(Son Güncelleme: 25.10.2018) Fransa’nın pek çok yerini dolaştım, bugüne kadar görüp de hayran kalmadığım pek bir yeri yok diyebilirim. Belki birkaç tane “fena değil” kategorisinde şehir, köy ya da kasaba görmüşümdür, onun dışında hepsi birbirinden muhteşem. Bu yazıda sizlere o köylerden birini tanıtmak istiyorum. Hep birlikte Paris’in 80 kilometre dışına, Giverny (jiverni ya da jiveğni) diye harika bir yere doğru yola çıkıyoruz.

Peki buranın önemi ne? Burası Fransa’nın pek çok yeri gibi cenneti andıran bir yer ama özellikle yazı konusu olmasının nedeni empresyonizm denince ilk akla gelen ünlü ressam Claude Monet’nin ömrünün son 43 yılını geçirdiği evinin burada olması. O yüzden, Paris’e kadar gelmişken vakti ve imkanı olanlar için Giverny’yi ve Monet’nin Evi‘ni görmek, olmazsa olmazlar arasında.

Giverny Pariste.Net

Eğer Monet’nin Evi Giverny’de olmasaydı burası ayrı bir yazı konusu olur muydu, bilemiyorum. Bu soruya hem evet hem de hayır yanıtını verebilirim. Olmayabilirdi çünkü Fransa’da birbirinden muhteşem binlerce köy var (ki benim hitim Colmar yakınlarındaki Riquewhir’dir) ve insan önce hangi birini yazacağını şaşırır inanın. Hani şu gazetelerde, internet sitelerinde çıkan “Ölmeden önce görmeniz gereken 10 yer” diye uyduruk listeler vardır ya; işte ben o listeyi sırf Fransa için yapmaya kalksam “Ölmeden Önce Fransa’da Görülmesi Gereken 1.000 Köy” sıralayabilirim ve içlerinden elemeye kalksam bile, on taneye düşmem mümkün değil…

Evet, Monet’nin muhteşem bahçesiyle ünlü güzeller güzeli evi Giverny’de, biz de sırf Paris civarında güzel ve yeni bir yer görmek için değil, Monet’nin Evi‘ni görmek üzere, yeni ve güzel bir yere gitmek için Giverny’yi gezi listemize ekliyoruz. Tabii gezi programınızı yaparken Monet’nin Evi‘nin açık olduğu tarihlere dikkat etmeniz gerekiyor. Zira Claude Monet’nin Evi her yıl sadece Mart sonundan Kasım başına kadar açık.

Giverny Pariste.Net

Ayrıca dikkat etmeniz gereken bir diğer konu da mevsim şartları. Bunca mesafeyi katetmeden önce havanın güzel olup olmadığına göre yola çıkmalısınız. Çünkü burayı sadece gökyüzü maviyken gezmenizi öneririm. Tabii en güzel zamanları Haziran ortasından Ağustos ortasına kadar olan zaman dilimidir sanırım.

Eylül 2016’daki gidişimi hatırlıyorum, şansımıza bir yaz havası vardı, her taraf çiçek çiçek, cennet bahçesi gibiydi yine. En son Haziran 2018’deki gidişimde yağmurluydu ama yine cennet gibiydi ortalık. Ama kış döneminde buraya giderseniz sadece tenha ve uzak bir Fransız köyünü farklı açıdan görmüş olursunuz. Belki de bu melankolik hava sizin zevklerinize hitap ediyordur, neden olmasın?

Giverny Pariste.Net

Giverny’ye gitmek için en konforlu seçenek özel aracınızla yola çıkmak elbette. Yaklaşık 80 kilometrelik yolda ücretli otobanın farklı seçenekleri var ve seçeceğiniz güzergaha göre tek yön 6-13 euro arası bir otoban ücreti ödüyorsunuz.

Giverny’ye trenle ilk gidişimizden sonraki tüm gidişlerimizde biz hep kendi arabamızla gitmeyi tercih ettik ama paralı otobandan değil, normal yoldan gitmeyi tercih ettik ve güzergah olarak da Cergy üzerinden dolaşmayı tercih ettik. Özellikle Magny-en-Vexin’den sola sapıp ana yoldan çıktıktan sonra ortam çok güzel bir hal alıyor. Yol üstünde geçeceğiniz minik köylerin havasını yaşamanın keyfine diyecek yok.

Giverny Pariste.Net

Paris’te Araba Kullanmak yazımda da belirttiğim gibi Paris içinde araba kullanmayı pek önermiyorum ama Paris çevresindeki bu birbirinden güzel yerleri görmek için araba en keyiflisi. Araba kiralamak isteyenlere özellikle bir firma öneremem belki ama rentalcars.com‘dan, tüm rent a car firmaları arasından kendinize uygun aracı kiralamak en ideal yöntem olabilir. Tercih sizin.

Araba kiralayacak olanlara en önemli önerim, mutlaka GPS’li araç seçmeleri ya da gelirken kendi navigasyon cihazlarını getirmeleri. Fransa’da yollar -benim gibi yön duygusu ve harita okuma yeteneği kuvvetli biri için bile- inanamayacağınız kadar karışık olduğundan navigasyon cihazları hayat kurtarıcıdır.

Arabası olmayanlar ya da araba kiralama seçeneği olmayıp Giverny’ye gitmek isteyenlerse Saint Lazare Garı‘ndan kalkan trenlere binerek buraya yaklaşık 40-60 dakika gibi bir sürede ulaşabilirler. Bunun için Gare Saint Lazare‘daki gişelerden ya da otomatlardan Vernon yönüne bilet almanız gerekiyor, çünkü Giverny’de tren istasyonu yok. Var da, artık kullanılmıyor.

Vernon tren bilet fiyatı gidiş dönüş 30-40€ arasında olacaktır. Giverny, region / bölge olarak Paris’in bağlı bulunduğu Île de France’tan ayrı bir yer olduğu için de buraya gelirken Navigo kart benzeri pass’iniz varsa geçerli olmadığını, tren için mutlaka ayrıca bilet almanız gerektiğini önemle hatırlatmak isterim.

Giverny Pariste.Net

Vernon’a gelip buradan Giverny’ye gitmek istediğinizde dilerseniz yürüyebilir, dilerseniz shuttle‘a binebilirsiniz. Shuttle, tren gara geldikten yaklaşık 15 dakika sonra kalkıyor ve bilet ücreti tek yön 5€, gidiş-dönüş 10€.

Servis saatlerini ve güncel fiyatları ise bu linkte bulabilirsiniz. Biz ilk gidişimizde yaklaşık 5 kilometrelik yolu yürümeyi tercih etmiştik. Yolun bir kısmı keyifli, bir kısmı sıradan; sonuç olarak yaptığımız yürüyüşün çok akıllıca olmadığını itiraf etmeliyim. O yüzden dönüşte shuttle’la dönmeyi tercih etmiştik.

Giverny Pariste.Net

Trenle Vernon’a gelmek kolay, çünkü ilk istasyondan biniyorsunuz ama Paris’e geri dönmek biraz zahmetli olabiliyor. Dönüş treni büyük olasılıkla Le Havre’dan kalktığı için istasyona -çoğunlukla- dolu geliyor ve Vernon’dan trene bindiğinizde merdivenlerde oturacak yer bulduğunuzda kendinizi şanslı hissedebiliyorsunuz. Tabii bu söylediğim özellikle yazın ve hafta sonları için geçerli. Zaten o yüzden biz ikinci gidişimizde “keyif yapalım” diye kendi aracımızla gitmeyi tercih ettik, çok da güzel oldu.

Siz de keyfinize düşkünseniz ve toplu taşıma ile vakit kaybedip yorulmak istemiyorsanız araba kiralayabilir ya da Paris Dolmuşu ile buraya gitmeyi tercih edebilirsiniz. Yine de yukarıda detaylı olarak tarif ettiğim gibi Giverny’ye toplu taşımayla gitmek her zaman mümkün. Tercih sizin.

Giverny Pariste.Net

Giverny’ye varır varmaz yapmanız gereken ilk şey elbette Claude Monet’nin Evi ve Bahçesi‘ni ziyaret etmek. Bu evi tanıtan yazıyı dikkatli okumanızı, önemli detayları atlamamanızı öneriyorum. Sonrasında gezebileceğiniz bir diğer önemli yer ise Musée des Impressionnismes – Empresyonizm Müzesi. Giverny yazısını hazırlamak üzere gittiğimizde Temmuz 2016 ortasıydı ve bu müze o dönem 10 gün kadar kapalı oluyormuş, kapısından dönmek zorunda kaldık 🙂

Bir dahakine sırf bu müzeyi görüp yazmak için Eylül 2016’da, “kalkıp onca yolu gidiyoruz” diye biraz söylendik ama yol üstünde başka yerlere sapıp da La Roche-Guyon köyünü ve La Roche-Guyon Şatosu‘nu keşfedince “her işte bir hayır vardır” deyip mutlu olduk. Akşam üzeri sürprizi, eski bir su değirmeni olan muhteşem restoran Moulin de Fourges‘a da denk gelince crème de la crème oldu. Paris çevresinde birbirinden güzel o kadar çok güzel köy var ki Fontainebleau Şatosu yakınlarındaki Barbizon mu desem, muhteşem orta çağ kasabası Provins mı desem, hangi birini saysam bilemiyorum.

Giverny Pariste.Net Monet Mezarı Monet Tomb

Giverny turumuza Monet’nin mezarını ziyaret ederek devam edebiliriz. Evet, Claude Monet’nin mezarı Giverny’de bulunuyor. Claude Monet’nin 5 Aralık 1926’dan beri son uykusunu uyuduğu yeri görmek için Monet’nin Evi‘nden çıktıktan sonra sola dönüp dümdüz yürümeniz gerekiyor. Yolda sağda Restaurant Baudy‘yi gördükten sonra yürüyüşünüze devam ederseniz, yine biraz ileride sağda Saint-Radegonde Kilisesi‘ni göreceksiniz. Monet’nin mütevazı mezarı bu kilisenin bahçesinde…

Kilisenin hemen sağ tarafındaki patikadan yukarı çıktığınızda, birkaç basamak sonra sağda, son derece mütevazı bir aile mezarında karşılıyor sizi Claude Monet. Oradan yukarı çıkıp mezarlığın büyük kısmına, düzlüğe ulaşıyorsunuz. Buradan sonra kilisenin öteki tarafındaki yoldan aşağı inerek kilisenin kapısına ulaşmış oluyorsunuz. Dilerseniz içeri girip bir bakın. Tam girişte sağdaki cenaze taşıma arabası oldukça ilginç…

Giverny Pariste.Net

Peki Giverny’de nerede yemek yiyeceğiz? Bunun için birkaç seçenek var. İlk akla gelen Monet’nin Evi‘nin karşısında, otoparkın sol tarafında bulunan küçük kafe-restoran. Bir de yine biraz ileride sol tarafta galerinin karşısında bulunan kafe-restoran var, orası da bahçesiyle çok hoş bir yer ama yemek çeşitleri daha çok sandviç ağırlıklı. Eğer öğleyi basit geçiştirmek istiyorsanız burada da yiyebilirsiniz ama ben size yolun biraz daha ilerisinde sağda bulunan eski bir oteli, Restaurant Baudy‘yi önermek istiyorum. Hatta bu restoranın karşısında yani yolun sol tarafında bulunan bahçesini… Burası benim tam özlediğim kır restoranı havasında, çok güzel bir yer.

Restaurant Baudy‘nin bir güzelliği de bu eski otel binasının arka tarafında sizi bekleyen sürpriz. Orada yemek yemeyecek olsanız bile mutlaka içeri girin ve barın solundan dolaşıp binanın arka tarafına giden kapıyı bulun ve arka bahçeye çıkın. Gördüklerinizin çok hoşunuza gideceğine eminim. Bu bahçe tepeye doğru devam ediyor ve bahçenin ortasında harika bir resim atölyesi var.

Giverny Pariste.Net

Zaten Fransız köylerinin en sevdiğim özelliği köy yaşamının inceliklerle dolu olması. Olay sadece güzel mimaride güzel evler yapıp çiçeklerle süslemek değil. Kültür ve sanat yaşamın bir parçası. Fransızlar kesinlikle yaşamayı ve hayattan keyif almayı biliyorlar. Bunun örneklerine o kadar çok rastladım ki. Bir keresinde, Fransa’nın ortalarında Loire Vadisi Şatoları Turu yaparken, karnımız acıkınca ana yoldan çıkıp rastgele bir köye girmiştik, öğlen yemek yemek için yine rastgele girdiğimiz bir restoranın öğlen menüsünde tatlı olarak içi rom dolu kavun olduğunu görmüştük.

Yine aynı şekilde bir Normandiya gezimizde, Honfleur‘e giderken Deauville yakınlarında yol üstünde, kazara karşımıza çıkan bir restorandan içeri girdiğimizde Dolmabahçe Sarayı’na girdiğimizi sanmış, klasik müzik eşliğinde yemek yiyen topuzlu, beyaz saçlı, inci kolyeleri hanımefendileri görünce hem çok şaşırmış hem de müthiş keyif almıştık.

Giverny Pariste.Net

Başka bir sefer de yine herhangi bir köyde, biçerdöverini az önce arkadaki tarlaya park etmiş izlenimini veren bir Fransız aile, bulunduğumuz restoranın terasında akşam yemeği olarak Sezar salatalarını beyaz şarapları eşliğinde yiyorlardı. Sonra yine rastgele keşfettiğimiz Montresor Şatosu‘nu gezdikten sonra karşıdaki minik restoranda yemek yerken, yan tarafta bulunan küçük sigorta acentesinin sahibinin öğlen yemeğinde dükkanını kapatıp bu restoranda yemek yediğine şahit olmuştuk.

Bizde olsa bu kadar küçük bir köyde esnaf yemeğe ya evine gider ya da karısı sefer tasıyla ona yemek taşır. En iyi ihtimalle öyle bir yerde dükkanı olan birinin yapacağı şey karşıdaki kahveden kaşarlı tost söylemek olacaktır.

Giverny Pariste.Net

Demem o ki Fransız köyleri, köylüleri yaşam kalitesi bakımından çok iyi şartlara sahipler. Barbizon gibi, Provins gibi, Etretat gibi, burası gibi, İnsanlar cennet gibi yerlerde yaşıyorlar, çünkü yaşadıkları yeri cennete çevirmeyi biliyorlar. İyi insanlardır, kötü insanlardır, bir şey diyemem. Her yerin iyisi kötüsü var. Bağnazlık ve ırkçılık konusunda zaten hangi ülkede olduğunuz çok fark etmiyor. Sadece ülkelere göre bu oran azalıp fazlalaşabilyor. Ben kendi adıma Fransa’da böyle kötü bir örneğe rastlamadım.

Her neyse; bu yazıda Giverny turu filan diyorum ama başta da söylediğim gibi burası ufacık bir yer, gözünüzde büyük bir şehir, şehiri bırakın bir kasaba bile canlanmasın. Çünkü Giverny’de topu topu 500 civarında kişi yaşıyor. Ben böyle bir yerde yaşayabilir miydim bilemiyorum. İstanbul’da doğup büyümüş ve halen Paris’te yaşayan biri olarak, cennet gibi bir ortam olsa da şehirden bu kadar uzakta yaşamayı çok tercih etmezdim herhalde. Çocukluğumdaki gibi bahçeli bir evde yaşama şansım olsa, Saint-Germain-en-Laye, Le Vésinet – Le Pecq, Maisons-Laffitte hadi daha olmadı Enghien les Bains gibi Paris’e çok yakın, RER ile kolayca Paris’e ulaşabileceğim, cennet gibi banliyöleri tercih ederdim sanıyorum. Buralara da böyle kısa kaçamaklar için gelirdim yine.

Giverny Pariste.Net

Mevsimine ve hava durumuna göre, Monet’nin Evi‘ni, Empresyonizm Müzesi‘ni, Monet’nin mezarını gezip gezmeyeceğinize bağlı olarak Giverny’de yarım gün, hatta bence tam bir gün bile geçirebilirsiniz. Hediyelik eşya dükkanlarını gezmek kadar her köşede karşınıza çıkacak sanat galerilerini de dolaşmanızı öneririm; tabii bir de birbirinden güzel antikacılar var. Evet Fransa’da pek çok köyde sanat galerileri, dans atölyeleri, konservatuvarlarla karşılaşmanız mümkün. Zaten Giverny gibi, Saint Paul en Vence gibi, Barbizon gibi bu köyleri bu kadar güzel yapan da sanatı yaşamın merkezine sokmuş olmaları değil mi? Sadece parayla, maddi zenginlikle olacak işler değil bunlar. O yüzden ne yapsanız ne etseniz, sadece ekonomik kalkınmayla bir yere varamıyorsunuz ya zaten.

Giverny yazımız da böyle olsun. Size hem Paris yakınlarında şahane bir yeri tanıtmış olayım, hem de Giverny üzerinden Fransa’da gezip görecek bu tarz ne kadar çok yer olduğunun ipuçlarını vereyim. Vakit buldukça, sırası geldikçe de hepsini tek tek yazarız zamanla…

Giverny’den sonra La Roche Guyon‘a uğramayı, vaktiniz olursa Rouen taraflarına uzanmayı da unutmayın lütfen. Daha fazla vakti olanlarsa Normandiya Rehberi yazısından kendilerine daha fazla yer beğenebilirler 😉

Hep güzel yerler gezmeniz, güzel yerler görmeniz ve güzel hayatlar yaşamanız dileğiyle.

Keyifli geziler, keyifli keşifler.

 

 

Adres: 27620 Eure – Normandiya

Paris’e Birkaç Saat Mesafede Görülmeye Değer Diğer Yerler:

Author

2 Comments

  1. Ayyy nasıl nasıl güzel bir yer…Monet’i neden sevdiğimi anladım şimdi, onun o güzel kır resimlerinin kaynağı yaşadığı yerlermiş demekki, nasıl ruhuma hitap ediyor beni benden alıp ruhuma ilaç oluyor bu kırlar ve deniz, ayaklarınıza kaleminize yüreğinize sağlık, gezilecekler listesi başına eklendi :))))

    • Ahmet Ore Reply

      Çok teşekkür ederim. Güzel bir havada gidildiğinde gerçekten keyifli bir gün geçirilebilir burada…

Write A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.