Bu yazıda sizlere Paris'teki en şık, benim de en çok beğendiğim restoranlardan biri olan Le Train Bleu'den bahsetmek istiyorum. Le Train Bleu (lö tran blö ya da lö tğan blö) "Mavi Tren" anlamına geliyor ve tahmin edeceğiniz gibi bu restoran bir gar bünyesinde yer alıyor. 1901'de "Le Buffet de la Gare de Lyon" olarak açılan
Bilinen Paris'in orta yerinde, pek çok kişinin ihmal ettiği ama aslında harika bir gezi ve yürüyüş parkuru olan Canal Saint-Martin - Saint Martin Kanalı'ndan bahsetmek istiyorum size bu yazıda. Yaz-güz fark etmeksizin suyun dinlendirici etkisiyle, ağaçların suda yaptığı yansımalarla, kanal çevresinde akıp giden hayatla Saint Martin Kanalı size çok hoş bir Paris atmosferi sunuyor. Dilerseniz önce
Paris dediğimiz yer, düz bir ovanın ortasından kıvrılarak geçen Seine Nehri'nin çevresine kurulmuş bir kenttir aslında ve Paris'i Paris yapan coğrafi güzellikleri değil, insanoğlunun şehir inşa etmedeki başarısı ve en çok da estetik anlayışıdır aslında. Yoksa bizdeki gibi bir Boğaziçi'ne sahip olmadıkları için ellerinde bulunan bir akarsuyun çevresinde bir hayat kurmanın en güzel örneğini vermişlerdir
Hayatının hiçbir döneminde Fransızca öğrenmek gibi bir merakı olmamış biri olarak, 2012 itibariyle bu dili öğrenmek zorunda kalışım ve sonrasında yaşadığım maceralar trajikomiktir :) İstedim ki Fransızca öğrenmek niyetinde olan ya da yolun yarısına gelip bir türlü ilerleyemediğini düşünen insanlarla deneyimlerimi ve bildiklerimi paylaşayım, onlar için hayat biraz daha kolay oluversin. Tabii ki oturup "Fransızca
Paris’e ilk yerleştiğim zamanlarda, tek kelime Fransızca bilmezken, How to Become a Parisian in One Hour ? - Bir Saatte Nasıl Parisli Olunur? oyununa denk gelmiştim. Artık bu şehirde turist değil, Paris’in bir nevi yerlisi olmam gerekeceği için bazı ipuçlarına ihtiyacım vardı ve tam bu sırada karşıma çıkan bu şov imdadıma yetişmişti. Oyunu izlediğim akşam
"Paris'e gelmişiz Starbucks'ta ne işimiz?" var demeyin :) Kendi adıma, hayatımda gördüğüm en güzel ikinci Starbucks'tan, Starbucks Capucines'den bahsetmek istiyorum bu yazıda sizlere. İstanbul'da yaşarken, gidilecek onca kafe ve çay bahçesi varken, Starbucks'a oturmak benim için hiçbir zaman cazip olmamıştı. Hatta epey de direnmiştim ama arkadaşlarımın çoğu için Starbucks kahvesi vazgeçilmez bir şey olmaya başlayınca,
(Önemli Not: RESTORASYON NEDENİYLE GEÇİCİ OLARAK KAPALI) Paris pasajlar cenneti. Bu yazıda yine öylesi güzel pasajlardan birini daha tanıyacağız birlikte ama bu seferkinin konsepti biraz daha hoş; bizi alıp çocukluğumuza götürecek, çocuklara ise "yaşasın çocuk olmak" dedirtecek özel bir yer: Prensler Pasajı - Passage des Princes... 1860'tan günümüze varlığını sürdüren Prensler Pasajı - Passage des
Paris'in birbirinden güzel, birbirinden keyifli pek çok yeme-içme mekanlarından birini, Poulette Restaurant'ı tanıtmak istiyorum bu yazıda sizlere. Bu mekan, kitabım Paris'te Bir Hafta'da da geçtiği için benim için önemli... Poulette (pulet) fransızcada piliç anlamına geliyor. 2. arrondissement'da Étienne Marcel'de bulunan restoran, aslında küçük ve sevimli bir café görünümünde ve dışardan bakıldığında içerinin güzelliği fark edilemeyebiliyor.
Paris’in en sevdiğim özelliklerinden biri de koca koca caddelerin kalabalığında, o görkemli binaların hemen bir arka sokağında, hiç ummadığınız yerde karşınıza çıkıveren avluları. Bu yazıda sizlere, böylesi avulardan birinden, daha doğrusu bir avlular silsilesi olan çok özel bir yerden, Le Village Saint Paul’den söz etmek istiyorum. 4. arrondissement‘da, Marais Bölgesi ile Seine Nehri arasında, Saint Paul Kilisesi‘nin hemen arkasında bulunan Village Saint Paul
Bu yazıda sizlere Paris'te, şehrin tüm sokaklarında görebileceğiniz kiralık bisiklet hizmeti Velib Metropole'den bahsetmek istiyorum. Aslında bu yazıyı ilk yazdığım 2014'te henüz Türkiye'de böyle bir hizmet yoktu ve o zamanlar kiralık bisiklete alternatif diğer bisiklet ve scoter kiralama seçenekleri de bulunmuyordu. O nedenle ben de bu bisikletlerin nasıl kiralanabileceği konusunda uzun ve ayrıntılı bir yazı









