons-Laffitte'te durup durmadığına da ışıklı panolara bakarak dikkat etmeniz gerekiyor. Aynı şekilde Saint Lazare Tren Garı'ndan kalkan L hattı banliyö treni ile de buraya ulaşmak mümkün. Tabii yine doğru hattı seçmek kaydıyla.

Château de Maisons-Laffitte - Maisons Laffitte Şatosu
Maisons-Laffitte istasyonundan çıkınca sağda belediye binasını görüyorsunuz ve o istikamette yürüyorsunuz. Yürürken yaklaşık 200-300 metre sonra başınızı sağa çevirerek ilerlerseniz şato bu taraftan sizi selamlayacak. Hemen bu tarafa dönerek şatoya ulaşabilirsiniz. Tabii yürüyeceğiniz yol o kadar güzel ki, insan yoldan çıkıp ara sokaklara sapmamak için kendini zor tutuyor; zira Maisons-Laffitte yazımda da belirttiğim gibi burası cennet gibi bir yer.

Château de Maisons-Laffitte - Maisons Laffitte Şatosu
Maisons-Laffitte Şatosu Salı günleri hariç haftanın her günü açık. 1 Ocak, 1 Mayıs, 1 Kasım, 11 Kasım ve 25 Aralık tarihlerindeyse resmi tatil nedeniyle kapalı. Şato sabah 10:00-12:30 öğlenden soraysa 14:00-17:00 arası gezilebiliyor. Mayıs ortasından Eylül ortasına kadar kapanış saati 18:00'e kadar uzuyor. Giriş ücreti 8€, indirimli tarife ise 6,5€. 18 yaşından küçükler şatoyu ücretsiz geziyor. 18-25 yaş arası AB vatandaşları ve AB oturma izni olan yabancılar da müzeyi ücretsiz gezebiliyor. Bir de burası her ayın ilk Pazar günü ücretsiz gezilen müzeler arasında ama sadece Kasım, Aralık, Ocak, Şubat ve Mart ayının ilk Pazar günü ücretsiz. Şatonun sadece bahçesini gezmek istiyorsanız o zaman da para ödemenize gerek kalmıyor. Güncel fiyatlara ve diğer tüm detaylara bu linkten ulaşabilirsiniz.

Château de Maisons-Laffitte - Maisons Laffitte Şatosu
Ben bu şatoya defalarca gittim, kimi zaman sadece bahçesini gezdim, kimi zaman da etrafında dolaştım ama içeriyi gezmek bir türlü kısmet olmamıştı. Ne zaman niyetlenip gitsem her seferinde kapalı oluyordu :) Demek ki hep resmi tatil günlerine denk getirmeyi başarmışım ama en son Mart 2017'de burayı gezmeyi başardım ve hemen ardından sizlere bu yazıyı hazırladım. Şato şu sıralar tadilatta, o yüzden kimi yerleri kapalı olabiliyor, bazı cephelerinde de iskele kurulmuş olabilir, buna baştan hazırlıklı olmak gerek ama yine de göreceğiniz kadarı bile oldukça yeterli olacaktır. Zira çok geniş çaplı bir çalışma değil, anladığım kadarıyla küçük küçük ilerliyorlar.

Château de Maisons-Laffitte - Maisons Laffitte Şatosu
Biz Maisons Laffitte Şatosu'nu sol taraftan gezmeye başladık. Burada bulunan museum shop ve bilet gişesinden geçtikten sonra ilk salona girerek şatonun maketini inceledik ve sonra da bilardo masasının olduğu bölüme geçtik. Oradan da soldaki odaya, Le Salon des Captifs'e girdik ki içeride muhteşem bir şömine bulunuyor. Bu şöminenin alınlığında da iki esir figürü var; zaten salon adını bu kabartmalardan alıyor. Bizim şatoyu gezdiğimiz dönemde burada, vaktiyle şatoda çekilmiş dizi, film ve belgesellerde kullanılan kostümlere yönelik ve bir iki gün içinde bitecek dönemsel bir sergi vardı. Bu salonda karşımıza çıkan kostümler son dönemin ünlü dizisi Versailles'da kullanılan kostümlerdi ve oldukça etkileyiciydi. Bu arada, Maisons-Laffitte Şatosu'nda çekilmiş ünlü filmlerden birkaçını şöyle sıralayalım: Love and Death (Woody Allen), Dangerous Liaisons (Stephen Frears), La Reine Margot (Patrice Chéreau)...

Château de Maisons-Laffitte - Maisons Laffitte Şatosu
Daha sonra tekrar bilardo salonuna döndük ve oradan ana giriş bölümüne geçtik. Burası da oldukça etkileyici bir salon. Oradan doğrudan ilerde sağ taraftaki yemek odasına geçtik. Beni odada en çok etkileyen masanın üzerinde bulunan tavla oldu :) Yemek odasından çıkıp merdivenlerin bulunduğu alana gelince yukarı çıkmak yerine aşağı inmeyi tercih ettik ve bodrum katta güzel bir sürprizle kaşılaştık: Burada bir makine var ve dilerseniz buradaki kostümlerden size uygun olanı giyip önünde fotoğraf çektiriyorsunuz, makine de size altın varaklı çerçerçeve efektli fotoğrafı basıp veriyor :) Çok gırgır bir şeydi. Hem fotoğraf çekip bastırdım hem de kendi fotoğraf makinemle fotoğraf çektirdim bol bol :) Dilerseniz siz de kostümleri giyip makineye para vermeden kendiniz fotoğraf çektirebilirsiniz. Hayat böylece çok eğlenceli oluverir birdenbire...

Château de Maisons-Laffitte - Maisons Laffitte Şatosu
Merdivenden inince sol tarafa dönerseniz mutfak bölümüne geliyorsunuz. Eh tabii böylesi büyük şatoların mutfakları da büyük ve görkemli oluyor. Duvarlardaki bakır kap kacakları ne zaman görsem aklıma ünlü mutfak malzemeleri satıcısı E. Dehilerin geliyor... Mutfaktan çıkıp geri döndüğünüzde, diğer uçtaki salon da banyo. Fransızların eskiden temizliklerine önem vermediğine dair çok söylenti duymuşuzdur, okumuşuzdur. Belki büyük ölçüde de doğrudur ama bu şatodaki banyo oldukça büyüktü, hatta sol köşede niş gibi bir yerde küçük havuz gibi bir yıkanma bölmesi bile mevcuttu. Belki de bu şatonun sahipleri temizliklerine daha çok önem veren Fransızlardı, ne dersiniz?

Château de Maisons-Laffitte - Maisons Laffitte Şatosu
Maisons Laffitte Şatosu'nun yapımına, 1640'ta başlanmış ve inşaat 1670'e kadar devam etmiş. İlk yapıldığında adı Château de Malmaisons'muş hatta pek çok kaynakta hâlâ öyle geçer. Şatonun sahibi Maisons Markizi René Longueil, mimarıysa François Mansart. Demek ki bu şato bir imparatorluk şatosu değil, Vaux le Vicomte Şatosu gibi özel mülk olarak yapılmış. Tabii Markiz kralın yakın çevresinden. Şatoyu yaptırırken de "kralı konuk edebilecek düzeyde bir şato yaptırmak" gibi bir kaygısı var ;) Şatonun inşaat detayları uzun yıllar sürmüş ama şatonun açılışı 1651'de Le Roi Soleil - Güneş Kral denilen XIV. Louis ve annesi Anne d'Autriche şerefine düzenlenen muhteşem bir kutlamayla yapılmış. Bu şatoda XIV. Louis, annesi Anne d'Autriche'le ve daha sonra eşi Marie-Thérèse d'Autrichle'le de konaklamış. Ardından, kraliyet ailesinden pek çok isim bu şatoda konaklamış. Sadece kraliyet ailesi değil Voltaire gibi ünlü isimler de şatonun misafirleri arasında bulunuyor.

Château de Maisons-Laffitte - Maisons Laffitte Şatosu
Bodrum kattan, giriş katına geri dönüp de oradan bir üst kata çıktığınızda ise yatak odalarının bulunduğu bölüme çıkıyorsunuz. Tabii odaların tamamı ziyarete açık değil. Üst kata ilk çıktığınızda karşınıza şatonun arka bahçesi çıkıyor. Ufukta La Défense'ı görmek çok enteresan bir duygu. Diğer şatolar gibi uçsuz bucaksız bir bahçe değil. Sanırım ilk yapıldığında arazi çok daha büyükmüş ama zaman içinde şato el değiştire değiştire bahçesi küçülmüş, şatonun son sahiplerinden banker Jacques Laffitte araziyi imara açmış ve sanırım Maisons-Laffitte banliyösü bu şekilde oluşmuş. Yine de görünen kısmıyla bile şatonun bahçesi keyifli ve güzel havalarda bu bahçede yürüyüş yapmak insana iyi geliyor.

Château de Maisons-Laffitte - Maisons Laffitte Şatosu
Üst katta önce sağa dönmenizi ve bu taraftaki suiti görmenizi öneriyorum. Burası şatonun eski sahiplerinden Mareşal Lannes'a ait. Dediğim gibi şato pek çok kez el değiştirmiş ve en son 1905'te devlet tarafından satın alınarak yıkılmaktan kurtulmuş, yoksa büyük olasılıkla günümüze ulaşamayacakmış. Hemen ardınan büyük bir restorasyondan geçirilip 1912'de ziyarete açılan şato 1914'te anıtsal yapı ilan edilmiş ve o tarihten itibaren tam koruma altına alınmış.

Château de Maisons-Laffitte - Maisons Laffitte Şatosu
Üst katta merdivenin sol tarafına doğru yürüdüğünüzde ise kral suitine ulaşıyorsunuz. Karşınıza önce bir balo salonu çıkıyor, onun arkasında da kralın yatak odası var. Kralın yatak odası elbette ki etkileyici ama yan tarafta bulunan aynalı, yuvarlak kubbeli küçük oda Le Cabinet aux Mirors'ı atlamamanızı öneriyorum. Hayır ben atladım da o yüzden söylüyorum :) Siz giderseniz benim yerime de gezin, benimkisi bir dahaki sefere artık...

Château de Maisons-Laffitte - Maisons Laffitte Şatosu
Şato gezisini bitirdikten sonra dilerseniz içeriyi bir kez daha gezebilirsiniz, sonrasında da aşağı inip bahçede bir tur atabilirsiniz. Bu şatonun Versailles Şatosu'nun öncülü olduğu söyleniyor. Bu bakımdan Vaux le Vicomte Şatosu gibi önemli sanıyorum. Doğrusunu isterseniz Vaux le Vicomte kadar havalı değil ama dışarıdan bakıldığında küçük görünmesine rağmen oldukça büyük bir şato. İçeriyi gezmesi tahminen bir saat sürer diye tahmin ediyorum. Bahçede ne kadar vakit geçireceğinizse tamamen size kalmış.


Château de Maisons-Laffitte - Maisons Laffitte Şatosu
Şatonun bahçesini de bitirdikten sonra yapılması gereken şey bu muhteşem Paris banliyösü Maisons Laffitte'i keşfetmek olacaktır. Sokaklarda atlarıyla dolaşan insanlara rastlayacağınız Maisons Laffitte cennetten bir köşe gibi. Özellikle güzel bir havada tadına doyum olmuyor.

Şatoları seviyorsanız da Paris ve çevresindeki şatoları sıraladığım aşağıdaki listeye bir göz atmanızda fayda var.

Keyifli geziler, keyifli keşifler...




Adres: Château de Maison Laffitte, 2 Avenue Carnot, 78600 Maisons-Laffitte

Paris Çevresi'ndeki Diğer Şatolar:
Versailles Sarayı - Château de Versailles
Vincennes Şatosu - Château de Vincennes
Saint Germain Şatosu - Ulusal Arkeoloji Müzesi
Fontainebleau Şatosu - Château de Fontainebleau
Chantilly Şatosu - Château de Chantilly
Pierrefonds Şatosu - Château de Pierrefonds
Compiègne Şatosu - Château de Compiègne
Vaux le Vicomte Şatosu - Château de Vaux-le-Vicomte
La Roche Guyon Şatosu - Château de la Roche-Guyon
Monte Kristo Şatosu - Château de Monte-Cristo
Malmaison Şatosu - Château de Malmaison

İlgili Yazılar:
Maisons Laffitte

KATEGORİLER          ANA SAYFA

Konsolosluk Rehberi

REKLAM ve SPONSORLUK

BİLGİ VE TEŞEKKÜR

Ocak 2014'ten bu yana Paris'i daha kolay gezebilmeniz için hazırladığım ve düzenli olarak yeni yazılarla güncellediğim bu blog'taki bilgilerin ancak paylaşıldıkça değerli olduğuna inanıyorum. Beğendiğiniz yazıları sosyal medya hesaplarınızda paylaşmanız, bu bilgilerin daha çok kişiye ulaşmasına yardımcı olacaktır. Yazılarla ile ilgili görüş ve önerilerinizi yorum bölümüne yazmaktan çekinmeyiniz. İlginiz ve desteğiniz için teşekkürler.

Google+ Takip Edenler

İLETİŞİM FORMU

Ad

E-posta *

Mesaj *

pariste.net kaç kez okundu?

© 2014-2016 Tüm hakları saklıdır. Yazı ve görseller izinsiz kullanılamaz Pariste.Net Paris Gezi ve Yaşam Rehberi.
Powered by Blogger.