(Son Güncelleme: 12.01.2018) 2017 yılına kadar ilginç seramikleriyle dikkatinizi çektiğim, herkese önerdiğim keyifli pastane, fırın ya da kafe olarak tarif ettiğim Au Panetier (o panetiye) artık yandaki kafe-restoranın kendilerini satın alıp genişlemesiyle kapanmış ama isim değişikliği olsa da işlevini sürdürdüğü için sizlere önermeye devam edeceğim:
Artık adı Le Moulin de la Vierge olan bu mekan, dediğim gibi yan taraftaki kafe-restoranın devamı ama yine pastane ve kafe işlevini sürdürüyor. Elbette ki burası da “kalkıp hususi görmeye gidilecek yerler” listemizde değil “hazır şuralarda dolaşıyorken uğrasak ne güzel olur” listemizde bulunuyor. O zaman ne yapıyoruz? Önce Palais Royal‘den yürümeye başlıyoruz, Choiseul, Colbert ve Vivienne Pasajlarını geziyoruz, sonra Place des Victoires‘da şöyle bir turladıktan sonra meydanın hemen bir üst sokağında bulunan bu pastaneye oturup bir şeyler yiyip içiyoruz. Tek problem kahveyi kağıt bardakta vermeleri. Pastane ürünleri diğer pek çok pastanedeki gibi lezzetli. “En güzeli burada” diyemem, zira aşağı yukarı Paris’te ortalama bir pastanedeki bütün tatlılar güzeldir çünkü. “En güzeli hangisidir?” diye bir tercih yapma zorunda hiç hissetmedim kendimi. Ne zaman bir yerde oturup ekler yesem “en güzeli bu” deyip duruyorum 🙂
 
Her neyse; Place des Victoires civarında gezdiğimiz bir gün, buraya mutlaka uğruyoruz. Kışın da yazın da farklı ve ayrı ayrı güzel bir atmosfer sunuyor. Hava sıcak olduğunda vitrin camlarını açıyorlar, dışarısı içeriye daha çok hakim oluyor; oysa buranın kendi iç atmosferi o kadar güzel ki, insan hep bu iç dünyada kalmak istiyor.
 
Gözünüzde sakın büyük bir yer canlanmasın, alabildiğince küçük bir mekan burası. Au Panetier 1890’dan beri hizmet veriyordu ama dediğim gibi 2017’de el değiştirdi, daha doğrusu yan taraftaki Le Moulin de la Vierge’e dahil oldu. Doğrusunu isterseniz yan tarafı hiç denemedim, ben her gidişimde bu bölümde oturuyorum. O yüzden bu yazı Le Moulin de la Vierge değil eski Au Panetier yazısı gibi düşünülmeli daha çok.
Yazının kapak fotoğrafından da göreceğiniz üzere duvarda şahane bir seramik pano mevcut ve o dönemin pek çok pastanesinde, fırınında bu tür süslemeler kullanılıyordu. Kaldı ki Paris’in pek çok köşesinde bu tarz yerlere rastlamanız mümkün; ben de fırsat buldukça bu tür yerleri sizlerle paylaşmaya çalışıyorum.
 
Burada çayımızı kahvemizi içip tatlımızı yedikten sonra gezimize devam ediyoruz. Dilersek kuzeyde Borsa tarafından Grands Boulevards‘a ulaşabiliriz, dilersek doğuya doğru yürüyüp Marché Montorgueil ve Etienne Marcel tarafında gezebiliriz, dilersek de güneye doğru inip Louvre Müzesi üzerinden Seine Nehri kıyısında yürüyüş yapabiliriz.
 
Ah derseniz ki “ben burayı çok sevdim, doğrudan metro ile doğrudan buraya gelip oturup çayımı kahvemi içmek istiyorum”, o zaman 3 numaralı hattın “Bourse” istasyonunda inip “Rue Notre Dame des Victoires”dan aşağı inerseniz, sokağın sonunda sol tarafta karşınıza çıkacaktır.
 
Paris’in kalbinde, 2. arrondissement‘dayız, ne tarafa yürüsek karşımıza güzel bir şey çıkacak nasılsa.
 
Keyifli geziler, keyifli keşifler


Ve afiyet olsun…
Yazar

Yorum Yazın