Tag

4. Arrondissement

Browsing

(Son Güncelleme: 16.07.2019) Eğer mimarlık ve şehircilik ilgi alanınızsa, benim gibi maket düşkünü biriyseniz ya da Paris mimarisinin tarihi gelişimini ve gelecek için planlanan projeleri merak ediyorsanız, üstelik son derece estetik ve tarihi bir binanın içini ücretsiz olarak gezmek hoşunuza gidecekse bu yazıda sizlere tanıtacağım Pavillon de l’Arsenal tam size göre. Pavillon de l’Arsenal (pavyon dö larsönal ya da pavyon dö larğsönal) 4. arrondissement’da, Bastille Meydanı’nın Seine Nehri tarafında, Bassin de l’Arsenal ile Saint-Louis Adası’nın doğu ucu arasındaki bölgede bulunuyor. Pavillon de l’Arsenal Buraya gelmenin en kolay yolu M7 metrosunun Sully-Morland istasyonunda inmek ama M1, M5, M8 metrolarından birine binip Bastille’de indikten sonra çok az yürüyerek ulaşmak da gayet mümkün. Boulevard Morland oldukça keyifli bir yol. Dilerseniz Port de l’Arsenal tarafından, yukarıdan tekneleri seyrede seyrede yürüme seçeneğiniz de var. Pavillon de l’Arsenal 1879’da cephanelik / mühimmat deposu olarak inşa edilmiş. Kısa süre sonra, zengin bir iş adamı olan Laurant-Louis Borniche, kişisel tablo…

(Son Güncelleme: 16.07.2019) Pariste.Net’teki 400. yazı ile birlikteyiz. İstedim ki 400. yazımızı ağız tadıyla, Paris’teki ünlü dondurmacı Berthillon’da kutlayalım… Paris’te dondurma deyince herkesin aklına önce Berthillon gelir ki böyle olması da çok normal. Aslına bakarsanız şehrin her köşesinde yiyeceğiniz tatlılar gibi dondurmalar da birbirinden güzel ve lezzetli ama işte nasılsa içlerinden biri böyle sıyrılıveriyor, Paris’te de Berthillon dondurması arzu nesnesi olabiliyor… Nasıl ki Moda’ya her gidişimde Ali Usta’dan dondurma yemek benim için özelse Paris’te de Berthillon (bertiyon ya da beğtiyon) dondurmaları özel oluveriyor. Aslına bakarsanız Kadıköy-Moda’daki Ali Usta iyi kötü İstanbullular (belki de sadece Kadıköylüler) arasında ün yapmış durumda; Berthillon’un önünde uzun kuyruklarda bekleyenlerse dünyanın dört bir yanından gelmiş turistler oluyor. Dondurma Klasiği: Berthillon Hal böyle olunca kiminiz “amaaan oranın dondurmasında ne var, filanca yerde daha iyisi bulunuyor” diyebilirsiniz ya da “orası çok turistik bir yer” diye burun kıvırabilirsiniz -ki haklı da olabilirsiniz- ama bu söyledikleriniz Berthillon’un ününe gölge düşürmüyor…

(Son Güncelleme: 16.07.2019) Bu yazıda sizlere Paris’te en sevdiğim mahallelerden olan Marais Bölgesi’nde, yine sevdiğim bir kafe restoran olan Le Voltigeur’ü tanıtmak istiyorum. Tüm restoran yazılarımda belirtmeye çalıştığım gibi Le Voltigeur de, keyifle yemek yiyebileceğiniz, oturup bir şeyler içebileceğiniz, Paris’teki yüzlerce (binlerce) mekandan sadece biri. Ne “en iyisi” gibi bir iddiam var ne de mutlaka gitmeniz konusunda bir telkinde bulunacağım. Sadece ben burayı çok severim, yolunuz düşerse sizin de gidip bir denemenizi tavsiye edebilirim.   Le Voltigeur Marais Bölgesi’nin tam kalbinde, Musée des Archives Nationales ile Musée Carnavalet arasında bulunuyor. Tam köşe konumda olduğu için Marais’de akıp giden hayatı seyretmek için ideal bir konumda. Havalar güzelse terasta oturup bu atmosferin tadını daha çok çıkarmak elbette mümkün ama dışarıda yer bulamazsanız ya da hava yağışlı ve soğuksa gönül rahatlığıyla içeride de oturabilirsiniz. Zaten ufacık bir mekân; pek çok Fransız restoranında olduğu gibi masalar dip dibe; dolayısıyla son derece samimi bir atmosferi…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Uzun zamandır Marais Bölgesi’ni ve restoran yazılarını ihmal ettiğimin farkındayım. O yüzden bu yazıda size Marais’de bulunan ve çok sevdiğim bir restorandan Robert et Louise’den bahsetmek istiyorum. Robert et Louise (rober e luiz ya da ğobeğ e luiz) yaşlı bir çift olduğunu tahmin ettiğim Robert ve Louise’e ait küçük, sıcak, samimi ve son derece keyifli bir restoran. Marais’nin kendine has atmosferinde dolaşırken bu restorana girdiğiniz zaman kendinizi bir köyde gibi hissediyorsunuz. Bugüne kadar Fransa’da pek çok şehir ve köy gezmişimdir. Gezdiğim yerlerde, özellikle kırsal kesimlerde yemek yediğim restoranlar öylesine özgün öylesine korunmuştur ki hem dekorasyon hem mutfak hem de servis olarak son derece başarılıdırlar. Robert ve Louise’e girdiğimde de kendimi kırsal bir yerde yemek yiyecekmişim gibi hissetmem bundandı aslında. Biz kalkıp nerelere gidiyoruz böyle yerlerde yemek yemek için, adamlar tutmuşlar bu otantik havayı şehrin kalbinde, böyle bir mekanda tüm orijinalliği ile yaşatıyorlar. Robert ve Louise de Paris’te böyle…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Her fırsatta Paris’in en sevdiğim köşelerinden biri olan Marais Bölgesi’nin bitmek tükenmek bilmez bir vaha olduğunu söylüyorum, imkân buldukça da Le Marais’de sizi bekleyen güzel sürprizleri, farklı köşeleri, ilginç yerleri elimden geldiğince paylaşmaya çalışıyorum. Marais Bölgesi’ni Le Marais yapan o cıvıl cıvıl, kendine has yerleri kadar burada açılan kimi özel mağazaların da tam da bölgenin konseptine uyduğunu düşünüyorum. İşte o mağazalardan birinde, Fleux’deyiz bu kez. Fleux’ (flö), Le Marais’nin Centre Pompidou girişindeki sokakta bulunan çok hoş bir (daha doğrusu üç) mağaza. Pompidou’nun güney kısımından yürüyüp, ışıklardan karşıya geçip Le Marais’ye girdiğiniz daracık sokakta hemen ileride solda bir, sağda da yan yana iki mağazasıya karşınıza çıkacak olan Fleux’, birbirinden ilginç ve bir o kadar da renkli tasarım ürünleriyle gününüzü renklendirecektir diye düşünüyorum. Fleux – Le Marais Gerçi Le Marais’de kimi özel kitapçıların, kişilikli mağazaların günden güne kapanıp yerlerine uluslararası markaların dükkan açması rahatsız edici ama bu tarz tasarım…

(Son Güncelleme: 08.07.2019) Paris’te bir İstanbullu olarak eksikliğini duyduğum -belki de tek- şey Boğaz’da, hadi Boğaz’dan geçtim, denize karşı bir şeyler yiyip içmektir. O kadar ki, açık denizleri bile sevmem, ille İstanbul gibi karşı kıyıda hayatlar devam edecek; her ikisinin arasından da vapurlar ve martılar gelip geçecek. Paris’te olunca hayatın bu yönü eksik kalıyor tabii. Şehrin ortasından geçen, kimi zaman kahverengi, kimi zaman da yeşil tonlarında akan Seine Nehri ile idare etmek zorunda kalıyor insan. Neyse ki bu nehrin iki yakasına muhteşem bir şehir kurmuşlar da, kendimizi öyle avutuyoruz. Paris’e yerleştiğim ilk zamanlar, Mart 2012 ve sonrası yani, su kenarında oturup bir şeyler yiyip içme zevkimi tatmin etmek için epey bir aranıp durduğumu hatırlıyorum. Nehir üzerinde demirlemiş teknelerden Rosa Bonheur sur Seine, Bistrot Alexandre III gibi olanlarının ayrı bir tadı olsa da tam olarak istediğim şey değildi. Ben, nehire doğru bir kafede oturup bir şeyler yiyip içmek istiyordum çünkü. Oysa ki Seine’in…

(Son Güncelleme: 15.07.2019 - Önemli Not: Victor Hugo'nun Evi restorasyon çalışmaları nedeniyle Mart 2020'ye kadar kapalı). Bu yazıdaki gezi durağımız, Fransa'nın en önemli edebiyatçılarından, dünyanın en ünlü yazar ve şairlerinden biri olan Victor Hugo'nun Evi olacak. 1802'de Besançon'da (bözanson) doğup 1885'te Paris'te ölen Victor Hugo'nun 83 yıllık yaşam öyküsüne birbirinden özel eserler sığdırılmış ve tabii

(Son Güncelleme: 26.08.2019) Fransızcada “hôtel” kelimesinin otel olarak okunduğundan ve sadece Türkçedeki “otel” anlamına gelmediğinden daha önce Hôtel de Ville yazısında bahsetmiştim.  Bu kelime daha çok bir “konak, rezidans” anlamı taşıyor ama zamanla uluslararası literatürde bildiğimiz anlamdaki otel kavramını karşılamak için kullanılagelir olmuş. İşte bu yazıda yine böyle bir “hôtel”den Hôtel de Sully’den bahsetmek istiyorum sizlere. Hôtel de Sully (otel dö süli), tahmin edeceğiniz üzere bir otel değil, 1630’da XIII. Louis tarzında inşa edilmiş bir konut; yani tek bir kişiye ait olan “hôtel pariticulier”. 1634’te Sully dükü tarafından satın alınıp konut olarak kullanılmaya başlanmasından bugüne hep bu isimde anılır olmuş. Peki nedir Hôtel de Sully’nin önemi? Marais Bölgesi’nde Bastille ile Saint Paul arasında ana cadde üzerinde bulunan bu yapı, dışarıdan bakıldığında Paris’in o bildik mimari dokusunun bir parçası olarak gözden kaçırılabiliyor. Hôtel de Sully Elbette mimari değeri işin uzmanları tarafından takdir edilebilir (ki çok güzel bir yapı) ama benim açımdan önemi, Saint…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Aslında Marais Bölgesi'nde gidilecek kafe ve restoranları boşuna yazıyorum. Çünkü bu yazıda sizlere tanıtmak istediğim Au Rendez Vous des Amis'ye mutlaka gitmek zorunda değilsiniz; dışarıdan bakıp da hoşunuza giden herhangi bir restorana gönül rahatlığıyla girip oturup bir şeyler yiyebilirsiniz. Yine de kendi gittiklerim hakkında bilgi vermeye çalışıyorum ki belki önünden geçerken "Ah,

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Bu yazıda sizlere, Marais Bölgesi yazısını yazdığım zaman “geçerken uğrayın” diye tek satırda bahsettiğim bir yerden, farklı bir kitapçıdan, Les Mots A La Bouche’tan bahsetmek istiyorum.   Günümüzde pek çoğumuzun internetten kitap sipariş ettiği bir dönemde kitapçı gezmek sergi gezmek gibi sanatsal bir aktivite halini almaya başladı. Gerçi ben, internet fiyatıyla arasında dağlar kadar fark yoksa her zaman gidip kitapçıdan kitap almaktan yana biriyim. Belki biraz eski kafalıyımdır, belki de nostaljik biriyimdir, bilmiyorum ama benim kitapçı rafları arasında dolaşmam, o kağıdın kokusunu hissetmem, dilediğim kitabı raftan çekip sayfalarını kurcalamam lazım. Hiç de uğraşamayacağım “dur şu kitabı not alayım da internetten sipariş vereyim” diye. Beğenirsem, heves edersem oracıkta alışverişimi tamamlar bu keyifli sürecin tadını sonuna kadar yaşamayı tercih ederim. Doğru ya da yanlış, bilemiyorum ama ben böyle seviyorum.   Paris’in birbirinden güzel, birbirinden özel, kimi popüler ve turistik, kimisi de kıyıda köşede sadece meraklılarının bildiği pek çok kitapçı var…