Tag

19. Arrondissement

Browsing

(Son Güncelleme: 16.07.2019 – ÖNEMLİ NOT: Yenileme çalışmaları nedeniyle 2020 sonuna kadar kapalı) Bu yazıda sizlere uzun zamandır yazmak istediğim bir yeri, gerçek IMAX sinema keyfi yaşayabileceğiniz harika bir yeri tanıtmak istiyorum. Burası, dışarıdan bakıldığında dev bir aynalı cam küre görünümünde, içinde küresel dev sinema perdesi bulunan La Géode…   La Géode’a gitmeye hep nazlanıyordum çünkü buranın sadece çocuklara yönelik bir yer olduğunu zannediyordum ama ilk kez Şubat 2017’de gittikten sonra ne kadar yanlış düşündüğümü görmüş oldum. Bu deneyimimin hemen ardından sizlere burası hakkında bilgi vermek istedim.   IMAX Sinema: La Géode IMAX film teknolojisini bilenler konuya daha çok hakimdir ama bilmeyenler için söyleyeyim IMAX (aymeks) Image Maximum yani en büyük boyutta görüntü anlamına geliyor ve bu sinemalarda görüntüler büyük perdelerde farklı bir teknoloji ile perdeye yansıtılıyor. Haliyle görüntü çok daha gerçekçi oluyor. Türkiye’de de IMAX sinemalar var ama -bildiğim kadarıyla- Paris’teki La Géode gibi kubbe biçiminde bir sinema salonu bulunmuyor.…

(Son Güncelleme: 16.07.2019) Hayatını müziğe adamış olanların ya da müziği hayatında önemli bir yere koyanların Paris ziyaretlerinde mutlaka gezip görmesi gereken bir müzedeyiz bu kez: Musée de la Musique – Müzik Müzesi… Müzik Müzesi, Paris’te 19. arrondissement’daki Parc de la Villette’in içinde bulunan, eski adı Cité de la Musique olan, günümüzde Paris Flarmoni olarak geçen Philharmonie de Paris’nin yapı kompleksi içinde bulunan çok güzel bir müze. Yeni inşa edilen Philharmonie de Paris’nin hemen yanında. Yeni konser salonu Philarmonie 1 olarak geçerken, Müzik Müzesi’nin bulunduğu yapı ise artık Philarmonie 2 olarak anılıyor. 5 numaralı metronun “Porte de la Villette” istasyonunda indiğinizde hemen Parc de la Villette’in girişine çıkıyorsunuz. Tam karşınızda sizi kocaman ve etkileyici çelik konstrüksiyonuyla La Grande Halle binası karşılayacak. O binaya doğru yürüdüğünüzde park alanının içine girmiş oluyorsunuz ve solda bilet satış merkezi, sağda da Müzik Müzesi’nin olduğu yapı kompleksi var. Yani buradan sağa dönüp ilerliyoruz… Café de Concerts’in önünden geçince kırmızı…

(Son Güncelleme: 09.01.2019 - KAPANDI Konuk Yazar: Devrim Bağman) Yıllar önce Paris’e iş ya da turistik amaçlı geldiğim zamanlarda tanıştığım Fransız arkadaşlarıma, Paris'te canlı müzik olan ve çoğunlukla Fransızların gittiği, turistik olmayan kendi halinde salaş restoranlar olup olmadığını sorduğumda yüzlerini buruşturup, böyle bir yer olmadığını söylerlerdi. Müzik için bara gidilirdi onlara göre ve yemek yemek istiyorsan da

(Son Güncelleme: 11.09.2019) Paris’teki sayısız konser salonlarından en yenisinden, Ocak 2015’te açılan Philharmonie de Paris yani Paris Filarmoni’den bahsetmek istiyorum bu yazıda sizlere… Bana soracak olursanız kısa zaman önce açıldı derdim ama benim burada ilk konserimi dinlemem için 6 ay geçmesi gerekmiş demek ki. Paris’te yapacak öyle çok şey var ki, bir türlü sıra gelmiyor ama sırası gelen her atraksiyon da unutulmaz bir anıya dönüşüyor. 19. Arrondissement’daki dev park ve rekreasyon alanı Parc de la Villette’te bulunan Philharmonie de Paris, şehre çağdaş gereksinimleri karşılayacak bir konser salonu kazandırmak adına Fransa Kültür Bakanlığı ve Paris Belediyesi işbirliğiyle gerçekleştirilmiş bir proje. Yapımına 2009’da başlanan binanın tamamlanması 6 yıl sürmüş. Paris Filarmoni – Philarmonie de Paris Paris gibi klasik ve bir o kadar da romantik bir havası olan bir şehirde böylesine çağdaş binalar inşa etmek biraz risk almak oluyor haliyle. Philharmonie de Paris şehrin çağdaş yüzünü temsil eden büyük bir park içinde kurulduğu…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Bundan bir süre önce Buttes-Chaumont Parkı hakkında bir yazı yazmış, daha sonra da sizlere Seine Nehri üzerindeki Rosa Bonheur Sur Seine’den bahsetmiştim. Şimdi bu iki bilgiyi birleştirerek size Buttes-Chaumont Parkı’nda Rosa Bonheur’ün işlettiği son derece sevimli bir kafe-restoranı tanıtmak istiyorum. 19. arrondissement’da bir yamaç üzerine kurulu olan Buttes-Chaumont Parkı’na Metro 7bis ile gidip de Botzaris istasyonunda indiğinizde parkın en üst noktasına ulaşmış olursunuz. İstasyondan çıkıp hemen arkadaki kapıdan parka girdiğinizde Paris’in yine yeşillikler içindeki bir köşesine de ulaşmış oluyorsunuz. Park sizi eğiminden dolayı aşağı doğru çektiğinden hemen soldan devam ederseniz -bence- en güzel güzergâhı izlemiş olursunuz. Böylelikle sağınızda güzel ve ferah bir manzara, biraz ileride solunuzda da Rosa Bonheur’ün kafe-restoranı sizi karşılıyor olacak. Rosa Bonheur Cafe Restaurant (Buttes Chaumont) Burası, kır gazinosu, av köşkü havasında son derece sevimli bir yer. Buradayken kendinizi şehir dışında bir ormanın içinde huzur dolu bir atmosferde hissediyorsunuz. Hava güzelse tabii tadı daha çok…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Bu yazıda Paris’in farklı bir köşesine, 19. arrondissement’daki ilginç bir kültür-sanat merkezine gidiyoruz: Cent Quatre (san qatr ya da san quatğ).  Burası adını bulunduğu sokağın eski kapı numarasından alıyor. Gerçi şu an resmi adresi 5 Rue Curial olsa da adı arka taraftaki, bir zamanlar asıl girişi olan 104 Rue d’Aubervilliers’den geliyor. Çünkü Cent Quatre Fransızcada “104” demek. Cent Quatre – 104 çağdaş sanatların sergilendiği, uygulandığı ve uluorta prova edildiği çok ilginç bir mekan. Binanın kendisi zaten başlıbaşına görülmeye değer, bir de içinde herhangi bir sanat aktivitesine katıldığınızda, burada olmaktan farklı bir keyif alıyorsunuz. Cent Quatre – 104 7 Numaralı metro hattıyla Riquet istasyonunda inip sol tarafa yürüdüğünüzde, istasyonun Rue Riquet çıkışına gelmiş oluyorsunuz. Bu çıkışta, ana caddeyi dik kesen sokakta sağa dönerseniz Canal Saint Martin’in uzantısı olan Bassin de la Villet’e, sola dönerseniz de Cent Quatre – 104 karşınıza çıkacak. Kültür merkezi, Rue Riquet’ya girdiğinizde, sağınıza bakarak…

(Son Güncelleme: 15.07.2019 – ÖNEMLİ NOT: 5 Eylül 2019’a kadar kapalı) Paris’te yaşayan bir İstanbullu’nun en büyük özlemi Boğaz’a karşı bir şeyler yiyip içememek, eş dost sohbetlerinde bulunamamaktır haliyle. Boğaz’dan, denizden geçtim, su kenarında oturup bir şeyler yiyip içmeye bile razıyım ama neredeyse tüm Avrupa’da olduğu gibi Paris’te de böyle bir yaşam kültürü yok. Sanırım nehirler kıyısına kurulan kentlerde olası sel baskınlarına karşı su kenarında kalıcı bir yaşam formu geliştirmeyi tercih etmemişler. İşte o yüzden Paris’te de en çok eksikliğini duyduğum şey bu “su kenarında yaşam” alışkanlığı, tabii bir İstanbullu alışkanlığı olarak bir yaşamdan bahsediyorum… Evet burada Seine Nehri var, nehir gezileri, hatta yemekli geziler filan da var ama onlar benim beklentilerimi karşılamıyor. Seine kıyısında demirlemiş birkaç tekne / kafe-restoran da ya gereksiz şık, yani sadece özel günlerde gidilebilir ya da ayda yılda bir açılıyor, yok öğle yemeği servis saati, yok akşam yemeği servis saati, yok o gün çalışmayız yok…

(Son Güncelleme: 11.09.2019) Nedense Paris deyince aklımda üç tane isim yapmış yer geliyor konser için: Birincisi hiç kuşkusuz Olympia, ikincisi Stade de France, üçüncüsü ise Zenith de Paris. Tamam Olympia’yı çocukluğumun Ajda Pekkan konserinden hatırlıyorum, Stade de France’ın da konserleri meşhur, hatta 14 Temmuz 2012’de Madonna konserini orada izlemiştim ama Zenith’in zihnime nasıl kazındığı konusunda hiçbir fikrim yok 🙂 “Zenith’te sahne alıyor” cümlesinin kafamda yarattığı imajın, her nasılsa bir değeri oluşmuş zaman içinde. Hal böyle olunca, burada da bir konser izlemek kaçınılmazdı ve nasıl bir şanstır ki, Haziran 2014’te burada ZAZ konserini izleme fırsatım oldu. Parc de la Villette’te bulunan Zenith’in 1984’te bir organizasyon kapsamında 3 yıllığına inşa edilmiş prefabrik bir konser alanı olduğunu bu konser sonrası öğrendim. Proje başarı kazanınca Zenith markalaşmış ve Fransa’nın başka kentlerinde de konser salonları açılmış. Yani Paris’teki Zenith tıpkı Bostancı Gösteri Merkezi gibi “çadır tiyatrosu” kıvamında bir yermiş aslında. Ben böyle daha havalı, daha parizyen bir…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Paris her köşe başında farklı bir sürprizle karşımıza çıkan, gez gez doyamayacağınız güzellikte bir şehir. Herkesin kafasında tipik mimaride bir Paris algısı varken Fransızlar yeni mimari projelerinde çok iddialı çalışmalar yaparak kente ayrı bir hava katmanın da derdindeler aslında. Villette Parkı – Parc de la Villette Bu bağlamda bir Centre Pompideu olsun, bir Institut du Monde Arabe olsun, şehrin farklı köşelerinde yeni mimari akımların izini görmek mümkün. Çağdaş mimarinin Paris’in dokusunu bozup bozmadığı biraz tartışmalı bir konu olmakla birlikte yer yer cidden çok güzel eserler karşınıza çıkabiliyor. Hele ki bu tür yapılar, asıl merkezin biraz dışına çıkınca, bir parkın ortasında rastlayacağınız eserlerse işte o zaman daha bir etkileyici olabiliyor. Villette Parkı – Parc de la Villette Paris’in pek çok parkından biri olan Villette Parkı – Parc de la Villette (park dö la vilet ya da pağk dö la vilet) 1867’de III. Napoléon’un emriyle kurulan mezbahalar bölgesinin 1974’te…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Canal Saint-Martin'in en kuzey noktasında yer alan ve Paris'in en büyük yapay göleti olan Bassin de la Villette (basen dö la vilet) 1808'den bu yana Parislilerin yaşamında önemli bir yere sahip. Yapıldığı yıllarda Saint Martin Kanalı - Canal Saint-Martin, Canal de l'Ourcq ve Canal Saint-Denis arasında bir geçiş yolu, bekleme, yükleme-indirme alanı