Tag

YEME-İÇME

Browsing
Bu yazıda yine tatlı yiyeceğiz tatlı konuşacağız, Paris’te en sevdiğim çikolatacılardan biri olan Maison Georges Larnicol’ü yakından tanıyacağız. Bilen bilir, öyle tatlıyla çok arası olan biri değilimdir, özellikle içine şeker basılmış tatlılarla aram hiç yoktur ama çikolatanın ve çikolata ile yapılan tatlıların bende yeri ayrıdır… Hele ki kokusu, ah o çikolatanın, o kakaonun baştan çıkarıcı
Paris’in Saint Germain ile Odéon arasında, bulvarın Mabillon tarafındaki girişinden girilen Rue de Buci‘den daha önce söz etmiş, bu küçük ama cıvıl cıvıl sokakta en sevdiğim mekanın da Bar du Marché olduğunu söylemiştim. Bu yazıda, bu güzel café-bar hakkında ayrıntılı bilgi vermek istiyorum. Evet Rue de Buci küçük ama hayat dolu bir sokak. Yaz-kış cıvıl cıvıl. Elbette yazın hayat enerjisi
Tapas barları sever misiniz? Ben bayılırım. İspanya'yı gezerken tapas barlara mutlaka uğrarım. Tabii ki her yerin kendine özgü yemeğini kendi memleketinde yemek gerek ama Paris gibi gerçekten kozmopolit bir şehirde farklı mutfakların en güzel örneklerini tatma şansı daha bir mümkün haliyle. O yüzden ara sıra da olsa Paris'te canım İspanyol mutfağı çektiği zaman gittiğim yerlerden
Paris’te gidecek ne çok yer, görecek ne çok güzellik, keşfedecek daha ne çok şey var. İşte o güzelliklerden biriyle daha birlikteyiz: Merci Used Book Cafe Daha önce yazdığım, Paris’in en güzel mağazalarından biri olan Merci Concept Store‘un içinde bulunan kafelerden biri olan Merci Used Book Cafe’ye ilk gidişimde komik olan, insanlar sakin sakin bir şeyler yiyip
Paris’e ilk geldiğimde şans eseri karşıma çıkan, görür görmez çok sevdiğim bir Yahudi pastanesini tanıtmak istiyorum bu yazıda sizlere: Sacha Finkelsztajn… Burayı o kadar çok sevmiştim ki, Paris’e benden sonra gidecek tüm arkadaşlarıma “gidilecek yerler” listesi yaparken mutlaka burayı da o listeye ekler olmuştum. Ve biliyorsunuz Paris'te Bir Hafta kitabımda da bu güzel pastaneden sözediyorum.
Paris'in en sevdiğim köşelerinden biri de Passy'dir... Zaten Paris'in sevmediğim köşesi var mı ki? Passy, Eyfel Kulesi'nin hemen kuzey batı tarafında, 16. arrondissement'da bulunan güzel bir semt. Bu semtle aynı taşıyan Café Le Passy ise gitmeyi en sevdiğim kafelerden. Küçük sevimli bir meydana bakan bu kafeye sadece, girişteki barın sağlı sollu iki yanında bulunan yüksek
Marais Bölgesi’nin hazineleri gez gez bitmiyor. Her sokağında ayrı bir ilgi noktası, her ilgi noktasında gözünüze gönlünüze hitap edecek özel bir şey illâ ki bulunuyor. Bu yazıda yine hem göze, hem gönle hem de damağa hitap eden bir yerde, nefis bir kafedeyiz: Le Loir Dans La Théière Burası -bence- Marais‘deki en güzel kafelerden biri. Tabii bunu
Bu yazıdaki mekânımız muhteşem Opéra Garnier binasının hemen yanında bulunan güzeller güzeli l'Entracte Restaurant... "Güzeller güzeli" ifadesini kullanmamın nedeni Paris'in en güzel restoranlarından biri olduğunu iddia etmemden değil, konumu, atmosferi ve güzel anıları nedeniyle Paris'te en sevdiğim restoranlardan biri olması elbette. (ÖNEMLİ NOT: Şu sıralar Opéra Garnier'nin dış cephesinde restorasyon çalışması olduğundan manzarası bu yazıda
Paris denince akla gelen tatlılardan biri makaronsa, makaron deyince ilk akla gelen marka da Ladurée oluyor haliyle. Benim içinse Ladurée tatlılarından çok dükkanlarının dekorasyonuyla ön planda olan çok güzel bir mekan. Tabii siz tatlı sevenlerdenseniz sizi ayrıca mutlu edecek bir yerdir Ladurée. Ladurée'nin Paris'te birkaç şubesi var ama benim için en güzelleri, bu yazıda fotoğraflarını
Bu yazıda sizlere Paris'in doğu tarafında bulunan güzel bir yerden, 12. arrondissement‘daki hoş bir mekândan bahsetmek istiyorum: Bercy Village (bersi vilaj ya da beğsi vilaj). Burası 18. yüzyıldan itibaren, uzunca bir süre şarap antrepoları olarak kullanılmış. O zamanlar Entrepôt de Bercy olarak adlandırılan bu yer 1986’da “Monument Historique / Tarihi Anıtsal Yapı” kategorisine alınmış. Özellikle 1984’te Palais Omnisports de Paris-Bercy,