Facebook Facebook Twitter Instagram Google LinkedIn Pariste.Net English

19 Mayıs 2017 Cuma

Avrupa Müzeler Gecesi - La Nuit Européenne des Musées 2017

Avrupa Müzeler Gecesi 2017
Her yıl olduğu gibi bu yıl da Avrupa'da Mayıs ayının bir gecesi Avrupa Müzeler Gecesi - La Nuit Européenne des Musées olarak kutlanıyor. Bu etkinlik kapsamında Avrupa'nın dört bir yanında pek çok müze, galeri ve kültür merkezi akşam belirli bir saatten sonra ziyaretçilerine kapılarını ücretsiz olarak açıyor ve gece 11'e, 12'ye, 1'e kadar da bu mekanlar ücretsiz olarak gezilebiliyor. Bununla birlikte kimi mekanlarda da yine ücretsiz etkinlikler, konserler ve gösteriler düzenleniyor.

Bu yıl La Nuit Européenne des Musées / Müzeler Gecesi 20 Mayıs 2017 Cumartesi akşamı gerçekleşecek etkinliklerle kutlanıyor. İşte bu nedenle bugünkü yazımı bu konuda yazmak, 20 Mayıs Cumartesi akşamı Paris'te, gece hangi mekanların bu etkinlik kapsamında açık olacağı ve ücretsiz gezilebileceği konusunda bilgi vermek istedim.

2013'teki müzeler gecesinde Centre Pompideu ve Louvre Müzesi'ni gezmiş, gecenin kör karanlıklarında o sanat eserleri arasında olmanın ve benimle benzer hisleri yaşayan yetmiş iki milletten insanla beraber olmanın yarattığı ruh halini iliklerime kadar hissetmiştim. 

2014'teki müzeler gecesinde Louvre'a ek olarak Musée des Arts Décoratifs'i ve Grands Palais'yi  akşamın bir vakti gezme şansım oldu.

2015'teki etkinlikte Palais Tokyo'yu gece vakti gezme şansını yakalamıştım.

2016'da yani geçen yıl ise Musée de la Marine - Denizcilik Müzesi'ni, Musée de l'Homme - İnsan Müzesi'ni ve hızımı alamayıp Musée Guimet - Asya Sanatları Müzesi'ni gezmeyi başarmıştım.

2017 etkinliğinde ise hangi müzeleri gezeceğime henüz karar vermedim; hayat bizi nereye götürürse artık... Her nereye gidersem gideyim, büyük keyif alacağımdan eminim...

Avrupa Müzeler Gecesi 2017
Aşağıdaki listede, 20 Mayıs 2017 akşamı Paris'te, Avrupa Müzeler Gecesi kapsamında açık olacak ve ücretsiz gezilebilecek müzelerden daha önce blog'umda yer verdiğim, detaylı bilgiler paylaşmaya çalıştığım birkaçını bulabilirsiniz:

PARİS ŞEHİR MERKEZİ:
Musée du Louvre - Louvre Müzesi
Versailles Şatosu
Fontainebleau Şatosu
Compiègne Şatosu
Chantilly Şatosu
Barbizon Ressamları Müzesi
Monet'nin Evi (Giverny)
Jules Verne'in Evi (Amiens)

Geri kalanların detaylı listesini, açık olduğu saatleri ve etkinlik bilgilerini görmek içinse bu linkten pdf dosyasını indirip inceleyebilirsiniz.

Tüm bu müzeler 20 Mayıs 2017 Cumartesi akşamı, müzeden müzeye değişmekle birlikte, kimisi 17:00'den başlayarak, kimisi ise 19:00'dan itibaren kapılarını ziyaretçilere açacak ve bu müzeler gece yarısına kadar ücretsiz olarak gezilebilecek.

Paris'te gecenin bir vakti müze keyfinin tadı bir başkadır.

Keyifli geziler, keyifli keşifler...







TÜM YAZILAR          ANA SAYFA

12 Mayıs 2017 Cuma

Etretat

Falezleriyle Ünlü Sahil Kasabası: Etretat
Bu yazıda sizlere, Paris'e ilk yerleştiğim zamanlarda duyduğum ama nedense gitmeyi hep ertelediğim için çok geç keşfettiğim şahane bir yeri tanıtmak istiyorum. Fransa'da gezilecek ve görülecek yerleri tanıtan dergilerde, sitelerde sürekli olarak yukarıdaki fotoğrafı gördüğüm için "tamam güzel ama sadece deniz kenarında oyuk bir kaya görmeye o kadar yol mu gidilir?" diye gidişimi hep ertelediğim Etretat'yı siz benim gibi sadece deniz kenarında ortası oyuk bir kayadan ibaret bir yer sanmayın diye yazıyorum bu yazıyı :) Çünkü Etretat bu gördüğünüzden çok daha fazlası, çok güzel bir sahil kasabası...

Etretat
Mart 2017 sonunda, bir hafta sonu evde otururken hava çok güzel olunca birden yollara düşüp Deauville & Trouville'i görmeye gitmemizle başlayan olaylar silsilesi, geceyi Honfleur yakınlarında geçirmeye karar verip ertesi gün de Honfleur ve Etretat'yı gezmemizle gelişti ve nihayetinde yine unutulmaz bir tatil oldu. Şimdi istiyorum ki siz de bu seçenekleri bir görün, Paris çevresinde gezip görülecek yerler arasından beğendiklerinizi seçerek kendinize birbirinden güzel planlar oluşturun.

Etretat
Normandiya'da, Manş Denizi kıyısında, Paris'in 200 kilometre kuzey batısında bulunan bu küçük ama çok çok güzel sahil kasabasına özel aracınızla Paris'ten yaklaşık 2,5 saatte ulaşmanız mümkün. Paralı otoban pahalı olduğu için, eğer vaktiniz varsa devlet karayolunu ya da köy yollarını tercih etmenizi de öneririm; çünkü o zaman pek çok cennet köşeyi görüp rüya gibi bir yolculuk yapmış oluyorsunuz. Tabii böyle olunca yol oldukça uzuyor. Paralı otobandan gitmekse çok daha kolay ama cidden pahalı. Paris-Honfleur arasında birkaç gişeden geçiyorsunuz, o yüzden toplam kaç para verdiğimizi tam hatırlamıyorum ama gidiş dönüş yaklaşık 30-40 euro otoban ücreti ödendiğini söyleyebilirim :)

Etretat
Etretat'ya tren yok ne yazık ki ama Ouibus ve Flixbus gibi otobüs firmalarından bilet alıp Etretat'ya otobüsle ulaşmak mümkün ama ben bunu hiç denemedim; eğer içinizde deneyenler varsa ya da bu yazıyı okuduktan sonra Etretat'ya otobüsle gidenleriniz olursa lütfen deneyimlerini yorum bölümünde paylaşıversinler ki herkes bu görüş ve önerilerden yararlansın... Dediğim gibi biz Arabayla gittik ve bu küçücük kasabanın tüm sokakları ücretli otoparktı, üstelik haftanın her günü öyleymiş :) Otomatlar zar zor çalışıyor, bilet alması biraz güç ama biz nihayetinde başardık, umarım siz de başarırsınız :)

Etretat Belediye Binası - Hôtel de Ville d'Etretat
Arabamızı Etretat Belediyesi'nin önüne yani tam merkeze park ettikten sonra kasabanın içine doğru yürümeye başladık ki buranın o falezlerden çok daha fazla bir yer olduğunu ilk o an anladık. Tabii insan önce otomatik olarak sahile doğru yöneliyor; iyot kokusunu ve martı çığlıklarını takip ediyor, biz de Paris'te yaşayan, denize hasret bünyeler olarak öyle yaptık :) Ve karşımıza, yaklaşık beş yıldır görme hayali kurduğum o ünlü falez çıktı; eh Allah'ın emri, pozumuzu verdik, fotoğrafımızı çektik :)

Etretat'da Mavi Bir Gün
Dağ kır bayır, ıssız bir yer beklerken, böylesine güzel bir kasabayı keşfetmiş olmak beni hem çok mutlu etti, hem de çok şaşırttı. Neden Etretat fotoğrafı olarak sadece o falezi paylaşırlar anlayamadım. İnsan fotoğrafa bakınca burası ıssız bir yer, civarda yapacak bir şey yok sanıyor ama öyle değil. Hele ki güzel havada, bir hafta sonu giderseniz nasıl kalabalık, nasıl canlı ama gözünüz de korkmasın, huzurlu bir kalabalık; en azından ben şanslı biri olduğum için bizim kalabalığımız öyleydi :)

Etretat
Etretat'nın denizini Deauville & Trouville'den, Honfleur'den, Saint Malo'dan, Mont Seine Michel'den, haliyle, Normandiya Çıkarması'nın yapıldığı Omaha Beach'ten çok daha fazla sevdim çünkü bana Kaş'ın, Kalkan'ın denizini hatırlattı. Kum değil de çakıl taşı olduğu için daha berrak, turkuaza çalan bir maviydi biz gittiğimizde. Buraya bir de yazın gelmek gerek belki. Manş Denizi soğuk olur mutlaka ama yine de bu çakıllı plajdan denize girmenin çok güzel olacağını düşünüyorum; bakalım.

Etretat
İki kayalık tepelik arasındaki bir düzlüğe kurulu olan Etretat'nın sol tarafında o ünlü falez var, sağ tarafında da yine bir tepede bir kilise bulunuyor ve her iki taraftaki tepeye de tırmanıyor insanlar. Bu bana Mekke'deki Safa ve Merve tepelerini çağrıştırdı biraz :) Sanki ritüelmiş gibi bir o tepeye bir bu tepeye çıkıyor Etretat'yı gezmeye gelenler. İkisine birden çıkmayı gözümüz yemedi ama bari soldaki tepeye, falezin olduğu yöne doğru yürüyelim dedik ve ufak ufak rampayı çıkmaya, kimi zaman merdivenleri tırmanmaya başladık.

Etretat
Geçerken sol tarafta II. Dünya Savaşı'ndan kalma mevzileri görünce bir zamanlar burada nasıl da kanlı günlerin yaşandığını düşünüyorsunuz. Zaten Normandiya sahilleri bu konuda önemli bir bölge biliyorsunuz. Belki bir gün, Normandiya Çıkarması'nın yapıldığı asıl yer olan Omaha Beach'i de yazarım. Oraya da Temmuz 2011'de gitmiştim ama blog için tekrar bir gidip bilgilerimi ve fotoğraflarımı tazelemem gerek.

Etretat
Gezdiğim yerleri Türkiye'deki yerlerle kıyaslamayı sevmem ama fikir vermesi açısından İstanbul'daki Garipçe Köyü'ne benzetebileceğim bu küçük köyün tarihi dokusunun böylesine korunmuş olması kadar hayatın güzelleştirilmesine yönelik tüm detaylar insanın içini başka türlü bir hoş ediyor. Bir Garipçe'yi gözünüzün önüne getiriyorsunuz, bir Etretat'yı. Diyorsunuz "Garipçe ne muhteşem bir yer olabilirmiş ama işte, heyhat..." Yokuş yukarı tırmanırken sağımızda deniz, solumuzda golf sahası, insanın aklından bunlar geçiyor.

Etretat
Tam yukarı çıkıyorsunuz, o da ne? Meğerse tepenin ardındaki koyda dev bir falez daha varmış. Yani bu yazının kapak fotoğrafında gördüğünüz dev falez meğer sahilde gördüğümüz ilk falez değilmiş. Az kalsın tepeye çıkmayacak, bu güzelliği göremeyecektik... Yani demem o ki Etretat'ya geldiğinizde mutlaka sol taraftaki tepeye çıkın ve yukarıdan manzaranın tadını çıkarken asıl ikinci falezi, yani en büyük olanı görmeden dönmeyin... Hem yukarıda muhteşem bir manzara var hem de kayaların içine oyulmuş yerleri keşfetmesi çok keyifli.

Etretat
Eğer hızınızı alamazsanız siz tepeden kıyı boyunca kuş gibi uçarmış hissiyle ilerilere doğru yürüyüşüne devam edebilirsiniz ama biz aşağı inip yemek telaşına düştük :) Telaş dediğim keyiften; işte, güneşli bir yer olacak, keyifli bir restoran olacak, güzel bir masa bulacağız ve boş olacak. İşte böyle dertleri oluyor insanın üzerinize afiyet :) Yok yok kızmayın, kırk yılın başı bir deniz kenarı görmüşüm, çok görmeyin reca ederim :)

Le Vieux Marché - Eski Pazar - Etretat
Fransızca adı Vieux Marché olan eski pazar yerinin tam karşısındaki Tavern des Deux Augustins adındaki şahane bir restoranın önünde tam istediğimiz gibi bir masa bulduk ve deniz ürünleri tabağı ile et söyledik. Tabii ben et benim için... Deniz ürünleri çok lezzetliymiş, ben de söyleyenlerin yalancısıyım :)

Le Vieux Marché - Eski Pazar yeri - Etretat
Bu Vieux Marché dediğim yerin içine de mutlaka girmenizi öneririm. Küçük ama nefis bir yer, tamamen ahşap. Bu kapalı pazar yeri Deauville'deki balık pazarını, Honfleur'deki kiliseyi çağrıştırdı bana. Ne de olsa tipik Normandiya mimarisi... İçeride de bolca hediyelik eşya mevcut. Artık seçin beğenin, istediğiniz güzel anıyı alın buradan.

Etretat
Yine renkli renkli dükkanların bulunduğu sokaklarda yürürken insan nereye bakacağını şaşırıyor. O kadar ki, bildiğiniz mükellef bir antikacıya bile rastladık. Bu küçücük kasabada böylesine güzel bir antikacıda insan nasıl para kazanır diye de düşündük haliyle ama işte insanlar son derede sakin bir hayatı en zengin biçimiyle yaşıyorlar. Eh dükkanı da kapatmadıklarına göre gayet güzel para kazanıyorlar. Ne hayatlar, ne hayatlar...

Etretat
Arka sokaklarda gezindikçe tuğla kaplı binalar çocukken oynadığımız ahşap oyuncakları hatırlattı bize. Bilmem o zamanlara yetiştiniz mi ama hani renk renk, desen desen tahta sütunlar, pencereler, çatılar vardı ahşaptan. Onları üst üste koyup bina cephesi yapardınız; Etretat'ta, daha doğrusu Normandiya'da dolaşırken o oyuncakları hatırladık hep. Zaten bu taraflar genel olarak Belçika ve İngiltere izleri taşıyor gibi geldi bize.

Etretat
Şimdi buraya kadar hep Etretat diye yazdık, siz de nasıl okudunuz bilmiyorum ama aslında Étretat olarak yazılıyor ve "etröta" hatta biraz abartacak olursak "etğöta" diye okunuyor :) E'nin üzerindeki aksan işareti biraz muallak. Aslında konması gerekiyor ama büyük harflerde aksan kullanılıp kullanılmaması konusunu tam çözebilmiş değilim :) Dil kurumu bu aksanı kaldırdı deniyor ama kaldırınca da bu kez o baştaki E'nin "ö" okunma riski var. Ben de emin olmak için Etretat'nın resmi turizm sayfasına baktım, orada Etretat yazıldığını görünce böyle kullanmaya karar verdim. Karışık iş bu Fransızca :)

Etretat
Eğer Etretat'ya yüzmeye gitmeyecekseniz yarım günde bitebilecek bir yer ama keyfinize göre tam bir gün de geçirilebilir. Biz yarım günün ardından Honfleur'e doğru yollanırken farklı bir yoldan gitmek istemiş, belediyenin karşısındaki yoldan Etretat dışına çıkarken solda bir anda Le Clos Lupin diye bir şey gördük ve bir baktık ki bizim Arsen Lupen dediğimiz, aslında Maurice Leblanc'ın roman karakteri Arsène Lupin'e adanmış bağ eviymiş burası. Maurice Leblanc'ın evi müze olarak gezilebiliyor ama biz kapanış saatine çok yaklaştığımızdan ve daha Honfleur'ü görüp sonrasında Paris'e dönmek zorunda olduğumuzda burayı bir başka sefere bıraktık. Le Clos Lupin hakkında ayrıntılı bilgiyi şu sayfada görebilirsiniz; kazara gezerseniz de yorumlarınızı bizlerle paylaşırsınız bir zahmet...

Etretat Martısı
Biz böyle günübirlik gezilerle birbirinden bu güzel kasabalardan gelip geçiyoruz ama hep dediğim gibi, insanlar burada bir ömür sürüyorlar. Fransa'nın her yerinde olduğu gibi burayı da gördüğümde "bir süre burada yaşamak isterdim" diye iç geçirdim ama Fransa'da o kadar çok "güzel yer var" ki, insan hangi birinde yaşayacağını şaşırıyor gerçekten :) Biz şehirlerden, kasabalardan gelip geçip hayaller kurup sonra unutuyoruz, oysa oradaki insanların hayatları olduğu gibi devam ediyor. Herkesin bir yirmi dört saati var ve biz insanları sadece denk geldiğimiz kadarıyla tanıdığımızı sanıyoruz...

Etretat
Bizim Etretat'da konaklamak için vaktimiz olmadı ama siz Normandiya gezinizin bir durağı olarak burada kalmak isterseniz şu linkten otel bakmanız mümkün. Sonrasında rotanız Honfleur olacaksa Normandiya Köprüsü'nden ücretli geçişle geçmeniz gerektiğini de bir kenara not ediverin lütfen. Sanıyorum 5 küsür euro olması gerek tek yön ücretinin... Hemen Etretat'nın yakınındaki büyük liman kenti Le Havre ise II. Dünya Savaşı'nda yıkılıp yeniden yapıldığı için betonarme ve biraz sevimsiz, bilginiz olsun ama Honfleur, Deauville & Trouville, Rouen gibi yerlere gittikçe yine rüya aleminde dolaşmaya devam edeceksiniz.

Keyifli geziler, keyifli keşifler...




Adres: Etretat, Normandiya


Paris'e Birkaç Saat Mesafede Görülmeye Değer Diğer Yerler:
Honfleur
Deauville & Trouville
Rouen
Giverny
- Mont Saint Michel
- Saint Malo
Amiens
La Roche Guyon
- Barbizon

TÜM YAZILAR           ANA SAYFA

5 Mayıs 2017 Cuma

Honfleur

Honfleur
Bu yazının konusu, küçük ama çok güzel bir sahil kasabası Honfleur. Paris'in kuzey batısında bulunan Honfleur, özellikle hafta sonu kaçamakları ya da günübirlik geziler için ideal bir lokasyonda. Üstelik Paris'ten bunca yolu sadece burayı görmek için gelmeyeceksiniz, civarda da görülecek pek çok yer, yapılacak pek çok güzel etkinlik var; ben de size deneyimlerim ölçüsünde, tüm bildiklerimi tek tek anlatmak istiyorum. Buyurun başlıyoruz:

Honfleur
Honfleur (onflör ya da onflöğ) Paris'e 200 kilometre mesafede bulunan, özel aracınızla 2,5-3 saatte otobüsle yaklaşık 3-3,5 saatlik bir yolculukla ulaşabileceğiniz şahane bir sahil kasabası. Bana kalsa "balıkçı kasabası" diye tarif etmek geliyor içimden ama tarihi limanına bakıp da sıra sıra dizilmiş özel tekneleri görünce buranın balıkçı kasabasından çok ötede bir boyuta geçmiş olduğunu hemen anlıyorsunuz.

Honfleur
Paris'te yaşıyorsanız, Paris'e en az bir haftalık tatil için geldiyseniz ya da daha önce Paris'e birkaç kez geldiğiniz için bu kez Paris dışında gezip görecek yerler arayışındaysanız, rotanızı çevirmeniz, gezilecek yerler listenize eklemeniz gereken yerlerden biri olan Honfleur'ü, Normandiya Gezisi listenizde bulundurmanızı şiddetle öneriyorum. Gezinizin ucunu bucağını nasıl sınırlayabilirsiniz bilemiyorum ama Saint Malo, Mont Saint Michel,  Rouen, Deauville & Trouville ve Etretat güzergahında Honfleur de kesinlikle atlanmaması gereken bir yer.

Honfleur
En sonuncusu Mart 2017 olmak üzere bugüne kadar Honfleur'e birkaç gez gittim ama ilk gidişimiz Paris'e yerleşmeden bir yıl kadar önce, Turist olarak Paris'e gelişlerimizden birine denk gelir. 2011 Temmuz ayıydı, Paris'e gelip oradan araba kiralayıp harika bir Normandiya gezisi yapmıştık. O duraklarımızdan biri de Honfleur oldu. Hiç unutmuyorum Honfleur'e ilk olarak 14 Temmuz 2011'de gitmiştim. 14 Temmuz'u neden unutmam, çünkü 14 Temmuz Fransız Ulusal Bayramı'ydı ve o gün Honfleur ana-baba günüydü ve müthiş bir şenlik atmosferi vardı.

Honfleur
Karadeniz'de kutlanan "Mayıs Yedisi" şenlikleri gibi Honfleur'ün merkezindeki tarihi limana yağlı bir kazık konmuş, gençler kazığın ucundaki bayrağı kapmaya çalışıyorlardı. Kapsan da kapmasan da denize düşüyorsun ama cidden çok eğlenceli görüntülere sahne oluyordu. Honfleur'e böylesi bir günde giderseniz çok şenlikli oluyor elbette ama kalabalığı da hesaba katmak gerek. Oysa ki ben buraların sakin hallerini daha keyifli buluyorum. Yine de tercih sizin.

Honfleur
Honfleur'e ulaşmanın en kolay yolu özel aracınızla gitmek. Ne yazık ki buraya tren yok ama Ouibus, Felix gibi firmalar sayesinde otobüsle ulaşma seçeneği de mevcut. Arabayla giderseniz yol üstünde pek çok güzel şey de görüyorsunuz. Uçsuz bucaksız yemyeşil tarlalar mevsimine göre çiçek çiçek oluyor. Hani yol üstlerinde "Fabrikadan halka satış fayans, tabak, tencere" tabelaları olur ya biz de "Fabrikadan halka satış Piyano" tabelası görmüştük bir keresinde. Zaten o zaman buraların neden estetik açıdan bu kadar güzel olduğu daha bir iyi anlaşılıyor sanki.

Vieux Bassin - Honfleur

Arabanızı tarihi liman olan Vieux Bassin'in sağ tarafında bulunan büyük otoparka bıraktıktan sonra ilk iş bu limana gelmek olacak haliyle. Çevresinde tam bir tur attığınızda görülmesi gereken en önemli yerleri görmüş olacaksınız. Paris'te Seine Nehri'nin cılız su zevkinin yanında Honfleur gibi bir sahil kasabasında olmak; tekneler, iyot kokusu ve martı sesleri insana o kadar iyi geliyor ki anlatamam. Liman çevresindeki kafe ve restoranlara oturup bir şeyler yiyip içmek güzel havada da sevimsiz havada da ayrı bir zevk sanki. Kafelerin için de dışları kadar güzel, hepsi birbirinden özel.

Honfleur
Limanla otopark arasında da kaçırmamanız gereken dar sokaklar, kimi geçitler de mevcut, sakın atlamayın. Zaten küçük yer, gezmesi de keşfetmesi de son derece kolay. Limanın sağ tarafında, eski bir kilise olan müzeyi de görmek hoş olabilir. Zaten bir o tarafa bir bu tarafa hayran hayran yürürken liman çevresinde kaç tur atacaksınız, ben de bilmiyorum :)

Honfleur
Seine Nehri'nin Manş Denizi'ne döküldüğü yerde bulunan Honfleur'de hayat daha çok eski limanın çevresinde dönüyor. Limanın sol tarafına geldiğinizde buradan sola dönmenizi öneriyorum. Tam bu noktada yol ortadan ikiye ayrılıyor. Sanki önce sağ taraftan başlasanız, biraz ilerledikten sonra ortam tenhalaşınca soldan yukarı çıkıp gerisin geri yokuş aşağı dönseniz daha iyi olacakmış gibi. Yol üstünde rengarenk dükkanlar, sanat galerileri ve daha neler neler var.

Honfleur
Hep söylediğim gibi, Fransa'nın neresine giderseniz gidin, büyük şehirlerden küçük köylere kadar tüm detaylar ince ince işlenmiş. Hayatın her alanına sinmiş bu sanat ve estetik duygusunu sadece maddi zenginle açıklamak imkansız. Elbette maddi bir zenginlik de söz konusu belki ama en özelinden en sıradanına herkes belirli bir nosyonla eğitildiği için, bir aşamadan sonra da eğitim kendi kendini gerçekleştirmeye evrildiği için bunun etkileri de hayatın her aşamasında karşınıza çok özel detaylarla çıkıveriyor.

Honfleur
Bu kültür düzeyine ulaştıktan sonra da o kültürü koruyup yaşatmak bir yaşam biçimi halini alıyor. Yani tüm bunlar "turist gelsin" diye yapılmıyor; o hayatın içinde harmanlanmış insanlar kendilerine bu yaşamı inşa ediyorlar, daha öncede yapılmışı koruyup kollayıp yenilikler ekliyorlar. Hal böyle olunca da insanlar güzel güzel hayatlarını yaşarken turist de kendiliğinden geliyor.

Honfleur
Honfleur, bu bölgedeki pek çok cazibe merkezi gibi yerli ve yabancı pek çok turisti ağırlıyor. Özellikle güzel havalarda ve özellikle hafta sonları sokaklar daha kalabalık oluyor. Hal böyle olunca da Paris-Honfleur arası otoban da biraz yoğun oluyor. Üstelik Fransa'daki otobanların çok pahalı olduğundan da sık sık bahsediyorum, biliyorsunuz. Paris-Honfleur arası birkaç kez "Péage" (peyaj) yani otoyol gişelerinden geçiyorsunuz ve gidiş dönüş yaklaşık 40€-50€ gibi bir fiyat oluyor. Bir de Le Havre ve Etretat tarafına geçerseniz Normandiya Köprüsü'nden geçerken tek yön 5 küsür euro ödeniyor. Diyorum ya Fransa'da otobanlar lüzümsuz pahalı... Etretat'yı mutlaka görmenizi öneriyorum ama kişisel olarak Le Havre, benim Fransa'da görüp de sevemediğim üç şehirden biri. Belki çok önemli özellikleri vardır ama ikinci dünya savaşında yerle bir olduğu için 1940'ların soğuk mimarisiyle yeniden inşa edilmiş ve hiç güzel olmamış. Yine de sahili, özellikle de plajı enteresandır, bir bakmakta fayda olabilir; bilemiyorum, zevkler ve renkler meselesi...

Honfleur
Normandiya sahillerini gezerken Honfleur - Etretat arası geçişte Normandiya Köprüsü'nü -neredeyse- kullanmak zorundasınız. Çevreden dolaşmak isterseniz yol çok uzuyor. Yine de Osmangazi Köprüsü'nden daha ucuz olduğu söylenebilir :) Eğer Paris - Honfleur - Deauville & Trouville gezisi yapacaksanız o zaman Normandiya Köprüsü'nden geçmenize gerek olmuyor.

Normandiya Köprüsü
Honfleur gezimize devam edecek olursak, çarşı içinde dolaşırken üst sokağa ulaştığımızda aşağı doğru inerken sağ tarafta Fransız ressam Eugène Boudin Müzesi var. Zaten Honfleur'ün empresyonizm akımında önemli bir yeri var. Claude Monet'nin de Honfleur üzerine yapmış olduğu önemli tablolar bulunuyor. Bu diyarlar insanı ressam yapmaz da ne yapar ki zaten?

Honfleur
Eski limana doğru tatlı bir meyilden aşağı doğru yürürken merkeze yaklaştığınızda sağa doğru dönerseniz sizi yine şahane bir sürpriz bekliyor. Bu tariflerime çok takılmayın, diyorum ya Honfleur küçük bir yer. Merkezinde gezerken yan sokaklara dalmak suretiyle siz de şansa kadere kendiniz de keşfedeceksiniz ne de olsa. Ben sadece Honfleur'de şunlar şunlar var, sakın kaçırmayın diye sıralıyorum, yoksa istediğiniz sokaktan içeri dalın gitsin...

Sainte Catherine Kilisesi - Honfleur
O sokağa döndüğünüzde az ileride sol tarafta karşınıza çıkacak olan Sainte Catherine Kilisesi mimarisiyle sizi etkileyecektir sanıyorum. 15. yüzyıl yapımı bu kilise dışarıdan biraz iddiasız görünebilir ama içine girdiğinizde daha da etkileneceğinizden eminim çünkü tamamen ahşap... Normandiya'da bu tür kiliselere ve pazar yerlerine bolca rastlayacaksınız, hazırlıklı olun...

Sainte Catherine Kilisesi - Honfleur
Kiliseyi de gezdikten sonra dilerseniz eski limana dönebilir, isterseniz ara sokaklarda dolaşmaya, yeni keşifler yapmaya devam edebilirsiniz. Özellikle eski limanın tam ortasından içeriye doğru devam eden cadde de çarşı-pazar anlamında oldukça güzel. Hele şehrin çıkışına/girişine doğru çok daha keyifli bir hal alıyor. Zaten Paris'ten gelirken kasabaya bu taraftan girerseniz fena halde büyüleniyorsunuz.

Honfleur
Gezdiğim yerleri bir yerlere benzetmeyi sevmem, benzetilmesinden de pek hoşlanmam ama burası bana Rumelifeneri'ni çağrıştırıyor. Bu çağrışımdan neden söz ediyorum? Çünkü İstanbul'da Rumelifeneri Boğaz'ın girişinde, muhteşem doğa yapısıyla şahane bir balıkçı kasabası olabilecekken mimarisine, tarihi ve doğal dokusuna zerre kadar özen gösterilmemiş, tepeleme ve estetik yoksunu betonarme apartmanlarıyla nasıl da sıradanlaştırılmış. Oysa ben çocukken, hatırlıyorum, teyzemleri ziyarete gittiğim Rumelifeneri'nde, Honfleur'deki evlere benzer evler vardı; hani şu Karadeniz'in tipik mimari örneklerinden. Kalmadı hiçbiri, bırakmadılar; öyle beton beton diktiler binaları peşpeşe. Ne diyelim, hayat...

Honfleur
Honfleur, Paris'ten günübirlik gelinip gidilebilecek bir yer olduğu gibi Normandiya tatilinde de güzel bir konaklama durağı olabilir. Eğer Honfleur'de konaklamak istiyorsanız kendinize bu linkten otel bakabilirsiniz. İlla kasabanın merkezinde kalmak zorunda değilsiniz (arabalı olduğunuzu var sayıyorum) Honfleur-Deauville & Trouville ya da Honfleur - Etretat arasında bir yerlerde konaklamak mümkün. Hatta biz bir keresinde Pont-Eveque diye bir yerde konaklamıştık, hem Honfleur'e hem de Deauville & Trouville'e gitmek çok kolay olmuştu; yine de siz bilirsiniz. Hatta Pont-Evêque benim Fransa'da bir gece yarısı ilk alkol muayenesinden geçtiğim yerdir :) Gecenin karanlığında araba kullanırken karşıma iki jandarma çıkmış, arabayı durdurmuş, ağzıma alkol ölçüm cihazını vermiş, bir şey söylemeden üfletip yoluma devam ettirmişti :) Gece gece şaşkınlıkla ne kadar güldüğümü hiç unutmuyorum...

Honfleur
Gördüğünüz gibi Paris'in içi kadar dışı da zengin; Paris çevresinde görecek o kadar çok şey var ki, hangi birine gideceğinizi şaşırıp bana kızmanız bile mümkün :) Vallahi benden gezmesi, gezdikten sonra da yazması, artık nereleri gezmeye vaktiniz olacak, tamamen zevkinize kalmış. İzninizle ben de küçük bir tatil yapayım; Paris'i size emanet edip 6 Mayıs Cumartesi itibariyle 10 günlüğüne İstanbul'a, oradan da Saroz Körfezi'ne doğru yollanayım. Bu süre zarfında internet erişimim kısıtlı olacağı için, soru, yorum, görüş ve önerilerinize hızlı geri dönüş yapamayabilirim. Anlayışınız için şimdiden teşekkürler.

Keyifli geziler, keyifli keşifler






Paris'e Birkaç Saat Mesafede Görülmeye Değer Diğer Yerler:
Giverny
Rouen
- Deauville & Trouville
- Etretat
- Mont Saint Michel
- Saint Malo
Amiens
La Roche Guyon
- Barbizon

TÜM YAZILAR           ANA SAYFA

28 Nisan 2017 Cuma

Deauville & Trouville

Deauville & Trouville
Pariste.Net'te en severek yazdığım yazılardan biriyle daha birlikteyiz. Bu kez yine Paris'in iki saat kadar dışına çıkıyor, Manş Denizi kıyısında birbirinden güzel iki ayrı kasaba olan Deaville ve Trouville'i birlikte tanıyor, birlikte geziyoruz. Dediğim gibi bu iki kasaba gerçekte iki ayrı komün ama ikisi de yanyana olunca, birine gittiğinizde ötekini de mutlaka gezeceğiniz için sizi fazla bekletmeden ikisini birden yazayım istedim. Buyurun başlıyoruz:

Deauville
Önce "Deauville ve Trouville'e nasıl gidilir?" sorusuna yanıt vereyim: En ideal yöntem elbette ki tren... Trenler Paris'te Gare Saint Lazare'dan kalkıyor. Biletinizi Fransa'nın TCDD'si diyebileceğimiz SNCF'in internet sayfasından, önceden alırsanız, gidiş dönüş 30€'ya bilet bulmanız mümkün. Elbette ki gardaki gişelerden ya da otomatlardan -yer varsa- son gün bilet almak da mümkün ama o zaman haliyle daha pahalı oluyor.

Deauville
Trenle gelirseniz doğrudan şehrin merkezindeki çok güzel bir gara ulaşıyorsunuz. Gardan çıktığınız an Deauville'in başlangıç noktasındasınız. Buradan sol çapraza doğru yürürseniz şehir merkezine ulaşıyorsunuz. Sağa doğru yürürseniz de Trouville tarafına geçiyorsunuz. Dediğim gibi ikisi de yan yana zaten. Bense bu iki kasabaya bugüne kadar hep arabayla gittim. Trenle gitmek çok daha kolay ve pratik elbette ama arabayla olunca -tabii vaktiniz varsa- insan daha çok şey keşfedebiliyor haliyle.

Deauville
Mart 2014'te soğuk ama güneşli bir gündü, ikinci gidişimse Nisan 2017'de sıcak ve güneşli bir güne denk geldi. Aslında denk gelmedi; bir Cumartesi sabahı evde kahvaltı yaparken camdan dışarıdaki güzel havaya bakıp, "akşam bebek görmeye gidene kadar bir şeyler yapsak, acaba ne yapsak?" diye konuşurken birden "hadi Deauville'e gidelim" dediğimizi hatırlıyorum. Hangi ara sofrayı toparladık da hangi ara arabaya atlayıp yola koyulduk, inanın farkında değilim :)

Deauville
Dediğim gibi tren elbette ki çok daha kolay ve pratik ama arabayla gidince de yolda -tabii hava güzelse- o kadar çok şey görüyorsunuz ki, insanın içi açılıyor. Küçük köyler, kasabalar, uçsuz bucaksız tarlalar; mevsimine göre göz alabildiğine uzanan çiçek tarlaları; her şey aklınızı başınızdan almaya yetiyor. Vaktiniz varsa yol üstünde Giverny, Rouen gibi yerlere uğrama şansınız var... Tabii iki önemli problem var: 1- Trafik özellikle hafta sonu çok yoğun oluyor. 2- Otoban ücretleri çok çok çok pahalı. Sanıyorum gidiş dönüş toplam 30-40 euro civarı otoban ücreti ödemişizdir. Tam hatırlamıyorum çünkü sadece Deauville & Trouville turu yapmadık, devamı da oldu, anlatacağım :) 

Deauville Belediyesi
Nedendir bilinmez, ben bu iki kasabayı birden görmeye her gidişimde hep Deauville'den başlarım. Kasabanın merkezinde ve sahil boyunca otopark ücretli; ilk gidişimizde sanıyorum merkeze bırakmıştık ama ikinci gidişimizde biraz dışarıya, dışarıya dedimse yürüyerek merkeze 10 dakika mesafede rüya gibi bir yere bıraktık arabayı. Bir yere park etmeden önce şehri şöyle bir turlamıştık ve şanslıyız ya, yine bir antika pazarına, daha doğrusu brocante'a denk geldik. Orayı gezmek için arabayı ücretsiz bir sokağa park ettik ve sonrasında da Deauville'i yürüyerek keşfe devam ettik.

Deauville'de bir "Brocante"
Deauville'e ilk gelişimde bizim mütevazı arabamızla sokaklarda park yeri ararken etrafta dolaşan son derece lüks arabaları gördükçe "Allahım bu arabayla Deauville'e gelmek ne büyük bir utanç" diye kendimle dalga geçtiğimi hatırlıyorum :) İşin şakası bir yana Deauville de Trouville de Fransa'nın oldukça zengin sahil kasabalarından.

Deauville
Gerçi Fransızlar milyon euro'luk evlerde yaşadıkları halde kapılarında genelde Clio tarzı arabalar olur ama nedense Deauville (dovil) ve Trouville'de bu kuralın biraz dışına çıkılıyor. Sokaklarda Monaco tadında bolca lüks araba görebileceğiniz gibi, beni asıl etkileyen klasik otomobillerle sırf keyif olsun diye insanların Deauville ve Trouville sokaklarında turlaması. Hiçbir zaman son model bir Ferrari almak gibi bir hayalim yok ama en az benimle yaşıt -çocukluk hayalim- cabrio bir Mercedes'le bu sokaklarda gezinmek istemediğimi söyleyemeyeceğim :)

Deauville Balık Pazarı
Deauville de Trouville de yürüyerek gezilebilecek boyutta küçük ama son derece görkemli kasabalar. O yüzden şuradan şuraya sapın, şuradan şuraya gidin diye tarif etmeme çok gerek yok ama atlamamanız gereken bir iki yeri söyleyeyim isterseniz: Öncelikle bir pazar meydanı olan Place du Marché'deki balık pazarını görmeyi ihmal etmeyin. Orası çok sevimli. Şansınıza pazara denk gelirseniz daha fazla keyif alırsınız ama denk gelmeseniz de çok güzel.

Deauville Plajı
Deauville Plajı'nı görmek zaten Allah'ın emri ;) Buraya kadar gelmişsiniz, deniz havası almak için değil mi ya? Ama itiraf etmem gerekirse bu plaj benim tarzım değil. Ben Kaş-Kalkan gibi çakıl sahillerde yüzmeyi severim. Zaten Manş Denizi'nde hangi mevsim yüzülebilir tam kestiremiyorum; burası daha çok seyirlik sanki. İnsanın kumları aşıp denize ulaşması için Şener Şen'in arabesk filmindeki Kilyos sahneleri gibi kumlarla epey bir haşır neşir olması gerekiyor :) Bilemiyorum, bir de Ağustos'ta görmek gerek belki. Aranızda çok sıcak mevsimlerde burada yüzme şansı elde etmiş olanlar varsa deneyimlerini bizlerle yorum kısmında paylaşıversinler lütfen.

Deauville Plajı
Ama Deauville Plajı'nın en bilinen özelliği, yukarıda fotoğrafını gördüğünüz plaj kabinleri. Bir önceki gidişimde bu kapılar maviydi ve çok daha güzel görünüyordu ama o zamanki fotoğraf makinem güzel olmadığı için o halinin fotoğrafını koymadım. Belki siz gittiğinizde başka bir renge boyanmış olur. Bu kabinler ünlü sinema yıldızlarının adını taşıması bakımından da ayrı bir hoş görünüyor. Sahil boyunca biraz pahalı olmakla birlikte birkaç kafe-restoran bulunuyor ama ben yemek yemek için daha çok kasaba merkezini, aslında daha çok Trouville tarafını öneriyorum. Birazdan oraya da geçeceğiz, merak etmeyin.

Deauville
Dediğim gibi, Deauville tarafı daha bir "havalı". Burası tarih boyunca pek çok kez popüler olup sonra önemini kaybetmiş ama 20. yüzyıl başında özellikle Coco Chanel'in buraya butik açmasıyla ayrı bir popülerlik kazanmış. Daha sonra Yves Saint Laurent de benzer bir yol izlemiş. Ayrıca Rita Hayworth o zamanki eşi Ali Khan'la bir süre Deauville'de yaşamış. Günümüzde de Birleşik Arap Emirlikleri kraliyet ailesinin burada villası bulunuyor. Özellikle Ağustos ayındaki at yarışlarını izlemeye geliyorlarmış. Sokaklardaki gereksiz lüks arabaların Fransızlara ait olamayacağı tezimi belki bu cümle özetliyor olabilir; bilemiyorum.

Deauville
Tabii Deauville'in bir de ünlü casinosu yani kumarhanesi var. Kumarla hiçbir ilgisi olmayan biri olarak bugüne kadar sanırım bir tek Monaco'daki ünlü kumarhaneye girmiştim; Deauville'de ve Trouville'de ayrı ayrı bulunan kumarhanelere merak edip girmedim bile ama belki sizin ilginizi çeker; o zaman oraları da atlamayın derim.

Deauville
Deauville'in bir diğer önemli özelliği de her yıl Eylül ayında düzenlenen Amerikan Filmleri Festivali. 1975'ten beri düzenlenen bu festival -eğer Amerikan sinemasını da seviyorsanız- ilginizi çekebilir. Allah için benim gibi Hollywood sinemasından fellik fellik kaçan biri olarak bu konu da ilgimi çekmiyor maalesef :) Ben buraları daha çok denizi, martıları, güzel sokakları, birbirinden şık evleri ve huzuru için seviyorum sanırım. Yine de zevkler ve renkler; o renkler ne güzel renkler...

Trouville Belediyesi
Gerçi insanların ömür sürdükleri yerleri tek bir yazıyla anlatmak güç ama dilerseniz Deauville'i bitirip biraz da Trouville tarafına geçelim. Trouville (truvil ya da tğuvil) aslında Trouville-sur-Mer olarak geçiyor, yani deniz üstündeki / deniz kıyısındaki Trouville anlamında. Dediğim gibi Deauville'e trenle geldiğinizde sağ taraftaki köprüden, La Touques nehri üzerinden geçtiğinizde Trouville'e hemen ulaşmış oluyorsunuz. Bu tür benzetmelerden hoşlanmam, çünkü "örneklerin bir ayağı hep topaldır" derdi üniversitede hocamız Prof. Teoman Duralı ama bu anlamda Deauville ve Trouville, Bodrum'daki Gölköy & Türkbükü gibi düşünülebilir. Gerçi bizimkiler ikisini birleştirip Göltürkbükü yaptılar ama Fransızlar kendi kasabalarını karşı tarafa yedirmek istemiyor olmalı :) Öyle ya, kendilerince "Deauville"li olmak ve "Trouville"li olmak mutlaka çok çok önemlidir. Biz de burada bir yazıda toplayıp orada yaşanmış tonla şeyi, pek çok detayı atlıyoruz ama işte ne yaparsınız, hayat...

Trouville
Deauville tarafını daha estetik ve görkemli bulmakla birlikte -kişisel görüşüm olarak- Trouville tarafını daha sıcak, daha samimi, daha gerçek ve daha yaşanılası buluyorum. Deauville tarafı marina, kulüpler, otoparklar, şunlar bunlarla denizden uzak kalmışken Trouville sanki daha bir denizin içinde. Martılar daha bir yakın sanki insana; bilemiyorum, belki de bana öyle gelmiştir her iki seferde de. Aslında bu yazıyı yazana kadar ben buralara üç kez geldim sanıyordum ama meğer 2011'de, Paris'te yaşamaya başlamadan bir yıl önce Fransa'nın kuzey ve batısında turist olarak yaptığım gezide, buralara da uğradım sanıyordum ama meğer Le Mont Saint Michel'den Honfleur'e geçerken burayı es geçmişiz :) Düşünebiliyor musunuz? E tabii o zamanlar böyle yol gösterecek bir Pariste.Net de yok tabii :)

Trouville Martısı ve Gelgit Manzarası
Buraların en sevdiğim özelliklerinden biri de gelgit. Gün içinde -hiç anlayamadığım saatlerde- alçalıp yükselen sular ortama bambaşka bir hava veriyor. Bir bakıyorsunuz ortalık süt liman, tekneler limanda ya da suyun ortasında öylece duruyor; bir bakmışsınız sular çekilmiş, birkaç saat önce suyun ortasında gördüğünüz tekneler karaya vurmuş gibi kurtulacakları anı bekliyorlar. Hele ki tam gelgit anına denk gelirseniz, suların yükselmesini de çekilmesini de izlemek çok keyifli.

Casino - Trouville Kumarhanesi
Ben özellikle bir Bretonya gezimde Roscoff'taki gelgit'i unutamıyorum. Denize karşı bir restoranda yemek yerken sular hızla yükselmişti, sanki ortalığı sel basacak gibiydi ama tabii ki onunda kendi dengesi var, o dengeye göre kurulmuş sahil kasabaları, şehirler var. Doğayla uyumlu hayatlar inşa ettiğinizde tüm bu doğa olayları öyle keyifli bir hal alıyor ki... Benzer bir duyguyu da muhteşem bir yer olan Mont Saint Michel'de yaşamıştım. Oraları da yazacağım, hiç merak etmeyin...

Trouville
Trouville'in sahili de plajı da iç tarafta bulunan küçük çarşısı da çok keyifli. Burada özellikle deniz ürünlerini sevenler için pek çok seçenek var ama yeme-içme konusunda dikkat etmeniz gereken şey yemek servis saatleri. Pek çok restoran sadece 12:00-14:00 ve 19:00-21:00 arası yemek servisi yapıyor. Kafe ve Restoranlarda Başınıza Neler Gelecek? yazısını okuyanlar zaten bu service continue meselesini çok iyi biliyorlar ;) Özel bir gün için gidiyorsanız, dilerseniz Fransa'nın ünlü restoran rezervasyon sitesi La Fourchette'ten restoranları inceleyip önceden rezervasyon yaptırmanız da mümkün. Bunun için bu linkten Deauville ve Trouville'deki restoranları aratıp zevkinize uygun bir restoran için online rezervasyon yaptırabilirsiniz.

Bistrot Fernand - Trouville
Biz ilk gidişimizde plaja bakan tarafta mükellef bir deniz ürünleri tabağı yemiştik ama ikinci gidişimizde orayı bulamadık ya da servis saatini kaçırdığımız için yemek yiyecek yer yoktu o tarafta diyeyim. Mecburen rıhtım tarafındaki caddede restoran bakındık ve service continue olarak Bistrot Fernand diye bir yerde sımsıcak Trouville güneşi altında harika bir servisle yemeğimizi yedik; beyaz güller de ayrıca güzelleştirdi günümüzü; bizden mutlusu yoktu. Belki de vardı; dilerim siz Deauville'de de Trouville'de de bizden mutlu olun...

Trouville Plajından "Mütevazı" Evler
Tabii biz böyle lay lay lom gezerken bir de ne görelim. Akşam için bebek görmeye gideceğimiz Paris'teki arkadaşımız mesaj atmış "kaçta geliyorsunuz?" diye :) Amanın! Biz bu güzelliklere dalıp Paris'teki randevumuzu hepten unutmuşuz iyi mi? Hayatta yapmayacağımız şeydir ama işte oldu bir kere; hatta sanırım hayatımda ilk kez böyle randevuya sadakatsizlik yapmış oldum :( Bu vesileyle kendisinden bir kere daha özür dileyeyim. Neyse ki daha sonra bir başka gün gidip kendimizi affettirdik :) Bebek Aylin'e de buradan, çok güzel bir hayat dileyeyim tekrar...

Trouville'de Gün Batımı
Akşamki randevu böyle sürprizli bir şekilde iptal olunca biz de geceyi bu civarda geçirip yarın da Honfleur ve Etretat'yı görelim diye hızlı bir plan yaptık ve hemen booking.com'dan otel arayıp mütevazı bir yerde geceyi geçirdik. Hal böyle olunca da gün batımını Trouville'de izlemek nasip oldu. Gerçi yukarıdaki fotoğraf ilk gidişimden ama olsun, ikincisi de bir o kadar güzel ve unutulmazdı. Eğer hava güzelse buralarda güneş denize öyle güzel batıyor ki, inanamazsınız. Kalpazankaya geliyor aklıma ama işte Fransa'dayız...

Hayat güzel diyorum, boşuna demiyorum.

Keyifli geziler, keyifli keşifler...





Adres: Deauville - Trouville, Normandiya


Paris'e Birkaç Saat Mesafede Görülmeye Değer Diğer Yerler:
Giverny
- Rouen
- Honfleur
- Etretat
- Mont Saint Michel
- Saint Malo
Amiens
La Roche Guyon
- Barbizon

TÜM YAZILAR           ANA SAYFA

Paris Hava Durumu

BİLGİ VE TEŞEKKÜR

Ocak 2014'ten bu yana Paris'i daha kolay gezebilmeniz için hazırladığım ve düzenli olarak yeni yazılarla güncellediğim bu blog'taki bilgilerin ancak paylaşıldıkça değerli olduğuna inanıyorum. Paris üzerine yazdığım 450'den fazla yazı arasından beğendiklerinizi sosyal medya hesaplarınızda paylaşmanız, bu bilgilerin daha çok kişiye ulaşmasına yardımcı olacaktır. Yazılarla ile ilgili görüş ve önerilerinizi yorum bölümüne yazmaktan çekinmeyiniz. İlginiz ve desteğiniz için teşekkürler.

Google+ Takip Edenler

Konsolosluk Rehberi

pariste.net kaç kez okundu?

REKLAM ve SPONSORLUK

© 2014-2016 Tüm hakları saklıdır. Yazı ve görseller izinsiz kullanılamaz Pariste.Net Paris Gezi ve Yaşam Rehberi.
Powered by Blogger.