Paris dediğimiz yer, düz bir ovanın ortasından kıvrılarak geçen Seine Nehri'nin çevresine kurulmuş bir kenttir aslında ve Paris'i Paris yapan
Cumhuriyetle yönetilen ülkelerde, şehirlerin en güzel meydanlarından birine "Cumhuriyet Meydanı" adını vermek adettendir. Hal böyle olunca, Fransa'nın pek çok şehrinde
Paris'in ulu orta ama gizli saklı köşelerinden birini, Palais Royal ve çevresini keşfediyoruz bu kez... Aslında hepimizin M1 metro hattıyla Louvre
Paris'te -bence- sıradan bir pastane-fırın olan Paul hakkında da bir şeyler yazmak gerekiyor. Pek çok mahalle fırınına göre adını duyurmayı
"Paris'te en çok sevdiğin restoran neresi?" diye sorsalar, hiç tereddütsüz vereceğim yanıt Le Relais de l'Entrecôte olur elbette. Bu yanıtın
Bir yeri sevmek için oraya bir anlam yüklemek gerekiyor her şeyden önce. Bir anınızın, bir geçmişinizin, bir tarihinizin olması gerekiyor
Bu yazıda, Rue des Petits Champs üzerindeki pasajlar üçlememizin sonuncusu ve en güzelini tanıyacağız. Sanıyorum, Paris'teki en görkemli, en etkileyici
Paris'in kalbinde yer alan Vendome Meydanı - Place Vendôme (plas vandom), ortasından geçen Rue de la Paix merkezinde, çevresini dikdörtgen formatta
Seine Nehri üzerinde, Paris'in turistik merkezinin tam ortasında bulunan iki adadan biri olan Cite Adası - Île de la Cité
Bu yazıda, Seine Nehri üzerindeki 37 köprü arasında en meşhurlarından birini tanıyacağız: Pont des Arts (pon dezar ya da pon









