Paris’te yapmayı en çok sevdiğim şeylerden biri, hiç kuşkusuz kitapçı kitapçı dolaşıp her birinin kendine has havasını solumaktır. Paris de bu konuda oldukça zengin seçenek sunan bir şehir olduğundan, mekan sıkıntısı çekmek diye bir şey de söz konusu değil. Paris’in bir diğer güzelliği de genel kitaplar satan bolca kitapçıya ev sahipliği yapması yanı sıra, konsept
Eyfel Kulesi, Montparnasse ya da Montmartre gibi yüksek bir yerden Paris’e baktığınızda hiç de düşünüldüğü kadar yeşil bir şehir değilmiş izlenimi verir. Oysa ki sokaklarında dolaşırken dev at kestanesi ağaçları arasında yemyeşil bir kentte olduğunuzu düşünürsünüz. Bir o kadar da, şehrin sağına soluna serpiştirilmiş irili ufaklı parklar da Paris'in nefes alanlarıdır. Bu nedenle Paris’te nefessiz kalma gibi bir
Daha önce sizlere Louis Vuitton‘un Champs-Elysées‘deki amiral mağazasını tanıtmış, o yazıda Louis Vuitton‘un Boulogne Ormanı tarafında bir kültür-sanat merkezi olduğundan söz etmiştim. Ve şimdi sizlere Paris’teki en ilginç yapılardan biri olan Fondation Louis Vuitton hakkında detaylı bilgi vermek istiyorum. Fransa’nın birinci, dünyanınsa 13. zengini olan Bernard Arnault’nun sahibi olduğu LVMH (Moët Hennessy • Louis Vuitton) grubu tarafından, ilk
Paris’te bir İstanbullu olarak eksikliğini duyduğum -belki de tek- şey Boğaz’da, hadi Boğaz’dan geçtim, denize karşı bir şeyler yiyip içmek oldu hep. O kadar ki, açık denizleri bile sevmem, ille İstanbul gibi karşı kıyıda hayatlar devam edecek; her ikisinin arasından da vapurlar ve martılar gelip geçecek. Paris’te olunca hayatın bu yönü eksik kalıyor tabii. Şehrin
Dün Paris'e yaşamaya başlamamın üçüncü yıldönümüydü. Demek üç koca yıl geçmiş ilk günden beri, oysa daha dün gibi... Bugün sizlere hem kendi kendime bir durum değerlendirmesi olsun, hem de Paris'te yaşam hakkıda fikir versin diye son bir yılda yaşadıklarımı, hissettiklerimi, duygu ve düşüncelerimde ne gibi değişiklikler olduğunu paylaşmak istiyorum. Bugünkü yazı sizlere olduğu kadar da
Bu yazıdaki gezi durağımız, Fransa'nın en önemli edebiyatçılarından, dünyanın en ünlü yazar ve şairlerinden biri olan Victor Hugo'nun Evi olacak. 1802'de Besançon'da (bözanson) doğup 1885'te Paris'te ölen Victor Hugo'nun 83 yıllık yaşam öyküsüne birbirinden özel eserler sığdırılmış ve tabii bir o kadar da ilginç ve ayrıntılarla dolu bir hayat. Hugo'nun Besançon'daki evini şans eseri görmüş
Konuk Yazar: Devrim BAĞMAN İnsan boğazına düşkün olunca benim gibi, yaşadığı şehrin sevdiği köşelerini zevkine uygun bir yeme içme mekanıyla özdeşleştirmeden rahat edemez. Gitmeyi sevdiği her yerde ya bir tatlısına hayran olduğu bir pastane, ya yemek yemekten zevk aldığı bir restoran ya da kendini evinde gibi hissettiği bir kafe bulur, başka türlü yaşayamaz. Bunu da
ÖNEMLİ NOT: Romantizm Müzesi iki yıllık bir restorasyon sonrası kapılarını 14 Şubat 2026'da yeniden ziyaretçilerine açtı. Müzeyi yeni haliyle henüz görmedim. Aşağıdaki yazı ve görseller restorasyon öncesine aittir. Gezme fırsatı bulursam bu yazıyı güncelleyeceğim ama çok bir değişiklik olduğunu sanmıyorum :) ... Bu yazıda yine Paris’in uluorta bir yerinde gizli saklı kalmayı başarmış ya da
Paris sokaklarında dolaşırken sadece önümüze değil çevremize, sağımıza-solumuza ve hatta hep yukarılara bakarak yürümek zorundayız. Çünkü bu şehirde dört bir yanımızda atlanmaması gereken o kadar çok güzellik, o kadar çok ayrıntı var ki... İşte onlardan birini, Paris'teki ilk ve en eski meydan saati Horloge du Palais de la Cité'yi tanıtmak istiyorum bu kez. Tabii meydan
Paris’te görülmesi gereken onca müzenin arasında öncelikliler listesine adını yazdırmayı hak eden müzelerden biri de Paris Orta Çağ Müzesi - Musée de Cluny’dir. Önce müzenin temasına uygun güzel bir müzik koyalım fona, sonra da bu müzik eşliğinde yazımızı okuyalım, müzemizi öyle gezelim: Musée de Cluny (müze dö klüni) 5. arrondissement‘da, Paris’in tam kalbinde Quartier Latin olarak









