(Son Güncelleme: 15.07.2019) Bu yazı Paris üzerine yazılmış kitaplardan biri olan; benim de bir yazıyla içinde yer aldığım, o nedenle benim için çok özel olan bir kitap üzerine: Benim Paris’im… Hayatta öyle şeyler var ki insan oturup düşününce gerçekliğine inanamıyor. Her şeyden önce Paris’te yaşıyor oluşum, sonra bir şekilde bu bloga başlayıp sizlere buradan ulaşıyor olmam ve ardından bu blog sayesinde tanıştığım birbirinden değerli insanlar ve bu tanışmaların sonucunda hayat yolculuğumdaki unutulmaz izler… İşte o izler arasında en önemlilerinden biri oldu benim için Benim Paris’im…

Benim Paris’im, Cüneyt Ayral‘ın Oğlak Yayınları’ndan çıkan son kitabının adı… Çok değerli Paris bilgileri ve anılarının paylaşıldığı bu kitabın benim içinse önemi -dediğim gibi- bambaşka: Benim Paris’im’in sayfaları arasında benim kalemimden de Paris’in anlatıldığı bir bölüm var; yani bu kitapla birlikte hayatımda ilk kez bir kitabın sayfaları arasında kendi kalemimden çıkmış bir yazıyı basılı olarak görmenin; üstelik de böyle değerli bir yazarın kitabı içinde bir bölüm olarak yer almanın mutluluğunu yaşıyorum.

Paris’e yerleşim Pariste.Net’i yazmaya başladıktan bir süre sonra, benim gibi Paris’te yaşayan Cüneyt Ayral‘ın, blogdaki yazıları yazan kişiyi yakından tanımak istemesi üzerine bana twitter‘dan ulaşmasının ardından, ilk fırsatta 7. arrondissement‘daki Café l’Eclair‘de buluştuğumuz günü hatırlıyorum da, hayata bambaşka bir pencereden bakan, müthiş derinlikli bir insanla tanışmanın mutluluğunu yaşamıştım o gün. Kendisini “Kambur” ve “Mürekkep Kaat ve Sen” adlı şiir kitaplarından tanıyordum. Elbette ki o benim bildiğimden çok daha fazlasıydı. Hayat hikayesini şöyle bir dinlediğimde Ayral’ın anlattıkları başımı nasıl da döndürmüştü…

Sonra aradan geçen zaman içinde dostluğumuz pekişti. İkimizin de Paris’te bir Türk çevresi edinme önceliği olmamasına rağmen birbirimizi çok sevdik; en azından ben onu çok sevdim 🙂 O da beni sevmiş olacak ki, zıt karakterlerimize, hatta nadiren kesişen ortak zevklerimize rağmen, aynı değerlere sahip olmanın verdiği güçle her fırsatta görüşmeye, birlikte güzel anılar biriktirmeye başladık. Paris’e ve hayata onun penceresinden bakmak beni hep mutlu etti.

Benim Parisim Cüneyt Ayral Pariste.Net

Dostluğumuz halen de güzel güzel sürmekte. Aynı zamanda yeme-içme konusunda gurme sıfatı taşıyabilecek bir kişi olması, yemek kültürü üzerine yazılmış kitapları da bulunmasına rağmen, bizi yemeğe her davet edişinde, bilgi dağarcığında bulunan yüzlerce yemek dururken benim hatırıma patates kızartması ve “anne köftesi” yapmayı kabul etmesi de bu konuda göstermiş olduğu en büyük inceliktir benim için 🙂 Yeme içme konusundaki zevksizliğim nedeniyle bazen beni döveceğinden korksam da, hiçbir şekilde kıyamayacağını bildiğim için de içim oldukça rahat 🙂

Cüneyt Ayral’ın Benim Paris’im kitabından önce bana yaptığı ilk büyük iyilik, Hakan Günday‘ın Paris’teki ödül gecesinde Kenizé Mourad ile tanışmamı sağlaması oldu. Bu benim için çok çok özel bir andı. Sayesinde çok sevdiğim, hem Türkçe hem Fransızca okuduğum “Saraydan Sürgüne” kitabının yazarıyla tanışıp sohbet etme şansı yakalamış oldum. 

Daha sonra bir gün yine Cüneyt Ayral, küratörlüğünü üstlendiği, Bedri Baykam‘ın İstanbul Piramid Sanat Galerisi‘nde açılan uluslararası fotoğraf sergisi “Çırılçıplak – Totally Naked” için katalog kapak fotoğrafını çekmemi istedi benden. Şubat – Nisan 2015 arası açık kalan bu sergiden önce eteklerimin nasıl tutuştuğunu hatırlıyorum da; şimdi o günlere dönüp baktığımda son derece başarılı geçen bir sergide benim de bir fotoğrafla, onca önemli uluslararası fotoğrafçı arasında yer almamı sağladığı için kendisine ne kadar teşekkür etsem az.

Tabii ki Cüneyt Ayral’ın bana yaptığı iyilik bununla da sınırlı kalmadı. Bugün bu yazıyı yazmama neden olan Benim Paris’im kitabı yazım aşamasındayken, bir gün bana gelip bu kitap için kendi Paris’imi yazmamı istedi. Yazacağım yazıyı kitabın içine koyacağını söyleyince benim etekler yine tutuştu tabii. Çünkü blog yazmakla kitap yazmak bambaşka şeyler. Tamam, oturup yazması kolay da basılı bir eserde blogdaki gibi beğenmediğin ya da yanlış bulduğun yeri sonradan düzeltme imkânın yok haliyle… Bu teklif üzerine, bir kitabın içinde bir bölümle de olsa yer alma fikri aklımı başımdan aldı. Oturdum bilgisayarın başına, başladım kendi Paris’imi anlatmaya.

Benim Parisim Cüneyt Ayral Pariste.Net

Yazıyı bitirip defalarca kontrol ettikten sonra e-posta ile gönderirken, “gönder” tuşuna basarkenki tereddütümü hatırlıyorum da… Cüneyt Ayral iyidir hoştur ama sanat konusunda oldukça acımasızdır. Beğenmediği ya da yanlış bulduğu şeyi “pat diye” söyler adamın yüzüne. Eh ben Pariste.Net’i tamamen zevk için, insanlara yardımı dokunsun diye yazıyorum; hiçbir sanat üretme kaygım yok her ne kadar edebiyatı çok sevsem de. Tutmuş, edebi bir eserin içinde yer alma iddiasıyla Cüneyt Ayral gibi birine yazı gönderiyordum o an; haliyle de beğenilmeme korkusu yaşıyordum. Tereddütümse “bu korkuyu yaşamaya ne gerek var, neden bu işlere bulaşıyorum ki?” kaygısıydı sanırım 🙂

Sonra çok geçmeden Cüneyt Ayral’dan yanıt geldi. Korktuğum gibi olmamış, tam aksine yazımı çok beğenmişti. İşte o zaman nasıl mutlu oldum anlatamam. Çünkü bir yazar tarafından “iyi yazıyorsun” diye takdir edilmek insanı ister istemez havalara uçuruyor sevinçten. Artık o yazının kitapta yayınlanıp yayınlanmaması bile o kadar önemli değildi benim için; ben manevi tatminimi yaşamıştım gelen o e-posta ile.

Paris’te kitabı elime alacağım günü beklerken başka bir iş için acilen İstanbul’a gitmem gerekti ve bunu fırsat bilerek ilk iş, Kadıköy’deki Mephisto’ya giderek kitabı rafında görmenin hazzını yaşadım önce ve kitapçıdan kitap almanın zevkini. Elbette internette daha ucuza satılıyor kitaplar. Ama daha önce Les Mots A La Bouche, Shakespeare and Company gibi Paris kitapçıları üzerine yazılarımda belirtmeye çalıştığım gibi, zorda kalmadıkça online almak yerine kitapçıya giderek almayı seviyorum ben sevdiğim kitapları.

Sonra Benim Paris’im’i elime aldım, kapağına uzun uzun baktım ve başladım sayfalarını çevirmeye… İtiraf ediyorum -Cüneyt bana kızmasın ama- önce kendi yazımı bulup okudum 🙂 Kendi kaleminden çıkan kelimeleri bir kitap sayfasında görmek ne büyük bir mutlulukmuş… Kitabın 21. bölümünün başında Cüneyt Ayral konuya ne güzel giriş yaparak benim yazıma geçmiş, sonda da konuyu ne güzel bağlamış…

Gerçi kitabı baskıya girmeden önce okuyan şanslı kişilerden biriydim ama böyle kitap formatında eline alınca insanın içinde başka türlü bir şeyler uçuşuyor. Dilara Kutay’ın birbirinden güzel fotoğraflarıyla süslenen kitapta, benim yazımın olduğu bölümdeki fotoğrafların birkaçının, özellikle kitabın en sevdiğim fotoğraflardan olması da beni ayrıca mutlu etti.

Benim Parisim Cüneyt Ayral Pariste.Net

Benim Paris’im’i neden okumalısınız? Kendi adıma, “benim Paris’imi benim kalemimden okumak için” diye çocukça bir yanıt vermek geçiyor içimden ama işin aslı, Cüneyt Ayral’ın gözünden Paris’i okumanın size bambaşka şeyler katacağına inanıyorum.

Her şeyden önce Cüneyt Ayral’ın benim yaşım kadar Paris anısı var; yani bunca zaman içinde o kadar çok şey biriktirmiş ki bu şehirde… Nice sanatçılarla yolları kesişmiş, nice tatlar denemiş, nice insanlar tanımış, nice sokaklar arşınlamış. Paris’in değişen ve değişmeyen yüzüne tanıklık etmiş. Usta bir edebiyatçı olduğu için de bunu kitabında gayet güzel ve sürükleyici bir şekilde sıralamış… Zaten bu kitap Cüneyt Ayral’ın Paris üzerine yazdığı ilk kitap değil. Daha önce yazılmış “Paris Notları” ve “Paris Notları 2” adında iki kitabı daha var; ilk fırsatta bulup onları da okumam gerek aslında.

Nedim Gürsel’in önsözünü yazdığı Benim Paris’im kitabında başka yerde bulamayacağınız nice özel bilgiler yer alıyor. Dilerseniz kitabın arka kapağında yer alan ve basın bültenlerinde de kullanılan, Nedim Gürsel’in önsözünden bir kesiti sizlere aktarayım; ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız:

“Bu kitabı okurken yalnızca iştihanız kabarmayacak, aynı zamanda yazarın ironisiyle de tanışacak, Paris’i onun rehberliğinde adım adım, en kuytu köşelerine varıncaya dek dolaşacaksınız. Dolaşırken de beklenmedik sürprizlerle karşılaşacaksınız. Bu kitap sizi Paris’in geçmişinden, tarihsel yapılarından çok, günlük yaşamı ve eğlence yerleri hakkında bilgi sahibi kılacak. Bu yerlerin arasında adresi yazarda saklı eş değiştirme ve sadomazo kulüplerinin de olduğunu belirtmeden geçmeyeyim. Her turist rehberinde bulamayacağınız bu tür yerlerin havasını solumak, bana sorarsanız, özel bir ayrıcalık. Hele muhafazakârlığın alıp yürüdüğü, cinsel özgürlüğün de bir erdem olabileceğinin, en azından hoşgörüyle bakılması gerektiğinin unutulduğu günümüzde.”

Herkesin Paris’i başka. Hepimiz aynı caddelerde aynı bulvarlarda yürüyoruz da her birimiz başka sokaklara sapıp başka binalara, başka avlulara giriyoruz. Gittiğimiz yer aynı olsa bile hayata başka pencerelerden bakıp başka yaşam deneyimlerine sahip oluyoruz. İşte Cüneyt Ayral’ın Benim Paris’im kitabı da o yüzden bambaşka. Üstelik benim için bir kere okunacak bir kitap da değil. Paris’in bilmediğim köşelerini ve bilmediğim hikayelerini öğrenmek, daha sonraki blog yazılarımda kullanmak üzere dönüp dönüp yeniden okuyacağıma eminim…

Bu kitabı alıp okuduğunuzda hissedeceklerinizi, benim gözümden Paris’i nasıl bulacağınızı ve okuduktan sonra neler düşüneceğinizi gerçekten merak ediyorum. O yüzden düşünceleriniz yorum olarak yazarsanız ya da bana diğer sosyal medya ağlarından ulaşırsanız çok mutlu olurum. Cüneyt Ayral’a da kişisel sayfası https://ayral.wordpress.com adresinden ulaşabilir, kitap hakkındaki yorumlarınızı kendisiyle paylaşabilirsiniz.

Benim Paris’im’i almak için -benim yapmayı sevdiğim gibi- Türkiye’deki seçkin kitapçılara gidip bizzat alabilir ya da çağımızın gereği olarak online sipariş verebilirsiniz. İşte sizin için birkaç online kitap satış sitesinde Benim Paris’im’i bulabileceğiniz linkler:

Bu linkler arasında alışveriş yapmaya en alışık olduğunuz ya da en hesaplı fiyatı veren linkten kitabı satın almak için bir tık yeterli olacak… Eklememi istediğiniz başka satış linkleri olursa paylaşmaktan çekinmeyin lütfen.

Umarım ben de bir gün kafamdaki kitap projelerimi hayata geçirebilirim.

Benim Paris’im’i okumanız, sevmeniz ve yaşamanız dileğiyle.

Bol kitaplı günler.

Keyifli geziler, keyifli keşifler.

Author

2 Comments

  1. Serdar Esenli Reply

    Ahmet Bey merhaba …
    Yayınlarınızda yer alan Paris le ilgili bilgileri okuyup sizi izlemeye devam ediyoruz. Cüneyt Ayral benim Ankara’da yıllarca önce TODAİE SİYO da öğrencilik yıllarımda tanıdığım ve tanıştığım çok özel bir insandır. Hayata bakıştaki fikirleri ve düşünceleriyle çok seçkin bir kişiliktir . Sizin bloğunuzda onunla tanıştığınızı okuyunca sayenizde onun izini bulmaktan çok mutlu oldum. Böylece kitaplarından da haberim oldu. Sizden bir ricam var, kitaplarını ben okuyabilirim ancak eşim görme engelli olduğu için sesli kitap dinleyerek okuyabiliyor. Cüneyt Ayral’ın sesli kitap haline getirilmiş kitapları var mı ? Yoksa böyle bir kitap hazırlatmayı planlıyor mu ? Öğrenebilir misiniz ? İlginiz için çok teşekkürler
    Size ve Cüneyt Ayral ‘a selam ve sevgiler mutlu günler dilerim…

  2. Cüneyt Ayral Reply

    Serdar kardeşim, merhaba…
    Güzel sözlerin için teşekkür ederim..
    Sormuş olduğun sorunun cevabı ne yazık ki olumsuz, çünkü Türkiye’de değil e-kitap ya da sesli kitap normal kitabın basımı için bile yıllar bekleniyor… Keşke bir stüdyo olsa da kitaplarımı kendi sesimle okuyup bırakabilsem yarınlara. Bunu bir kez bir şiir kitabı için denemiştik ancak başarılı olamadık, hem kayıtta başarılı olamadık hem de satışını nasıl yapabileceğimizi bilemedik.
    e-kitaplarım vardı ancak satışını durdurdum çünkü o yayın evi ile çalışmıyorum. Anlayacağın br dokun bin aaah işit…
    Eşin için bir tek yol kaldı şimdilik, ona kitabı sen okuyacaksın, eh eski bir arkadaşın için değer, ne dersin?
    Selam ve sevgilerimle
    Cüneyt

Write A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.