Tag

paris rehberi

Browsing

(Son Güncelleme: 02.06.2018) Paris’e yeni yerleştiğim zamanlardı, 2. arrondissement’da, Place Vendôme’dan Opéra’ya doğru yürüyor, bazen çevreme, bazen binalara bazen de vitrinlere bakıyordum. Sergilenen birbirinden lüks mücevherler ve saatler bir süre sonra ilginç gelmemeye başlamıştı ama bir an geldi ki, bir vitrin gördüm ve orada çarpılıp kaldım! Vitrinde nefis bir bale kıyafeti, nefis bir sunumla sergileniyordu. O an öğrendim ki burası dans ayakkabıları ve dans kıyafetleri satan çok özel bir yerdi: Repetto… Ve tabii daha sonra bu mağazanın hikayesini araştırmaya geldi sıra: 1947’de Rose Repetto, dansçı oğlu Roland Petit için ayağına en uygun ayakkabıyı tasarlamasıyla başlıyor her şey. Dans boyunca yorgunluğu önleyecek, ayağın zarar görmesini, tahriş olmasını engelleyecek özel bir tasarım geliştiriyor ve zamanla bu tasarım ünleniyor. 1956’da Brigitte Bardot’ya adanan ve “Ve Tanrı Kadını Yarattı” filminde kullanılan özel ayakkabılar sayesinde en büyük süksesini yapan Repetto, 1959’da ilk butiğini Rue de la Paix’de, işte benim bu nefis bale kıyafetini gördüğüm yerde açmış.…

(Son Güncelleme: 02.06.2018) Seine Nehri kıyısındaki bu güzel binayı tanıtacak yazıyı hazırlamadan önce biraz araştırma yapmak istedim ama bu binanın, daha doğrusu bu bina içinde yerleşik olan kurum, Institut de France’ın hikayesinin o kadar karışık olduğunu öğrendim ki; nasıl bir özet yazı çıkarabileceğimi ben de bilmiyorum 🙂 Öncelikle konumundan başlayalım. Institut de France (enstitü dö frans ya da enstitü dö fğans) 6. arrondissement’da, Louvre Müzesi’nin tam karşısında, Pont des Arts’ın öteki ucunda yer alıyor. Paris’teki pek çok görkemli binaya oranla, görece daha küçük ama bir o kadar da etkileyici bir mimarisi var. O yüzden bu civarda dolaşırken görmemeniz, görüp de etkilenmemeniz mümkün değil. Hazır önünden geçiyorken, bu binanın ne olduğunu ve nasıl tarihi bir öneme sahip olduğunu da bilmekte yarar var diye düşündüm. Türkçeye “Fransa Enstitüsü” olarak çevirebileceğimiz bu kurum, aslında Fransa’da bulunan beş önemli akademinin birleşerek oluşturduğu bir yapılanma. Bu akademileri şu şekilde sıralayabiliriz:   – Academie Français – Fransa…

Merhaba   Paris hakkında her gün yeni bir yazı okumak için Pariste.Net’i ziyaret ettiğiniz için teşekkür ederim.   Dilerseniz burada yazılardan düzenli haberdar olmanın yanında anlık bilgilere ulaşmak ve güzel resimlerle Paris’i yaşamak için aşağıdaki linklerden Pariste.Net’in sosyal medya hesaplarını takip edebilirsiniz:   facebook.com/parisrehberi twitter.com/paristenet instagram.com/parisrehberi plus.google.com/+AhmetOre Youtube Pariste Net TV     İlginiz ve desteğiniz için teşekkürler.

(Son Güncelleme: 02.06.2018) Paris’te bir Roma döneminden kalma bir arena kalıntısı olduğunu biliyor muydunuz? Gelin bu yazıda yazıda, Paris’in pek bilinmeyen köşelerinden birini, Roma döneminden kalma bir yer olan Arènes de Lutèce – Lutece Arenası’nı tanıyalım hep birlikte… 5. arrondissement’daki Latin Mahallesi’nde yer alan bu arena, ismini Paris’in eski adı olan Lutèce (lütes)’ten alıyor ve tarihi milattan sonra 1. yüzyıla dayanıyor; yani tam iki bin yıllık bir yer. Yapıldığı zaman 17.000 kişilik oturma kapasitesine sahip bu anfi-tiyatro, tarih boyunca epey zarar görmüş ve günümüze çok az bir bölümü ulaşmış. Yine de Paris’in orta yerinde, herhangi bir sokaktan geçip giderken, bir aralıktan başınızı uzattığınızda karşınıza böyle bir yerin çıkması çok etkileyici. Lutece Arenası – Arènes de Lutèce Yapıldığı dönemde en arka sıralarda köleler ve fakirler, iyi konumlardaysa elbette ki zenginler ve soylular otururmuş. Günümüz tabiriyle VIP bölümü ise zengin ve soylu erkeklere aitmiş. Bilmem bu bilgi size tanıdık geliyor mu? Lutece Arenası -…

(Son Güncelleme: 02.06.2018) Paris’te -bence- sıradan bir pastane-fırın olan Paul hakkında da bir şeyler yazmak gerekiyor. Pek çok mahalle fırınına göre adını duyurmayı başarmış olduğu için hakkını yememek gerek tabii ki; epey başarılı bir marka imajı oluşturmuş kendisine ama itiraf etmeliyim ki benim için burası, Paris’teki birbirinden güzel pek çok pastane ürününü ve ekmek çeşidini başarıyla yapan binlerce fırından sadece biri. Sanıyorum Türkiye’de Paul kalbur üstü bir marka imajına sahip. Evet, Paris’te de fazla alelade olduğu söylenemez ama yine de “mahalle fırını” olarak algılandığını söylemeden geçemeyeceğim. Paris’te yaşayan herkes gibi ben de bazen Paul’den alışveriş yaparım. Market dönüşü taze ekmek almam gerektiğinde, mahalledeki diğer fırınlara gitmeye üşenirsem, yolumun üzerindeki şubesinden bir “tradition” aldığım çok olmuştur. Paul Pastanesi Yine de bu resimde görülen Paul’ü ekstra sevdiğimi söylemem gerek. Boulevard Haussmann üzerinde Printemps’ın tam çaprazında yer alan bu şubesi gerçekten görülmeye değer. Özellikle vitrini ve iç dekorasyonu ile bir nevi “İnci”deymişsiniz gibi…

(Son Güncelleme: 01.06.2018) Bir yeri sevmek için oraya bir anlam yüklemek gerekiyor her şeyden önce. Bir anınızın, bir geçmişinizin, bir tarihinizin olması gerekiyor biraz da. Bazen başka birine dört duvar görünen bir oda sizin için bir saraydan farksız olabiliyor böylece. Bugün yine böyle bir yerde, Olympia Music Hall olarak geçen Olympia’dayız… Elbette ki burası sadece dört duvardan ibaret bir yer değil, anlı şanlı bir konser salonu aslında ama benim için önemi, çocukluğumun en popüler magazin konularından biri olan süperstarımız Ajda Pekkan’ın burada konser vermiş olmasıydı. O zamanlar Olympia’da konser vermek, bir nevi rüştünü ispatlamaktı sanki. Tabi o zamanlar bunları düşünebilecek yaşta değildim, sadece bu tür haberlere maruz kalıyordum ve yine o dönemde halamla büyük kuzenimin aşkı olan Ajda Pekkan’ın burada konser vermiş olması elbette ki çok önemliydi 🙂 İşte o konserden Ajda Pekkan ve Enrico Macias’ın sesiyle bir “Hoşgör Sen” dinleyelim, konumuza öylece bir ısınalım önce: Sonra yıllar ve yıllar…

(Son Güncelleme: 01.06.2018) Paris’te müzelerin pek çoğu sergilenen eserler kadar içlerinde bulunan kafe ve restoranlarıyla da meşhur. Bunların arasında en görkemli ve en güzellerinden biri hiç kuşkusuz Musée d’Orsay (Orsay Müzesi) içinde yer alan “Restaurant”… Nedense buraya farklı bir isim verilmemiş,Orsay Müzesi Restoranı – Restaurant du Musée d’Orsay olarak geçiyor  ve adı direkt Restaurant olarak anılıyor. Müzenin ikinci katında yer alan bu nefis restoran eskiden “Le Restaurant de l’Hôtel d’Orsay” olarak geçiyormuş, yani Orsay Müzesi’nin tren garı olduğu zamanlarda burası da gar içindeki otelin restoranıymış ve 1900’de açılan garla birlikte hizmet vermeye başlayan otel 1973’e kadar varlığını sürdürmüş. Yani yüz on küsür yıllık bir mekandan söz ediyoruz… Orsay Tren Garı’nın 1986’ya müzeye dönüştürülmesi ile birlikte bu salon da Orsay Müzesi Restoranı – Restaurant du Musée d’Orsay olarak hizmet vermeye başlamış. Orsay Müzesi Restoranı – Restaurant du Musée d’Orsay Kendinizi bir sarayın kabul salonunda gibi hissedeceğiniz Orsay Müzesi Restoranı – Restaurant du Musée d’Orsay, hem…

(Son Güncelleme: 01.06.2018) Paris'in kalbinde yer alan Vendome Meydanı - Place Vendôme (plas vandom), ortasından geçen Rue de la Paix merkezinde, çevresini dikdörtgen formatta çepeçevre saran tipik Fransız mimarisiyle inşa edilmiş binalarıyla, tam ortasında yer alan "Colonne Vendôme" ve elbette ki lüks tüketimin en önemli markalarının bulunduğu butikleri ile eskiden olduğu gibi günümüzde de Paris'in en
(Son Güncelleme: 01.06.2018) Paris'te bir yerin tarifini verirken, aşağı yukarı her yazımda geçen arrondissement kelimesinin ne olduğunu açıklamaya çalışacağım bu yazıda: Arrondissement (arondisman ya da ağondisman) kelimesini türkçede "bölge" olarak kullanabileceğimiz gibi -bana göre- aslında yapısal anlamda "ilçe" kavramına karşılık geliyor. Paris toplamda 20 arrondissement'dan oluşmuş bir idari yapıya sahip ve bu idari yapı Türkiye'deki
(Son Güncelleme: 01.06.2018) Paris'te Saint Germain bölgesinde, Les Deux Magots ile birlikte en meşhur kafeler arasında yer alan, 1880'lerden beri varlığını sürdüren Café de Flore (cafe dö flor ya da cafe dö floğ) bir dönemin Fransız aydınlarının sık sık ziyaret ettiği bir mekan olmasından ötürü epey nam salmış. Simone de Beauvoir, Jean-Paul Sartre, Picasso, Albert