Tag

le marais

Browsing

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Paris’e ilk geldiğimde şans eseri karşıma çıkan, görür görmez vurulduğum bir Yahudi pastanesini tanıtmak istiyorum bu yazıda sizlere: Sacha Finkelsztajn… Burayı o kadar çok sevmiştim ki, Paris’e benden sonra gidecek tüm arkadaşlarıma “gidilecek yerler” listesi yaparken mutlaka burayı da o listeye ekler olmuştum. Büyük olasılıkla “saşa finkelşıtayn” olarak okunan bu pastanenin adını, bunca yıl oldu, ezberlemek aklıma gelmemiş; çünkü kendi aramızda konuşurken hep “Marais’deki pastanemiz” başkaları ile konuşurken de “Marais’deki Yahudi pastanesi” diye söyleriz. Ama sanırım bu yazıyı yazıp bitirene kadar adını ezberlemiş olacağım 🙂 Oldum olası Yahudi kültürü ilgimi çeker. Özellikle de müzikleri. Yeryüzünde pek çok kültürün müziğine duyduğum ilgi gibi bu kültürün müziği de beni derinden etkiler. Dilerseniz önce fona güzel bir geleneksel Yahudi müziği olan “Hava Nagila”yı koyalım, o fonda çalarken de yazımıza devam edelim: Burası Marais Bölgesi’nin tam kalbinde bulunan küçücük bir pastane. İlk bakışta sarı ahşap vitrini ile dikkat çekiyor. İki yandaki vitrini…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Marais Bölgesi’nin hazineleri gez gez bitmiyor. Her sokağında ayrı bir ilgi noktası, her ilgi noktasında gözünüze gönlünüze hitap edecek özel bir şey illâ ki bulunuyor. Bu yazıda yine hem göze, hem gönle hem de damağa hitap eden bir yerde, nefis bir kafede, Le Loir Dans La Théière’deyiz. Burası -bence- Marais’deki en güzel kafelerden biri. Tabii bunu düşünen tek kişi ben değilim, o yüzden buranın önünde çoğu zaman uzun kuyruklar olabiliyor. Elbette ki o kuyruklarda bekleyecek halim yok, boş bir vaktini kollayıp öylesi zamanlarda burada oturmayı tercih ediyorum. Eğer burası doluysa aynı sokağın diğer ucundaki minik pastanem Sacha Finkelsztajn’ı ya da uzun süre oturmak niyetindeysem, biraz yukarıdaki ufak ve şirin kafem Royal Bar’ı tercih ediyorum. Le Loir Dans La Théière Le Loir Dans La Théière, eski ve sıcacık bir mekân. Bilmem hâlâ duruyor mudur ama bana İstiklâl’in arka sokağındaki “Şiirci”yi hatırlatıyor. Çok eskiden gidip sırf bu atmosferi solumak…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Marais Bölgesi’nin hazineleri bitmek tükenmek bilmez. İşte onlardan birinden daha, Espace des Blancs Manteaux’dan bahsetmek istiyorum bu kez sizlere. Espace des Blanc Manteaux, Marais Bölgesi’nin tam kalbinde bulunan eski bir kapalı çarşı, pazar yeri aslında. 1819’da Napoléon zamanında inşa edilmiş, 1992’de de 4. Arrondissement Belediyesi’ne bağlı bir kültür merkezine dönüştürülmüş. Espace des Blanc Manteaux – Le Marais Burada birbirinden ilginç çağdaş sergileri gezmeniz mümkün. Tabii turist olarak geldiğinizde şansınıza ne çıkarsa bahtınıza… Şahsen ben özel olarak bir programı takip ederek gitmiyorum; ne zaman yolum Marais Bölgesi’ne düşse, ne zaman Rue Vieille du Temple üzerinde yürüsem karşıma Espace des Blancs Manteaux çıkınca içeri girip bir bakıyorum.  Bazen bana hitap eden şeylere denk geliyorum, bazen de tersi oluyor ama sonuçta içeri bir girip çıkmak bile insanın havasını değiştiriyor. Dolayısıyla siz de buraya her gidişinizde farklı bir şeyler göreceğiniz kesin. Espace des Blanc Manteaux – Le Marais Bu yazıdaki…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Marais dediğimiz yer, Paris’in ortasında, daracık sokaklar arasında kaybolacağınız, aslında çok da büyük olmayan ama bir o kadar da içinde birbirinden ilginç sayısız mekanı barındıran uçsuz bucaksız bir derya. İşte o deryada dolaşmaya devam ediyoruz, dolaşırken de küçük ama çok sevimli bir parkta mola veriyoruz bu kez: Square George Cain… Square George Cain – Le Marais İsveç Kültür Merkezi’nin tam karşısında bulunan bu yeşil alan, belki çok büyük bir park değil ama Le Marais ölçeğinde gayet geniş bir bahçe olarak düşünülebilir. Özellikle binaların arasında bu tarz nefes alma payları bırakmış olmaları, bu nefes alma paylarını da böylesine güzel düzenlemiş olmaları Parislilerin yaşamı güzelleştirme kaygılarılarının nasıl hayata geçirildiği konusunda gerçekten hoş bir örnek. Elbette ki Paris’i gezerken özellikle bu parkı görmeye gelmenize gerek yok ama Marais Bölgesi’ne ayırdığınız bir gününüzde sokak sokak dolaşıp kendinizi kaybederken Square George Cain illa ki karşınıza çıkacaktır; o zaman bu parkta oturup bir mola…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Hep söylüyorum, “Marais Bölgesi bitmez tükenmez bir hazine” diye. Turist olarak kaç kez gezdim, Paris’e yerleştiğim günden beri de sık sık Marais’ye gelirim, bazen “tamam artık ben öğrendim buraları” diye bir yanılgıya düşüyorum, sonra bir bakıyorum ki hâlâ keşfedecek bir ton yeni şey çıkıyor karşıma. İşte onlardan biri, Ağustos 2014’te şans eseri karşımıza çıkan bir müze daha: Cognacq Jay Müzesi – Musée Cognacq-Jay (müze konyak je) Önünden geçerken Paris’teki yüzlerce, belki de binlerce muhteşem “sıradan” yapıdan biri sandığımız, ana kapısından avlusuna doğru bakarken birden müze olduğunu fark ettiğimiz Cognacq Jay Müzesi, 17-18. yüzyılda yapılmış ve o dönemde özel konut olarak kullanılmış. Zaten Fransa’da bu tarz konutlar “hôtel particulier” olarak geçiyor ve bu yapının adı da “Hôtel de Donon”. Ana kapıdan girip avluya baktıktan sonra sol taraftaki kapıdan girerek gişeye ulaştığınızda Cognacq Jay Müzesi’nin ücretsiz gezilebildiğini öğrendiğinizde tabii epey bir mutlu oluyorsunuz 🙂 Yine de müzeyi kaç kişinin gezdiğini tespit…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Paris’te sokak sokak, müze müze gezmek, park bahçe dolaşmak güzel de insan yorulunca bir yerlerde oturup dinlenmek, bir şeyler yiyip içerken sohbet edip hayattan biraz daha zevk almak istiyor. Eh, haliyle Paris de bir kafe cenneti olduğuna göre, hangisine giderseniz gidin bu zevki almak epey bir mümkün oluyor. İşte bu yazıda size bu kafelerden birini, Ağustos 2014’te Marais’de keşfettiğim ve çok beğendiğim Royal Café-Bar’dan bahsetmek istiyorum. Marais Bölgesi’nde, Picasso Müzesi’ne doğru giderken Rue du Parc Royal’e saptığınızda göreceğiniz bu yeşil vitrinli nefis café-bara mutlaka uğramanızı tavsiye ediyorum. Son derece küçük ve sevimli bir yer olan bu mekan, sıcacık atmosferi ile sizi içine çekiverecektir hemen. Paris koşullarında mütevazı, hadi ortalama fiyatlı diyelim, oturup rahat rahat sohbet edebileceğiniz, dilerseniz kitap okuyabileceğiniz, dilerseniz de yoldan geleni geçeni seyredebileceğiniz bir mekan burası. Picasso Müzesi’ne yakınlığından olsa gerek, duvarlarda birkaç tane Picasso tablosu var. Zaten sahibi de, kafeye girdiğinizde, ilk bakışta Picasso’yu…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Marais Bölgesi zengin bir hazine, kaz kaz bitmiyor gez gez tükenmiyor. Marais’ye ne zaman gitsem sokak sokak gezerim, onlarca kez geçtiğim aynı sokaklardan tekrar geçtiğim halde yine yeni yerler keşfederim. İşte onlardan birini tanıyacağız bu yazıda: Jardin des Rosiers (jarden de roziye ya da jağden de ğoziye). Jardin des Rosiers – Marais Bölgesi Marais Bölgesi’nin tam kalbinde, meşhur falafelcilerin olduğu sokakta bulunan bu bahçe, gerçekten kıyıda köşede kalmış gizli bir köşe sanki. Kapısından defalarca geçmişliğim vardır, burayı ilk keşfedişim Ağustos 2014’tedir. Bir Pazar günü, Rue des Rosiers üzerinde yürürken kazara başımı sağa çevirince gördüğüm demir parmaklıklı bir kapıdan içeri girildiğini farkedince tabii ki hemen içeri daldım ve bir baktım ki burası bir parka dönüştürülmüş bir nevi “arka bahçe”… Jardin des Rosiers – Marais Bölgesi Hani Yeldeğirmeni’nde, Selimiye’de, Nişantaşı’nda filan, dip dibe dip dibe binaların arka taraflarında ortak bir bahçe olur ve buralar kimseye yar olmadan öylece kendi halinde durur…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Marais Bölgesi ya da Bastille ile République arasında dolaşırken uğrayıp, gezmekten büyük keyif alacağınızı düşündüğüm hoş bir mağaza olan Merci Concept Store’u tanıyalım hep birlikte. Bu mağazayı sevmemin nedeni elbette ki sadece içinde satılan ürünler değil. Öncelikle eski atölye tarzında çok hoş bir binanın içinde yer alması; dekorasyonu değişik, ürün çeşitliliği ve tasarımları şahane; eh bir de her zamanki gibi en çok hoşuma giden yönü bünyesinde birbirinden güzel iki kafe bir de kafeterya bulunduruyor oluşu. Bunlardan Merci Used Book Café’yi özellikle tavsiye ederim. Merci Concept Store Bastille’den République’e giden Boulevard Beaumarchias üzerinde bulunan bu mağaza, yoldan geçerken önünden geçip gidebileceğiniz biraz saklı konumda bulunuyor. “Saint Sébastian – Froissart” metro istasyonunun hemen orada, sol tarafınıza bakarak yürürseniz biraz ileride siyah bir vitrin üzerine yazılmış “Merci” tabelasını göreceksiniz. Tabii ki ilk gördüğünüz yer Merci’nin restoran-kafeteryası olacağı için buranın sadece yemek yenecek bir yer olduğunu düşünmeniz çok normal. 111 numaralı kapıdan girerseniz…

(Son Güncelleme: 11.09.2019) Marais Bölgesi’nin en hareketli sokaklarından biri “Rue des Archives”dir ve bu sokak adını, üzerinde bulunan Musée des Archives Nationales (müze dez arşiv ya da müze dez ağşiv)’den alır. Dolayısıyla bu bölgede dolaşırken Rue des Archives üzerinde karşınıza çıkacak bu görkemli binayı tanımanın, hakkında genel bir bilgi sahibi olmanın yararlı olacağını düşünüyorum. Tarihi 1300’lere dayanan bu bina günümüzdeki halini 1730’larda almış. Bina o zamanlar “Hôtel de Soubise” olarak geçiyormuş ve Soubise Prensi’nin ikâmetgahıymış. 1808’de Napoléon’un emriyle Imperial Archives (İmparatorluk Arşivleri) olurken, 1939-2006 yılları arasında Musée de l’Histoire de France (Fransa Tarih Müzesi) olarak kullanılmış, 2006’dan günümüze de Musée des Archives Nationales (Ulusal Arşivler Müzesi) olarak kullanılmakta. Binanın girişi Rue de Francs Bourgeois üzerinde, buradaki ana kapıdan avluya girdiğinizde kendinizi çepeçevre sütunlarla çevrelenmiş genişçe bir avluda buluyorsunuz. Karşınızda duran bina oldukça etkileyici; yani elbette ki Paris standartlarında “mütevazı” bir bina olarak anılabilir ama Marais Bölgesi’nin dar sokaklarında karşınıza böyle bir…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Bu yazıda sizlere bir hazır giyim markası olan Uniqlo’nun Marais Bölgesi’inde bulunan, görülmeye değer mağazasından bahsetmek istiyorum. Çünkü Marais’de bir gün geçirmek isteyenlerin gezerken buraya da bir girip çıkmalarını istiyorum. Hayır hayır bu bir reklam yazısı değil, zaten fotoğrafları görünce neden buradan bahsettiğimi ve buranın neden blogda bir yazı konusu olmayı hak ettiğini anlayacaksınız. Yazılarımı düzenli olarak takip edenler bilirler; benim için Marais Bölgesi Paris’in en özel ve en güzel semtlerinden biri. Buraya ne zaman gelsem hiç sıkılmadan sokak sokak gezebilir, her gelişimde de yapacak yeni ve değişik bir şey mutlaka bulabilirim. Bazen aynı şeyleri yapsam da her ziyaretim keyifli bir gün geçirmeme neden olur. Kafeler, restoranlar, galeriler ve kitapçılar kadar burada bulunan butik ve mağazaların çoğu da görülmeye değerdir. Uniqlo – Le Marais Ben bu blog’u ilk yazmaya başladığım zamanlar, yani 2014 başlarında Marais’de bu güzel mağazalara bir yenisi eklendi ve Uniqlo – Le Marais, satılan ürünler kadar…