(Son Güncelleme: 12.01.2018) Bu yazımızın konusu Fransız demokrasisinin kalesi Assemblée Nationale de France yani Fransa Ulusal Meclisi… Tabii böylesi bir gezi ve yaşam blog’unda demokrasi nedir, en ideal yönetim biçimi hangisidir, “eşitlik ve özgürlük” bir masaldan mı ibarettir gibi soruların yanıtını aramak gibi bir önceliğim yok. Ben sadece bir yabancının gözünden dışarıdan gördüğüm ve içinde gezip dolaşma fırsatı bulduğum kadarıyla kendi deneyimlerimi paylaşmak istiyorum.

Fransa Ulusal Meclisi binası 7. arrondissement‘da, Seine Nehri kıyısında, Concorde Meydanı‘nın tam karşısında yer alıyor. Bizim dışarıdan gördüğümüz dışı sütunlu, Yunan mimarisini andıran yapının asıl adı Palais Bourbon yani Bourbon Sarayı olarak geçiyor. Bu sarayın hemen arka tarafında bulunan ve Hôtel de Lassay adıyla anılan bina ile birlikte bu yapı kompleksi tamamlanıyor ve ben işte bu iki binanın oluşturduğu Fransa Ulusal Meclisi – Assemblée Nationale (asamble nasyonal) hakkında bilgi vermeye çalışacacağım.

Fransa Ulusal Meclisi – Assemblée Nationale de France

Madeleine Kilisesi‘nin merdivenlerine çıkıp arkanıza baktığınızda, ufukta tam karşıda Madeleine‘e benzer bir yapı olduğunu görürsünüz hani; bu yapı Concorde Meydanı‘nın güney cephesinde, Seine Nehri‘nin öteki yakasında, Saint Germain Bulvarı‘nın başladığı noktadadır. İşte burası Fransa Ulusal Meclisi – Assemblée Nationale.

Fransız Devrimi’nden önce Fransa krallık olarak yönetilirken, asilzadelerden Bourbon Düşesi Louise-Françoise için 1722-1728 yılları arasında yaptırılan saray, 1799’dan beri Fransa Ulusal Meclis Binası olarak kullanılıyor. İlk başlarda binada kiracı olan Assemblée Nationale 1827’de Fransa Devleti’nin binayı satın almasıyla kalıcı olarak buraya yerleşmiş. Demokrasinin ve devlet geleneğinin köklü bir kurumu olan Fransa Ulusal Meclisi’nin böylesi bir binada yer alması da Fransa Devleti’nin otoritesini ve tarihi değerini gözler önüne sermekte hiçbir zorluk çekmememizi sağlıyor.

Fransa Ulusal Meclisi – Assemblée Nationale de France

Meclis binası normalde ziyaretçilere açık değil, sadece Ulusal Miras Günleri kapsamında ve bazı özel etkinliklerde ziyarete açılıyor. Ben de Eylül 2015’teki Journées du Patrimoine – Ulusal Miras Günleri kapsamında Fransa Ulusal Meclisi – Assemblée Nationale’i gezdikten sonra bu yazıyı yazma fırsatını yakaladım. Amacım, dışından gördüğünüz bu binanın içinin nasıl olduğunu sizlere göstermek, böylece sadece dış cephesinden değil, içinden farklı bir gözle size binayı gezdirmek..

Biz gezimize ön cephede herkesin bildiği kısımdan değil de arka sokaktan, Rue de l’Université tarafından başladık. Zaten Hôtel de Lassay’yi ilk o zaman gördüm. Hôtel de Lassay (otel dö lase), meclis binasının arka tarafındaki bahçede bulunuyor ve günümüzde meclis başkanının rezidansı olarak kullanılıyor.

Fransa Ulusal Meclisi – Assemblée Nationale de France

1726-1730 tarihleri arasında Fransız asilzadelerinden Léon de Lassay tarafından yaptırılan konut 1789’daki Fransız devriminden sonra Politeknik Okulu olarak kullanılmaya başlanmış. 1843 yılında devlet tarafından satın alındıktan itibaren de Meclis Başkanlığı Resmi Konutu olarak hizmet veriyor.

Hôtel de Lassay’den içeri girdiğinizde tipik Fransız mimarisinin görkemi ve haşmeti ile karşılaşıyorsunuz. Fazla büyük bir yapı olmamasına rağmen kullanılan süsleme ve bezemeler, incelikli dekorasyon öğeleri insanı kendine hayran bırakıyor ama bir süre sonra bu şatafat gözlerinizi yormaya başlıyor…

Fransa Ulusal Meclisi – Assemblée Nationale de France

Birbirinden etkileyici odaları, görkemli salonları, kıyı köşe bezenmiş süslemeleri gördükçe -benim gibi süsleme sanatına meraklıysanız- burada kendinizi kaybediyorsunuz. Gerçi eskiden böyle saraylarda yaşadığımı hayal ederdim ama artık daha sade dekorasyonlarından hoşlandığımı itiraf etmeliyim. Böyle yerlerde dolaşmak sadece insanın sanatta katettiği mesafeyi göstermesi açısından özel ve önemli. Yoksa bunca şatafat ve şaşa karşısında insanın aklı karışıyor. Şanslı azınlık böyle bir debdebe içinde yaşarken halkın büyük çoğunluğunun açlık ve sefalet içinde yaşamaya mahkum edilmesi, dünyanın adaletsizliği konusunda insanın kendini sorgulamasına neden oluyor.

Tabii bu zenginlik ve saltanat olmadan da insan bu sanatı üretemiyor. Çünkü sanat pahalı ve bedeli ağır bir merak. En azından söz konusu olan mimari ve dekorasyon olunca. Saray hayatı sanatı doruklara taşırken korkunç paralar harcıyor, sonra sarayı ele geçiren “halk” o sarayda “halkı adına” yine aynı debdebe içinde yaşamaya devam ediyor. Karışık işler bunlar…

Fransa Ulusal Meclisi – Assemblée Nationale de France

Nihayetinde o günlerin anısını korumuş, her biri “kültürel miras” olan bu yapıları gururla gezdiren Fransızlar eserlerini ziyaretçilerine sergilemekten büyük haz alıyorlar ki bu konuda yerden göğe kadar haklılar. Doğrusu bizim de bu tür kültürel miraslarımız yok değil; hatta vaktiyle onların bir kısmını gezerken “amma da sefahat sürmüşler” derdim kendi kendime ama Fransa’daki şatoları ve sarayları gezdikten sonra bizimkilerin küçücük evlerde ömür çürüttüğüne kanaat getirdim 🙂

Oda oda salon salon dolaşırken, kapılara-pencerelere, yer ve tavan süslemelerine bakıp mobilyalarla aksesuarları hayran hayran incelerken aklımdan bunlar geçiyor. Tabii buranın bir müze değil de halen Fransa Meclis Binası olarak kullanıldığını bilmek de çok farklı bir his. Sadece Fransa’nın değil, dünyanın da kaderini belirleyen kararların alındığı bir yapının içinde dolaşmanın verdiği tuhaf bir duygu yoğunluğu havada gezinip duruyor.

Fransa Ulusal Meclisi – Assemblée Nationale de France

Meclis binasının önde ve arkada küçük ama çok güzel bahçeleri bulunuyor. Muhteşem yemek salonunun kapısından dış bahçeye açılan kapıya çıktığınızda çok hoş bir süs havuzu ve birbirinden güzel heykeller sizi karşılıyor. Banaysa camın önünde durup hayallere dalmak düşüyor.

Journées du Patrimoine – Kültürel Miras Günleri kapsamında bu salonu gezerken nefis bir klasik müzik konserine denk gelmiştik. Hal böyle olunca insanın kendini ambiyansa kaptırması çok daha kolay oluyor. Bu ışıltı, bu şatafat, bu lüks insanı içine içine çekiveriyor. (Alttaki resimde görülen salonda çektiğim videoyu yazının sonunda bulabilirsiniz).

Fransa Ulusal Meclisi – Assemblée Nationale de France

Gezimizin bundan sonraki kısmı Palais Bourbon’a geçerek devam ediyor. Burada toplantı odaları, konferans salonları ve daha pek çok kamusal alan mevcut. Bu yapıda beni en çok etkileyen iki yer dikkatimi çekiyor

Bunlardan birincisi genel kurul salonu. Halen 577 milletvekilini barındıran Fransa Ulusal Meclisi’nin genel kurul salonunu ziyaret etmek çok tuhaf bir duygu. Burada bizim ülkemizi, hatta şu anki yaşamımı doğrudan ilgilendiren kararların alındığını bilmek beni çok heyecanlandırıyor. Benzer bir duyguyu geçen yıl Fransız Senatosu‘nu gezerken de yaşamıştım. Biliyorsunuz Fransa Devleti’nin yasama sisteminde meclis ve senatodan oluşan iki aşamalı bir sistem uygulanıyor. Dolayısıyla meclis binası ve senato binaları ayrı. Fransız senato binası Lüksembourg Sarayı hakkındaki yazıyı da okursanız iki yazı birbirini tamamlayacaktır.

Fransa Ulusal Meclisi – Assemblée Nationale de France

Genel kurul salonundan sonra beni en çok etkileyen bir diğer yer de meclis kütüphanesi oldu. Gerçi Ankara’da TBMM’nin kütüphanesini görme fırsatım olmadı ama Fransa’da bu tür kamusal yapılarda tarihi ve köklü kütüphanelerin var olduğunu görmek beni her zaman büyülüyor. İçinde bulunduğunuz tarihi binanın görkemine kütüphane salonlarında da tanıklık etmek, belgeciliğe, arşive, okumaya, kültüre ve sanata verilen önemi bir arada görebilmek oldukça etkileyici. Devletin gücünü, kültürel birikimini iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Dev bir arşiv niteliğindeki meclis kütüphanesinin içindeki kitaplar ayrı bir değer taşıyor, binanın kendisi ayrı… İnsan o kütüphanede o kitapların arasında ömür geçirmek istiyor. Kütüphane ziyaretinden sonra gezimiz tamamlanmış oluyor. Yine birkaç salon, birkaç koridor; kim bilir her birinde ne çalışmalar yapılıp bu salonlarda ne kararlar alınıyor, hayatımız her bir kararda nasıl değişiyor?

Fransa Ulusal Meclisi – Assemblée Nationale de France

Turumuzun sonunda Palais Bourbon’un arka kapısından, önce avluya çıkıyoruz, sonra da ana giriş kapısından dışarı… Turumuza ilk başladığımız yere dönmüş olmamıza rağmen bu meydanın bu kadar güzel olduğunu fark etmemiş olmamıza şaşıyoruz. Sonra da Paris sokaklarında kaybolmak üzere aklımıza ilk esen yönde dolaşmaya devam ediyoruz

Artık siz de bu binayı gördüğünüzde hikayesini ve içinin detaylarını benim kadar biliyorsunuz. Dilerim en az bir kere Patrimoine Günleri‘nden birine denk gelir bu muhteşem yapıyı siz de gezersiniz.

Keyifli geziler, keyifli keşifler….

Yazar

Yorum Yazın