Tag

YEME-İÇME

Browsing
Bu yazımız hardal sevenler için... Elbette damak tadınıza uygun, diğerlerinden çok daha güzel olduğunu düşündüğünüz pek çok hardal markası olabilir. Sonuçta "zevkler ve renkler" meselesi olduğundan bu yazımda "en iyi hardalın satıldığı yer" iddiasında bulunmayacağım ama Maille (maay) 1747'den beri hardal uzmanı olarak varlığını sürdürmüş çok önemli bir marka. Sadece Paris'te, Djon'da ve Londra'da birer
Paris’te hem lezzetli, hem de makul fiyata karnınızı doyurmak istiyorsanız en uygun seçeneklerden biri de kreptir. Hem geleneksel bir lezzet tatmak hem de bütçenizi dengede tutmak için yolunuzun üstündeki herhangi bir krepçide öğün almak günün keyifli anlarından biri olarak hem damağınızda hoş bir tat, hem de hafızanızda hoş bir anı olarak kalacaktır. Elbette Paris’te sayısız krepçi
Paris'te -bence- sıradan bir pastane-fırın olan Paul hakkında da bir şeyler yazmak gerekiyor. Pek çok mahalle fırınına göre adını duyurmayı başarmış olduğu için hakkını yememek gerek tabii ki; epey başarılı bir marka imajı oluşturmuş kendisine ama itiraf etmeliyim ki benim için burası, Paris'teki birbirinden güzel pek çok pastane ürününü ve ekmek çeşidini başarıyla yapan binlerce
"Paris'te en çok sevdiğin restoran neresi?" diye sorsalar, hiç tereddütsüz vereceğim yanıt Le Relais de l'Entrecôte olur elbette. Bu yanıtın içinde "en muhteşem lezzet, en kaliteli servis, en nefis mekan" kategorisinde bir alt metin aranmasın lütfen; benim Paris'te en çok burayı sevmemin nedenleri tamamen öznel... Yıllar önce ilk kez Paris'e geldiğimde, yemek yemek için hoş
Paris’te müzelerin pek çoğu sergilenen eserler kadar içlerinde bulunan kafe ve restoranlarıyla da meşhur. Bunların arasında en görkemli ve en güzellerinden biri hiç kuşkusuz Musée d’Orsay (Orsay Müzesi) içinde yer alan “Restaurant”… Nedense buraya farklı bir isim verilmemiş, Orsay Müzesi Restoranı – Restaurant du Musée d’Orsay olarak geçiyor  ve adı direkt Restaurant olarak anılıyor. Müzenin ikinci
Paris'in en canlı, en dinamik ve en keyifli sokaklarından birindeyiz yine. Bu yazıda hep birlikte gezeceğimiz yer olan Rue Mouffetard (rü muftar ya da ğü muftağ). 5. arrondissement'da bulunan, oldukça hareketli ve kişilikli bir sokak. Özellikle genç nüfusun tercih ettiği, görece hesaplı restoran ve kafelerin bulunduğu son derece keyifli bir yer. "Öğrenci Mahallesi" desem sanırım
Paris'i kıyı köşe gezmeyi sevenlerdenseniz, sokak aralarında kaybolurken, cadde cadde gezinirken, başınızı -ister istemez- hayran hayran yukarılara doğru kaldırmış yürürken Cour du Commerce Saint-André gibi yerleri keşfedebilmek için tavsiyem, ara sıra da önünden geçip gittiğiniz kapılardan ve geçitlerden içeri doğru bakmanızdır. Paris pasajlar, avlular ve geçitler konusunda o kadar zengin bir şehirdir ki, her bir
Paris'te Saint Germain bölgesinde, Les Deux Magots ile birlikte en meşhur kafeler arasında yer alan, 1880'lerden beri varlığını sürdüren Café de Flore (cafe dö flor ya da cafe dö floğ) bir dönemin Fransız aydınlarının sık sık ziyaret ettiği bir mekan olmasından ötürü epey nam salmış. Simone de Beauvoir, Jean-Paul Sartre, Picasso, Albert Camus gibi pek
Paris'i yaşamanın en keyifli anlarından biri de şüphesiz bir kafede oturup bir şeyler yiyip içip arkadaş sohbeti yapmak, kitap okumak ya da geleni geçeni seyredip hoşça vakit geçirmektir. Neredeyse her köşe başında irili ufaklı bir kafe ile karşılaşabileceğiniz Paris'in en meşhur kafelerinden biri de elbette ki Les Deux Magots (le dö mago). 1885'ten beri Saint
Paris’in birbirinden güzel sayısız restoranlarından hangi birini yazacağımı ben de bilmiyorum ama sırası geldikçe, aklıma düştükçe, vakit buldukça gidip bir şeyler yediğim, gerek atmosferini gerekse yemeklerin lezzetini beğendiklerimi de paylaşmak istiyorum sizlerle. Paris’teki en sevimli restoranlardan biri Victoria Station Restaurant … Grands Boulevards‘da, Panoramas Pasajı‘nın olduğu binada yer alan bu güzel restoran, adını Londra’daki Victoria Tren