Tag

la seine

Browsing

(Son Güncelleme: 16.07.2019) Bugüne kadar yazılarımda Paris içinde üç tane ada olduğundan söz ettim, hatta bunlardan ikisinin doğal, bir tanesinin de yapay ada olduğunu anlattım ama bu yazıda Paris’in turistik merkezinin çok az dışına çıkıp, çok güzel başka bir adayı, Île de la Jatte yani Jatte Adası’nı tanıyacağız. Jatte Adası – Île de la Jatte Bildiğiniz gibi Paris’in turistik merkezindeki iki adadan biri Notre-Dame Katedrali’nin bulunduğu Île de la Cité – Cité Adası, diğeri ise hemen yanı başında, ünlü dondurmacı Bertillon’un bulunduğu Île Saint Louis – Saint Louis Adası. Yapay ada dediğimiz de Eyfel Kulesi tarafında bulunan, Bir-Hakeim Köprüsü’nün üzerinden geçtiği Île aux Cygnes – Kuğulu Ada. Jatte Adası – Île de la Jatte Île de la Jatte (il dö la jat) ise yine Seine Nehri’nin ortasında, Avrupa’nın en büyük finans merkezi Paris La Défense’ın hemen yanı başında, konum olarak Courbevoie, Neuilly-sur-Seine ve Levallois’nın ortasında bulunan, yaklaşık 2 kilometre uzunluğunda,…

(Son Güncelleme: 16.07.2019) Mart 2012’de Paris’e ilk yerleştiğim zaman en tuhafıma giden şeylerden biri, Seine Nehri boyunca çok güzel sahil bölgeleri olmasına rağmen Parislilerin bu güzelliklerden yararlanmıyor oluşuydu. Artık ne kadar konuştum, ne kadar söz söyledimse bu sözlerim yetkililerin kulağına gitmiş olacak ki, zaman içinde Seine kıyısı hareketlenmeye, birbirinden güzel yerler açılıp hayat canlanmaya başladı. İşte onlardan biri olan ve Nisan 2017’de açılışı yapılan Parc Rives de Seine’i tanıtmak istiyorum bu yazıda sizlere…   Parc Rives de Seine Parc Rives de Seine (park riv dö sen ya da pağk riğv dö sen) Louvre Müzesi’nin önünden başlayıp Bastille tarafına, Port de l’Arsenal’e kadar Seine Nehri kıyısı boyunca uzanan, eskiden sahil yoluyken trafiğe kapatılıp, Nisan 2017’de park ve rekreasyon alanı olarak yeniden düzenlenen, Paris’in ortasına hava alabileceğiniz, son derece keyifli bir parkur olarak hayatımızda önemli bir yer etti.   Parc Rives de Seine Eskiden Tuileries Bahçesi önündeki tünelden arabayla yerin altına iner,…

(Son Güncelleme: 12.01.2018 KAPANDI) Yine Eylül ayına geldik, yine yaz bitiyor ve eteklerim tutuşmaya başladı. Oysa ki bu yaz Paris’te yapılabilecek şeyler hakkında yazmak istediğim ne çok şey vardı, elimden geldiğince de yazmaya çalıştım ama hem zaman çok hızlı geçiyor hem de yaz mevsimi Paris’te kısa sürüyor. Düşe kalka da olsa bu güzel havalar bir süre daha idare eder, o yüzden vakit geçirmeden size Paris’te, Seine Nehri kıyısında oturup yemek yiyebileceğiniz güzel bir yerden Mademoiselle Rose’dan bahsetmek istiyorum.   Evet farkındayım, bu yazının başlığı biraz Instagram fotoğraflarındaki alt yazılar gibi oldu ama inanın Paris’te su kenarında oturup bir şeyler yiyip içecek yer bulmak bulunmaz nimetler arasında sayılıyor. Blog’a ilk başladığım günlerden beri söylüyorum, Paris bu konuda biraz seçenek kıtlığı çekiyor; hatta o kadar çok sızlandım ki sanki birileri sesimi duydu, nehir kıyısında oturup bir şeyler yiyip içeceğimiz yerlerin sayıları yavaş yavaş artmaya başladı; bunda benim serzenişlerimin de payı olduğunu düşünüyorum :)…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Daha önceki yazılarımda paylaştığım gibi Seine Nehri üzerinde toplam 37 köprü bulunuyor ve bu köprülerden 4 tanesi de sadece yaya köprüsü olarak hizmet veriyor. İşte bu yazıda yine o köprülerden birindeyiz: Passerelle Simone de Beauvoir (paserel simon dö bovuar ya da paseğel simon dö bovuağ). BNF François Mitterrand’ın 18. katından Passerelle Simone de Beauvoir Bibliothèque National de France ile Parc de Bercy arasına inşa edilmiş olan bu köprü sadece yaya geçişi için kullanılıyor. Çelik konstrüksiyonlu, ahşap zeminli ve parabolik bir forma sahip olan bu köprü, tıpkı Passerelle Solferino gibi hem üstteki yol seviyesinden hem de aşağıda nehir kıyısındaki seviyeden girilebilen son derece hoş ve fonksiyonel bir tasarıma sahip. Passerelle Simone de Beauvoir 2006’da hizmete giren köprünün açılışında, köprüye adını veren ünlü düşünür ve yazar Simone de Beauvoir’ın evlatlık kızı Sylvie Le Bon de Beauvoir da bulunmuş. 304 metre uzunluğunda ve 12 metre genişliğindeki köprü aynı zamanda Paris’te Seine Nehri üzerine inşa…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Pariste.Net'i takip edenler Paris'te 4 tanesi yaya, 33 tanesi taşıtlar için olmak üzere toplam 37 köprü bulunduğunu biliyorlar. Bu yazıda ise bu köprüler arasında Paris'te en çok sevdiğim ikinci köprüyü, Bir Hakeim Köprüsü - Pont de Bir-Hakeim'i tanıyacağız. Laf aramızda ben en çok Pont Alexandre III Köprüsü'nü severim... "En güzel" olma hali görecelidir elbette,

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Paris’teki 37 köprüden biri olan Passerelle Léopold Sédar Senghor (Passerelle Solférino), aynı zamanda Seine Nehri üzerindeki 4 yaya köprüsünden biri olma özelliğini taşıyor. İlk olarak 1861’de Napoléon zamanında yapılan ve adını Solférino Savaşı’ndan alan köprü, daha sonra yıkılmış, yerine 1961’de tamamen çelik konstrüksiyondan yapılmış. Bu köprü de 1992’de devre dışı kalınca yerine 1999 yılında günümüzdeki köprü yapılmış ve “Solférino” olan adı 2006’da Senegal Eski Cumhurbaşkanı “Léopold Sédar Senghor”un anısına değiştirilmiş ama açıkçası ben hiç bu isimle anıldığına tanık olmadım; herkes “Passerelle Solférino (paserel solferino ya da paseğel solfeğino)” diyor. Yine de zaman geçtikçe yeni ismi de yavaş yavaş kulağa tanıdık gelmeye başladı. Passerelle Léopold Sédar Senghor (Passerelle Solférino) Tuileries Bahçesi ile Orsay Müzesi arasında son derece estetik bir şekilde tasarlanmış ve sadece yaya geçişine ayrılmış olan bu köprü çelik ve ahşap konstrüksiyon malzemeleri ile inşa edilmiş. Köprünün zemininde ve basamaklarda kullanılan ahşap Afrika’da yetişen “tabebuia” ağacından yapılmış çok…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Seine Nehri üzerindeki 37 köprü arasında, Paris'in en eski köprüsünün adının Pont Neuf (Yeni Köprü) olması ne kadar enteresan olsa da bu isim bana hep İstanbul'daki Yeni Cami'yi hatırlatır. Çocukken, Yeni Cami'nin eski cami görünümünde yeni bir cami olduğunu zannederdim; sonra bir gün 8 Temmuz 1606'da açıldığını öğrendiğim zaman ne kadar şaşırdığımı
(Son Güncelleme: 08.07.2019) Paris dediğimiz yer, düz bir ovanın ortasından kıvrılarak geçen Seine Nehri'nin çevresine kurulmuş bir kenttir aslında ve Paris'i Paris yapan coğrafi güzellikleri değil, insanoğlunun şehir inşa etmedeki başarısı ve en çok da estetik anlayışıdır aslında. Yoksa bizdeki gibi bir Boğaziçi'ne sahip olmadıkları için ellerinde bulunan bir akarsuyun çevresinde bir hayat kurmanın en