Facebook Facebook Twitter Instagram Google LinkedIn Pariste.Net English

21 Haziran 2017 Çarşamba

La Fête De La Musique 2017

Müzik Bayramı - La Fête de la Musique 2017
1982 yılında Fransa Kültür Bakanı Jack Lang'ın girişimiyle başlatılan ve daha sonra tüm Avrupa'ya yayılan "La Fête De La Musique" her yıl 21 Haziran'da, yani gündüzün en uzun olduğu günün akşamında, dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Avrupa'da, Fransa'da ve tabii ki Paris'in dört bir köşesinde Müzik Bayramı olarak kutlanılıyor; gerek profesyonel, gerek amatör pek çok sanatçı, grup ve orkestra kapalı ve açık alanlarda yüzlerce konser düzenliyor.

La Fête De La Musique (la fet de la müzik) nedir? diye soracak olursanız: Müzik Bayramı, Müzik Şenliği diyebilirim... Bu etkinliğin olduğu akşam, tüm Fransa'da olduğu gibi Paris'i de bir müzik coşkusu sarıyor. Şehrin her yerinde, pek çok meydanda, köşe başlarında, caddelerde, sokaklarda, barlarda, restoranlarda, kafelerde, müze ve saraylarda, olur olmaz her yerde müziğe dair bir şey karşınıza çıkar, müziğin büyülü dünyası sizi içine alıverir, anında modunuz değişir.

Ben bu yıl Paris'te altıncı kez La Fête de la Musique'i kutlayacağım. İlk yılki sürpriz deneyimi unutmam mümkün değil. Böyle bir şeyin olduğunu öğrendikten sonra o akşam Opéra Garnier'in önüne geldiğimde koskoca bir orkestraya denk gelmiştim de orkestranın tüm üyeleri komik komik kıyafetler giymiş bir şekilde muhteşem bir müzik ziyafeti çekmişlerdi. Sadece Paris'in bu güzel meydanını değil, her yerini müzik ziyafeti sarmıştı. Rüya gibiydi. Sonradan gördüm ki her yıl o grup orada konser veriyor. Daha önce görmediyseniz tavsiye ederim.

Ve her sene mutlaka bu etkinliği izlemek için Paris'in kıyısını köşesini dolaşmayı prensip edindim. Zaten sadece Fransızlar için değil, turistler için ve hatta Paris'te yaşayan Türkler arasında da en popüler etkinliklerden biri La Fête de la Musique'tir... Etkinlik akşamı Paris'i bambaşka bir hava kaplar. Şehrin her köşesinden farklı farklı müzik türleri yükselir. Kimi yerde gruplar çıkar, kimi yerde garip enstrümanlarla konserler verilir, kimi yerde gayda sesleri, kimi yerlerde sadece vokal konserler, hatta bazen karşınıza küçücük bir çocuk çıkıp solo konser verebilir. La Fête de la Musique akşamı Paris başka bir havaya bürünür.

Müzik Bayramı - La Fête de la Musique 2017
Peki nerede hangi etkinlik var? Tabii ki bu linkteki harita üzerinde ilerleyerek programı incelemeniz mümkün. Gördüğünüz gibi sadece Paris'te değil, dünyanın dört bir köşesinde 21 Haziran akşamı bu etkinlik kutlanıyor. O yüzden sadece Paris için değil, dünyanın pek çok yeri için kendinize bir program bulma şansınız var. Üstelik hepsi ücretsiz...

Belki de Paris sokaklarında rastgele yürüyerek karşınıza çıkacak sürpriz müziklere denk gelmek de heyecan verici olabilir çünkü linkte sadece resmi olarak düzenlenen konserler gösteriliyor. Oysa ki pek çok kafe-restoran kendi etkinliğini kendi düzenliyor, pek çok performans sanatçısı, profesyonel ya da amatör fark etmeksizin, herhangi bir sokağın köşesinde, bir avluda, hiç beklemediğiniz bir yerde müzikle hayatınızı renklendirebiliyor.

Müzik Bayramı - La Fête de la Musique 2017
Geçen yılki Müzik Bayramı'nda hasta mıydım yorgun muydum neydim, sadece, bir zamanlar Fransızca-Türkçe dil exchange'i yaptığım 86 yaşındaki arkadaşım Maurice'in saksafon çaldığı restorandaki konserine gitmiştim. Bu 21 Haziran içinse özel bir planım yok, çünkü bu Haziran Paris'te korkunç sıcak geçiyor, akşamın on buçuğunda bile hava 37 derece. Kuzey iklimine alışmış bu bünye için bu sıcaklara uyum sağlamak güç :) O yüzden sokaklarda ne kadar dolaşabilirim bilemiyorum; belki sadece La Défense tarafındaki etkinliklere bakar, fırsat bulursam instagram hesabım instagram.com/parisrehberi üzerinden instalive canlı yayın yaparak etkinlikleri sizin de izlemenizi sağlarım...

Her yıl olduğu gibi bu yıl da 21 Haziran gecesi Paris'te tüm ulaşım araçları sabaha kadar belirli aralıklarla servis verecek ve saat 17:00'den sabah 07:00'ye kadar geçerli olan özel bir bileti 3,5€'ya alarak sınırsızca gezmeniz mümkün olacak. Bu biletlerin sadece bilet otomatlarından ve gişelerden alınabiliyor olduğunu da hatırlatmak isterim. Hangi metro hatlarının, RER ve banliyö trenlerinin sabaha kadar servis vereceğini RATP'nin resmi sayfasındaki bu linkten öğrenebilirsiniz.

Paris'teki bu çok özel gecenin tadını çıkarabilmeniz dileğiyle.

Müzik dolu güzel bir hayat dilerim...







TÜM YAZILAR          ANA SAYFA

16 Haziran 2017 Cuma

Au Vieux Paris Restaurant

Au Vieux Paris d'Arcole Restaurant
Yine Paris'in ulu orta yerlerinden birinde olduğu halde, kalabalık turist gruplarının bir arka sokaktan gelip geçtiği, yine de blog takip etmeyi seven ve Paris'in kıyı köşe detaylarını keşfetmeye bayılanların mutlaka gidip gördüğü bir yeri tanıyoruz bu yazıda hep birlikte. Evet, bugünkü durağımız çok keyifli bir restoran: Au Vieux Paris (o viyö pari ya da o viyö paği)

Paris'in ortasındaki Cité Adası'nda, koskoca Notre Dame Katedrali'nin bir yan sokağında olan bu şahane restoran, ne yazık ki (ya da ne mutlu ki) yoğun turist trafiğinin güzergâhı üzerinde değil, bir arkada, gizli kalmış bir sokakta meraklılarını bekliyor. Zaten o yüzden bu kadar güzel kalmaya devam edebilmiş ve bu kadar da huzurlu ve bir o kadar keyifli. Ne demek istediğimi yazının devamındaki fotoğrafları görünce daha iyi anlayacaksınız.

Au Vieux Paris d'Arcole Restaurant
Paris Metrosu 4 hattının Cité istasyonunda inip ulaşabileceğiniz Au Vieux Paris' aynı zamanda Hôtel de Ville'in tam önündeki Pont d'Arcole köprüsünden geçerek de ulaşmak mümkün. Köprüyü geçip Cité Adası'na geldiğinizde, ileri doğru biraz daha yürüyüp ilk soldan içeri girerseniz hemen sol tarafta sizi bekleyen Au Vieux Paris, Paris'te en eski, en etkileyici restoranlardan biri.

Burası 1512'de inşa edilmiş, Papa VIII. Clement'ın altı ay konakladığı bu yapı 1723'te şarap barı olarak hizmete açılmış ve o tarihten beri de bu işleviyle varlığını devam ettiriyor. Tabii günümüze doğru yaklaştıkça restoran özelliği daha ağırlık kazanmış ve gerçekten incelikli, zevkli, günümüze göre farklı ama Paris'te görüp yaşamak istediğimiz o tarihi atmosferiyle insanı büyülüyor.

Au Vieux Paris d'Arcole Restaurant
Restoranın en meşhur özelliği ön cephesini kaplayan, yaklaşık yedi metre yüksekliğinde, yirmi iki metre genişliğindeki mor salkımlı sümbüller. Ne akla hizmetse, elimde buranın sümbüllü zamanlarına ait fotoğraf yok :) Ben de bu yazıdaki fotoğrafları Mayıs 2017'deki gidişimde çektim. Baharla birlikte yazının kapak fotoğrafındaki ön cepheyi bir sümbül basıyor, inanamazsınız, o kadar etkileyici ki.

Yine de, havanın güzel olduğu herhangi bir zaman diliminde kapı önündeki renkli sandalyelere oturup bir şeyler yiyip içmek her zaman keyifli. Hava soğuksa ya da akşam vakti gittiyseniz o zaman da şiddetle içeride oturmanızı önereceğim. Çünkü içerinin dekorasyonu müthiş...

Au Vieux Paris d'Arcole Restaurant
Giriş katının taş ağırlıklı orta çağ havasına göre üst katın kıpkırmızı duvarlı dekorasyonu bence çok daha büyüleyici. O yüzden özel akşam yemekleriniz için üst katı tercih etmenizde yarar var. Hem tarihi hem de şık bir yere geldiğinizi iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Menü ise Fransız ağırlıklı ve çok ucuz olduğunu söyleyemeyeceğim. Ortalama bir restoranda 15-17 euro aralığında olan ve benim çok sevdiğim ördek yemeği "confit de canard" burada 23 euro. Hem güncel fiyatlara bakmak, hem rezervasyon yapmak, hem de dönem dönem düzenlenen promosyonlardan yararalanmak için Fransa'nın ünlü rezervasyon sitesi The Fork - La Fourchette'in bu link çok işinize yarayacak.

Au Vieux Paris d'Arcole Restaurant
Biz buraya gittiğimizde kapı önünde oturmayı tercih ediyoruz; demek ki hiç soğuk havada gitmemişiz ama içerisi de gördüğünüz gibi çok güzel. Hele üst kata çıkıp o kırmızılı ortamı görünce ne kadar etkilendiğimi hiç unutmuyorum. Özel akşamlarınız için burası sizin için de unutulmaz olacaktır eminim.

Laf aramızda ben buranın sadece restoran olduğunu sanıyordum ama değilmiş, yukarıda bir de günlük kiraya verdikleri apart daire varmış meğerse. Fotoğraf çekmek için izin istediğimde neşeli garson, daha doğrusu neşeli şef yukarıdaki apart daireyi görüp görmediğimi sordu ve görmediğimi öğrenince hemen anahtarı verip beni bir garson eşliğinde yukarı yolladı :)

Au Vieux Paris d'Arcole Restaurant
Ben de "amaaan of, bana ne apartlarından" diye kendi kendime mızmızlanırken restoranın üst katının arka tarafında bulunan aparttan içeri girince neye uğradığımı şaşırdım :) Burası son derece hoş bir şekilde dekore edilmiş, iki oda bir salon şeklinde şahane bir apart... Yukarıda ve aşağıda gördüğünüz iki fotoğraf da bu aparta ait. İnanılmaz değil mi.

Fotoğraflarımı çekip aşağı indiğimde şef beğenip beğenmediğimi sordu, tabii ki beğenmiştim; fiyatı öğrenmek istediğimi söyleyince "2 oda - 4 kişi gecelik ücret 300 Euro" dedi ve inanın burası, böyle bir mekan ve böylesi bir lokasyon için inanılmaz hesaplı... Bence denenebilir.

Au Vieux Paris d'Arcole Restaurant
"Fiyat kesinlikle değişmiyor" dediler ama tabii güncel olarak takip etmem mümkün değil. O yüzden bu linkteki resmi sayfalarından güncel bilgiyi almanızı şiddetle öneririm. Zaten restoranın kendi sayfasına da oradan ulaşabiliyorsunuz.

Tabii siz buraya öncelikle restoran özelliği için gitmelisiniz. Yemekler orta karar diyelim. Gerçi ben nedense ördek değil de tavuk yedim, çok lezzetli olduğunu söyleyemeyeceğim; bence ördek yemeliydim ama garsonlar çok eğlenceli ya da bana öyle denk geldi, bilemiyorum.

Au Vieux Paris d'Arcole Restaurant
Buraya Notre Dame Katedrali'ni görmeye gittiğiniz gün mutlaka uğramalısınız. Notre Dame'ın ana giriş kapısını karşınıza aldığınızda sol kulenin tam dibinden sola dönün ve biraz ileride sağdan içeri girin, Au Vieux Paris d'Arcole karşınıza çıkacaktır. Bu "Arcole" adı da Napolyon'un Avusturyalılar'a karşı 1796'da kazandığı bir savaşın adından geliyor. Bizim içinse günümüzde sadece güzel bir köprü, güzel bir sokak, güzel bir restoran adı işte.

Restoran sonrası civarda yapabileceklerinizi ise zaten çok sevdiğim Île de la Cité - Cité Adası yazısında bulabilirsiniz. Umarım siz de burayı en kısa sürede ziyaret eder, bizim yaşadığımız güzel deneyimi yaşarsınız. Bir de size söz, önümüzdeki ilk sümbül mevsiminde kapak fotoğrafını değiştireceğim ;)

Keyifli geziler, keyifli keşifler...





İlgili Yazılar:

TÜM YAZILAR          ANA SAYFA

9 Haziran 2017 Cuma

Parc Rives de Seine

Parc Rives de Seine
Mart 2012'de Paris'e ilk yerleştiğim zaman en tuhafıma giden şeylerden biri, Seine Nehri boyunca çok güzel sahil bölgeleri olmasına rağmen Parislilerin bu güzelliklerden yararlanmıyor oluşuydu. Artık ne kadar konuştum, ne kadar söz söyledimse bu sözlerim yetkililerin kulağına gitmiş olacak ki, zaman içinde Seine kıyısı hareketlenmeye, birbirinden güzel yerler açılıp hayat canlanmaya başladı. İşte onlardan biri olan ve Nisan 2017'de açılışı yapılan Parc Rives de Seine'i tanıtmak istiyorum bu yazıda sizlere...

Parc Rives de Seine
Parc de Rives Seine (park dö riv sen ya da pağk dö ğiv sen) Louvre Müzesi'nin önünden başlayıp Bastille tarafına, Port de l'Arsenal'e kadar Seine Nehri kıyısı boyunca uzanan, eskiden sahil yoluyken trafiğe kapatılıp, Nisan 2017'de park ve rekreasyon alanı olarak yeniden düzenlenen, Paris'in ortasına hava alabileceğiniz, son derece keyifli bir parkur olarak hayatımızda önemli bir yer etti.

Parc Rives de Seine
Eskiden Tuileries Bahçesi önündeki tünelden arabayla yerin altına iner, Louvre Müzesi'nin hemen köşesinden bu sahil yoluna çıkardınız ve laf aramızda ben burada araba kullanmayı çok sever, çünkü kendimi İstanbul'da Çubuklu'da, Kireçburnu'nda araba kullanıyormuş gibi hissederdim :) Bir dönem sadece hafta sonları bu yolu trafiğe kapamayı ve yayaların kullanıma açmayı denediler. Uygulama başarılı olup güzel sonuç verince de Paris Belediyesi bu sahil yolunu tamamen trafiğe kapadı ve Parc Rives de Seine olarak halkın hizmetine açtı.

Parc Rives de Seine
Bu parkurda yürüyüş yapmak için pek çok noktadan giriş yapabilirsiniz ama baştan sona gezmek adına benim en ideal rotam 1 numaralı metro hattının Louvre-Rivoli istasyonunda inip doğrudan Seine Nehri kıyısına yürümek ve Louvre Müzesi'nin köşesinden, Ponts des Arts ile Pont Neuf köprülerinin arasındaki yoldan aşağı inerek Pont Neuf tarafına, yani sola doğru yürümek. Bu şekilde söylediğim araba tünelinin tam çıkışına yani sahil yolunun başladığı yere ulaşıyorsunuz. Dilerseniz tünelden de gelebilirsiniz ama ben o tüneli bisikletle baştan başa geçtim, çok keyifli değil, sadece enteresan; o yüzden söylediğim şekilde başlamak sanki daha güzel.

Parc Rives de Seine
Öğleden sonraları ve özellikle hafta sonları oldukça rağbet gören, dolayısıyla kalabalık olan Parc Rives de Seine'i ben hafta içi erken saatlerde gezmeyi daha çok seviyorum. Kalabalığı mı yoksa sakinliği mi sevdiğinize göre siz de buralarda gezinme saatinizi ona göre belirleyebilirsiniz. Kimseler yokken boş yollarda yürümek, bisiklete binmek, Seine Nehri havasını içime çekmek benim daha çok hoşuma gidiyor. Kalabalıkken de elbette farklı bir enerjisi oluyor; ortalık cıvıl cıvıl, insanlar keyifle ortalıkta dolanıyorlar, spor yapıyorlar, kitap okuyorlar, hava müsaitse güneşleniyorlar, öpüşüp koklaşıyorlar, yiyorlar içiyorlar, hayatın tadını çıkıyorlar.

Parc Rives de Seine
Bu parkuru yürümek kadar bisikletle gezmek de oldukça keyifli. Günlük bisiklet kiralamak için yer de var ama ben onun yerine kiralık bisiklet Vélib'i öneriyorum. Şimdilik bu parkur üzerinde iki istasyonları var ve bence yeterli. Sabah erken saatlerde, ortalık boşken burada bisikletle turlamanın keyfi bir başka. Hatta dilerseniz burada bisikletle gezerken Facebook üzerinden yaptığım bir canlı yayının bant kaydını bu linkten izleyebilirsiniz. Evet, Paris sokaklarında Facebook, Twitter, Instagram hesaplarım üzerinden sık sık canlı yayın yapmaya çalışıyorum. Bazen bu yayınlar bir saat sürüyor, canlı yayında Paris sokaklarını dolaşırken sizlerle sohbet edip sorularınızı da yanıtlıyorum. Yakında Youtube kanalım Pariste.Net Tv üzerinden de canlı yayınlara başlayacağım, dilerseniz siz de eşlik edebilirsiniz.

Parc Rives de Seine
Yürüyüş yolu üzerinde özellikle çocuklar için eğlenceli aktiviteler var. Daha çok çocukların motor beceri gelişimleri için oluşturulmuş alanlarda kütük üzerinde yürüyüş, halkalara tırmanma gibi çok ilginç aktivite alanları oluşturulmuş. Pek çok Türk annesinin "aman çocuğuma bir şey olur" diye endişe edeceğinden eminim ama Fransız anneleri çocuklarını bu "tehlikeli" oyun alanlarında bir başına bırakıp hayata tutunmaları, çocukların kendilerini geliştirebilmeleri için fırsat tanıyorlar. Yine de siz bilirsiniz tabii...

Parc Rives de Seine
İrili ufaklı birkaç oyun alanında çocuğunuz oynarken, bir yandan da kişisel gelişimi için faydalı şeyler yaparken parkur üzerindeki musluklardan su içmeniz de mümkün. Bu su Seine Nehri'nin suyu ama elbette direk nehirden alınıp musluğa öyle gelmiyor. Bazı işlemlerden geçiyor ve biz evlerimizde de bu suyu içiyoruz. Evet ben Paris'e yerleştiğimden bu yana hiç şişelenmiş su alıp içmedim evimde. Özellikle soğukken, Seine Nehri'nin musluktan akan suyu çok güzel içiliyor. Çocukluğumun İstanbul'unda musluktan su içtiğimiz o güzel günleri yad ediyorum.

Parc Rives de Seine
Yürüyüş parkuru başında ortalık fazla cadde gibi görünse de biraz ilerledikçe ortam yeşillenmeye başlıyor. Birkaç köprü geçtikten sonra Seine Nehri kıyısında piknik alanları oluşmaya başlıyor. Buradaki ağaç gölgeleri insana iyi geliyor. Bir tarafınızda Cité Adası ve Notre Dame Katedrali, bir tarafınızda Saint Louis Adası, sanki tatile çıkmış gibi hissediyorsunuz. Sahi, turistseniz zaten tatildesiniz. Bir tek yukarıdan, caddeden gelen trafik gürültüsü biraz sevimsiz, onun dışında her şey şahane...

Parc Rives de Seine
Artık piknik yapanlar mı dersiniz, sere serpe güneşlenenler mi dersiniz, kitap okuyanlar mı, sohbet edenler mi, burada her telden her renkten insanı bir arada görebiliyorsunuz. Kazara hamakta yer bulursanız da sallanmaktan çekinmeyin... Yeme içme konusunda parkurun baş taraflarında küçük büfe tarzı yerler var, öyle aman aman lezzetler beklemeyin, daha çok atıştırmalık şeyler ama nehir kıyısında bir şeyler atıştırıp bir şeyler içmek gerçekten keyifli oluyor.

Parc Rives de Seine
Fiyatlar öyle fazla pahalı değil. 1 euro'ya kahve içmek gerçekten güzel oluyor, tek sorun plastik kupada veriyor oluşları; eh artık o kadar kusur kadı kızında da olur. Biz hayatın tadını çıkarmak için buradayız, ufak tefek şeyleri dert etmiyoruz :) Sahi burada insan hiçbir şeyi dert etmiyor, başka bir diyarda başka bir hayali yaşıyor. Biliyoruz ki dünya aslında eşitliksiz, adaletsiz, pek çok kötülükle dolu oldukça siyah-beyaz bir yer, ona rengini elimizden geldiğince kendimiz veriyor, hayatımızı gücümüz yettiğince güzelleştirmeye çalışıyoruz. Bunu Paris'te yapmaya kalktığınızda işiniz biraz daha kolay oluyor...

Parc Rives de Seine
Bu güzellikleri yaşarken istiyorum ki herkes gelip yapabilsin, İstanbul'daki eşim-dostum yanımda olsun, hep birlikte paylaşalım bu güzel anları. Oturalım şu sandalyelere sıra sıra ya da toplaşalım bir masa başında hep birlikte sohbet edip keyifle vakit geçirelim. Bir başımayken de sorun yok, kendimi hiç yalnız hissetmiyorum Paris'te. Benim derdim sadece bu güzelliklerden daha çok kişinin yararlanması; yoksa gayet iyiyim gün içinde yalnızken böyle...

Parc Rives de Seine
İlerilere doğru gittikçe eski mavnalardan kafe restoranlara dönüştürülmüş péniche'ler karşınıza çıkıyor. Gerçi Paris'te en sevdiğim iki péniche'ten biri Antipode diğeri de Rosa Bonheur sur Seine'dir ama dilerseniz buradaki péniche'lerin üzerinde, dilerseniz de karadaki teraslarında, ağaç gölgesinde güzel yemekler yiyip güzel şeyler içme şansınız var. Hava da güzelse, ağaç gölgesi eser hem, mis gibi...

Parc Rives de Seine
Biraz daha ilerleyince piknik masaları çıkıyor karşınıza. Bilemiyorum hafta sonları ya da akşamları burada yer bulmak mümkün olur mu; ben çok kalabalık ortamlarda piknik yapmayı zaten çok sevmiyorum. Eğer hafta içi gündüz vakti giderseniz burada kahvaltı yapmak keyifli olabilir diye düşünüyorum. Biraz ileride de çok sevdiğim Les Nautes var zaten, oranın önü de çoğu zaman renkli ve hareketli.

Parc Rives de Seine
Les Nautes'un önünde de oturacak yerler var, çoğu zaman da şenlikli bir şeyler oluyor. Ben huzur insanı olduğum için daha sakin sepenek hayatlar yaşamayı tercih ediyorum, Les Nautes'u da sakinken daha çok seviyorum. Yine de herkesin zevki-beğenisi ayrı, belki de siz bu şenliği seviyorsunuzdur, o zaman dilerim sizin yürüyüş zamanınızda eğlenceli bir anına denk gelirsiniz.

Parc Rives de Seine
Ondan sonra yol sağa doğru kıvrılıyor, yine ağaçlıklı yeşil bir alandan geçiyorsunuz. Pont de Sully'ye doğru ilerleyip, köprünün altından geçtikten sonra yol sola doğru kıvrılırken hemen sağdaki boşluktan sağ tarafa, Seine Nehri kıyısına inip öyle devam etmenizi öneririm çünkü eğer normal yoldan yürümeye devam ederseniz karşınıza bir tünel çıkıyor ve tünelin içi çok keyifli değil, zaten biraz ileride yokuş yukarı çıkıp ana caddeye kavuşuyorsunuz, parkur bitmiş oluyor.

Parc Rives de Seine
Oysa dediğim yerden yani yukarıdaki fotoğrafını gördüğünüz köprü, Pont de Sully'yi geçtikten sonra ayağının dibinden hemen sağdaki yola inerseniz burada farklı bir atmosfer var. Bu taraf Seine Nehri kıyısında en çok güneşlenen insan gördüğüm yer diyebilirim :) Gerçi duş imkanı olmayan bir yerde mayoyla güneşlenmek bana haşlanmak gibi gelir ama Paris'te yaşayan insanların buna ihtiyacı var.

Parc Rives de Seine
Gerçi Paris Plajları döneminde Parc Rives de Seine parkuru komple güneşlenme alanına dönüşüyor ya neyse. Sahi Paris Plajları dönemine denk gelirseniz burası çok çok daha canlı bir hale bürünüyor. Öylesi dönemlerde ben sadece turistik amaçla bir iki kere içinden geçmeyi tercih ediyorum, yoksa dediğim gibi o kadar kalabalık benim pek hoşuma gitmiyor.

Parc Rives de Seine
Söylediğim o güneşlenme alanını da geçtiğiniz zaman Port de l'Arsenal'in girişine ulaşmış oluyorsunuz ki bence orası da görülmeye değer bir yer ama dilerseniz gerisin geri dönebilir ve tüm parkuru ters istikamette bir kere daha yürüyebilirsiniz, çünkü bakış açınız değişince manzaranız da komple değişecek ve sanki yeni bir yerde geziyormuş gibi olacaksınız. Yol üstünde Notre Dame Katedrali, Hôtel de Ville, Conciergerie, Louvre Müzesi gibi Paris'in en önemli yapıları sizi selamlıyor olacak.

Parc Rives de Seine
Gerçi bir de diğer yakada Pont de l'Alma ile Pont Royal arasında da böylesi bir parkur var ama orası henüz tam oturmadı sanki. Gerçi Parc Rives de Seine de zaman içinde daha da gelişecektir; belki de tüm La Seine kıyısında bu tür yerlerin ortak adı olacak Parc Rives de Seine ama şimdilik sadece bu bölge bu isimle lanse edildi...

Umarım güzel bir havada siz de Parc Rives de Seine boyunca böylesi bir yürüyüş yapar ve benim kadar keyif alırsınız. 

Keyifli geziler, keyifli keşifler...





Paris Şehir Merkezindeki Diğer Önemli Parklar:
- Jardín du Trocadéro
- Champ de Mars

TÜM YAZILAR          ANA SAYFA

2 Haziran 2017 Cuma

Saint Malo

Saint Malo
Paris'ten uzaklaştıkça uzaklaşıyoruz, farkındayım ama yavaş yavaş buraları da tanımanın vakti çoktan geldi de geçiyor bile. Bu yazıda -yine- sizlere Fransa'da görüp görebileceğiniz en etkileyici yerlerden biri olan Saint Malo'yu tanıtmak istiyorum. Üç kez gittiğim, üçünde de aynı şekilde büyülendiğim Saint Malo hakkındaki bu yazıyı okuyunca gezilip görülecek yerler listenize yine etkileyici bir yer olan bu güzel kenti de ekleyeceğinizden eminim.


Saint Malo
Paris'in yaklaşık 400 kilometre batısında, Manş Denizi kıyısında yer alan Saint Malo (sen malô) Bretonya bölgesindeki en güzel şehirlerden biri ve hatta şehir olarak en güzeli diyebilirim. Köy ve kasaba olarak nice güzellikler elbette ki var ama Saint Malo büyüklüğü ve bütünsel korunmuşluğu açısından çok daha etkileyici bana göre. Arabayla teorik olarak 4 saatte ulaşabileceğiniz öngörülüyor ama trafiğin durumuna göre bu süre bazen uzayabiliyor.


Saint Malo
Benim gibi Paris'te yaşayıp denize ve martılara hasret bünyeler için Saint Malo ilaç gibi geliyor elbette, o her şeyden daha önemli belki ama bunun için Deauville & Trouville, Honfleur ya da Etretat gibi yerler de iş görüyor. Bizim Saint Malo'ya gitme amacımız, her şeyden önce yol üstündeki muhteşem manastır Le Mont Saint Michel'i görmek olacak. Sonrasında da hemen yanı başındaki Saint Malo'yu gezeceğiz ki gezimiz crème de la crème olsun...


Saint Malo

Saint Malo'nun en etkileyici özelliğiyse, yine bana göre, tarihi şehir merkezinin çevresinin çepeçevre surlarla çevrili olması ve bu surların neredeyse tamamının yürüyerek gezilebilmesi. Öylesine şahane bir parkur ki bu, her gidişimde mutlaka bir tam tur atmazsam içim rahat etmiyor. Zaten tarihi kentin herhangi bir yerinden merdivenlerle çıkıp bu yürüyüş yoluna ulaştınız mı "dur şurayı da göreyim, burayı da göreyim" derken bir bakmışsınız ki tüm kentin çevresini bir çırpıda gezivermişsiniz. Saint Malo'nun surlarında yürürken ilk aklıma gelen şey, yıllar önce Dubrovnik'e ilk gidişimde, o küçük ve muhteşem sahil kasabasının tarihi merkezini, çepeçevre surların üzerinde yürüyerek dolaştığım gün oldu...


Saint Malo

Saint Malo'da bir gün batımı oluyor ki inanılmaz... Surların üzerine çıkıp onca rüzgara (ve kimi zaman soğuğa rağmen) gün batımını izlemenin keyfine diyecek yok. Gerçi Deauville & Trouville, Honfleur ya da Etretat gibi kasabalarda da gün batımını izlemek çok güzel oluyor ama Saint Malo'dan izlemenin büyüleyici yanı, üzerinde bulunduğunuz surlar oluyor. Tam denize batan güneş her zaman her yerden görülmüyor elbette ama biz her seferinde şanslıydık, her gidişimizde güneşi denize batırmayı başardık.


Saint Malo
Paris'ten Saint Malo'ya ulaşmak için en ideal olanı elbette ki özel aracınızla gitmek. Hem yol çok keyifli, hem de yol üzerinde görecek, uğrayacak pek çok yer var. Yine de toplu taşıma ile gitmek istiyorsanız o zaman tren seçeneğini seçmekte yarar var. Bunun için Fransa'nın TCDD'si olan SNCF'in resmi web sayfasından ya da aşağıdaki banner'dan online tren bileti almanız, sonra da seyahat günü  Paris'te Montparnasse Garı'na gidip güzel güzel treninize binmeniz yeterli. Eğer direkt tren seçerseniz daha rahat edersiniz ve TGV trenleriyle yaklaşık 3 saatte Saint Malo'ya ulaşırsınız.



Aktarmalı giderseniz de Rennes şehrinde tren değiştirmeniz gerekir ve bu size yaklaşık yarım saat kaybettirir. Eğer programınızı iyi ayarlarsanız sabah gidip akşam dönmek üzere bir Saint Malo gezisi bile yapabilirsiniz ama ben buralara kadar gelmişken Le Mont Saint Michel'i de görmeden dönmeyin derim. O yüzden en azından iki-üç günlük bir gezi planlaması yapmanızı öneririm.


Saint Malo
Açıkçası ben Saint Malo'ya hiç trenle gitmedim, hep arabayla gittim. Tabii yüksek otoban ücretleri Saint Malo'nun bağlı olduğu Bretonya bölgesine gelene kadar canınızı epey bir acıtıyor; gidiş dönüş yaklaşık 30-40 euro ödüyorsunuz ama Bretonya'ya girdikten sonra otobanlar ücretsiz! Trenle gelirseniz gar binası tarihi şehir merkezinin yakınında. Gardan çıktığınızda dümdüz karşıya yürürseniz, bir süre sonra tarihi surlara ulaşıyorsunuz ve bulduğunuz ilk kapıdan da şehrin içine giriyorsunuz. Arabayla geldiğinizde de arabanızı mutlaka ücretli otoparklara bırakmanız gerekiyor. Sur içinde park yeri bulmak çok güç ama biz şanslı olduğumuz için her zaman burada yer bulduk tabii :) Surların içine girdikten sonra kaybolmak serbest... İstediğiniz yere gidin, istediğiniz sokaktan sapın, istediğiniz yere girin-çıkın her yer çok güzel ne de olsa.


Saint Malo
Yine birbirinden güzel sokaklar, binalar, kafeler, restoranlar, butikler, sanat galerileri, dini yapılar, evler yani hayatı güzelleştirmek için ne gerekiyorsa hepsi nakış nakış işlenmiş, bir şehir olmanın tüm kriterleriyle sizleri bekliyor. Yüksek sur duvarlarının üzerinden uçan martıları görmek, şanslı gününüzdeyseniz mavi gökyüzü içinizi açıyor. Tabii iklim olarak Bretonya bölgesi pek de güzel havası olan bir yer olmadığı için gerçekten şanslı olmanız gerekiyor.


Saint Malo
Yeme-içme konusundaysa illa şurada yemelisiniz demeyeceğim; gözünüze kestirdiğiniz ilk yerde oturup karnınızı doyurun; zaten gözünüz de gönlünüz de doyacaktır. Burada garsonlar Paris'e oranla çok daha sıcak ve samimiler. Yemekler zaten Fransa'nın en ücra köyünde bile çok lezzetli oluyor. Benim size önereceğim ilginç yerlerden biri l'Encrier diye çok cici bir bar. Burada daha çok içmelik ve atıştırmalık bir şeyler var ama misal, biz gittiğimizde mutfak kapalıydı, patates kızartması istediğimizde yan dükkandan alıp gelip yiyebileceğimizi söylediler ki bu Paris için imkansız bir şeydir :)


l'Encrier - Saint Malo
Bizim Saint Malo'ya ilk gidişimiz 2011'in Temmuz ayında bir akşamdı ve sur içinde bir otelde kalmıştık. Tam hatırlamıyorum hangi otel olduğunu ama akşam vakti Saint Malo'nun içi oldukça ıssızdı, ertesi gün sabahtan itibaren sokaklar şenlendi... İkinci gidişimiz yol üstü bir geçişti sanıyorum ama üçüncü gidişimiz Nisan 2017'de güneşli ve güzel bir uzun hafta sonu tatili için oldu. Temmuzda daha bir çiçekli oluyor gerçi ama Nisan'da da oldukça keyifliydi Saint Malo. Her gidişimde ayrı ayrı sevdim, size de tavsiye ederim...


Saint Malo
Manş kıyısındaki pek çok yer gibi Saint Malo'nun da en etkileyici özelliklerinden birisi, izlemekten büyük keyif alacağınız gel-git hareketleri. Bir bakıyorsunuz aşağıda kayalıklar var, plaj var, insanlar yürüyor, geziniyor; bir bakıyorsunuz deniz yükselmiş her yer su olmuş... Gerçekten çok ilginç bir görüntü bu. Tabii Fransa'da deniz kıyısında bir yerleşim yeri olup da mutfağında deniz ürünlerine ağırlık vermemek de olmuyor; burada da bolca kabuklu deniz hayvanlarını son derece uygun (tabii Paris'e göre uygun) fiyata yiyebiliyorsunuz.


Saint Malo


Benim deniz ürünleriyle pek aram olmadığı için ben bu bölgede en çok krep daha doğrusu galet yemeyi tercih ediyorum. Aslına bakarsanız crèpe şekerli, galette ise tuzlu olanına deniyor. Ben de oeuf-fromage yani yumurtalı peynirli galeti çok seviyorum. Saint Malo'da da istediğiniz yerde yiyebilirsiniz ama manzara olarak en güzeli sanıyorum yukarıda fotoğrafını gördüğünüz mekan. Ne yazık ki ne zaman önünden geçsek doluydu ve kuyruk vardı; ben de hiç kuyruk bekleyecek havamda değildim, o yüzden burayı deneyemedim ama içinizde deneyen varsa fikirlerini bizle paylaşırsa ne güzel olur.


Saint Malo
Saint Malo'ya son gidişimde öğrendim ki burası Kanada'yı keşfe giden, başlarında Jaques Cartier'nin olduğu Fransızların ilk kalkış noktasıymış. Tam da gün batımında bu bilgiyi öğrendiğimde güneşi Kanada tarafına gönderirken orada yaşayan arkadaşlarım Fatih ve Derya'ya bir mesaj atıp, Saint Malo kıyılarından onlara çok güzel bir gün uğurladığımı söylemiştim. Hayat ne garip, ben de şu an Kanada'da yaşıyor olabilirdim; Tabii ki Toronto'da... Vaktiyle Kanada oturma ve çalışma iznimiz varken bize Montreal'de yaşamamızı öneren Fatih'e nasıl da demiştim: "Montreal olmaz, Toronto'da yaşayacağım. İki cihan bir araya gelse Fransızca konuşulan bir yerde yaşamam" :) Nereden bilirdim bir gün Paris'te Fransızaca öğrenmek zorunda kalacağımı...

Saint Malo
Saint Malo'da tarihi kent merkezinin dışına çıktığınız an bana başka bir yere gelmişiz gibi geliyor ama yine de çevreyi keşfetmek gerekiyor elbette. Şehir merkezi ile gar arasındaki alanda büyük ve çok da güzel olmayan bir liman var ama marina oldukça şık ve güzel görünüyor. Denizi karşınıza aldığınızda ise sağ tarafta uçsuz bucaksız bir plaj var tabii deniz gel-git nedeniyle yükselmemişse... Sol tarafta ise, pek yakın olmamakla birlikte Dinard (dinar ya da dinağ) diye harika bir sahil kasabası var ki vaktiniz varsa o tarafı da görmenizi öneririm.

Dinard
Dinard, aslında Saint Malo'nun sol tarafındaki diğer burun ama arabayla ulaşım için 10 kilometrelik bir yay çiziyorsunuz. Cumartesi günleri sabahtan giderseniz burada yöresel pazar kuruluyor ve çok sevimli bir atmosfer oluyor. Biz Temmuz 2011'deki ilk civar gezimizde Dinan diye harika bir yeri bulmaya çalışırken harf hatasıyla Dinard'a yanlışlıkla gitmiş ve çok sıkıcı bulmuştuk, Nisan 2017'teki gidişimizde ise gözümüze çok güzel göründü. Hızımızı alamayıp yola devam bile ettik ve Saint Lunaire'e kadar ilerledik.

Saint Lunaire
Saint Lunaire yine bir burunda çok cici bir yerleşim yeri, en uçta çok güzel bir restoran bir de çok güzel krepçi var. O uca kadar giderseniz çok huzurlu bir yerde kafa dinleyip keyifle krep yiyebiliyorsunuz; krep dediysem galet tabii ki, yoksa tatlı niyetine yemek isterseniz elbette ki krep tercih etmelisiniz. Yolun bundan sonrasında da birbirinden güzel pek çok köy ve kasaba var elbette ama hepsini anlatmaya kalksam Pariste.Net Ana Britannica'ya döner :)

Bölge Mimarisinde Çatı Teknikleri - Saint Lunaire
Biz önceki tatilimizde Roscoff'u görmüştük ki unutulmaz bir yerdi. Sonra içerilere doğru girerseniz Locronan diye bir yer var ki nasıl güzel nasıl güzel. Daha batıya giderseniz Brest çıkacak karşınıza ki Fransa'da çok sevmediğim yerlerdendir ne yalan söyleyeyim ama Pointe du Raz adındaki fenere gitmek çok keyifliydi. Güneye doğru inince Quimper şahane, Concarneau ise ayrı bir güzellik. Hele Pont Aven... Neyse, Bretonya hakkında bildiklerimi yazabilmem için yakın zamanda bir gezi daha yapmam gerekiyor; biz şimdilik güncel bilgilerle ilerleyelim.

Le Berceul B&B - La Richardais
Saint Malo'ya ilk gidişimde sur içinde hangi otelde kaldığımı hatırlamıyorum ama hangisinde kalırsanız kalın keyifli olacağına eminim. Saint Malo'daki otel seçeneklerine bu linkten bakabilirsiniz. Eğer arabalıysanız sur içinde konaklamak biraz sorun olabilir. Biz bu son gidişimizde Saint Malo'nun dışında kalmayı tercih ettik, çünkü Le Mont Saint Michel'in de aralarında bulunduğu birkaç yeri daha görmek istiyorduk, sadece Saint Malo'ya endeksli değildik. Tabii arabalı olunca ulaşım çok kolay. La Richardais diye küçük bir köyde Le Berceul adında şahane bir Bed & Breakfast'ta kadık ki arabayla bu bölgeye gelecek olanlara şiddetle tavsiye ederim; sahipleri dünya tatlısı insanlar...

Saint Malo
Saint Malo'da güzel güzel gezdik, bu surları bu şehri ne güzel korumuşlar diye kendimizden geçtik ama size küçük bir bilgi daha vermek istiyorum: Saint Malo'nun tarihi merkezi sanıldığı gibi 200-300 yıllık değil, II. Dünya Savaşı sonrasına dayanıyor; çünkü Almanlar savaş sırasında Saint Malo'yu bombalamışlar ve şehir büyük hasar görmüş. Fransızlar da savaş sonrası şehri aslına uygun olarak yeniden inşa etmişler... Bu gerçekten inanılmaz. Hem savaşın acımasızlığı hem de savaş sonrası yaralar sarılırken gösterilen çabalar, özen ve emek...

Hôtel de Ville - Saint Malo
Umarım siz de bir gün Saint Malo'yu ve çevresindeki tüm güzellikleri görme fırsatı bulursunuz. Buralara kadar gelmişken Le Mont Saint Michel, Dinard, Dinan'ı da görmeyi ihmal etmeyin lütfen. Vakti olanlar da dediğim gibi Rennes, Brest, Pointe du Raz, Concarneau, Quimper, Locronan, Pont Aven, Nantes gibi yerleri de gezebilirsiniz. O zaman en az bir haftalık bir Bretonya Turu yapmanız gerekecektir diye düşünüyorum. Elbette civarda görecek daha pek çok yer var ama hepsini görmeye kalksanız bir ay bile yetmeyecektir inanın; Fransa'da nereye giderseniz gidin her yer o kadar güzel ki zaten. Özellikle Paris'te Bir Hafta geçirecekseniz burası listeye alınabilir, Paris'te 15 Gün geçirecekseniz de mutlaka görmeniz gerekiyor diyeyim...

Keyifli geziler, keyifli keşifler.




Adres: Saint Malo, Fransa

Paris'e Birkaç Saat Mesafede Görülmeye Değer Diğer Yerler:

Paris Hava Durumu

BİLGİ VE TEŞEKKÜR

Ocak 2014'ten bu yana Paris'i daha kolay gezebilmeniz için hazırladığım ve düzenli olarak yeni yazılarla güncellediğim bu blog'taki bilgilerin ancak paylaşıldıkça değerli olduğuna inanıyorum. Paris üzerine yazdığım 450'den fazla yazı arasından beğendiklerinizi sosyal medya hesaplarınızda paylaşmanız, bu bilgilerin daha çok kişiye ulaşmasına yardımcı olacaktır. Yazılarla ile ilgili görüş ve önerilerinizi yorum bölümüne yazmaktan çekinmeyiniz. İlginiz ve desteğiniz için teşekkürler.

Google+ Takip Edenler

Konsolosluk Rehberi

pariste.net kaç kez okundu?

REKLAM ve SPONSORLUK

© 2014-2016 Tüm hakları saklıdır. Yazı ve görseller izinsiz kullanılamaz Pariste.Net Paris Gezi ve Yaşam Rehberi.
Powered by Blogger.