Tag

cafe

Browsing

(Son Güncelleme: 16.07.2019) Paris’te konumu ve adıyla dikkat çeken güzel bir kafeyi tanıtmak istiyorum sizlere. Café Fluctuat Nec Mergitur’deyiz… Paris’in en güzel meydanlarından biri olan Place de la République’te bulunan bu kafe adını ünlü bir Latince sözden alıyor: “Fluctuat Nec Mergitur”u Türkçeye en yalın haliyle “sarsılır ama batmaz” olarak çevirebiliriz sanıyorum. Bilmem hiç dikkat ettiniz mi, Paris’in sembolü olan armada bir gemi figürü vardır, o figürün altında yazar bu söz. Paris’in her türlü badireyle karşılaşabileceğini ama hepsinin üstesinden gelebileceğini vurgular. En son 13 Kasım 2015’teki Bataclan Saldırısı sonrasında yaşanan zor günlerde bu söz gündeme gelmişti, o günden sonra yeniden günlük yaşamda kullanılır oldu. Cafe Fluctuat Nec Mergitur – Place de la République Sonra da Paris Belediyesi 15 Mart 2016’da République’te bu kafeyi açtı. Ekolojik konulara duyarlı bir şekilde inşa edildiği söylenen bu kafenin önünden epey bir gelip geçtim ama sanırım benim ilk gidişim Nisan 2017’dir. Yolum o taraflara düştüğünde ara ara gidip oturuyorum. Paris’te…

(Son Güncelleme: 08.07.2019) Paris'teki en keyifli mekanlarından biriyle daha karşınızdayım yine. Burası oldukça ünlü, epey de popüler bir mekan ama demek Pariste.Net'te yayınlanabilmek için listemize 469. yazı olarak girmeyi bekliyormuş :) Geç olsun da güç olmasın diyelim, Le Pavillon des Canaux'yu, bu keyifli kafe restoranı birlikte tanıyalım. Pavillon des Canaux (pavyon de kano) 19. arrondissement'da, Bassin

(Son Güncelleme: 16.07.2019) 2014 yılı başından beri sizlerle kâh Paris’in içinde kâh Paris’in çevresinde dolaşıp duruyoruz. 2016 yazı boyunca da özellikle Paris çevresini gezdik ama dilerseniz artık hep birlikte şehir merkezine dönelim, Paris’in bitmek tükenmek bilmez kaynağının derinliklerine biraz daha dalalım, yeni keşifler yapalım. Paris’teki ünlü kitapçı Shakespeare and Company, bu blog’taki 250. yazıymış. Bu yazı ise 412. yazı… Zaman nasıl da su gibi akıp geçiyor. Shakespeare and Company’nin hemen yanı başına 2015 sonbaharında açılan Shakespeare and Company Café’yi yazmak için bir yıl geçmiş resmen. Geç olsun da güç olmasın, o halde yılların kafesi gibi görünen ama henüz yeni olan bu kafeyi tanıyalım hep birlikte: Shakespeare and Company Café, Saint Michel’de, Notre-Dame Katedrali’nin tam karşısında, aynı adı taşıyan ünlü kitapçının yanı başında bulunuyor. Burası daha önce neydi hatırlamıyorum; galiba hiçbir şey değildi, öyle boş boş duruyordu; belki kapalı bir dükkan, belki de depoydu ama her ne ise hiç dikkatimi çekmemiş; böylesine…

(Son Güncelleme: 16.07.2019) Bu yazıda yine Paris dışında bir yerlere, Compiegne Şatosu’na doğru yola çıkıp harika bir kafeye, Café Jardin des Roses’a gidiyoruz. Paris’in 80 kilometre kuzey doğusunda bulunan bu mekân, kalkıp özellikle çay kahve içmek için gidilmesi gereken bir yer midir, o konuda bir şey diyemem ama benim o kadar çok sevdiğim bir mekan ki, hazır Compiegne Şatosu’na kadar gelmişken, mutlaka burada oturup bir şeyler yiyip içilmesi gerektiğini düşündüğüm için sizlerle paylaşmak istedim. Café Jardin des Roses Compiègne Şatosu’da orangerie görevi gören bir yapıymış eskiden. Şimdiyse bir çay salonu & kafe olarak hizmet veriyor. Jardin des Tuileries – Tuileries Bahçesi’nde bulunan Musée de l’Orangerie – Orangerie Müzesi yazımda bu orangerie konusuna değinmiştim ama burada kısaca tekrar edeyim: Bu tür mekânlar, özellikle saraylarının bahçesindeki özel çiçekler ve bazı meyveler için bir tür sera görevi görüyormuş vaktiye;  limonluk diye de çevirebiliriz belki bilemiyorum.  Café Jardin des Roses (Compiègne) Yıllar önce Londra’daki Kensington Palace’da bulunan The Orangery’de…

(Son Güncelleme: 16.07.2019) Pariste.Net’i takip edenler Paris’te büyük bir cami olduğunu zaten biliyorlar. Hatta o yazıda bu caminin bir köşesinde nane çayıyla ünlü bir çay bahçesi / kafe olduğundan bahsetmiştim. İşte bu yazıda sizlere o çay bahçesini, daha geniş bir biçimde, restoranı hakkında da bilgi verecek şekilde tanıtmak istiyorum. 5. arrondissement’da, Jardin des Plantes’ın hemen arkasında bulunan Grande Mosquée de Paris – Paris Büyük Camisi’nin hemen köşesinde yer alan bu kafe – restoran, söylediğim gibi en çok nane çayıyla ünlü. Sadece şehirde yaşayan müslüman nüfus tarafından değil, Parislilerin de yoğun olarak rağbet ettiği hoş bir mekan. Salon de Thé de la Grande Mosquée de Paris Bu çay bahçesinin methini Paris’te Fransızca öğrenmeye ilk başladığım zamanlar, kursta sevgili hocam Laura’dan duymuştum. Bana buraya mutlaka gidip nane çayı içmemi tavsiye etmişti. İlk başlarda burun kıvırdımsa da farklı kültürleri tanımak adına burayı da denemem gerektiğinin farkındaydım. Çok geçmeden gidip denedim; ne yazık ki…

(Son Güncelleme: 16.07.2019) Bu yazıda Paris’in en sevdiğim semtlerinden biri olan Saint Germain’in arka sokaklarında, yine en sevdiğim sokaklardan biri olan Rue de Buci’de dolaşırken, oturup bir şeyler yiyip içmek için en hoş kafe-restoranlardan biri olan Café de Paris’de mola vereceğiz hep birlikte. Paris’te birkaç tane daha Café de Paris var. Üstelik hepimiz bu adı ünlü café de paris sosundan da tanıyoruz ama bu yazı konumuzun o sosla bir ilgisi yok; zaten sosun yaratıldığı yer Paris değil Cenevre. Biz bu yazıda sadece Paris’te hoş bir yeme-içme mekanı daha tanımış olacağız sadece.  Dediğim gibi Rue de Buci en sevdiğim sokaklardan biri. Yaz-kış, gece-gündüz hareketli. Öyle fazla uzun bir sokak değil ama yine de Paris’e hayat veren yaşam alanlarından biri. Buradaki mekanlarda oturup bir şeyler yiyip içmek de çok iyi geliyor insana. Hele ki hava mızmızlık yapmayıp, kapı önünde oturmaya izin verecek kadar iyiyse. Café de Paris (Rue de Buci – Saint…

(Son Güncelleme: 16.07.2019) Paris’in Latin Mahallesi (Quartier Latin) bugüne kadar yolumun çok sık düşmediği ama ne kadar güzel bir yer olduğunu bildiğim özel bir bölge. Artık vakit buldukça yolumu o taraflara düşürüp, her geçen gün biraz daha keşfetmeye çalışıyorum; tıpkı geçtiğimiz hafta olduğu gibi…  Fransızca exchange arkadaşım sevgili Elisa, en son buluşma adresi olarak Strada Café’yi verince burayı Mart 2016’da keşfetme şansım oldu, beğendiğim yerleri sizlerle paylaşmayı sevdiğim için de bu yazı konusu olarak Strada Café’yi seçtim.   Strada Café’den Paris’te iki tane var. Bir tanesi Marais Bölgesi’nde, bir tanesi de bu yazıda bahsettiğim Latin Mahallesi’nde. Le Marais’deki yerlerini henüz denemedim ama Latin Mahallesi’nde bulunan şubelerinin son derece sıcak ve sevimli olduğunu söyleyebilirim. O yüzden gelin bu kez Strada Café’de oturup hafif bir şeyler yiyelim, olmazsa sıcak-soğuk bir şeyler içip hasb-ı hal edelim. Strada Café (Quartier Latin) Strada Café 5. arrondissement’da, 10 numaralı metro hattının Cardinal Lemoine istasyonunun hemen orada,…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Bu yazıda yine Paris’in en özel mekanlarından birinde, Le Café Campana’dayız. Café Campana, Orsay Müzesi’nin beşinci katında bulunan harika bir café-restaurant. Resimlerinden de gördüğünüz gibi en etkileyici özelliği, eski bir gar binası olan Musée d’Orsay’nin dev saatinin olduğu katta yer alması, yani bu mekana girdiğinizde en belirleyici özellik bu dev saatin arka tarafına geçme şansına sahip olduğunuzu hissetmek. Orsay Müzesi’nin birbirinden güzel galerilerini gezip katlar arasında kendinizden geçtikten sonra, özellikle öğle yemeği için harika bir durak olan Café Campana müzenin en üst katında, Seine Nehri’ne bakan cephesinde yer alıyor. Ancak oturduğunuz yerden manzarayı seyredebileceğiniz bir cam yok, sadece saatin kadranları arasından odaya dolan gün ışığı ile yetiniyorsunuz.Burası yakın zamana kadar, mekanın belirleyicisi olan dev saat nedeniyle “Café de l’Horloge” adıyla anılıyormuş ama yakın zamanda Brezilyalı iki tasarımcı Fernando ve Humberto Campana kardeşlerin gerçekleştirdiği yenileme çalışmasından sonra Café Campana adıyla hizmet vermeye başlanmış. Campana Kardeşler tasarımda Art Nouveau sanat…

(Son Güncelleme: 12.01.2018 KAPANDI) Yine Eylül ayına geldik, yine yaz bitiyor ve eteklerim tutuşmaya başladı. Oysa ki bu yaz Paris’te yapılabilecek şeyler hakkında yazmak istediğim ne çok şey vardı, elimden geldiğince de yazmaya çalıştım ama hem zaman çok hızlı geçiyor hem de yaz mevsimi Paris’te kısa sürüyor. Düşe kalka da olsa bu güzel havalar bir süre daha idare eder, o yüzden vakit geçirmeden size Paris’te, Seine Nehri kıyısında oturup yemek yiyebileceğiniz güzel bir yerden Mademoiselle Rose’dan bahsetmek istiyorum.   Evet farkındayım, bu yazının başlığı biraz Instagram fotoğraflarındaki alt yazılar gibi oldu ama inanın Paris’te su kenarında oturup bir şeyler yiyip içecek yer bulmak bulunmaz nimetler arasında sayılıyor. Blog’a ilk başladığım günlerden beri söylüyorum, Paris bu konuda biraz seçenek kıtlığı çekiyor; hatta o kadar çok sızlandım ki sanki birileri sesimi duydu, nehir kıyısında oturup bir şeyler yiyip içeceğimiz yerlerin sayıları yavaş yavaş artmaya başladı; bunda benim serzenişlerimin de payı olduğunu düşünüyorum :)…

(Son Güncelleme: 15.07.2019 – KAPANDI) Curie Müzesi’ni ziyaret edeceğiniz bir gün, gezinizin öncesinde ya da sonrasında oturup soluklanabileceğiniz, bir şeyler yiyip içebileceğiniz çok hoş bir kafeden söz etmek istiyorum sizlere: Chez D (şe de) Burası 5. arrondissement’de, Lüksemburg Bahçesi’nin bir üst paralelinde bulunan, aslında aman aman bir özelliği olmayan sıradan bir kafe belki de. İlk olarak Mayıs 2015’te Musée Curie – Curie Müzesi’ne gittiğimiz gün kapısından geçip, müzeyi gezdikten sonra da bir şeyler atıştırmak istediğimizde yol üstünde görüp de beni en çok etkileyen yer olduğu için dönüp hemen deneme fırsatı bulduğumuz bir mekan oldu. Tabii ki Paris’te gidip bir şeyler yiyip içebileceğiniz o kadar çok mekan var ki, hangi birini ön plana çıkarmak gerektiğini şaşırıyor insan. O yüzden, her zaman dediğim gibi, gözünüze kestirdiğiniz her yeri gönül rahatlığıyla deneyebilirsiniz. Burası da benim gözüme kestirdiğim bir yer oldu, bırakın içine girmeyi, kapının önündeki 3-4 masayı görür görmez oturup bir şeyler yiyip içme…