Tag

bistro

Browsing
(Son Güncelleme: 16.07.2019) Bu yazıda size bahsetmek istediğim Bistro Alexandre III sadece yazın güzel havalarda değil, hava soğukken de gidilebilecek, Seine Nehri kıyısında daha doğrusu üzerinde, harika bir manzaraya sahip keyifli bir mekan. Bistro Alexandre III (bistro aleksandr trua ya da bistğo alekandğ tğua) Paris'teki en şık köprülerden Pont Alexandre III - Üçüncü Alexandre Köprüsü'nün hemen yanında yer alıyor
(Son Güncelleme: 16.07.2019) Bu yazıda sizlere, Paris'in en sevdiğim köşelerinden biri olan Rue Mouffetard'da, yemek yemeyi en çok sevdiğim restoran olan Le Mouffetard'ı tanıtmak istiyorum sizlere. Paris zaten restoranlar ve kafeler cenneti. Öyle ünlü markaların, birbirinin kopyası olan fabrikasyon zincirleri değil de her biri kendine özgü karakteristiğe, kendine has mutfağa ve damak tadına sahip restoranlar. Fırsat

(Son Güncelleme: 16.07.2019) Bu yazıda sizlere Paris’te en sevdiğim mahallelerden olan Marais Bölgesi’nde, yine sevdiğim bir kafe restoran olan Le Voltigeur’ü tanıtmak istiyorum. Tüm restoran yazılarımda belirtmeye çalıştığım gibi Le Voltigeur de, keyifle yemek yiyebileceğiniz, oturup bir şeyler içebileceğiniz, Paris’teki yüzlerce (binlerce) mekandan sadece biri. Ne “en iyisi” gibi bir iddiam var ne de mutlaka gitmeniz konusunda bir telkinde bulunacağım. Sadece ben burayı çok severim, yolunuz düşerse sizin de gidip bir denemenizi tavsiye edebilirim.   Le Voltigeur Marais Bölgesi’nin tam kalbinde, Musée des Archives Nationales ile Musée Carnavalet arasında bulunuyor. Tam köşe konumda olduğu için Marais’de akıp giden hayatı seyretmek için ideal bir konumda. Havalar güzelse terasta oturup bu atmosferin tadını daha çok çıkarmak elbette mümkün ama dışarıda yer bulamazsanız ya da hava yağışlı ve soğuksa gönül rahatlığıyla içeride de oturabilirsiniz. Zaten ufacık bir mekân; pek çok Fransız restoranında olduğu gibi masalar dip dibe; dolayısıyla son derece samimi bir atmosferi…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Paris’te hangi restorana giderseniz gidin -büyük olasılıkla- yediğiniz yemekten büyük keyif alırsınız. Kullanılan soslardan kaynaklanıyor olsa gerek, yemekten sonra damağınızda müthiş bir tat kalıyor geriye. O yüzden -itiraf etmem gerekirse- Paris’te herhangi bir rehberde yer alan bilginin peşinden giderek bir restoranda yemek yemem pek nadirdir. Bu konuda şansıma güvenirim genelde. Önce kapıdaki menüye bakar (kargacık burgacık el yazılarını çözebildiğim kadarıyla) yiyebileceğim bir şeyi gözüme kestirirsem içeri girer şansımı denerim; dediğim gibi, genelde de şanslıyımdır bu konuda. İşte yine öyle bir yerden, 15. arrondissement’daki Le Piquet’den bahsetmek istiyorum bu kez sizlere.   Le Piquet (lö pike), Eyfel Kulesi’nin arka tarafında, La Motte-Piquet Bulvarı üzerinde, Ecole Militaire’in hemen çaprazında yer alan hoş ve sevimli bir café-restaurant. Kapısındaki tentede “café-bistrot” yazıyor, web sitesinde de “brassarie”… Bayılıyorum Fransızların bu yeme içme konusundaki sınıflandırmalarına. “Café”yi “restaurant”ı biliyorsunuz; “brassarie” ise restoran gibi hizmet veren kafe diye düşünülebilir. Buralarda mönüler restoranlardaki kadar zengin olmuyor teorik olarak. “Bistrot”nun…

(Son Güncelleme: 16.07.2019) Paris'teyiz, elbette bir yandan gezip tozup, bir yandan da kafe ve restoranlarda oturup bir şeyler yiyip içeceğiz. Birbirinden şık ve sevimli restoranlar, hoş kafeler, neredeyse her köşe başında bulabileceğiniz bistrolar, brasserie'ler... Hepsi farklı menü seçenekleri ile sizleri ağırlamaktan zevk duyacaklardır... Zevk duyacaklar mıdır gerçekten? İşin o kısmı biraz muallak :) Çünkü Fransız