Facebook Facebook Twitter Instagram Google LinkedIn Pariste.Net English

18 Ağustos 2017 Cuma

Île de la Jatte - Jatte Adası

Île de la Jatte - Jatte Adası
Bugüne kadar yazılarımda Paris içinde üç tane ada olduğundan söz ettim, hatta bunlardan ikisinin doğal, bir tanesinin de yapay ada olduğunu anlattım ama bu yazıda Paris'in turistik merkezinin çok az dışına çıkıp, çok güzel başka bir adayı, Île de la Jatte yani Jatte Adası'nı tanıyacağız.

Île de la Jatte - Jatte Adası
Bildiğiniz gibi Paris'in turistik merkezindeki iki adadan biri Notre-Dame Katedrali'nin bulunduğu Île de la Cité - Cité Adası, diğeri ise hemen yanı başında, ünlü dondurmacı Bertillon'un bulunduğu Île Saint Louis - Saint Louis Adası. Yapay ada dediğimiz de Eyfel Kulesi tarafında bulunan, Bir-Hakeim Köprüsü'nün üzerinden geçtiği Île aux Cygnes - Kuğulu Ada.

Île de la Jatte - Jatte Adası
Île de la Jatte (il dö la jat) ise yine Seine Nehri'nin ortasında, Avrupa'nın en büyük finans merkezi Paris La Défense'ın hemen yanı başında, konum olarak Courbevoie, Neuilly-sur-Seine ve Levallois'nın ortasında bulunan, yaklaşık 2 kilometre uzunluğunda, 200 metre genişliğinde doğal bir ada. Paris'in turistik merkezinde bulunmamakla birlikte Grand Paris içinde yer alıyor. Yani birkaç yıl sonra burası da doğrudan Paris olarak anılacak.

Île de la Jatte - Jatte Adası
Güzel havalarda çok seveceğinize inandığım harika bir park, yürüyüş, spor ve gezi alanı olan bu adaya gelmenin birkaç yolu var ama ben size 3 numaralı metro ile gelip, son durak olan Pont de Levallois - Bécon istasyonunda inmenizi öneriyorum. İstasyondan çıkınca nehir tarafına doğru yürüyün ve tam karşınızdaki köprünün ortasına kadar ilerleyin. Başınızı sola çevirdiğinizde gördüğünüz manzaradan etkileneceğinizi düşünüyorum.

Île de la Jatte - Jatte Adası
Bu yazının kapak fotoğrafında gördüğünüz gibi ortada Seine Nehri, sol tarafta ev tekneler, sağda park ve ufukta La Défense gökdelenleri... Modernitenin yanı başında doğayı korumanın önemini göstermek açısından çok güzel bir örnek olarak karşımızda duruyor. Adaya giriş bu köprü (Pont de Neuilly) üzerinde, sol taraftaki merdivenlerden...

Île de la Jatte - Jatte Adası
Merdivenlerden Jatte Adası'na indiğinizde sağa dönerseniz adanın kuzey doğu ucuna giderseniz, bu tarafta çok bir şey yok; o yüzden ben sola doğru yürüyüşünüzü başlatmanızı öneriyorum. Ortada harika bir park; mevsimine göre piknik ya da spor yapanlarla ya da sadece yan gelip yatanlarla karşılaşacaksınız. Az ilerde ortadaysa arı yetiştiriciliği ve bal üretimi yapılan kovanları görmek size ilginç gelebilir. Paris gibi bir dünya metropolünde, şehrin orta yerinde böyle doğal bir ortamla karşılaşmak çok güzel.

Île de la Jatte - Jatte Adası
Jatte Adası genel olarak ince ve uzun bir formda olduğu için yürüyüş parkuru ya ortada ya sağda ya da solda oluyor. Sağ ya da soldan yürüme şansınız olunca, haliyle Seine Nehri kıyısında yürümüş oluyorsunuz ki bu çok keyifli. Ortadan yürürseniz de ya parklara denk geliyorsunuz ya da güncel hayatın sürdüğü, çoğunlukla günümüz dönemine ait apartmanların olduğu nezih bir sokaktan geçmiş oluyorsunuz. İnsan burada bir evi olsun çok istiyor. Vaktiyle buralarda Patricia Kaas ve Nicolais Sarkozy gibi ünlü isimler de yaşamış ama şimdi kimler yaşıyordur, inanın bilemiyorum.

Île de la Jatte - Jatte Adası
Bir süre sonra yol ikiye ayrılıyor. Ben bu noktada soldan ilerlemeyi tercih ediyorum. Hemen solda Le Petit Poucet adında çok hoş bir restoran var. Biz 2013 yazında, arabayı yeni aldığımız gün kutlama yemeğimizi burada yemiştik. O zamandan beri bir türlü yeniden gitme imkanı olmadı. Paris ve çevresinde o kadar çok güzel restoran var ki, insan çok sevse bile yeniden gitmek için sıra bir türlü gelmiyor :)

Île de la Jatte - Jatte Adası
Soldan girdiğinizde karşılaşacağınız sokak, belki de Jatte Adası'nda en sevdiğim yer. Burada sıra sıra dizilmiş iki-üç katlı evler bana çocukluğumun geçtiği Koşuyolu'nu hatırlatıyor. Tabii buradaki evlerin arka tarafı Seine Nehri, o kısmı saymazsak :) Sağ tarafta da yine evler ve apartmanlar bulunuyor. Nasıl huzurlu bir atmosferi var, anlatamam. Umarım fotoğraflar fikir veriyordur.

Île de la Jatte - Jatte Adası
Sokak boyunca ilerledikçe yine solda Seine Nehri'ne doğru inen minik parklar çıkıyor karşınıza, bunlara girip nehir kıyısına kadar inme imkanınız var. Mahalle zaten huzur dolu bir yer, bir de böylesi parklar eklemiş olmaları insana verilen önemi gösteriyor. Bu adadan sadece Jatte Adası sakinlerinin değil, dışarıdan gelecek insanların da yararlanmasını istiyorlar...

Île de la Jatte - Jatte Adası
Nehir kıyısına dizilmiş tekne evlere bakmak da bir o kadar keyifli. İnsan bir de böyle bir tekne evde yaşama hayali kuruyor haliyle. Amsterdam'da tabii bu tekne evlerin alası var ama Paris'te de tekne evde yaşama hayali insanın içini bir hoş ediyor. Yine de bu hayalin gerçekleşmesi konfor açısından insan hayatında ne kazandırır, ne kaybettirir, kestirmek pek mümkün değil...

Île de la Jatte - Jatte Adası
Adada ev fiyatları haliyle biraz uçuk. Hem Paris'in yanı başındasınız, hem böylesine huzurlu bir ortamda, üstelik Seine Nehri'nin ortasında yaşıyorsunuz; bunun bedeli biraz maliyetli oluyor haliyle. Bu güzelliğin bir başka sorunu da bazı yıllarda Seine Nehri'nde yaşanan taşkınlar. Böylesi zamanlarda su epey yükseliyor. Yan yollar yürünmez hale geliyor. Bu evlerin sigorta risk bedellerinin de epey yüksek olduğunu okumuştum. O yüzden burada ev sahibi olmaktansa şöyle güzel güzel gezip sonra normal hayatlarımıza dönmek en iyisi sanırım :)

Île de la Jatte - Jatte Adası
Sokağın sonunda yine güzel bir kafe-restoran olan La Guinguette de Neuilly var ama burayı denemek şimdiye kadar kısmet olmadı. Bu restoranı geçince ana caddeye ulaşıyorsunuz ve ortam sakin görünse de -sessizliğe alıştığınız için- caddeden geçen taşıtların gürültüsü size fazla geliyor. Zira sessizliğe o kadar çabuk alışıyor ki insan.

Île de la Jatte - Jatte Adası
Köprüden sola dönerseniz Paris merkezine doğru gidiyorsunuz, yol üstünde bir yan sokakta Amerikan Hastanesi var; sağa dönerseniz de Courbevoie'ya sonrasında da La Défense'a doğru ilerleyebiliyorsunuz ama biz hiç yoldan sapmadan ada boyunca yürümeye devam ediyoruz. Bu arada sağ köşede bulunan kafe-restoran Le Nouveau Paris hoştur; vaktiyle İrlandalı arkadaşım Marian ve Malezyalı arkadaşım Agnes ile burada oturup uzun uzun kahve sohbeti yapmışlığımız var. Bu binanın en üst katındaki evi de Paris'e yerleşmeden önce ev bakarken bulmuştuk, kiralıktı; az kalsın bu evi tutacaktık ama hayat işte...

Île de la Jatte - Jatte Adası
Yolun bundan sonraki bölümü, şimdiye kadar gezdiğimiz yol kadar büyüleyici olmasa da yine de görecek epey güzel şey var. Aralardan görülen tekne evler, ara ara karşınıza çıkan güzel parklar, ilginç yapılar ve spor alanlarının ilginizi çekeceğini düşünüyorum. Özellikle büyük futbol sahaları ve tenis kortları insana "ah bu civarda yaşasam, her gün Jatte Adası'na gelip burada spor yapardım" dedirttiriyor :) Bu arada, kortlara gelmeden sol tarafta yine güzel bir restoran var, tam da su kenarında: Restaurant Les Pieds Dans l'Eau...

Île de la Jatte - Jatte Adası
Tenis kortunu geçip merdivenlerden çıkınca solda küçük bir köprü var; bu köprü üzerinden de manzara (aşağıdaki gibi) çok güzel ama bu köprüden dönüşte geçeceğiz, biz yolumuza devam edelim. Köprünün başında bir lokal var ama burası üyelere mi açık yoksa herkes girebiliyor mu onu pek anlayamadım; siz dilerseniz deneyip yorum kısmında düşüncelerinizi bizlerle paylaşırsınız.

Île de la Jatte - Jatte Adası
Jatte Adası'nın güney batı ucuna doğru yaklaştığımızda son bir park çıkıyor karşımıza ve o parkın ucunda yani adanın en ucunda da Buttes-Chaumont Parkı'ndaki gibi bir mabedle karşılaşıyoruz. Temple de l'Amour - Aşk Mabedi adındaki bu heykel için ayrı bir yazı yazılabilir ama özetle 1785'te yapılmış bu heykelin eski adı Temple de Mars - Mars Mabedi'ymiş ve eskiden Parc Monceau'da bulunuyormuş. 1830'da isim değiştirerek Jatte Adası'nda şimdiki yerine taşınmış. Günümüzdeki hali çok hoşuma gitmedi ama uzaktan çok güzel göründüğü kesin.

Île de la Jatte - Jatte Adası
Jatte Adası aynı zamanda empresyonisteler için de ilham kaynağı yerlerden biriymiş. George Seurat'nın ünlü "Un dimanche après-midi à l'Île de la Grande Jatte - Büyük Jatte Adası'nda Bir Pazar Günü" tablosu ve Van Gogh'un "La Seine et le pont de la Grande Jatte - Seine Nehri ve Büyük Jatte" tablosu ilk aklıma gelenler... Zaten ada üzerindeki yürüyüş parkurunda empresyonistlerin tablolarından örneklerin sergilendiği panolarla da karşılaşacaksınız. Empresyonizm akımı ilginizi çekiyorsa Orsay Müzesi, Marmottan-Monet Müzesi ve Giverny'deki Empresyonizm Müzesi'ni de görülecek yerler listenize eklemeniz gerekiyor...

Île de la Jatte - Jatte Adası
Jatte Adası'nın bu ucundan geri dönüp sağdaki ilk yaya köprüsüne geri dönüp karşıya geçerseniz de Paris'in en keyifli ve en şık banliyölerinden biri olan Neuilly-sur-Seine'i keşfedebilirsiniz. Gerçi yaşam mahali dışında çok etkileyici bir şey yok ama yemyeşil, huzur dolu sokaklarda yürüyüp biraz daha kafa dinlemek isterseniz tam yerindesiniz. Sağ tarafa doğru yürürseniz de M1 metrosunun "Pont de Neuilly" istasyonuna ulaşır, buradan turistik merkeze kolayca geri dönebilirsiniz. Ya da yolun karşı tarafında biraz ilerisi ise yemyeşil Boulogne Ormanı... La Défense tarafı hemen Pont de Neuilly'nin karşısı gibi görünse de toplu taşıma ile gitmenizi öneriyorum, çünkü yürüyerek giderseniz epey araç gürültüsü oluyor. Tabii Île de Puteaux tarafına gidecekseniz o zaman başka.

Île de la Jatte - Jatte Adası
Evet Jatte Adası'nın hemen yanında bir de Île de Puteaux - Puteaux Adası bulunuyor ki o da ayrı bir yazı konusu. Nedense Puteaux Adası'na yolum çok düşmüyor, evim La Défense'ın Courbevoie tarafında olduğu için genellikle Jatte Adası'nda vakit geçirmeyi tercih ediyorum. Orayı da biraz daha iyi öğreneyim, Puteaux Adası'nı da diğer adaları da sırası gelince yazacağım, hiç merak etmeyin...

Île de la Jatte - Jatte Adası ve çevresini güzel bir günde gezerken benim aldığım keyfi almanız dileğiyle, keyifli geziler, keyifli keşifler...




Adres: Île de la Jatte, 92200 Neuilly-sur-Seine

İlgili Yazılar:
La Défense
Courbevoie

Diğer Adalar:
- Île de la Cité - Cité Adası
- Île de Saint Louis - Saint Louis Adası
- Île aux Cygnes - Kuğulu Ada
- Île de Puteaux - Puteaux Adası
- Île Seguin - Seguin Adası
- Île Saint Germain - Saint Germain Adası


TÜM YAZILAR          ANA SAYFA

11 Ağustos 2017 Cuma

Pavillon de l'Arsenal

Pavillon de l'Arsenal
Eğer mimarlık ve şehircilik ilgi alanınızsa, benim gibi maket düşkünü biriyseniz ya da Paris mimarisinin tarihi gelişimini ve gelecek için planlanan projeleri merak ediyorsanız, üstelik son derece estetik ve tarihi bir binanın içini ücretsiz olarak gezmek hoşunuza gidecekse bu yazıda sizlere tanıtacağım Pavillon de l'Arsenal tam size göre.

Pavillon de l'Arsenal (pavyon dö larsönal ya da pavyon dö larğsönal) 4. arrondissement'da, Bastille Meydanı'nın Seine Nehri tarafında, Bassin de l'Arsenal ile Saint-Louis Adası'nın doğu ucu arasındaki bölgede bulunuyor.

Pavillon de l'Arsenal
Buraya gelmenin en kolay yolu M7 metrosunun Sully-Morland istasyonunda inmek ama M1, M5, M8 metrolarından birine binip Bastille'de indikten sonra çok az yürüyerek ulaşmak da gayet mümkün. Boulevard Morland oldukça keyifli bir yol. Dilerseniz Port de l'Arsenal tarafından, yukarıdan tekneleri seyrede seyrede yürüme seçeneğiniz de var.

Pavillon de l'Arsenal 1879'da cephanelik / mühimmat deposu olarak inşa edilmiş. Kısa süre sonra, zengin bir iş adamı olan Laurant-Louis Borniche, kişisel tablo koleksiyonunu saklamak için bu binayı satın almış... İnsanların o yıllarda bile sanat koleksiyonları için büyük depolara ihtiyaç duyduğu bir şehirden bahsediyoruz yani.

Pavillon de l'Arsenal
Bir süre de bir dönemin ünlü çok katlı mağazalarından biri olan ve halen restorasyonu devam eden La Samaritaine'in deposu olarak kullanıldıktan sonra, Pavillon de l'Arsenal'in sahibi Paris Belediyesi olmuş. 1954'ten itibaren arşiv olarak kullanılan yapı 1988'den itibaren sergi ve etkinlik alanı olarak kullanılmaya başlanmış. Gerçi Trocadéro'daki Mimarlık Müzesi - Cité de l'Architecture mimari severler için çok daha zengin bir sunuma sahip ama Pavillon de l'Arsenal günümüz ve gelecekteki Paris'i anlamak için önemli bence.

Burası günümüzdeki kullanım amacıyla 1988'den beri açık ama benim keşfetmem Ağustos 2017'de mümkün oldu. Paris'te keşfedecek o kadar çok şey var ki, benim gibi işi-gücü Paris ve çevresini gezip duran birinin bile buraya denk gelmesinin bu kadar gecikmiş olmasına bakılırsa, bu şehir nasıl bir yer, artık  gerisini siz düşünün...


Pavillon de l'Arsenal


Pavillon de l'Arsenal'de sadece mimari ve şehircilikle ilgili şeyler yok, dönemsel sergiler ve etkinliklerle de bu mekan ilgi çekici bir yer olabiliyor. Örneğin benim gezdiğim dönemde 3 Eylül 2017'ye kadar devam eden ve günün belli saatlerinde açık olan tırmanma duvarı vardı. Genci yaşlısı, bir uzmanın kontrolünde, mekana yerleştirilmiş yüksekçe bir duvara tırmanıyordu.

Özellikle küçücük çocukların bile 13 metrelik tırmanma duvarının en tepelerine kadar çıkmalarını izlemek heyecan vericiydi. Ailelerin yüzlerinde endişeden çok gurur ve mutluluk dolu bakışları görmekse beni en çok mutlu eden şey oldu. Büyükler de bir o kadar keyifle tırmanıyordu duvara, çok da eğleniyorlardı...

Pavillon de l'Arsenal
Dolayısıyla siz gittiğinizde başka bir sergi ya da etkinlik olabilir; bu fotoğraflarda gördüğünüzden başka bir atmosferle karşılaşabilirsiniz ama buradaki etkinlikler sürekli değiştiği için benim de düzenli olarak fotoğrafları yenilemem mümkün değil. Sonuçta 500'e yakın yazı bulunan Pariste.Net'i tek başıma çekip çeviriyorum. Eğer bir ekibim olsaydı, sırf bu etkinlikleri takip edip, duyurularını ve güncellemelerini yapması için ayrı biriyle çalışmak isterdim.

Şimdilik bu mümkün olmadığına göre benden sadece tanıtması; Pavillon de l'Arsenal'deki güncel sergi ya da etkinlikleri resmi web sayfasından takip etmenizi rica edeceğim. Pavillon de l'Arsenal Pazartesi hariç haftanın her günü açık. 1 Ocak'ta da kapalı olduğunu not edelim lütfen. Salıdan Cumartesiye 11:00-19:00,  Pazar günleri ise 11:30-19:00 arası gezilebiliyor. Dediğim gibi güncel bilgileri yukarıdaki linkten kontrol etmekte yarar var.

Pavillon de l'Arsenal
Pavillon de l'Arsenal'in 800 metrekarelik giriş katında kalıcı sergi olarak Paris'in 13. yüzyıldan günümüze kadarki gelişimi ve gelecekte bu gelişimin nasıl devam edeceğine dair bir kronolojik sunum bulunuyor. Bir de yerde, ekranların birleştirilmesinden oluşturulmuş 37 metrekarelik büyük bir pano var. Google haritası şeklinde düzenlenmiş bu görüntülü panoda Paris'in 2020 panoraması hakkında fikrinizin oluşması amaçlanıyor.

Paris'in ikinci kez Grand Paris olarak nasıl evrileceğini, birinci katı gezerken çok daha iyi anlıyorsunuz. Örneğin yukarıdaki makette, en arkada Forum des Halles'in, ortada düzenlemesi devam eden Nelson Mandela Parkı'nın ve en önde, günümüzde modern sanat müzesi olarak restore edilmekte olan eski Ticaret Borsası'nın maketinin bulunduğu çalışmada, Forum des Halles ve çevresinin nasıl form değiştirdiğini, çevresiyle ilişkisini daha iyi gözlemleyebiliyorsunuz.

Pavillon de l'Arsenal
İkinci kat genelde dönemsel sergilerin olduğu bölüm olarak kullanılıyor. Bizim gezdiğimiz dönemde Japon mimarların Paris'e etkisi üzerine bir sergi vardı. Beni en çok Palais de Congres'nin bulunduğu Porte Maillot'nun halen geçirmekte olduğu transformasyon sonrasında nasıl olacağını gösteren maketler oldu. Fransızların périphérique üzerine yeşilliklere bürünmüş çağdaş bir yapı inşa edecek olmalarını hayranlıkla inceledim.

En üst katta ise Paris ve çevresinde, özellikle Grand Paris projesi kapsamında yapılacak mimari eserlerin proje detayları bulunuyor. Nihayet Fransızların sızlanmalarımı dikkate aldıklarını, Seine Nehri kıyısında hayatın daha güzel akacağı çok güzel projeler olduğunu görmek de beni ayrıca mutlu etti.

Pavillon de l'Arsenal
Buranın, yolunuz Bastille'e ya da Saint Louis Adası'na düştüğünde geçerken şöyle bir bakmanız gereken bir yer olduğunu düşünüyorum. Hemen yan tarafta da -henüz gitmediğim- Garde Républicaine var ki burası da Cumhuriyet Muhafızları ya da Muhafız Alayı'nın bulunduğu bina; rezervasyon yaptırdıktan sonra özel rehber eşliğinde gezilebiliyor ama dediğim gibi ben henüz gitmedim; gidince orayı da yazarım, hiç merak etmeyin.

Pavillon de l'Arsenal'in Seine Nehri kıyısının bir tarafı sıra sıra dizilmiş tekneleri görebileceğiniz Port de l'Arsenal, diğer tarafı da harika bir nehir kıyısı yürüyüşü yapabileceğiniz Parc Rives de Seine. Hem o tarafta benim çok sevdiğim Les Nautes da var. Artık ne tarafa gideceğiniz size kalmış. Ben sadece "ne tarafa giderseniz gidin güzel şeyler göreceksiniz" diyebilirim :)

Keyifli geziler, keyifli keşifler...




Adres: Pavillon de l'Arsenal, 21 Boulevard Morland, 75004 Paris

İlgili Yazılar:
- Bastille Meydanı - Place de la Bastille
- Port de l'Arsenal - Bassin de l'Arsenal
- Saint Louis Adası - Île Saint-Louis
- Parc Rives de Seine
- Mimarlık Müzesi - Cité de l'Architecture


TÜM YAZILAR          ANA SAYFA

4 Ağustos 2017 Cuma

Pavillon des Canaux

Pavillon des Canaux Café Restaurant
Paris'teki en keyifli mekanlarından biriyle daha karşınızdayım yine. Burası oldukça ünlü, epey de popüler bir mekan ama demek Pariste.Net'te yayınlanabilmek için listemize 469. yazı olarak girmeyi bekliyormuş :) Geç olsun da güç olmasın diyelim, Le Pavillon des Canaux'yu, bu keyifli kafe restoranı birlikte tanıyalım.

Pavillon des Canaux (pavyon de kano) 19. arrondissement'da, Bassin de la Villette'in kuzey doğu ucunda, Canal Ourcq yani Ourcq Kanalı'nın başladığı yerde bulunuyor. Doğrudan toplu taşıma ile gelmek isterseniz 5 numaralı metronun "Laumière" istasyonunda inmeniz yeterli. Buradan Bassin de la Villette'e yürüyorsunuz, gelince de sağ uç tarafta Pavillon des Canaux'yu görüyorsunuz.

Pavillon des Canaux Café Restaurant
Biraz daha uzun yürüme mesafesi olmakla birlikte, size daha uygun olacaksa 7 numaralı metronun "Crimée" istasyonunda inip, çıkışta Marionnaud mağazasının köşesindeki Rue Crimée'ye girip Bassin de la Villette'e kadar yürüyüp, köprüden geçtikten sonra sağa dönerseniz Pavillon des Canaux sizi orada bekliyor.

Burası bina tipi olarak Seine Nehri kıyısında çok sevdiğim kafe-bar olan Les Nautes'a benziyor. Belki burası da eskiden kanal işletmelerine ait bir binaydı, belki de evdi, tam olarak bilemiyorum ama günümüzde sahip olduğu işlevi açısından ayrıcalıklı ve çok özel, orası kesin.

Pavillon des Canaux Café Restaurant
Mimarisiyle, dekorasyonuyla, hizmet ettiği kitlesiyle oldukça cazip ve çekici bir atmosfere sahip olan Pavillon des Canaux'nun benim en çok sevdiğim özelliği, buranın sadece bir kafe-restoran olmaması, aynı zamanda "le coffice" yani kafe-ofis olarak kullanılabilmesi.

Buraya Starbucks'lardaki gibi laptop'ınızı alıp geliyorsunuz ve saatlerce çalışma olanağı bulabiliyorsunuz. Bir tek yemek saatlerinde ve hafta sonları bunu yapmamanınızı rica ediyorlar. Onun dışında istediğiniz gibi çalışabiliyorsunuz. Belki ben de artık tası tarağı toplayıp burada çalışırım ama çok pratik olmayabilir; bakalım, zaman ne gösterecek...

Pavillon des Canaux Café Restaurant
Bu büyük havuz çevresinde benim çok sevdiğim péniche Antipode'un tam çaprazında bulunan Pavillon des Canaux'ya bunca zaman birkaç kez gitmeyi denedim ama her seferinde kalabalık olduğu için kapıdan döndüm. Nihayet Haziran 2017 sonunda bir gün şans eseri kapısından geçerken içeriyi bomboş görünce artık denemem kaçınılmazdı ve bahçesinde oturmaktansa kapısından içeri girdim. Daha sonra yolum buraya sık sık düşmeye başladı.

Burası self-servis hizmet veren bir yer. Girişte solda siparişlerinizi vereceğiniz şahane bir bölüm ve kasa bulunuyor. Sağ tarafta irili ufaklı birkaç masa, bolca sandalye ve koltuk var. Sağ arka tarafta da çalışmak için ayrı bir bölüm daha var; ortam son derece sıcak ve samimi.

Pavillon des Canaux Café Restaurant
Kapının doğrudan Bassin de la Villette'e açılması çok keyifli. Kendinizi bir sahil kasabasında gibi hissediyorsunuz. Hava güzelse cam-çerçeve açık, ortam çok keyifli. Kışın da içerinin ayrı bir güzelliği oluyordur kesin.

Ama bence Pavillon des Canaux'nun enteresan kısmı üst katta. Tam ortadaki merdivenlerden yukarı çıkınca ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Üst katta dört oda, bir banyo, bir de tuvalet bulunuyor.

Pavillon des Canaux Café Restaurant
Sağ taraftaki kırmızı oda çok havalı. Çalışmak ve yemek yemek için büyük bir masa var, bir de irili ufaklı koltuklar, kahve sehpaları, neler neler. Onun yanındaki oda çocuk odası gibi; hatta kız çocuğu odası gibi diyelim, pembiş pembiş.

Ortadaki banyo sanki buranın en hoş bölümü gibi geldi bana. Kapak fotoğrafı olarak da banyo fotoğrafını kullanmak istedim zaten. İnsanın o küvete uzanası geliyor ya da camdan kanalı seyredesi. Nasıl sevimli bir yer burası böyle.

Pavillon des Canaux Café Restaurant
Sol tarafta da iki oda bulunuyor. Bir tanesi yine cicili bicili bir oda, hani şu aşağıda fotoğrafımı gördüğünüz :) Evet odada bir de karyola bulunuyor, dilerseniz içeceğinizi koltuklarda içiyorsunuz, dilerseniz karyolaya uzanıp dinleniyorsunuz. Evet ben biraz abartmış olabilirim :)

Onun yanında da mutfak kıvamında dekore edilmiş, yine yemek yiyip çalışabileceğiniz konforda bir oda dizayn edilmiş. Artık hangisini beğenirseniz hangisinde boş yer bulursanız,
inanın hepsi birbirinden keyifli.

Pavillon des Canaux Café Restaurant
Burada yeme içme ve tatlı konusunda bol seçenek mevcut. Sadece bir kahve içip kalkabilirsiniz ya da bir şeyler yiyip içerek uzun uzun oturabilirsiniz. Dediğim gibi bilgisayarınızı alıp çalışmanız da mümkün.

Hafta sonları da brunch var ama ben denemedim. Bir café-allongé 2 euro; yani Paris koşullarında makul diyebiliriz.  Dilerseniz bu linkten menüye bakarak zevkinize uygun bir şeyler var mı, kendiniz bakabilirsiniz. Brunch menüsü de bu linkte mevcut. İçecek menüsü de bu linkte...

Pavillon des Canaux Café Restaurant
Burası sadece kafe-restoran ve kafe-ofis değil aynı zamanda çeşitli yemek ve tatlı kurslarının düzenlendiği, farklı farklı etkinliklerle renklenen, bazen canlı müziğin yer aldığı; yani sürekli bir aktivite halinde olan canlı bir yaşam merkezi aynı zamanda.

Buradaki kursları, aktiviteleri ve diğer programları Pavillon des Canaux'nun kendi web sayfasından takip etmenizde yarar var. Hiçbir şey yokken bile gitseniz gerek atmosferden gerekse yiyip içtiklerinizden etkileneceğinizi düşünüyorum.

Pavillon des Canaux Café Restaurant
Bilirsiniz ben yemek içmekten çok mekanlarla ilgileniyorum ve burası o kadar güzel ki belki o yüzden gözüm boyanmıştır; o yüzden siz de deneyimlerinizi yorum kısmında paylaşmaktan çekinmeyin lütfen. Bu ayarda aklıma gelen diğer mekanlar, Saint Martin Kanalı kıyısındaki Le Comptoir Général ve Port de Clignancourt'daki Petit Ceinture üzerinde bulunan Le Recyclerie de var ama her ikisini de yazmaya vaktim olmadı henüz; hepsine sıra gelecek merak etmeyin.

Dediğim gibi burası özellikle hafta sonları oldukça kalabalık oluyor, o yüzden kapıdan dönme ihtimalini de göz önünde bulundurun lütfen. Burada yer bulamazsanız hemen yan taraftaki mekanları deneyebilirsiniz ya da tam çaprazındaki Antipode da hoşunuza gidecek mekanlardandır.

Pavillon des Canaux Café Restaurant
Buradan çıktıktan sonra yapabilecekleriniz konusunda Bassin de la Villette yazısını okumanızı öneririm. Zira burası keyifli bir yürüyüş parkuru üzerinde. Kazara Paris Plajları dönemine denk gelirseniz de normalin üzerinde bir kalabalık olabilir, o konuda da dikkatli olun lütfen.

Le Pavillon des Canaux haftanın her günü sabah 10:00'da açılıyor. Pazartesi, Salı, Çarşamba gece yarısına kadar, Perşembe, Cuma, Cumartesi gece 01:00'e, Pazar akşamları da 22:00'ye kadar açık. Yemek servis saatleri öğlen 12:00-15:00, akşam 19:00-23:00 arası. Hafta sonu brunch da 12:00-15:00 arası diyebiliriz. Güncel bilgiler Pavillon des Canaux'nun kendi sayfasında elbette.

Umarım bu keyifli mekanı sizler de dener, Paris'te hayatın tadını hakkıyla çıkarırsınız. Aldığınız her nefesin kıymetini bilmeniz, güzel günler geçirmeniz dileğiyle.

Keyifli geziler, keyifli keşifler.




Adres: Le Pavillon des Canaux, 39 Quai de la Loire, 75019 Paris

28 Temmuz 2017 Cuma

Provins

Provins
Paris ve çevresini gezmeyle bitiremeyeceğiz; bitmesin de zaten ama ben tanıtmaya, öğrendiklerimi paylaşmaya devam edeceğim. İşte bu yazıda yine Paris yakınlarında çok özel bir yeri, tarihi orta çağ kasabası Provins'ı tanıyacağız hep birlikte.

Provins
Paris'in yaklaşık 100 kilometre güney doğusunda bulunan Provins, Île de France sınırlarında yer aldığı için 5. zone'da bulunuyor ve buraya 5. zone biletiyle, banliyö treniyle ulaşıyorsunuz. Haftalık Navigo Découverte kartınız bu bölgede geçerli, yani ekstra para ödemeden Gare de l'Est'ten kalkan Ligne P yani P hattı treniyle yaklaşık bir buçuk saat gibi bir sürede ulaşabiliyorsunuz.

Provins

Saatte bir tren olduğu için SNCF'in linkinden tren saatlerine bakmanızı ya da RATP'nin uygulamasından saatleri kontrol etmenizi şiddetle öneririm. Trenler son derece konforlu, en azından bizim gidişimizde de dönüşümüzde de çağdaş trenlere denk geldik. Yol uzak gibi görünse de tren her istasyonda durmadığı için oldukça hızlı gidiyor ve en son istasyon olan Provins'da iniyorsunuz.

Provins

Aslında kasabanın tarihi ve turistik yerlerini yürüyerek gezmek mümkün ama size tavsiyem, garın hemen karşısından kalkan turistik hat minibüsüne binip yukarıya, tarihi surların olduğu yere çabucak ulaşmanız. Ne yazık ki ulaşım kartlarınız burada geçerli değil. Kişi başı tek yön 2,5€, günlük 4€ karşılığında bilet alıyorsunuz. Güncel fiyatları bu linkten kontrol edebilirsiniz.

Provins

Yaşlı bir teyzenin kullandığı minibüs (yani en azından bizim bindiğimizde öyleydi) sizi döndüre dolaştıra kısa bir şehir turu attırıyor ve sonra yukarı tırmanıp tarihi surların ana kapılarından birinde duruyor. Dilerseniz burada da inebilirsiniz ama bence inmeyin, çünkü minibüs buradan yoluna devam ediyor ve surların etrafından dolanarak diğer kapıdan tarihi merkeze girip biraz ilerleyerek sizi yukarıda fotoğrafını gördüğünüz meydanda bırakıyor.

Provins

Bu meydanda minibüsten inip sola dönüp düz yürürseniz Provins'da görmeniz gereken en özel yapılardan biri olan Tour César - Sezar Kulesi'ne ulaşıyorsunuz. Burası XII. yüzyıldan kalma eski bir donjon; Türkçeye belki büyük burç olarak çevrilebilir ve aynı zamanda çan kulesi. Bu kuleyi 4,30€ karşılığında gezebiliyorsunuz Tabii güncel fiyatları, müzelerin açık olduğu gün ve saatleri bu linkten kontrol etmenizi de... Provins'da gezmenizi önereceğim birkaç müze daha olduğundan dört müzeyi kapsayan ve diğer etkinliklerde indirim sağlayan 12€'luk günlük pass olan Pass Provins almanızı önereceğim. Günlük bilet Pass Provins içinse bu linkten güncel bilgi alabilirsiniz.

Provins

Kuleye tırmanmak çok keyifli. Pierrfonds Şatosu'nda da benzer bir orta çağ tadı almıştım ama Tour César elbette ki daha küçük ama en azından daha insani. Yukarı tırmandıkça çocukça bir zevk alıyorsunuz ve en tepeye doğru merdivenler cidden epey darlaşıyor. Sacré Coeur'ün dome'una çıkarken bile daha genişti inanın. Buradaysa belirli bir kilonun üstünde olan cüsseli kişiler sanki yukarı çıkamazmış gibi geldi bana...

Provins

En tepede şahane bir Provins manzarası var. Epeyce geniş bir alanda tarihi şehir merkezi, çok az da olsa çağdaş binalar hemen ardında da geniş tarlalar. Artık hangi mevsimde gidecekseniz elbette ki manzaranın peyzajı da ona göre değişecektir ama benim size önerim Nisan başından Ekim sonuna kadar olan dönem daha güzeldir. Belki Noel zamanı da renkli ve cıvıl cıvıl bir yer oluyordur, bilemiyorum. Yağmur yağmasın da :)

 Provins
Sezar Kulesi'nin en en tepesine çıktığınızda ise çanların olduğu bölüme ulaşıyorsunuz ve sanki gizli bir yere girmişsiniz gibi hissediyorsunuz. Sonuçta burası çan kulesi işlevi de görüyormuş. Güvercin pislikleriyle bezeli ahşap konstrüksiyon ve çanlar çok ilginç bir fotoğraf veriyor inanın. Gerçi çok yüksek bir yerde değilsiniz ama buraya kadar tırmanmış olmak da büyük bir haz. Yukarıdan manzarayı seyredip Provins'ın orta çağda Paris ve Rouen'dan sonra Fransa'nın en büyük üçüncü kenti olduğu zamanları düşünmek de farklı bir his.

Provins


Buradan sonraki durağınız kulenin tepesinden gördüğünüz kilise olabilir: Collégiale Saint Quiriace. Gerçi Fransa'da kilise gezmekten içinize fenalık gelmiş olabilir ama böylesi küçük yerlerde kilise gezmeyi özellikle severim. Daha bir gerçekçi, daha bir yaşamın içinde oluyorlar. Özellikle içerinin gün ışığında oldukça aydınlık olması bu kiliseyi farklı kılıyor. Bu kilisenin bir diğer önemi de Jeanne d'Arc'ın burada bir ayine katılmış olmasıymış. Bilmem sizin için bir önemi olur mu...

Provins

Bu kilise ile Tour César arasındaki Provins Müzesi'ni de atlamamanızı öneririm. Ne de olsa Pass Provins aldığınızı düşünüyorum. O yüzden bu müzeye de en az bir yarım saat ayırmakta fayda var. Sadece içeride sergilenenler için değil, binanın kendisini görmek için de gezilmeli bence.

Provins

Provins Müzesi - Musée Provins XII. yüzyıldan kalma bir bina. İki kata ek olarak bir çatı bir de bodrum katından oluşan binanın odalarında dolaşmak, merdivenlerinden inip çıkmak bile büyük bir keyif. Müzede antik dönemden XIX. yüzyıla kadar Provins tarihini yansıtan objeler sergileniyor.

Provins

Müzenin en etkileyici katı belki yukarıda fotoğrafını gördüğünüz çatı katıdır ama beni en çok şaşırtan şey, aşağıda fotoğrafını gördüğünüz, fıçı görünümündeki kabin oldu. Yanındaki panoda yazılanları okuyunca gözlerime inanamadım, Fransızcam yetersiz herhalde diye tereddüt yaşadım: Bu kabinler 19. yüzyılda Provins'daki hastanenin bahçe duvarında duruyormuş ve çocuğuna bakamayacak olan yeni doğum yapmış anneler bebeklerini bu kabine bırakıp gidiyorlarmış; rahibeler de çocukları alıp büyütüyormuş! O dönemde bu kabine toplam 1258 bebek bırakılmış...

Provins

Müze gezimizi de tamamladıktan sonra biraz sokaklarda rastgele dolaşıp biraz daha kaybolmaya, bu güzellikler içinde kendimizi kaybetmeye devam ediyoruz. Ne de olsa küçük yer. Bir tepede tarihi kale bölümü Le Châtel, bir de aşağıda eski şehir bölümü Le Val var. Rampa inip çıkması biraz sevimsiz olsa da buraya güzelliğini veren de belki de bu.

Provins

Civarda estetiği bozacak tek bir şey olmadığını görmek insana "işte Fransa'dayım" dedirttiriyor. Eskiden bu güzellikleri görmek için Fransa'nın diğer şehirlerine giderdim ama fark ettim ki Paris çevresinde de köy kıvamında tarihi kasabalar bolca mevcut. Paris'ten çok uzaklaşmadan da küçük ve tarihi kasabalarda yaşamın nasıl olduğu konusunda insan fikir sahibi oluyor. Her gezdiğiniz yeri çok beğenip bir eviniz olsun istiyorsunuz ama Fransa'da o kadar çok "çok güzel yer" var ki, sınırsız paranız olsa bile o evlerden hangi birini alıp hangi birinde yaşayacağınızı şaşırıyorsunuz :)

Provins

Sol taraftaki rampadan, huzur dolu bir yokuştan aşağı inerken gezeceğiniz üçüncü müze olan Les Sousterrains yani yer altı koridorlarına ulaşıyorsunuz. Pass Provins'ı ilk hangi müzeden almış olursanız olun, parayı ödedikten sonra burayı gezeceğiniz saati belirtmeniz ve rezervasyon yaptırmanız gerekiyor ki ona göre gruba dahil oluyorsunuz.

Provins

Biz ilk bileti aldığımız yerde, konuyu tam çözemediğimiz için saat 14:00 için rezervasyon yaptırmıştık ama saat 12:50'de işimiz bitip buranın kapısına gidince randevumuzu bir saat öne aldırmayı başardık :) Evet Les Sousterrains randevuyla ve grupla geziliyor ve anladığım kadarıyla her saat başı bir grup alıyorlar. Maalesef tur Fransızca ama rehber kız o kadar şahane bir Fransızcayla anlatıyor ki sanki Fransızca bilmeseniz bile her şeyi anlayabilecekmişsiniz gibi geliyor :)

Provins

Burası eski bir taş ocağı ve yüzyıllar boyunca şehrin altı koridorlar şeklinde kazılmış. Aslında çok daha geniş bir alanı kapsıyor ama sadece belirli bir bölümü geziliyor. İçerisi yıl boyunca yanlış -hatırlamıyorsam- 12 derece. O yüzden ince kıyafetle üşüyebileceğinizi hesaba katmalısınız, zira ben dondum :) Bir de o zamanlar burada çalışanların ortalama ömürlerinin yirmi beş yıl olduğunu öğrenmek de epey bir dokundu bana. Hayat hiç adil değil...

Provins

Ana kapıdan girip rehberli tur eşliğinde koridorlarda dolaşıp karşı çaprazdan bir kapıdan çıkıyorsunuz ve sonra sola aşağı doğru inip bir anlamda şehir merkezine varıyorsunuz. Belki artık yemek vakti gelmiştir, gözünüze kestirdiğiniz bir yerde yiyebilirsiniz. Biz L'Appart diye bir yerde yedik, aşağıda hemen sağda. Gayet güzel ve lezzetliydi. Sadece bu tür küçük kasabalarda hatta pek çok şehirde yemek servis saatlerine dikkat etmeniz gerekiyor, 14:30 sonrası öğle yemeği için aç kalabilirsiniz.

Provins

Yemek sonrası minik şehir turuna devam edebilirsiniz. Rastgele sokaklara girip çıkıp küçük keşifler yaparak turunuza devam etmeniz mümkün. Bir noktadan sonra kasabanın kuzey yönüne doğru ilerlemenizi önereceğim. Burada La Rosaraie de Provins diye bir gül bahçesi var. Zaten burası gül reçelleriyle de ünlü. Belki içeriyi gezmek istersiniz ama giriş paralı: Biz gittiğimizde 7,5€'ydu. Güncel fiyatları ve bilgileri bu linkte bulabilirsiniz.

Provins

Gül bahçesinin biraz ilerisine yürürseniz, küçük ama uzun bir kanal, o kanalın iki yanına sıralanmış ağaçları göreceksiniz. Buradan sola dönüp yürümenizi öneriyorum ve bir süre sonra yol bitecek, küçük bir sur duvarının yanından oldukça dik bir yokuşu tırmanacaksınız. Bu şekilde ulaşacağınız kapı Jouie Kapısı - La Porte de Jouy olacak.

Provins

Kapıdan çıkmadan önce surlara şöyle bir tırmanmanızı, kısa da olsa merdivenlerden ine çıka surların üzerinde yürüyüş yapmanızı önereceğim. İnsan bu surlarda dolanırken her an bir köşeden Bizans askerleri çıkacakmış da "Kara Murat benim" diye bağırıverecekmişsiniz gibi geliyor :)

Provins

Bu kapıdan içeri doğru yürürseniz minibüsün sizi ilk bıraktığı meydana ulaşırsınız. O nedenle ben kapıdan çıkıp sola doğru yürümeyi, surların çevresini dolaşmayı tercih ettim. En köşeye gittiğinizde bu yazının kapak fotoğrafı olan açıyı yakalıyorsunuz ve çepeçevre surlarla çevrili olan tarihi kentin eski kale bölümünün nasıl bir yer olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. Kalenin içindeykense etrafınızın surlarla çevrili olduğunu hiç hissetmiyorsunuz.

Provins

Surların dışında tarlalar başladığı için mevsimine göre yeşilli sarılı ya da çiçekli manzaralarla karşılaşmanız mümkün. Bizim Provins'ı gezmeye gittiğimiz gün Temmuz 2017 ortasıydı ve biçerdöverler tarladaki ürünleri biçiyordu. Dev bir tavşanın koşuşunu unutamıyorum. Bir de surların köşe tarafındaki mezarlık Paris'teki Père Lachaise kadar olmasa da ilginçti.

Provins

Mezarlıktan düz devam ettiğimizde kale kapılarından ilkine yani minibüsün ilk durağına ulaşmış oluyorsunuz. Buradan içeri girdiğinizde tekrar sur içindesiniz. Tam kapının sağ alt tarafında şövalyelerin günde bir kez gösteri yaptığı bir yer var. 12€ karşılığında izleyebileceğiniz bu gösteri hakkında bilgileri ve güncel fiyatları bu linkte bulmanız mümkün.

Provins

Kale kapısından içeri girip dümdüz yürüdüğünüzde yine günlük Pass Provins'ınızın geçerli olacağı La Grance Aux Dîmes diye bir müze var. Küçük bir yer ama içerisi ilginç. Eski zamanlarda esnaf, tüccar ve zanaatkârların yaşamlarına dair örnekler görüyorsunuz. Alt kata inmeyi sakın unutmayın. Küçük bir yer dediğim gibi, ayrıca para verip girmeye değer mi bilmiyorum ama Pass Provins aldıysanız buraya da bir girip çıkmakta yarar var.

Provins

Buradan çıkıp yolunuza devam ettiğinizde minibüsten inip gezinize ilk başladığınız Place du Châtel'e ulaşıyorsunuz. Bu noktadan sonra yine sağa sola yürüyerek gezinize devam edebilirsiniz ama biz turumuzu bu noktada bitirmiştik. Aslında civarda yapacak daha pek çok şey var ama sanki bir güne bu kadar gezme yeter gibi geldi bize.

Provins

Aslında bir de mini tren var ama ben bugüne kadar hiç bu tür trenlere binmedim nedense; ne Paris'te ne de başka bir yerde. Belki siz bu trene binip şehri bir de bu şekilde keşfetmek isteyebilirsiniz. Ya da sizi gara götürecek minibüsünüzü beklerken civardaki hediyelik eşya dükkanlarını dolaşıp bir kafede oturup bir şeyler içmek isteyebilirsiniz.

Provins

Ah bir de Provins Provins diye yazdık ama nasıl okunuyor bu Provins? Türkçede tam karşılığı yok son hecenin. "Provan" değil, "pğovan" değil, "proven" değil, "pğoven" hiç değil :) Aslında son hece "an" ile "en" arası bir ses. Dişçi koltuğuna oturmuş azı dişinizi çektiriyormuşsunuz da "pğovan" demeye çalışıyormuşsunuz gibi :) Sondaki "s" harfinin okunmuyor oluşu mevzusuna girmiyorum bile :) Ah şu Fransızca...

Provins

Paris'in "büyük şehir" atmosferinden bir anda uzaklaşabileceğiniz, kendinizi bambaşka bir yerde, ayrı bir tatile çıkmış gibi hissedeceğiniz Provins'ı belki ilk gelişinizde değil ama ikinci ya da daha sonraki gelişlerinizde gezip görmenizi öneriyorum. O nedenle burayı da Paris'te Alternatif 15 Gün yazımıza eklememiz gerek. Paris ve çevresinde yapacak o kadar çok şey var ki zaten; hepsi sırayla, hepsi zamanla...

Keyifli geziler, keyifli keşifler...




Adres: Provins, Seine-et-Marne, Île de France

Paris'e Birkaç Saat Mesafede Görülmeye Değer Diğer Yerler:
Giverny
Rouen
Deauville & Trouville
Honfleur
Etretat
Le Mont Saint-Michel
Saint Malo
Amiens
- Barbizon
La Roche Guyon

TÜM YAZILAR          ANA SAYFA

Paris Hava Durumu

Megby

BİLGİ VE TEŞEKKÜR

Ocak 2014'ten bu yana Paris'i daha kolay gezebilmeniz için hazırladığım ve düzenli olarak yeni yazılarla güncellediğim bu blog'taki bilgilerin ancak paylaşıldıkça değerli olduğuna inanıyorum. Paris üzerine yazdığım 470'den fazla yazı arasından beğendiklerinizi sosyal medya hesaplarınızda paylaşmanız, bu bilgilerin daha çok kişiye ulaşmasına yardımcı olacaktır. Yazılarla ile ilgili görüş ve önerilerinizi yorum bölümüne yazmaktan çekinmeyiniz. İlginiz ve desteğiniz için teşekkürler.

Google+ Takip Edenler

Konsolosluk Rehberi

pariste.net kaç kez okundu?

Reklam ve Sponsorluk

© 2014-2016 Tüm hakları saklıdır. Yazı ve görseller izinsiz kullanılamaz Pariste.Net Paris Gezi ve Yaşam Rehberi.
Powered by Blogger.