Tag

cafe restaurant

Browsing

(Son Güncelleme: 05.12.2019) Paris’te öyle yerler var ki, hem ulu orta herkesin kolayca ulaşabileceği bir mesafede hem de merak edip araştırmayanın hayatta bulamayacağı bir gizlilikte. İşte öylesi yerlerden birinden, Paris’in orta yerinde şahane bir kafeden bahsetmek istiyorum bu yazıda sizlere: Le Jardin du Petit Palais. Daha önce Petit Palais’yi yazarken müzenin bahçesindeki kafede oturup bir şeyler yiyip içmenizi önermiştim. Bu yazıdaysa, o zaman tek satırda bahsettiğim bu şahane yeri detaylı bir şekilde tanıtmak istiyorum. Hem Paris’te yeni ve şahane bir kafe öğrenmiş olacağız, hem de tek satırda geçen bir detayın peşine düşersek ne güzelliklere ulaşabileceğimizi bir kere daha görmüş olacağız. Le Jardin du Petit Palais (lö jarden dü pöti pale ya da lö jağden dü pöti pale) Küçük Saray’ın bahçesi anlamına geliyor. Eh, Petit Palais yazısından çok iyi tanıyacağınız gibi aslında saray olmayan bu küçük ama muhteşem binanın avlusu da bir o kadar güzel ve görülmeye değer. Hele ki böyle özel bir kafeye ev sahipliği…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Paris’te hangi restorana giderseniz gidin -büyük olasılıkla- yediğiniz yemekten büyük keyif alırsınız. Kullanılan soslardan kaynaklanıyor olsa gerek, yemekten sonra damağınızda müthiş bir tat kalıyor geriye. O yüzden -itiraf etmem gerekirse- Paris’te herhangi bir rehberde yer alan bilginin peşinden giderek bir restoranda yemek yemem pek nadirdir. Bu konuda şansıma güvenirim genelde. Önce kapıdaki menüye bakar (kargacık burgacık el yazılarını çözebildiğim kadarıyla) yiyebileceğim bir şeyi gözüme kestirirsem içeri girer şansımı denerim; dediğim gibi, genelde de şanslıyımdır bu konuda. İşte yine öyle bir yerden, 15. arrondissement’daki Le Piquet’den bahsetmek istiyorum bu kez sizlere.   Le Piquet (lö pike), Eyfel Kulesi’nin arka tarafında, La Motte-Piquet Bulvarı üzerinde, Ecole Militaire’in hemen çaprazında yer alan hoş ve sevimli bir café-restaurant. Kapısındaki tentede “café-bistrot” yazıyor, web sitesinde de “brassarie”… Bayılıyorum Fransızların bu yeme içme konusundaki sınıflandırmalarına. “Café”yi “restaurant”ı biliyorsunuz; “brassarie” ise restoran gibi hizmet veren kafe diye düşünülebilir. Buralarda mönüler restoranlardaki kadar zengin olmuyor teorik olarak. “Bistrot”nun…

(Son Güncelleme: 21.01.2018 – ÖNEMLi NOT: Montmartre Tepesi’ndeki en güzel kafelerden biri olan Café Montmartre ne yazık ki kapandı ve yerine bir hediyelik eşya dükkanı açıldı) Düşünüyorum da, bırakın tüm Paris’i, sırf Paris kafeleri hakkında bile başlıbaşına blog yazılabilir. Ben elimden geldiğince Les Deux Magots, Café de Flore gibi turistik anlamda bilinmesi ve görülmesi gereken yerleri tanırken, bir yandan da şehirde benim için önemli olan kafelerden söz etmeye çalışıyorum. O yüzden bu kez sizlere, turistik olarak önemli bir konumda olan ama çoğu insanın önünden geçip gittiği ama benim çok çok sevdiğim bir kafeden, Café Montmartre’tan söz etmek istiyorum. Café Montmartre, Montmartre Tepesi’nde, Montmartrobus ile tepeye ulaştığınız noktada şoförün “Monmağğğtttğğğğ” diye turistlere anons yapınca herkesin indiği durağın hemen köşesinde bulunuyor. Burası köşe konumda ve Montmartre koşullarında ferah bir manzaraya sahip olduğundan benim oldukça sevdiğim yerlerden biri. Ne zaman Montmartre Tepesi’ne Montmartrobus’le çıksak, otobüsten iner inmez burada oturup bir kahve içmeyi alışkanlık haline getirdik…

(Son Güncelleme: 07.12.2019) Bundan bir süre önce Buttes-Chaumont Parkı hakkında bir yazı yazmış, daha sonra da sizlere Seine Nehri üzerindeki Rosa Bonheur Sur Seine’den bahsetmiştim. Şimdi bu iki bilgiyi birleştirerek size Buttes-Chaumont Parkı’nda Rosa Bonheur’ün işlettiği son derece sevimli bir kafe-restoranı tanıtmak istiyorum. 19. arrondissement’da bir yamaç üzerine kurulu olan Buttes-Chaumont Parkı’na Metro 7bis ile gidip de Botzaris istasyonunda indiğinizde parkın en üst noktasına ulaşmış olursunuz. İstasyondan çıkıp hemen arkadaki kapıdan parka girdiğinizde Paris’in yine yeşillikler içindeki bir köşesine de ulaşmış oluyorsunuz. Park sizi eğiminden dolayı aşağı doğru çektiğinden hemen soldan devam ederseniz -bence- en güzel güzergâhı izlemiş olursunuz. Böylelikle sağınızda güzel ve ferah bir manzara, biraz ileride solunuzda da Rosa Bonheur’ün kafe-restoranı sizi karşılıyor olacak. Rosa Bonheur Cafe Restaurant (Buttes Chaumont) Burası, kır gazinosu, av köşkü havasında son derece sevimli bir yer. Buradayken kendinizi şehir dışında bir ormanın içinde huzur dolu bir atmosferde hissediyorsunuz. Hava güzelse tabii tadı daha çok…

(Son Güncelleme: 08.07.2019) Paris’te bir İstanbullu olarak eksikliğini duyduğum -belki de tek- şey Boğaz’da, hadi Boğaz’dan geçtim, denize karşı bir şeyler yiyip içmektir. O kadar ki, açık denizleri bile sevmem, ille İstanbul gibi karşı kıyıda hayatlar devam edecek; her ikisinin arasından da vapurlar ve martılar gelip geçecek. Paris’te olunca hayatın bu yönü eksik kalıyor tabii. Şehrin ortasından geçen, kimi zaman kahverengi, kimi zaman da yeşil tonlarında akan Seine Nehri ile idare etmek zorunda kalıyor insan. Neyse ki bu nehrin iki yakasına muhteşem bir şehir kurmuşlar da, kendimizi öyle avutuyoruz. Paris’e yerleştiğim ilk zamanlar, Mart 2012 ve sonrası yani, su kenarında oturup bir şeyler yiyip içme zevkimi tatmin etmek için epey bir aranıp durduğumu hatırlıyorum. Nehir üzerinde demirlemiş teknelerden Rosa Bonheur sur Seine, Bistrot Alexandre III gibi olanlarının ayrı bir tadı olsa da tam olarak istediğim şey değildi. Ben, nehire doğru bir kafede oturup bir şeyler yiyip içmek istiyordum çünkü. Oysa ki Seine’in…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Paris'in en sevdiğim köşelerinden biri de Passy'dir... Zaten Paris'in sevmediğim köşesi var mı ki? Passy, Eyfel Kulesi'nin hemen kuzey batı tarafında, 16. arrondissement'da bulunan güzel bir semt. Bu semtle aynı taşıyan Café Le Passy ise gitmeyi en sevdiğim kafelerden. Küçük sevimli bir meydana bakan bu kafeye sadece, girişteki barın sağlı sollu iki

(Son Güncelleme: 18.10.2019 – ÖNEMLİ NOT: Dış cephe restorasyonu için kurulan iskele nedeniyle manzarası geçici olarak engellenmiş durumda) Bu yazıdaki mekânımız muhteşem Opéra Garnier binasının hemen yanında bulunan güzeller güzeli l’Entracte Restaurant… “Güzeller güzeli” ifadesini kullanmamın nedeni Paris’in en güzel restoranlarından biri olduğunu iddia etmemden değil, konumu, atmosferi ve güzel anıları nedeniyle Paris’te en sevdiğim restoranlardan biri olması elbette. Hep söylüyorum; bir mekânı güzel kılan, atmosferi ve servis kalitesi kadar orada yaşadığınız güzel anılardır. Ben l’Entracte Restaurant’da hep güzel yemekleri güzel insanlarla yedim, güzel şeyler paylaştım; Paris’teki pek çok başka restoran ve kafede olduğu gibi…   “Entracte” kelime anlamı olarak tiyatro, opera, bale gibi gösterimlerde verilen ara anlamına geliyor. Hepinizin bildiği, dilimize Fransızcadan geçmiş olan “antrak” ya da daha doğrusu “antrakt” kelimesinin orijinali. Tabi Fransızca okumaya kalktığımızda bunu “antğakt” olarak telaffuz ediliyor, söz konusu olan restoran olunca da “lantğakt” diyoruz 🙂   Buraya daha önce birkaç kez kahve içmek için…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Paris’te müzik dinleyerek yemek yiyebileceğiniz pek fazla bir yer yok deyip duruyorum; haksız da sayılmam ama yavaş yavaş böyle mekanları keşfetmeye başladım, keşfettikçe de sizlerle paylaşmak istiyorum işte. Şimdi sıra Italian Style Cafe’de.   İstanbul’dan çok sevdiğimiz dostumuz Gülçin gelmişti Aralık 2014 sonu bir iş gezisi için Paris’e, hafta sonu da gezisini uzatıp misafirimiz olunca ilk akşam Opéra Garnier’de şahane bir bale izledik, ikinci akşama da müzikli bir yerde akşam yemeği ayarlamak istedik.  BilletReduc.com’a bakarken Italian Style Cafe diye canlı müzik eşliğinde yemekli bir yer olduğunu keşfettik; hemen rezervasyonumuzu yaptırıp sabırsızlıkla akşamı bekledik.   Burası 11. arrondissement’da, Bastille ile République arasında 8 numaralı metro hattının St. Sébastian Froissart durağında bir yer. O çok sevdiğim Merci mağazasının tam karşı sokağında, solda köşede bulunuyor. Paris’in tipik kafelerinden, tam köşede, ufacık tefecik bir mekan. Italian Style Cafe Bizi çatlak bir garson kızımız karşıladı, bir o kadar da sevimliydi. İçeride köşedeki…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Diyelim ki Madeleine ile Opéra arasında bir yerlerdesiniz ve karnınız acıktı. Yemek yemek için de kendinize hoş bir mekan arıyorsunuz. Birkaç gündür Paris'tesiniz ve bu kez parizyen olmayan bir şeyler deneyebilirsiniz. Değişik bir yer istiyorsunuz ama bir yandan da hesaplı olsun diyorsunuz. İşte bu taleplerinizi karşılayabilecek yerlerden biri: American Dream Restaurant... "Paris'teyiz,

(Son Güncelleme: 06.12.2019) Fransızlar, doğa koşullarından korunmak için olsa gerek “su kenarında keyif çatmayı, daha doğrusu yemeyi içmeyi bizler kadar çok sevmiyorlar” der dururum. Malum, nehirler taşabiliyor, bu yüzden de su kenarındaki alanlar her zaman tehlike altında. Bunu bir yere kadar anlayabilirim ama biz mi su kenarında yeme içmeyi fazla abartıyoruz yoksa Fransızlar mı bu işi bilmiyorlar, tam anlayabilmiş değilim ama yine de gün geçtikçe onların da bu konuda gelişme kaydettiğini görmekten mutluluk duyduğumu söylemeliyim 🙂 Rosa Bonheur sur Seine Seine Nehri kıyısında henüz tam anlamıyla istediğim tarzda bir yeme içme mekanı bulmuş değilim gerçi ama farklı bir tarz olarak kimi tekne-restoranlar bu konuda “can simidi” vazifesi görebiliyor. Nehrin öbür yakasındaki Bassin de la Villette’teki Antipode gibi keyifli bir tekne olan Rosa Bonheur sur Seine, diğerlerinin aksine daha çok bir café-bar havasında. Buttes-Chaumont Parkı’ndaki Rosa Bonheur’ün işletmecisi, birkaç yıl kadar önce Pont Alexandre III’nın Invalides tarafında demirli bu tekneyi café-bar olarak işletmeye başlamış…