Tag

marais

Browsing

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Marais dediğimiz yer, Paris’in ortasında, daracık sokaklar arasında kaybolacağınız, aslında çok da büyük olmayan ama bir o kadar da içinde birbirinden ilginç sayısız mekanı barındıran uçsuz bucaksız bir derya. İşte o deryada dolaşmaya devam ediyoruz, dolaşırken de küçük ama çok sevimli bir parkta mola veriyoruz bu kez: Square George Cain… Square George Cain – Le Marais İsveç Kültür Merkezi’nin tam karşısında bulunan bu yeşil alan, belki çok büyük bir park değil ama Le Marais ölçeğinde gayet geniş bir bahçe olarak düşünülebilir. Özellikle binaların arasında bu tarz nefes alma payları bırakmış olmaları, bu nefes alma paylarını da böylesine güzel düzenlemiş olmaları Parislilerin yaşamı güzelleştirme kaygılarılarının nasıl hayata geçirildiği konusunda gerçekten hoş bir örnek. Elbette ki Paris’i gezerken özellikle bu parkı görmeye gelmenize gerek yok ama Marais Bölgesi’ne ayırdığınız bir gününüzde sokak sokak dolaşıp kendinizi kaybederken Square George Cain illa ki karşınıza çıkacaktır; o zaman bu parkta oturup bir mola…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Hep söylüyorum, “Marais Bölgesi bitmez tükenmez bir hazine” diye. Turist olarak kaç kez gezdim, Paris’e yerleştiğim günden beri de sık sık Marais’ye gelirim, bazen “tamam artık ben öğrendim buraları” diye bir yanılgıya düşüyorum, sonra bir bakıyorum ki hâlâ keşfedecek bir ton yeni şey çıkıyor karşıma. İşte onlardan biri, Ağustos 2014’te şans eseri karşımıza çıkan bir müze daha: Cognacq Jay Müzesi – Musée Cognacq-Jay (müze konyak je) Önünden geçerken Paris’teki yüzlerce, belki de binlerce muhteşem “sıradan” yapıdan biri sandığımız, ana kapısından avlusuna doğru bakarken birden müze olduğunu fark ettiğimiz Cognacq Jay Müzesi, 17-18. yüzyılda yapılmış ve o dönemde özel konut olarak kullanılmış. Zaten Fransa’da bu tarz konutlar “hôtel particulier” olarak geçiyor ve bu yapının adı da “Hôtel de Donon”. Ana kapıdan girip avluya baktıktan sonra sol taraftaki kapıdan girerek gişeye ulaştığınızda Cognacq Jay Müzesi’nin ücretsiz gezilebildiğini öğrendiğinizde tabii epey bir mutlu oluyorsunuz 🙂 Yine de müzeyi kaç kişinin gezdiğini tespit…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Paris’te sokak sokak, müze müze gezmek, park bahçe dolaşmak güzel de insan yorulunca bir yerlerde oturup dinlenmek, bir şeyler yiyip içerken sohbet edip hayattan biraz daha zevk almak istiyor. Eh, haliyle Paris de bir kafe cenneti olduğuna göre, hangisine giderseniz gidin bu zevki almak epey bir mümkün oluyor. İşte bu yazıda size bu kafelerden birini, Ağustos 2014’te Marais’de keşfettiğim ve çok beğendiğim Royal Café-Bar’dan bahsetmek istiyorum. Marais Bölgesi’nde, Picasso Müzesi’ne doğru giderken Rue du Parc Royal’e saptığınızda göreceğiniz bu yeşil vitrinli nefis café-bara mutlaka uğramanızı tavsiye ediyorum. Son derece küçük ve sevimli bir yer olan bu mekan, sıcacık atmosferi ile sizi içine çekiverecektir hemen. Paris koşullarında mütevazı, hadi ortalama fiyatlı diyelim, oturup rahat rahat sohbet edebileceğiniz, dilerseniz kitap okuyabileceğiniz, dilerseniz de yoldan geleni geçeni seyredebileceğiniz bir mekan burası. Picasso Müzesi’ne yakınlığından olsa gerek, duvarlarda birkaç tane Picasso tablosu var. Zaten sahibi de, kafeye girdiğinizde, ilk bakışta Picasso’yu…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Marais Bölgesi zengin bir hazine, kaz kaz bitmiyor gez gez tükenmiyor. Marais’ye ne zaman gitsem sokak sokak gezerim, onlarca kez geçtiğim aynı sokaklardan tekrar geçtiğim halde yine yeni yerler keşfederim. İşte onlardan birini tanıyacağız bu yazıda: Jardin des Rosiers (jarden de roziye ya da jağden de ğoziye). Jardin des Rosiers – Marais Bölgesi Marais Bölgesi’nin tam kalbinde, meşhur falafelcilerin olduğu sokakta bulunan bu bahçe, gerçekten kıyıda köşede kalmış gizli bir köşe sanki. Kapısından defalarca geçmişliğim vardır, burayı ilk keşfedişim Ağustos 2014’tedir. Bir Pazar günü, Rue des Rosiers üzerinde yürürken kazara başımı sağa çevirince gördüğüm demir parmaklıklı bir kapıdan içeri girildiğini farkedince tabii ki hemen içeri daldım ve bir baktım ki burası bir parka dönüştürülmüş bir nevi “arka bahçe”… Jardin des Rosiers – Marais Bölgesi Hani Yeldeğirmeni’nde, Selimiye’de, Nişantaşı’nda filan, dip dibe dip dibe binaların arka taraflarında ortak bir bahçe olur ve buralar kimseye yar olmadan öylece kendi halinde durur…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Marais Bölgesi ya da Bastille ile République arasında dolaşırken uğrayıp, gezmekten büyük keyif alacağınızı düşündüğüm hoş bir mağaza olan Merci Concept Store’u tanıyalım hep birlikte. Bu mağazayı sevmemin nedeni elbette ki sadece içinde satılan ürünler değil. Öncelikle eski atölye tarzında çok hoş bir binanın içinde yer alması; dekorasyonu değişik, ürün çeşitliliği ve tasarımları şahane; eh bir de her zamanki gibi en çok hoşuma giden yönü bünyesinde birbirinden güzel iki kafe bir de kafeterya bulunduruyor oluşu. Bunlardan Merci Used Book Café’yi özellikle tavsiye ederim. Merci Concept Store Bastille’den République’e giden Boulevard Beaumarchias üzerinde bulunan bu mağaza, yoldan geçerken önünden geçip gidebileceğiniz biraz saklı konumda bulunuyor. “Saint Sébastian – Froissart” metro istasyonunun hemen orada, sol tarafınıza bakarak yürürseniz biraz ileride siyah bir vitrin üzerine yazılmış “Merci” tabelasını göreceksiniz. Tabii ki ilk gördüğünüz yer Merci’nin restoran-kafeteryası olacağı için buranın sadece yemek yenecek bir yer olduğunu düşünmeniz çok normal. 111 numaralı kapıdan girerseniz…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Marais Bölgesi’nin en hareketli sokaklarından biri “Rue des Archives”dir ve bu sokak adını, üzerinde bulunan Musée des Archives Nationales (müze dez arşiv ya da müze dez ağşiv)’den alır. Dolayısıyla bu bölgede dolaşırken Rue des Archives üzerinde karşınıza çıkacak bu görkemli binayı tanımanın, hakkında genel bir bilgi sahibi olmanın yararlı olacağını düşünüyorum. Tarihi 1300’lere dayanan bu bina günümüzdeki halini 1730’larda almış. Bina o zamanlar “Hôtel de Soubise” olarak geçiyormuş ve Soubise Prensi’nin ikâmetgahıymış. 1808’de Napoléon’un emriyle Imperial Archives (İmparatorluk Arşivleri) olurken, 1939-2006 yılları arasında Musée de l’Histoire de France (Fransa Tarih Müzesi) olarak kullanılmış, 2006’dan günümüze de Musée des Archives Nationales (Ulusal Arşivler Müzesi) olarak kullanılmakta. Binanın girişi Rue de Francs Bourgeois üzerinde, buradaki ana kapıdan avluya girdiğinizde kendinizi çepeçevre sütunlarla çevrelenmiş genişçe bir avluda buluyorsunuz. Karşınızda duran bina oldukça etkileyici; yani elbette ki Paris standartlarında “mütevazı” bir bina olarak anılabilir ama Marais Bölgesi’nin dar sokaklarında karşınıza böyle bir…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Bu yazıda sizlere bir hazır giyim markası olan Uniqlo’nun Marais Bölgesi’inde bulunan, görülmeye değer mağazasından bahsetmek istiyorum. Çünkü Marais’de bir gün geçirmek isteyenlerin gezerken buraya da bir girip çıkmalarını istiyorum. Hayır hayır bu bir reklam yazısı değil, zaten fotoğrafları görünce neden buradan bahsettiğimi ve buranın neden blogda bir yazı konusu olmayı hak ettiğini anlayacaksınız. Yazılarımı düzenli olarak takip edenler bilirler; benim için Marais Bölgesi Paris’in en özel ve en güzel semtlerinden biri. Buraya ne zaman gelsem hiç sıkılmadan sokak sokak gezebilir, her gelişimde de yapacak yeni ve değişik bir şey mutlaka bulabilirim. Bazen aynı şeyleri yapsam da her ziyaretim keyifli bir gün geçirmeme neden olur. Kafeler, restoranlar, galeriler ve kitapçılar kadar burada bulunan butik ve mağazaların çoğu da görülmeye değerdir. Uniqlo – Le Marais Ben bu blog’u ilk yazmaya başladığım zamanlar, yani 2014 başlarında Marais’de bu güzel mağazalara bir yenisi eklendi ve Uniqlo – Le Marais, satılan ürünler kadar…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Bu yazıda yine Paris’in o keyifli kapalı pazar yerlerinden birini daha tanıyacağız ama sanki bu kez biraz daha genç işi, biraz daha canlı ve hareketli bir yerdeyiz: Marché des Enfants Rouges (marşe dezanfan ruj ya da mağşe dezanfan ğuj). Marché des Enfants Rouges Marais Bölgesi’nin kuzey tarafında, Rue de Bretagne üzerine yer alan bu pazar yeri, bir yanda balık ve şarküteri ürünleri, bir yanda çiçekçiler ve manav reyonları, bir yanda da türlü türlü yeme içme mekanlarının bulunduğu cıvıl cıvıl bir yaşam alanı. Önünden geçerken kafanızı çevirip bakmazsanız kaçırırsınız. Toplam üç ayrı girişi bulunuyor; sakın atlamayın derim… Marché des Enfants Rouges 3. arrondissement’da yer alan bu pazar yeri, adını vaktiyle bu bölgede bulunan bir yetimhaneden alıyor. Zira o dönemde bu yetimhanede kalan çocukların üniforması kırmızıymış ve malum, Fransızcada rouge “kırmızı” demek…  Buraya metro ile gelmek için pek çok seçenek var. Arts et Métiers (ligne 3 ve ligne 11), Temple (ligne 3), Filles…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Paris’in en sevdiğim özelliklerinden biri de koca koca caddelerin kalabalığında, o görkemli binaların hemen bir arka sokağında, hiç ummadığınız yerde karşınıza çıkıveren avluları. Bu yazıda sizlere, böylesi avulardan birinden, daha doğrusu bir avlular silsilesi olan çok özel bir yerden, Le Village Saint Paul’den söz etmek istiyorum. 4. arrondissement’da, Marais Bölgesi ile Seine Nehri arasında, Saint Paul Kilisesi’nin hemen arkasında bulunan Village Saint Paul (vilaj sen pol) Paris’in iç içe geçmiş binaları, ara sokakları, geçitleri, pasajları ve sayısız avlularından küçük ama çok güzel bir örnek sunuyor. Village Saint-Paul Günlük yaşamın koşuşturması az ötede akıp giderken, son derece dingin bir atmosferle ziyaretçilerini karşılayan Village Saint-Paul, küçük bir labirenti andıran avlular demeti ve saklı geçitlerle sizi oradan oraya sürüklüyor. Tam “bitti” derken köşeden bir geçit daha karşınıza çıkıyor ve ilerledikçe içerilere doğru kayboluyorsunuz. Bazen de yeni bir bölümüne geçeceğinizi sanırken geçitler sizi sokağa, Village Saint-Paul’ün dışına atıyor. Village Saint-Paul Nihayetinde uçsuz bucaksız bir…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Paris’in en haraketli bölgelerinden birinde yükselen Saint Paul Kilisesi, 4. arrondissement’da, Marais Bölgesi’nin başlangıç noktasında çok merkezi konumda bulunan bir yapı. Önünden defalarca geçip giderim, hatta çok kez randevu noktası olarak önünde buluşmuşluğum vardır; içine girip bakmak epey sonrasına nasip oldu. Neden daha önce girmediğimi düşündüm de, hem Notre-Dame Katedrali, Saint Sulpice Kilisesi, Sacré Coeur Bazilikası, Madeleine Kilisesi gibi yapılardan -belki de- sıra gelmedi, hem de burada hep bir restorasyon çalışması vardı, o yüzden fazla davetkâr bir havası yoktu ama restorasyon bitip de dış cephesi yenilenince, fazla büyük olmasa da gayet gösterişli bir görünüme büründü ve ben de burayı ziyaret etmeyi akıl edebildim 🙂 Saint Paul Kilisesi – Église Saint-Paul Dışarıdan baktığınızda düz bir cephe üzerine yükselen kilise, arka taraftan baktığınızda daha farklı bir görünüme sahip. 1641’de XIII. Louis’nin emriyle inşa edilen kilisenin orijinal adı “Église-Saint-Paul-Sain-Louis” yani “Saint Paul-Saint Louis Kilisesi” ama günlük hayatta hep Saint Paul…