Facebook Facebook Twitter Instagram Google LinkedIn Pariste.Net English

26 Mart 2014 Çarşamba

Cenette İkinci Yıl

Zaman nasıl da akıp gidiyor... Bugün Paris'e yerleşmemin ikinci yıl dönümü, o yüzden bugün yeni bir yeri tanıtmaktansa burada geçirdiğim iki yıl hakkında izlenimlerimi yazarak bir yandan kişisel bir paylaşımda bulunmak istiyorum, bir yandan da Paris'te yaşamın nasıl olduğuna dair ipuçları vermek...

İki yıl olmuş dile kolay; daha dün gibi Paris'e yerleşmek üzere geldiğim ilk günüm, ilk yaşadığım heyecan, duygu karmaşası; hüzün ve mutluluk; en çok da hayallerini gerçekleştirme sevinci, dün gibi, halâ şuramda, tam yüreğimde hissediyorum o duyguyu.

Birinci yılım anısına bu linkteki yazıyı yazmışım kişisel blog'uma. Onu okudum bu satırları yazmaya başlamadan önce. Baktım ki, orada ne söylemişsem, ne hissetmişsem, her söylediğimin arkasındayım bugün de; değişen en ufak bir şey yok, her şey aynı güzellikte, her şey aynı cennet havasında benim için, geçen bu ikinci yıldan sonra da. Hep bir şükür, hep bir teşekkür hali. Ne varsa elimde, neyi elde ettimse. Ne azı ne fazlası; tam kıvamında...

Zaten ilk yılın değerlendirmesini yapmışım, ikinci yılın genel durum değerlendirmesini yapmalıyım o halde:

Son bir yılda neler oldu? Her şey planladığı gibi gitti aslında; yok hayır, yağ gibi akıp gittiğinden değil, planladığımız şeylerin olması için elimizden geleni yaptığımız için aldık karşılığını. Hiçbir şey yapmasaydık hiçbir şey olmayacaktı; çünkü hiçbir şey yapmazsan hiçbir şey olmuyor hayatta...

Fransızca öğrenmek birincil önceliğim olduğu için bu konuya müthiş ağırlık verdim geçtiğimiz bir yıl boyunca. Artık fransızca kitap okumaya başladım; altı kitap bitirdim şimdi yedincisindeyim. Gerçi elimde sözlük, not defteri, kalem, silgi; tüm ekipmanlarımla kitap okuma zevkinden çok ders çalışma psikolojisi gibi, pek zevkli olduğunu söylemem ama öğrenme ve gelişme açısından çok yararlı olduğu kesin.

Eş-dost arkadaş yönünden hep şanslı oldum. Malezyalı, İrlandalı, Avusturalyalı, İspanyol, Polonyalı, Romanyalı, Sırp arkadaşlarım oldu ve daha pek çok ülkeden. Her biriyle farklı farklı konularda farklı farklı pencerelerinden bakıyorum hayata. Bunun beni daha da zenginleştirip geliştirdiğini fark ediyorum her görüşmemde. Fransız arkadaşlarımın da sayısı artmaya başladı; özellikle türkçe öğrenmek isteyenlerle "exchange" yapma işi çok faydalı oldu. Hem özel ders almış hem de özel ders vermiş oluyorum bu sayede; tamamen ücretsiz üstelik; yeni insanlar tanıyorum, yeni hayatlar, yeni hikayeler dinliyorum her seferinde. Bu benim için müthiş bir yaşam hazinesi elbette. Unutulmaz anılarım oluyor her geçen gün. Örneğin "exchange" fransız arkadaşlarımdan biri, hem türkçe hem portekizce öğreniyor; bir diğeri de fransız ama brezilya kökenli, yani portekizcesi ana dili olan fransızcayı da aynı akıcılıkta konuşan bir arkadaş. Geçen gün ikisini buluşturdum; iki fransız aralarında portekizce ve türkçe konuşurlarken ben onlara türkçe ve fransızca eşlik ettim. Bazen biri portekizce soru soruyordu, bir diğeri türkçe yanıt veriyordu; içinde bulunduğum atmosferi düşündüm "neredeyim ben, neler yapıyorum?" diye kendi kendime sordum ve aldığım yanıttan çok mutlu oldum...

Paris'i ve tabi ki Fransa'yı keşfetmeye devam. Lyon, Marsilya, Nice, Cannes, Monaco, Brest, Quimper, Roscoff, Deauville & Trouville, Honfleur Fransa'da bu son bir yıl içinde gezip gördüğüm yerler. Bazılarına daha önce birkaç kez gitmiş olsam da tekrar tekrar gezmekten asla bıkmayacağım güzellikte birbirinden nefis yerlere yenilerini eklemek için sabırsızlanıyorum.

Paris'te ve çevresinde halâ gezip görecek, keşfedilmeyi bekleyen bir ton yer var. Tıpkı İstanbul'da yaptığım gibi burada da her fırsatta yeni bir yeri tanımaya çalışıyorum. Bazen her zaman geçtiğim bir sokaktan kafamı bir çeviriyorum ki arada bir yol var; o yoldan içeri bir giriyorum ki bambaşka bir dünyadayım. Paris beni her seferinde şaşırtmaya ve mutlu etmeye devam ediyor.

Kültür sanat etkinliklerini İstanbul'daki kadar olmasa da takip etmeye çalışıyorum. Geçtiğimiz ay gittiğim tiyatro oyununun %90'lık kısmını anlamış olmak beni çok mutlu etti örneğin; oyun da gerçekten etkileyiciydi. Konserler, dans gösterileri, sinema şu bu, kültür sanat adına ne varsa, fırsatlar elverdiğince takip etmeye çalışıyorum ve tabi ki bunu yapmaktan, hele ki Paris'te yapmaktan müthiş keyif alıyorum.

Geçtiğimiz yıl boyunca bir spor salonuna devam ettim; benim gibi spor sevdalısı birinin spordan soğuması enteresan bir deneyim oldu :) Bir yıllık aboneliğimin biteceği günü iple çektim son üç ayda nedense :) Şimdi yeniden kendimi sokaklara attım, gezip dolaşarak efor harcamaya çalışıyorum ama düzenli olarak bir spor türünü yapmam gerektiğinin farkındayım.

Yemekler çok lezzetli ve bu büyük bir tehlike :) Benim gibi kilo takıntısı olan biri için bu nefis yemeklere, özellikle de tatlılara direnmek gerçekten güç. Yine de kendime haftada bir tatlı hakkı tanıyarak olayı tatlıya bağlamaya karar verdim, şimdilik iyi gidiyoruz :)

İstanbul'a üç-dört ayda bir gelmeye çalışıyorum. Her gelişimde ayaklarım geri geri gidiyor, aslında hiç gidip görmek istemiyorum memleketin halini ama eşi dostu orada olunca insanın, yuvası İstanbul olunca başka bir çaresi de kalmıyor.

"İnsan nereye giderse dertleri de oraya gidermiş" tezini çürüteli çok oldu; sıfır sorunla yaşıyorum iki yıldır; bir tek Türkiye'den aldığım sevimsiz haberler sıkıyor canımı; bazen kendimi facebook ve twitter'a bağlanıp kalmış, öylece Türkiye gündemi ile haşır neşir olurken yakalıyorum; moraller sıfır, içim daralmış, bunalmış bir halde... Sonra kafamı kaldırıp bir bakıyorum ki Paris'teyim, cennetteyim ama yaşadığım bu cennet, bu mutluluk vicdan azabı oluyor bazen; gereksiz bir suçluluk duygusuna kapılıyorum. Oysa biliyorum ki bunu hak etmek için yıllarca uğraştım; bu güzellikleri yaşamak dibine kadar hakkım... Ama işte bir yerlerden bir yara için için sızlıyor.

İstanbul'a her gelişimde canım daha çok yanıyor. Bir tek vapurları özlemiş oluyorum; Boğaz havasını bir de. Yoksa İstanbul'u İstanbul'dayken de özlerdim zaten; kalmadı ki benim İstanbul'um. Ha İstanbul'dayken özlemişim İstanbul'u ha Paris'teyken; çocukluğum gibi mazide kaldı benim o güzeller güzeli şehrim.

Sonra dönüyorum Paris'e her seferinde; nasıl bir mutluluk, nasıl bir iç ferahlaması. İnsanlar nazik, insanlar kibar. Düzen-tertip; yeşillik, huzur ve güven. Kimsenin kimseye karışmadığı, insanın kafasının rahat olduğu bir hayata dönüyorum her seferinde. Ne bir özlem ne başka bir şey; bir tek, her İstanbul ziyaretimde günde en az iki üç dostumla randevum olduğu için ve her biriyle milyon tane duygu alışverişi yaşadığım için Paris'e her dönüşümde ilk birkaç gün yalnızmışım gibi hissediyorum kendimi; sonra geçiyor :) Seviyorum yalnızlığı ben; yalnız değilim ki zaten? Dilediğim zaman kendi kabuğumda, dilediğim zaman arkadaş çevremde, güzel güzel akıp gidiyor hayat Paris'te.

Bu iki yılın sonunda, yine planlandığı gibi çalışma iznimi aldım bu ay. Bundan sonrası iş güç telaşı. Bir yol ayrımındayım yine; belki her zaman yaptığım gibi marketing üzerine olacak bir sonraki adım, belki halkla ilişkiler, kimbilir belki operasyon? Medyada mı olacak geleceğim yoksa başka bir yerde mi? Bunu hep birlikte göreceğiz. Keşke sadece blog yazarak yapabilseydim bir şeyler ya da yaptığım çizimlerle para kazanabilseydim. Belki uzun zaman önce başladığım romanı bitiririm; belki vitray ya da seramik sanatı üzerine bir şeyler yaparım. Ya da bilmiyorum; her teklife açığım. Bunca okumuş etmiş, bunca deneyim ve iş geçmişine sahip biri için birçok kapı vardır mutlaka. Şu iki yıl fransızca öğrenmekle geçti, e bir de çalışma izni için belirli adımların atılması gerekiyordu, onlar da oldu. Önümüzdeki aydan itibaren iş-güç konularında adımlar atılacak artık; onun sonuçlarını da seneye değerlendireceğiz.


Her şey bu kadar mı güzel? Bilmem, bana halâ güzel görünüyor olup biten. Ne bir iç sıkıntısı, ne bir iç daralması. Geçen haftalarda bir hava kirliliği tantanası oldu mesela; trafikte tek çift plaka uygulamasına geçildi, o da iki gün sürdü zaten; oysa ben üniversitedeyken İstanbul'da katıldığım bir seminerde konuşmacı o dönem İstanbul'da hava kirliliğinin, tehlike sınırının on kat üzerinde olduğunu söylemişti! Biz ne günler gördük yaşadık, burada sorun diye tartışılan konular çerez kalıyor öyle olunca...

Baharın geç gelmesi, yazın çabuk geçip gitmesi; genelde gri olan bir gökyüzü ve inanılmaz soğuk... Evet bunlar problem, inkâr edecek değilim ama yaşadığım güzellikler ve en önemlisi iç ferahlığı dururken bunu dert etmek o kadar da gerekli değil gibi geliyor; hem şikayet edecek bir şeyler de olsun değil mi hayatta? :)

Elbette farklı bir yerde yaşanılan süre uzadıkça, güzellikler kadar çirkinliklerin de sayısı arttıkça göze batmaya başlıyor bir şeyler. Eğitimsiz insanların (dünyanın her yerinde olduğu gibi burada da) bir sorun olduğu muhakkak. Gürültücü, pis ve saygısızlar. Onlar rahatsız ediyor bazen ama dediğim gibi böylesi insanlar her yerde varlar; önemli olan topluma oranları ki burada henüz böyle bir tehlike yok; ileride fransızların başlarının çok ağrıyacağı aşikâr; tıpkı İstanbul'un otuz yıl önceki hali gibi aslında...


Hep söylediğim gibi; Paris'te, insan gibi yaşadığım, insan olduğumu iliklerime kadar hissettiğim, olduğum gibi davranabildiğim düzgün bir hayatı sürdürdüm geçtiğimiz bir yıl da. Kendi özel dünyamı yaşayabileceğim saygıyı gördüm, topluluk içinde cıvıklığa bulaşmadan da samimiyeti. Dilediğim zaman kendi dünyama çekildim, dilediğim zaman toplum içinde oldum. Başımı kaldırıp baktığımda gördüğüm hep güzellikler oldu. Güzel yerler, güzel insanlar, güzel yemekler; estetik bir yaşamı sürdürebildim bu süre zarfında.

Benim gibi seyahat tutkunu adam, bugüne dünyanın çeşitli yerlerinde elliden fazla yer görmüş biri, artık öylesine seyahat peşinde de değil üstelik. Çünkü çok sonradan üzerime sindiğini fark ettiğim "kendini dışarı atma" çabası kalmamış artık; bir dinginlik, bir durgunluk bir sakinlik. Azıcık için mi sıkıldı kalk dolaş; göreceğin güzelliklerin haddi hesabı yok. Bin bir otobüse ya da trene, in herhangi bir yerde; bambaşka bir dünyadasın. Sanki uçağa atlayıp da bir tatil kasabasına gelmişsin gibi; öyle güzel işte hayat burada. Opéra'yı her görüşümde tüylerim diken diken olur, Tuileries'de yürümek, Louvre'un avlusunda dolaşmak, Marais'de gezmek, Pont des Arts'dan geçmek, Pont Alexandre III'yı seyretmek. Saint Germain'de yürümek, Odéon'da bir kahve içmek, ne bileyim dolaşmak, sokak sokak kaybolmak. O kilise senin, bu kilise benim, o cami senin bu meydan benim Paris'i yaşamak. Uzaklara gitmek bazen, atlayıp bir RER'e, Le Vésinet senin Parc de Sceaux benim göz şenliği yapmak. Cennet yer Paris...

Yok tabi, yine gezmek isterim ülke ülke diyar diyar ama önceliğim değil artık eskisi gibi; iyiyim böyle, iyi böyle...

Şimdi üçüncü yılı yaşamaya başlıyoruz. Bakalım önümüzdeki bu yıl hangi sürprizlere gebe? Bilinmez ki hayatın neler getireceği. Bizler adımlarımızı atar planlarımızı yaparız, hayat bize kafasına göre oyunlarını oynar, biz de salvolarla savuşturmaya çalışırız.

Ama güzel olacak biliyorum. Çünkü ben hep şanslıydım; sadece şans da değil elbette; farkındalık da önemli ve kadir-kıymet bilmek, elindekilerin değerini kavrayıp koruyup kollamak için çaba göstermek. Emekle oluyor bir şeyler. "Bir şey yapmazsan bir şey olmuyor".

Teşekkürler Paris, teşekkürler hayat; teşekkürler beni şu an burada bu noktada yaşatan ne varsa.

Ne desem az;

Sen mutluluk olmalısın...

TÜM YAZILAR          ANA SAYFA

PARiSTE.NET


Ocak 2014'ten bu yana Paris'i daha kolay gezebilmeniz için hazırladığım ve düzenli olarak güncellediğim bu blog'taki bilgilerin ancak paylaşıldıkça değerli olduğuna inanıyorum. Beğendiğiniz yazıları sosyal medya hesaplarınızda paylaşmanız buradaki bilgilerin daha çok kişiye ulaşmasına yardımcı olacaktır. Bu sitede yer alan tüm fotoğraflar ve site içeriği aksi belirtilmedikçe şahsıma aittir. İçerik ve linklerde rastlayacağınız olası hataları e-posta ile bildirirseniz çok sevinirim. Ayrıca bu yazı ile ilgili görüş, düşünce ve önerilerinizi yorum bölümüne yazmaktan çekinmeyin lütfen. Özellikle, Paris'te yaşadığınız deneyimleri diğer okuyucularla paylaşmanız daha çok kişinin sizin deneyimlerinizden yararlanmasını sağlayacaktır. İlginiz ve desteğiniz için teşekkürler.

12 yorum:

  1. Öncelikli olarak sizi tebrik etmek istiyorum. Bu kadar güzel, sabırla ve resmen dantel işler gibi Paris'i tanıtıp, anlatıyorsunuz. Bence iş aramayı askıya alıp, romanınıza veya gezi yazıları üzerine bir çalışma yapmaya yönelmelisiniz. Şu an bir Paris gezisi için araştırma yapıyorum bende. İnternette gezerken sürekli dönüp dolaşıp sizin bloguna bakıyorum. Tüm yazdığınız yerleri mutlaka gezeceğim. Belki bilmeden karşılaşırız kim bilir :)

    Emeğinize sağlık :) Très Bien! :)

    www.dunyakucukbenbuyuk13.blogspot.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim. umarım keyifle gezersiniz. kim bilir yollar kesişir belki de.

      sevgiler.

      Sil
  2. İnstagramdan sizi takip ediyordum bloğu yeni keşfettim... Kendimi bildim bileli Paris aşığıyım ve bu sene gitmek kısmet oldu İstanbul'a neredeyse ağlayarak döndüm. İtiraf ediyorum çok kıskandım sizi :))) Dilerim Paris'teki bu mutluluk daim olsun çok şanslısınız. Zevkle heyecanla takip edeceğim bloğu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim, eh ben de paris'i epey bir seviyorum gördüğünüz gibi :) bu arada isminizi ya da nick'inizi göremediğim için kim olduğunuzu çıkartamadım, buradan olsun, instagram'dan olsun, facebook ya da twitter'dan olsun iletişimde kalmak her zaman güzel :)

      facebook.com/parisrehberi

      twitter.com/paristenet

      Sil
  3. Oncelikle sevgilerimi iletiyorum. 2008 eylul'unde kizim Paris'te dogunca ben de buraya yerlesmeyi sectim. Anlattiginiz heryeri, anlatis seklinizi hissederek ve hayran olarak okudum. Yasadiginiz zorluklari, duygulari mutluluklari hissedebiliyorum. O kadar guzel, ince hassas anlatmissiniz ki, bir siir okuyor gibiydim.
    Bence siz Paris'e dair bir roman yada film senaryosu yazmalisiniz.
    Eski Kiziltoprak'li yeni Paris'li biri olarak size tebrik ediyorum.
    Birgun mutlaka tanismak dilegiyle.
    Ziya Genc

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne kadar güzel sözler, ne kadar motive edici bir mesaj olmuş, çok teşekkür ederim. Bazen "acaba boşuna mı yazıyorum, birileri bu bilgilerden faydalıyor mu?" diye tereddüte düşüp yazma konusunda hevesimin kırıldığı oluyor o yüzden bu tür yorumlar benim için önemli; heveslendirici. Çünkü yazacak daha o kadar çok şey var ki...

      Yazmak istediğim başka başka konular, pek çok kitap projesi var, hepsi kafamda; bakalım, kısmet...

      Siz benden eskisiniz, umarım ben de uzun yıllar buranın tadını en güzel şekilde çıkarabilirim.

      Yazdıklarınızı okurken ruhum Kızıltoprak'ı şöyle bir dolaştı geldi.

      Şimdi hayat yollarımızı Paris'te kesiştirir belki?

      Twitter kullanıyorsanız bana www.twitter.com/ahmetore 'den ulaşabilirsiniz, belki o şekilde takipte kalabiliriz, uygun bir vakitte de, kim bilir, belki tanışabiliriz.

      Tekrar teşekkür ederim.
      Sevgiler

      Ahmet

      Sil
  4. Ahmet Bey Merhaba,

    Emeğinize sağlık çok güzel bir site olmuş , eşim ve ben yazılarınızdan çok faydalandık hatta şu an Paristeyiz ve faydalanıyoruz, ancak sitenize hiç mail adresinizi koymamışsınız , size 2. el pazarları hakkında soru sormak istiyordum aradım taradım bulamadım , Pariste sizin favori ikinci el pazarınız neresidir? Bu konudaki tavsiyelerinizi merakla bekliyorum. Allah mutluluğunuzu daim etsin.

    Türker Tekeli
    turkertekeli@gmail.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Türker Bey,

      Öncelikle hoşgeldiniz... Haklısınız, henüz ikinci el pazarı ile ilgili bir yazı yazmaya sıra gelmedi. Yazacak o kadar çok şey var ki, elimden geldiğince bir sıraya koydum, tek tek yazmaya çalışıyorum.

      Sorunuza yanıt şöyle vereyim: Şehrin en büyük ikinci el pazarı Port de Clignancourt'da. 4 nolu metronun en kuzey ucu. Bu metroya binip son durakta inin, çıkışta kuzeye doğru yürüyün, sırasıyla iki köprünün altından geçtikten sonra sol tarafta dev bir ikinci el pazar yeri göreceksiniz. Ne yazık ki burası muhit olarak pek sempatik bir yer değil, hatta yer yer Mahmutpaşa'daki mağazaların Afrikalılarca işletildiği bir mekan gibi düşünebilirsiniz :) Ama bu bölgeyi geçtikten sonra ulaşacağınız yerde öyle değişik ikinci el dükkanları var ki. Kimi zaman tam bir antikacı, kimi zaman ikinci el ürünleri, kimi zaman da tam bit pazarı kıvamında. Oldukça büyük bir yer, eğer meraklıysanız gezmeniz saatlerinizi alabilir. Dediğim gibi, sevimsiz bölgeleri geçtikten sonra cidden güzel dükkanlar mevcut. Google üzerinden bulabilmeniz için örnek olsun diye bir adres vereyim, bu büyük pazar bu noktadan itibaren başlıyor: 156 Rue des Rosiers
      93400 Saint-Ouen

      Bir de Le Village Suisse diye bir yer var, 78 Avenue de Suffren 75015 Paris, burası gerçekten nitelikli ve şık bir antikacılar çarşısı. 6, 8 ve 10 numaralı hatların La Motte-Picquet - Grenelle istasyonunda inmeniz yeterli.

      Benim en çok sevdiğim ikinci el pazarları ise dönem dönem sokaklara kurulan gerçek ikinci el pazarlar. Bunların tarihleri ve yerleri internetten duyuruluyor ve bu pazar yerlerine "brocante" adı veriliyor. Sizin için araştırdım yarın brocante kurulacak yerlerin listesi şu adreste mevcut: http://www.sortiraparis.com/loisirs/shopping-mode/articles/52905-les-brocantes-et-vide-greniers-du-29-30-31-mai-et-1er-juin-2014

      En kısa sürede bu konuda bir yazı yazsam iyi olacak :)

      Umarım yardımcı olabilmişimdir.

      Keyifli geziler...

      Sil
  5. Blogunuzu okumak çok zevkli ve keyifli =))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok çok çok teşekkür ederim :)

      Sil
  6. Yazdiginiz her sey iyi guzel ama yurtdisina cikan Turklerin butun sorunlarinin ve hayatlarinin %99 u para ve is bulmak uzerinedir. Sizin yazilariniz hep %1 uzerine odakli. Birazda %99 konusunda bilgi alabilirmiyiz?

    Ikincisi Fransada hic gitmedim ama bir Kuzey Afrikali gocmenler sorunu oldugunu biliyorum. Siz bu konuyada hic deginmemissiniz yani hayata dair yazilarinizda hicbir sey goremedim ben.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhabalar,

      Takdir edersiniz ki bu blog'ta kendi deneyimlerimi paylaşarak başkalarına fikir vermeye çalışıyorum, bilmediğim hayatlar üzerine ahkam kesme hakkını kendimde göremiyorum.

      Kaldı ki bunca yazımdan maddi derdi olmayan biri olarak algılandımsa bu hoşuma gider ama gerçeği yansıtmadığı için yanlış izlenim verdiğim sonucunu çıkarırım. Ben de herkes gibi yaşamak için para kazanması gereken biriyim. Haklısınız, Fransa'ya para kazanmak için gelmedim ama Fransa'ya geldiğimde para kazanmam gerekiyordu. Zaten kendimi özgür hissettiğim nokta da belki burasıdır.

      İnsan para kazanmak için başka ülkeye göç ediyorsa onun adı gurbet oluyor haliyle. Ama başka bir ülkede daha güzel bir hayat kurma önceliği olunca ve bu hayatı kurmayı başarınca o zaman hayat "cennet" oluyor.

      Bu cennet, kutsal kitaplarda bahsedilen sorunsuz bir cennet değil elbette. Bu dünyada inşa edilebilecek bir cennet anlamında. Yoksa burada da hayat kolay değil ve maalesef herkes için adil değil. Zaten o nedenle Öteki Paris konulu bir yazı yazdım. Bkz: http://www.pariste.net/2016/01/parisin-oteki-yuzu.html

      O yazıda sizin haberdar olmak istediğiniz, göçmenlerin yaşamları vb konularda diğer Paris'le ilgili gözlemlerim ve değerlendirmelerim mevcut.

      Bu blog'un okuyucuları genel olarak belirli bir eğitimi almış, Türkiye'de belli bir alt yapıları olan, iş güç sahibi ya da kalifiye işgücü potansiyeli olan insanlar daha çok. Böyle insanlar dünyanın her yerinde değerlidir ve bir şekilde kendilerine başka bir yerde yaşam kurabilirler. Bu konuları da zaten Yurt Dışına Nasıl Yerleşilir (http://www.pariste.net/2015/10/yurt-dsna-nasl-yerlesilir-pariste.html), Fransa'da Çalışmak (http://www.pariste.net/2016/02/pariste-is-hayat-fransada-calsmak.html) ve Yurt Dışında Expat Olmak (http://www.pariste.net/2016/02/pariste-expat-olmak-expatlk-nedir-nasl.html) yazılarında detaylı olarak paylaşmıştım. Bu yazılar öğrenciler için geleceklerini çizme konusunda da yardımcı olacaktır diye düşünüyorum.

      Türkiye'de herhangi bir alt yapısı olmayan, eğitim olanaklarından yararlanma şansı olmamış, herhangi bir birikim elde edememiş, Türkiye'de iş bulamadığı için başka bir ülkede şansını denemek isteyenler içinse önerilerde bulunmam çok güç çünkü dediğiniz gibi o dünyayı tanımıyorum ve yine dediğim gibi bu blog'ta bilmediğim konularda konuşmayı doğru bulmuyorum. Belki bu kriterlerde olup Paris'te yaşayan biri bir gün blog'ta konuk yazar olarak böyle bir yazı yazmak ister; ben de seve seve yayınlarım.

      İlginiz ve yorumunuz için teşekkkür eder, mutlu günler dilerim.

      Sil

Paris Hava Durumu

BİLGİ VE TEŞEKKÜR

Ocak 2014'ten bu yana Paris'i daha kolay gezebilmeniz için hazırladığım ve düzenli olarak yeni yazılarla güncellediğim bu blog'taki bilgilerin ancak paylaşıldıkça değerli olduğuna inanıyorum. Paris üzerine yazdığım 450'den fazla yazı arasından beğendiklerinizi sosyal medya hesaplarınızda paylaşmanız, bu bilgilerin daha çok kişiye ulaşmasına yardımcı olacaktır. Yazılarla ile ilgili görüş ve önerilerinizi yorum bölümüne yazmaktan çekinmeyiniz. İlginiz ve desteğiniz için teşekkürler.

Google+ Takip Edenler

Konsolosluk Rehberi

pariste.net kaç kez okundu?

REKLAM ve SPONSORLUK

© 2014-2016 Tüm hakları saklıdır. Yazı ve görseller izinsiz kullanılamaz Pariste.Net Paris Gezi ve Yaşam Rehberi.
Powered by Blogger.