Facebook Facebook Twitter Instagram Google LinkedIn Pariste.Net English

7 Şubat 2014 Cuma

Père Lachaise Mezarlığı - Cimetière du Père Lachaise

Père Lachaise Mezarlığı - Cimetière du Père Lachaise
(Son Güncelleme: 08.05.2017) "Bir şehirde gezilecek görülecek yerler arasında mezarlığın ne işi var?" diye düşünüyor olabilirsiniz ama bu yazıyı okuduktan, resimlere baktıktan, hele ki gidip Père Lachaise Mezarlığı'nı gördükten sonra tüm fikrinizin değişeceğine eminim.

1804'te açılmış, yaklaşık 44 hektarlık bu devasa mezarlık daha çok park gibi, bahçe gibi, açık hava müzesi, sanat galerisi gibi bir yer. Nasıl huzurlu nasıl güzel. Gerçi benim için en huzur dolu, en "keyifli" mezarlık Toronto'dakiydi ama yine de burası sanat-estetik-şan-şöhret bakımından çok daha önemli bir yer elbette. Tabi bir de Karacaahmet'i severim, servi gölgesinde uyuyan insanların mezarlarına bakar, orada yatan yakınlarımı ziyaret eder; her ziyaretimde yaşam hakkımı daha iyi, daha verimli, daha kaliteli kullanmam gerektiğini hatırlarım.

İsterseniz yazıyı okumadan önce Père Lachaise Mezarlığı'nda Pariste.Net TV'de yayınlanmak üzere sizler için çektiğim ve ünlülerin mezarlarının yerlerini gösteren bu videoyu da izleyebilirsiniz:


Père Lachaise (per laşez ya da peğ laşez) Fransa'nın en ünlü simalarının son istirahatgahı olmakla birlikte dünyadan da pek çok ünlü isim bu mezarlıkta son uykularını uyuyorlar. Ama benim açımdan burada kimlerin yattığı kadar mezarlığın atmosferi; yanyana dizili anıt mezarların muhteşemliği yanında yaşam, ölüm ve estetiğin biraradalığını iliklerinize kadar hissedebileceğiniz bir ortam olmasıdır önemli olan.

Mezarlıklar pek çok insan için ölümle yüzleşme korkusunu içinde barındırıyor olabilir, hatta bizdeki aklı evvel yöneticilerin Zincirlikuyu Mezarlığı girişine astırdıkları "Her Canlı Ölümü Tadacaktır" yazısıyla da bu gerçeği gözünüze gözünüze sokup sizi hayattan soğutmak isteyenler de çıkacaktır ama benim için mezarlık, ölüm gerçeğinin yadsınmazlığı kadar, şu an hayatta oluşumuzun, nefes alıyor olmanın kıymetini bilmenin, tadını çıkarmanın, vakti boşa geçirmemenin önemini vurgulamak için bir vesile aynı zamanda. "Hayattayız, yaşıyoruz, o halde hakkını verelim" diye düşünürüm hep.

Zaten kapıdan girdiğiniz anda bir mezarlığa değil de park bahçe gezmesine gelmiş gibi hissediyorsunuz Père Lachaise'de. Binlerce heykel, anıt, yapı, hepsi yanyana dizilmiş, sizin detayları yakalayabilecek meraklı bakışlarınızı bekliyor.

Père Lachaise Mezarlığı - Cimetière du Père Lachaise
Bir yaz günüyse ağaç gölgesinden faydalanıyorsunuz, ilkbaharsa çiçek çiçek her yer; sonbaharsa sarılı kırmızılı yaprakların dansı, kışsa tüm gotik havanın kasveti... Her iklimde gezmesi ayrı güzel bir yerdesiniz işte, daha ne olsun.

Burada yatan ünlü isimler arasında kimler yok ki? Rossini, Bellini, Baron Haussmann, Peter Abelard, Balzac, Georges Bizet, Maria Callas, Chopin, Auguste Compte, La Fontaine, Molière, Yves Montand, Jim Morrison, Edith Piaf, Marcel Proust, Oscar Wilde ve daha niceleri...

Bizden de iki ünlü isim Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya'nın da mezarları burada yer alıyor ve her ikisinin de mezarı her daim çiçeklerle ve notlarla süslü oluyor. Bu mezarların yerlerini nasıl bulacağınızı yazının ilerleyen bölümlerinde tarif etmeye çalışacağım.

Père Lachaise Mezarlığı - Cimetière du Père Lachaise
Mezarlığı iki şekilde gezebilirsiniz. Birincisi, sanki park-bahçe geziyormuşsunuz gibi gözünüze en güzel görünen yoldan rastgele ilerleyerek; ikincisiyse, ziyaret etmek istediğiniz ünlülerin mezarlarının yerlerini önceden plan üzerinde bularak en uygun rotayı takip ederek. O zaman daha önceden edindiğiniz bir plan üzerinden ilerleyebilir ya da mezarlık girişindeki panodan aradığınız ismi bularak yolunuzu bulabilirsiniz. Soyada göre sıralanmış listede görmek istediğiniz ünlülerin mezarlarının "division (divizyon)" üzerinde yani hangi adada olduklarını not almanız, yolunuzu buna göre çizmeniz gerekiyor. Çünkü mezarlığın her köşesinde division numaraları yeşil tabelalarda yazıyor ama ünlülerin mezarlarının olduğu yerlerde herhangi bir tabela bulunmuyor. Sonuçta burası bir müze ya da sergi alanı değil; mezarlık... O yüzden gezerken çok dikkatli olmalısınız.


Her iki durumda da burada güvenle dolaşabileceğinizi söylemek isterim. Ortamın hafif kasvetli havası dışında ürkütücü ya da korkutucu herhangi bir durum söz konusu değil, önünüze çıkan yolları dilediğiniz gibi takip ederek Père Lachaise'i doya doya gezebilirsiniz.

Gezinize başlamak için iki ya da üç farklı başlangıç noktası seçmek mümkün. Kimleri önce görmek istediğinize, önceliklerinize ve yokuş çıkarak mı yoksa inerek mi başlamanın daha kolay olduğunu düşünmenize bağlı olarak ilk hareket noktanızı değiştirebilirsiniz. Dilerseniz en popüler olan noktadan, yani metronun 2 ve 3 numaralı hatlarının geçtiği "Père Lachaise" istasyonu ile ulaşılan kısmından başlayalım.

İstasyondan çıkınca sağ taraftaki Boulevard Méninmolant'a girdiğinizde sol tarafınızda mezarlık duvarının başladığını göreceksiniz. Dilerseniz hemen en baştaki küçük kapıdan girerek doğrudan Yılmaz Güney'in mezarına ulaşabilirsiniz:

Père Lachaise Mezarlığı - Cimetière du Père Lachaise
Yılmaz Güney'in mezarı (62. division)
O kapıdan girip merdivenleri çıktığınızda duvar boyunca düz devam ederseniz hemen ileride sol tarafta Yılmaz Güney'in mezarı karşınıza çıkacak. Gerçi ben Père Lachaise'e aşağıdan gireceksem bu kapıdan girmeyi değil, biraz ilerideki ana kapıdan girmeyi tercih ediyorum. Çünkü bu küçük kapıdan girince sanki bayramda mezarlık ziyaretine gelmiş gibi hissediyorum kendimi, oysa ana kapıdan girince gerçekten mezarlık gezmeye geldiğimi anlıyorum. Çünkü ana girişin tam karşısındaki yol o kadar güzel ki... Bu yolun iki yanı çiçeklerle süslü ve tabi çeşit çeşit anıt mezarlarla. Örneğin sol tarafta Rossini'nin ve Baron Haussmann'ın mezarlarını görmeniz mümkün.

Ana kapıdan girip doğrudan Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney'in mezarlarına ulaşmak istiyorsanız  yukarı doğru yürüyüp, bu yazının en başındaki resmin olduğu yere gelip sola dönmeniz gerekiyor. Oradan dümdüz, hiçbir yere sapmadan devam ederseniz, yollar çatallaştığı zaman da hep soldan ilerlerseniz biraz sonra sol tarafınızda 62 numaralı division'u göreceksiniz, işte oranın en aşağı tarafında, yani yol hizasında Yılmaz Güney'in mezarı var.

Tekrar geri dönüp hiç sapmamış gibi yolunuza devam ederseniz yol kıvrılarak yukarı çıkacak ve 71 numaralı division'a ulaşacaksınız. İşte Ahmet Kaya'nın beyaz mermer mezarı da sağınızda, yol üstünde sizi bekliyor olacak:

Père Lachaise Mezarlığı - Cimetière du Père Lachaise
Ahmet Kaya'nın mezarı (71. division)
Ahmet Kaya'nın mezarına ne zaman gitsem dilime "Kum Gibi" şarkısı takılıyor. "Bırak da dolanayım ayaklarına, kum gibi, kum gibi ezip geçme" dediğini duyar gibi olurum Ahmet Kaya'nın, duyar gibi olmuyorum da resmen duyuyorum diyelim; şarkı hep beynimde yankılanıyor. Her daim çiçekle ve hayran notlarıyla süslenmiş bu mezarın başından ayrılası gelmiyor insanın. O kadar ki, Pariste.Net TV için burada Vlog çekimi yaparken bir rüyamı gerçekleştirdim ve arkadaşım Hanifi'den benim için bu şarkıyı Ahmet Kaya'nın mezarı başında okumasını rica ettim. İzleyin bakalım beğenecek misiniz?

Ahmet Kaya'nın ve Yılmaz Güney'in hıristiyan mezarlığında gömülü olması size tuhaf gelebilir ama durum düşündüğünüz gibi değil. Çünkü burası -aslında- bir hıristiyan mezarlığı değil... Burada hıristiyan, yahudi, müslüman, budist, ateist ya da dinini bilmediğim pek çok insan yan yana yatıyor. Yaşarken -belki- eşit olamamış binlerce insan burada yanyana eşitleniyor, hep birlikte son uykularını uyuyorlar...

Neyse, biz gezimize devam edelim: Ahmet Kaya'nın mezarının en arka ucunda Balzac'ın mezarı var ilginizi çekerse. Sonra yukarı doğru devam ederseniz üst kapıya yani 3 numaralı metro hattıyla gelinip "Gambetta" istasyonunda inilerek ulaşılan kısma geliyorsunuz.

Bu giriş de son derece güzel. Pek çok anıtla ve anıt mezarla süslü son derece ilginç bir yer. Tabi buranın en ilginç yerlerinden biri Krematoryum:

Père Lachaise Mezarlığı - Cimetière du Père Lachaise
Krematoryum
Burası ölülerin yakıldığı yer. Malum, kimi insanlar öldükten sonra yakılmayı tercih ediyor. Gerçi benim bu konuda kafam biraz karışık. Ben insanoğlunun öldükten sonra gömülmesini daha anlamlı buluyorum. Doğup yeryüzünde bir hayat sürüp öldükten sonra dünyadayken hiçbir işe yaramamışsa bile en azından öldükten sonra doğaya bir faydası oluyor sanki insanın; kurda-kuşa, çiçeğe-böceğe bir faydası oluyor.


Yakılma işlemi ise bana çevre kirliliği gibi geliyor ama yalan olmasın, yakıldıktan sonra küllerimin bir vapurun güvertesinden Boğaziçi'ne serpilmesi fikri de cezbetmiyor değil hani :) Ama yok, kimin ne olacağı bilinmez ama sanırım benim son durağımın Karacaahmet olmasını istiyorum ben; doğduğum hastanenin tam karşısında uyumak istiyorum son uykumu, dünyada onca yeri dolaşıp da sonuçta sadece caddede karşıdan karşıya geçebilmiş olmak fikri çok hoşuma gidiyor...

Père Lachaise'deki krematoryum uzaktan cami gibi duruyor. En son gidişimde bir budist cenazesine denk gelmiştim. Camiye benzeyen bir yapı, budist rahipler ve her dinden ölünün yattığı bir mezarlık... İnsanın kafası allak bullak oluyor.

Krematoryum çevresinde ise galeriler şeklinde düzenlenmiş bölmeler bulunuyor. Bu bölmelerin içinde yakılmış ölülerin külleri saklanıyor. Gerçekten çok değişik bir görüntü.

Père Lachaise Mezarlığı - Cimetière du Père Lachaise
Maria Callas'ın küllerinin saklandığı bölme (No:16258)

Örneğin Maria Callas'ın küllerinin saklandığı yeri görmek istiyorsanız Krematoryumun ön cephesinde, yol tarafında bulunan merdivenlerden aşağı inmeniz, alt kapıdan girer girmez sola dönerek "J" koridorundan ilerlemeniz gerekiyor. Az ileride solda 16258 numaralı bölümde Maria Callas'ın külleri karşılıyor sizi. Yukarıdaki resimde orta sırada, en sağda küçücük bir kare...

Buraya en son gittiğimde bu galeride tek başımaydım. Gerçekten çok ürkütücü bir andı. Binlerce ölünün külleri arasında bir canlı olmak, hayatın sonluluğu, sonumun nasıl olacağı merakı, hayat ve ölüme dair her şey kafamı allak bullak etti. Garip, gerçekten çok garip.


Dilerseniz bir alt kat daha var, orayı da dolaşıp ölümün külleri arasında gezinip sonra yeniden yeryüzüne, hayatın canlılığına dönebilirsiniz. O zaman geri döndüğünüz yer halâ bir mezarlık olsa bile ağaçlar, kuşlar ve gökyüzü size "hayattasın işte" der gibi gülümsüyor.


Krematoryumun arka tarafındaki galerinin arka duvarından yol boyunca devam ederseniz, biraz ilerde solda 89. division'a ulaşacaksınız. Oradan sola girdiğinizde de biraz ilerde, sol tarafta karşınıza Oscar Wilde'ın dev mezarı çıkacak:

Père Lachaise Mezarlığı - Cimetière du Père Lachaise
Oscar Wild'ın Mezarı (89. division)

Oscar Wilde'ın mezarı gerçekten çok ilginç. Hem anıt mezarın büyüklüğü hem de mezar taşının önündeki camdaki ruj izli öpücüklerin bulunduğu kısım bu mezarın değişik bir havaya sahip olmasına neden oluyor. İnsanlar da bir tuhaf; nasıl bir sevgiyse artık gidip bu camı öpüp dudak izlerini bırakıyorlar. Sevgi gösterisi olarak alıp öyle kabul etmek lazım tabi. Sonuçta severim aynada ya da cam üzerindeki dudak izlerini...

Zaten mezarlıklar ölüler için değil diriler için değil midir? Giden çoktan gitmiş, geride kalanlar bu akıl almaz olay karşısında akıllarını yitirmemek için kendilerince bir yöntem geliştirmişler, cenaze törenlerini ve mezarlıkları kurgulamışlar sanıyorum. Giden özleniyor çünkü, elden de bir şey gelmiyor. O yüzden dikiliyor bunca taş, o yüzden korunup saklanıyor bunca mezar. Ölülerimizi en son bıraktığımız yerde bulduğumuzu sanıyoruz her mezarlık ziyaretimizde; aslında buluştuğumuz kendimiz, kendi gerçekliğimiz değil mi her seferinde?


Oscar Wilde'ın mezarından geri dönüp yürüdüğünüz yola ulaştığınızda, rotanızı hiç değiştirmeden dümdüz devam ederseniz bir süre sonra bir yokuşun başına geleceksiniz. İşte o yokuştan aşağı inmeye başladığınızda gözünüz sol tarafta olsun, çünkü solda, tam yolun üstünde değil de biraz iç tarafta Edith Piaf'ın ailesi ile paylaştığı mezarını göreceksiniz 97. division'da.

Père Lachaise Mezarlığı - Cimetière du Père Lachaise
Edith Piaf'ın mezarı ( 97. division)

Kulağıma Edith Piaf şarkıları yankılanıyor her seferinde. Hayatlar, başarılar, mutluluklar ve mutsuzluklar. Sırasını savıp göçüp gitmeler sonra.

Yokuş aşağı inmeye devam ediyoruz... Yol bitince sağdan devam ederseniz bu kısımda mezarlık çok daha mistik bir hal alıyor. Çukur sanki derinleşiyor, sağ tarafta yükseltiler üzerinize üzerinize gelecekmiş gibi oluyor. Bir süre sonra yol çatallaşınca sağdan devam ederseniz biraz ileride solda, 6. division'da en popüler mezara, Jim Morrison'ın mezarına varıyorsunuz. Zaten herkes yana yakıla orayı arıyor. Yolda birini durdurup aradığınız yerin tarifini rica etmek son derece olağan bir şey Père Lachaise'de. O yüzden size böyle bir soru gelebilir, siz de rahatlıkla birilerine aradığınız mezarın yerini sorabilirsiniz.


Jim Morrison'ın mezarı diğer ünlülerin mezarına göre daha bir sade, daha bir arada derede sanki. Yine de seveni ve ziyaretçisi çok; ne zaman gitsem başında illa ki birileri oluyor:

Père Lachaise Mezarlığı - Cimetière du Père Lachaise
Jim Morrison'ın mezarı (6. division)
Buradan yolunuza devam ederseniz ortada bir heykelin bulunduğu, bu yazının sonunda resmini gördüğünüz yuvarlak yeşil bir adaya geliyorsunuz. Oradan sola sapıp sonra sağa içeri girerseniz ya da benim gibi direkt adanın sol çaprazından mezarların içine dalıp arkadaki yola ulaşmayı denerseniz Chopin'in mezarına varıyorsunuz. Bu mezar da çok hoş gerçekten.

Ben Chopin'in mezarının Varşova'da olduğunu sanıyordum ama bir Varşova gezim sırasında Chopin'in kalbinin Varşova'da, cenazesinin Paris'te olduğunu öğrenince çok şaşırdım. Bir insanın kalbini başka yere gömülüp bedenin başka bir yerde gömülmesi çok trajik gelse de işin aslı şöyle diye biliyorum:

Chopin diri diri gömülmekten o kadar çok korkarmış ki, öldüğü zaman öldüğünden emin olunması için kalbinin sökülmesini vasiyet etmiş! Sonuçta o mezarı da bu ek bilgiyle ziyaret ederseniz siz de benim gibi karışık duygular içinde olabilirsiniz.


Père Lachaise Mezarlığı - Cimetière du Père Lachaise
Chopin'in mezarı (11. division)
Chopin'in mezarının sağ alt çaprazında, 7. divisionda kalan bölgede Helosie ve Abelard'ın mezarları bulunuyor. Üniversite'de, ortaçağ felsefesi dersinde, Heloise ile ona büyük bir tutkuyla bağlı, aşklarını büyük bir hevesle okuduğum "Bir Mutsuzluk Öyküsü-Historia Calamitatum" un filozofu Abelard'ın mezarları da Père Lachaise'de bulunuyor.

Chopin'in mezarının hemen üst çaprazında ise Bellini'nin mezarı var, ince uzun bir sütun şeklinde dikilmiş mezar taşı; buralara kadar gelmişken, ona da bir uğrayın, ayıp olmasın, hak geçmesin... Bellini'nin mezarı biraz içeride kalıyor, sonra yukarı doğru yürüyüp yola ulaşmanız gerekiyor. Yola ulaştığınız yerden sola devam ederseniz harika bir alana geliyorsunuz. Aşağıda mezarlığın ana kapısına doğru uzanan yeşil yol yukarıda da nefis anıt mezarlar. İnsanlar burada oturmuş dinleniyor, etrafı seyrediyor, hayatı belki de ölümü düşünüyor. Gerçekten çok enteresan bir ortam.

Buradan merdivenle aşağıya inerken başladığımız noktaya geri dönmüş oluyoruz. İşte benim için tipik bir Père Lachaise turu bu şekilde tamamlamış oluyor. Unuttuğum ya da atladığım ünlü isimler varsa (ki mutlaka var) onlardan ve sizden özür diliyorum.

Ve adını sanını bilmediğimiz pek çok isim, pek çok mezar, pek çok anıt yapı; hepsi burada yatıyor.

Père Lachaise Mezarlığı - Cimetière du Père Lachaise
Özetle bana göre Père Lachaise, bir Paris gezisinin olmazsa olmazı, hangi hava koşullarında olursa olsun listenize dahil etmeniz gereken bir ziyaret noktası.

20. arrondissement'da bulunan Père Lachaise'e ulaşmak için söylediğim gibi iki seçenek var. 2 ya da 3 numaralı metro hatlarının "Père Lachaise" durağında inip alt kapıdan girebileceğiniz gibi 3 numaralı metro hattının "Gambetta" durağında inip yukarıki kapıdan mezarlığa girip yokuş aşağı geze geze inmeniz de mümkün. Hangi yolu tercih ederseniz,  size çizdiğim çemberimsi rotanın bir noktasından ona göre geziye dahil olabilirsiniz.

Gezinizi bitirdiğinizde ana kapıdan çıkıp sola doğru yürürseniz "Obododo" adında hoş bir café-restorana ulaşacaksınız. Çok keyifli bir atmosferi var, "mezarlık gezisi" sonrası yorgunluğa birebir; tavsiye ederim.

Yemek sonrası sola dönüp devam ederseniz Nation tarafına ulaşırsınız, sağa dönüp devam ederseniz de Belleville bölgesi'ndeki Parc de Belleville'i görmek ilginç olabilir.

Père Lachaise'in resmi sayfasına bu linkten ulaşabilirsiniz.

Ah tabi bir de Paris'in diğer iki meşhur mezarlığı Montparnasse Mezarlığı özellikle de Montmartre Mezarlığı mutlaka görülmesi gereken yerlerden.

Gördüğünüz gibi Paris'te mezarlık gezmek açık hava müzesi ya da ne bileyim sanat galerisi gezmek gibi bir şey, bir o kadar da park ve bahçe; yani nefis bir doğa güzelliği her mevsim. O yüzden bir Paris gezinizde burayı da mutlaka gezip görün derim.

Ve hepimiz bir gün öleceğiz, o yüzden bu hayatın kıymetini bilin, olabildiğince tadını çıkarın, yapmak isteyip de beklettiğiniz şeyleri daha fazla ertelemeyin. Hayat kısa, ölüm ani; güzel yaşayın, güzel bir hikaye bırakın ardınızda. Çözebileceğiniz sorunları biran önce çözüp halledin, çözemeyeceklerinizi de olduğu gibi kabul edin, kendinizi yıpratmaktan vazgeçin.

Sağlıcakla

PARiSTE.NET


Ocak 2014'ten bu yana Paris'i daha kolay gezebilmeniz için hazırladığım ve düzenli olarak güncellediğim bu blog'taki bilgilerin ancak paylaşıldıkça değerli olduğuna inanıyorum. Beğendiğiniz yazıları sosyal medya hesaplarınızda paylaşmanız buradaki bilgilerin daha çok kişiye ulaşmasına yardımcı olacaktır. Bu sitede yer alan tüm fotoğraflar ve site içeriği aksi belirtilmedikçe şahsıma aittir. İçerik ve linklerde rastlayacağınız olası hataları e-posta ile bildirirseniz çok sevinirim. Ayrıca bu yazı ile ilgili görüş, düşünce ve önerilerinizi yorum bölümüne yazmaktan çekinmeyin lütfen. Özellikle, Paris'te yaşadığınız deneyimleri diğer okuyucularla paylaşmanız daha çok kişinin sizin deneyimlerinizden yararlanmasını sağlayacaktır. İlginiz ve desteğiniz için teşekkürler.

12 yorum:

  1. "Her Canlı Ölümü Tadacaktır" bir Kur'an ayetidir, bir hakikati anımsamak seni hayattan soğutuyorsa sorun senin hayata bakışında.. Heidegger'de insan ölüme-doğru varlıktır ve ancak bununla yüzleştiği takdirde hayatına bütüncül bir anlam katmaya başlar. Bu yüzden, yaklaşımınızı çok yerinde bulmadım. Ancak gene de verdiğiniz bilgeler için teşekkür.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hayata (ve ölüme) farklı açılardan bakabilmek ne güzel.
      ben teşekkür ederim...

      Sil
  2. yazılarınızın bır cogunu okudum ve teşekkur etmek ıstedım :) hem esprılı dılınız hem de sıkıcı olmayan cok hos anlatımınız ıcın :) onumuzdeki cumartesı parısteyız bızım ıcın cok basarılı bır rehber oldu tesekkurler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba, güzel yorumunuz için ben teşekkür ederim, umarım şahane ve unutulmaz bir tatil olur sizin için...

      Sil
  3. Merhaba Ahmet Bey, öncelikle ben de diğer okuyucular gibi blog unuza hayran kaldığımı belirtmek isterim, bir insan nasıl olur da Paris gibi karmaşık ve ucu bucağı olmayan sürekli sürprizlere gebe bir şehri bu denli altını üstüne getirerek, özümseyerek ve bu kadar akıcı bir dille anlatabiliyor aklım almıyor harikasınız! Yazdıklarınızı okudukça Pariste dolaşır gibi hissediyorum kendimi. Bu pazar Parise gelip 3 gece kalacağım. Bu benim Parise 3. gelişim olacak. Oraya ilk gelişimde 2006 yılıydı ve ben de Pere Lachaise i ziyaret etmiştim. Bu yazınızı okurken bir detay dikkatimi çekti, ben o tarihte geldiğimde Oscar Wilde ın mezarının önünde cam yoktu, herkes sfenks (ya da erkek melek tam anlayamıyorum o figürü) şeklindeki mezar taşını öpüyordu bir sürü öpücük izi vardı haliyle şimdi değiştirmişler prosedürü demek :) Her neyse güzel bir Eylül akşamında Paris sokaklarında karşılaşmak dileğiyle mutlu kalın!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Elif Hanım, ne güzel bir yorum böyle, çok teşekkür ederim.
      Evet, şu an Oscar Wilde'ın mezarını bir cam paravanla korumaya çalışıyorlar ama bu kez de herkes o cama dudak izini bırakıyor, kaçış yok :)
      Umarım bu gelişinizde de unutulmaz bir tatil geçirirsiniz.
      Dünya küçük, Paris daha da küçük, bir bakarsınız karşılaşıveririz bir yerlerde...
      Mutlu günler

      Sil
  4. Paristen Selamlar oncelikle :) Sanirim verdiginiz bilgiler isiginda yarin ziyaret etmek istedigim kisilerin mezarlarini bulabilecegim :) Cok tesekkur ederim verdiginiz bilgiler ve hoş anlatiminiz icin .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selamlar ;) Güzel yorumunuz için ben teşekkür ederim.
      Harika bir tatil geçirmenizi dilerim.
      Sevgiler...

      Sil
    2. Aralik 2016 ayinin son haftasi ziyaret ettim pere Laşezi
      Kendimi acik hava muzesinde sandim Ahmet Bey.Paris'te gezilebilecek en muhim yerleri gördüm.
      Itiraf etmeliyim ki en cok bu mezarlik ilgimi cekti.
      Yasamla-ölüm arasinda gidip geliyor insan.
      Ahmet Bey anlatim dilinize bayildim.
      Inanin tekrar gitmek nasip olsa bu kez daha cok zaman ayiririm burayi gezmek icin.
      Tesekkur eferim.

      Sil
    3. Merhabalar,
      Değerli yorumunuz için çok çok teşekkür ederim. Burası benim için de çok özeldir. Hatta yakın zaman önce burada detaylı bir video çektim. Birkaç hafta içinde youtube kanalımda yayınlamayı planlıyorum, belki bu yazıya da koymak güzel olur.
      Paris'e en kısa sürede yeniden gelmeniz dileğiyle.
      Selamlar, sevgiler...

      Sil
  5. Selamlar Ahmet Bey,
    Bu mezarlığa girişte herhangi bir ücret ödemek söz konusu değildir umarım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selamlar Nursena Hanım,
      Hayır herhangi bir ücret söz konusu değil, içiniz rahat olsun.
      Keyifli geziler, keyifli keşifler...

      Sil

Paris Hava Durumu

BİLGİ VE TEŞEKKÜR

Ocak 2014'ten bu yana Paris'i daha kolay gezebilmeniz için hazırladığım ve düzenli olarak yeni yazılarla güncellediğim bu blog'taki bilgilerin ancak paylaşıldıkça değerli olduğuna inanıyorum. Paris üzerine yazdığım 450'den fazla yazı arasından beğendiklerinizi sosyal medya hesaplarınızda paylaşmanız, bu bilgilerin daha çok kişiye ulaşmasına yardımcı olacaktır. Yazılarla ile ilgili görüş ve önerilerinizi yorum bölümüne yazmaktan çekinmeyiniz. İlginiz ve desteğiniz için teşekkürler.

Google+ Takip Edenler

Konsolosluk Rehberi

pariste.net kaç kez okundu?

REKLAM ve SPONSORLUK

© 2014-2016 Tüm hakları saklıdır. Yazı ve görseller izinsiz kullanılamaz Pariste.Net Paris Gezi ve Yaşam Rehberi.
Powered by Blogger.