"Büyük Saray" anlamına gelen Grand Palais'yi (Gran Pale ya da Gğan Pale) ilk gördüğümde "Adamlar vaktiyle ne güzel yerlerde yaşamış" diye aklımdan geçirdiğimi hatırlıyorum. Binanın görkemine ve şehrin tam ortasında tüm heybetiyle yükselişine hayran kalmış, dış cephesi kadar dev çelik-cam çatı formundan da çok etkilenmiştim. Ne var ki daha sonra, bu binanın 1900 yılında "sergi
Paris'in en görkemli müzelerinden biri olan Invalides ya da resmi adıyla: Fransız Askeri Müzesi - Musée de l'Armée, Napolyon'un mezarının da yer aldığı yedi farklı bölümden oluşan çok kapsamlı bir savaş tarihi müzesi. Diğer pek çok Paris müzesinde olduğu gibi bu müze de bırakın içindeki birbirinden değerli sergi objesini, başlı başına binayı gezip görmek için
Paris'teki, belki de Fransa'daki en güzel vitrayları görebileceğiniz bir şapeldeyiz: Sainte Chapelle (Sent Şapel). Burası Notre Dame Katedrali ile aynı ada (Île de la Cité) üzerinde yer alan müthiş bir yapı. Görkemi büyüklüğünden değil tarzından ve en çok da o etkileyici vitraylarından kaynaklanıyor. Aslında hiç resmini görmeden, doğruca gidip ziyaret etmenizi ve öylece hayran kalmanızı
Bu yazıda sizlere, Paris'te bence Louvre Müzesi kadar değerli, bir o kadar özel bir müzeyi, Musée d'Orsay yani Orsay Müzesi'ni tanıtmak istiyorum. Öncelikle Musée d'Orsay'nin Türkçedeki okunuşuna bir açıklık getirmek gerek. İnsan otomatik olarak "Orsay Müzesi" olarak söylemek istiyor ve genel kabul de bu yönde ama aslında işin doğrusu "Orse Müzesi" ve hatta aksanı abartacak
(Önemli Not: Bir süredir dış cephesi restorasyonda ama bina ziyarete açık) Opera Garnier benim için Paris’te her görüşümde beni derinden etkileyen, aklımı başımdan alan, kıyı köşe detay her şeyiyle çok sevdiğim en önemli yapıdır... Öyle ki, ne zaman metronun merdivenlerinden çıkıp arkamı döndüğümde ya da Opera Meydanı’na ulaşan caddelerden birinden gelip karşıma bu bina çıktığında,




