Tag

16. arrondissement

Browsing

(Son Güncelleme: 11.09.2019) Paris’te gezip görecek, keşfedip keyif alacak o kadar çok şey var ki. Ben bile yıllardır geze geze bitiremedim ama her seferinde keşfettiğim yeni yerleri sizlerle paylaşmaktan da vazgeçmiyorum. Bu kez Passy taraflarına gidiyoruz, çok merkezi bir yerde ama biraz kuytuda kalmış çok özel bir müzeyi Musée du Vin – Şarap Müzesi’ni geziyoruz. İnanın ilginç bir gezi olacak. Şarap Müzesi – Musée du Vin (müze dü van) 16. arrondissement’da, 6 numaralı metro hattının Passy istasyonun hemen yakınında bulunuyor. Aslında yeri çok kolay ama orta yerde olmadığı için, bugüne kadar sayısız kereler Passy tarafına gitmiş olmama rağmen Temmuz 2017’e kadar buranın önünden bile geçmemişim. Sonra bir gün bir şey araştırırken bir baktım ki Paris’te bir şarap müzesi var, hemen gidip gezdim; şimdi de gördüklerimi ve izlenimlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.  Şarap Müzesi – Musée du Vin Burası 15. yüzyılda Paris’teki binaların yapımında kullanılmak üzere gereken o meşhur sarı kalker taşların…

(Son Güncelleme: 11.09.2019) Fransız edebiyatını seviyorsanız ya da frankofon bir eğitim geleneğinden geliyorsanız, bu yazıda size tanıtmak istediğim Maison de Balzac - Balzac'ın Evi'nin ilginizi çekeceğini düşünüyorum. Aslına bakarsanız burası Paris'in ortasında bağ evi görünümünde eski bir evi görmek isteyenler için de ilginç olabilir. Maison de Balzac (mezon dö balzak) Fransız edebiyatının en önemli isimlerinden

(Son Güncelleme: 16.07.2019) Bu yazımızda Paris’teki en önemli turistik meydanlardan biri olan Trocadero’yu tanıyacağız. Resmi olarak Place du Trocadéro et 11 Novembre olarak geçen bu meydanı biz kısaca Trocadero (trokodero ya da tğokadeğo) olarak anıyoruz. Burası Paris’te gezilecek yerlerin başında geliyor… Paris’in bu kadar önemli bir meydanı olmasına rağmen bu blog’ta yazmaya daha yeni sıra gelmiş olması da ilginç… Gerçi Eyfel Kulesi’nin -bence- en güzel seyredildiği bu meydandan La Tour Eiffel – Eyfel Kulesi yazısında bahsetmiştim ama artık burayı daha detaylı bir şekilde mercek altına almanın zamanı geldi. 16. arrondissement’da, Eyfel Kulesi’nin tam karşısındaki tepeliğin üzerinde bulunan bu meydanın adı Fransızların 1823’te İspanyollar’a karşı kazandıkları bir savaşın adını taşıyor. 1978’de eklenen “11 Kasım” ibaresi ise 1. Dünya savaşının bitimindeki ateşkesin anısına verilmiş.  Trocadero Meydanı – Place du Trocadéro Bu meydan, Paris’e ilk kez gelip Paris’te Bir Hafta ve Paris’te 3 Gece 4 Gün yazılarımda da belirttiğim gibi, gezilerine Eyfel Kulesi ile…

(Son Güncelleme: 11.09.2019) Pek çok insan müze gezmenin turistik bir aktivite olduğunu düşünür, oysa bu ne kadar yanlıştır. Elbette turist olarak başka bir şehirde, başka bir ülkede bulunduğumuz zaman o yerin müzelerini gezmeye daha bir eğilimli oluruz ama aslında müzeler turistlerin gezdikten sonra to do list’lerinde işaretlemeleri gereken bir tik değil, bir yeri, bir ülkeyi, bir toplumu bir o kadar da kendini tanımak için hayata bambaşka bir pencereden bakmanızı sağlayan çok özel etkileşim mekânlarıdır. İşte o yüzden bu yazıda yine Paris’teki en ilginç müzelerden birini bu bakış açısı ile gezeceğiz hep birlikte. Bu seferki müzemizin konusu biziz, yani bilinmezlerle dolu “insan”. Hal böyle olunca insanı anlamak, insanı anlatmak ve gezeceğimiz Musée de l’Homme – İnsan Müzesi’ni tanıtmak da çok kolay olmayacak. İnsan Müzesi – Musée de l’Homme Yine de bir yerlerden başlamak gerekiyor işte: Trocadéro Meydanı’ndayız. Eyfel Kulesi’ni tepeden gören bu muhteşem manzaralı meydanda, yüzümüzü Eyfel’e verdiğimizde sağlı sollu iki yarım…

(Son Güncelleme: 16.07.2019 – ÖNEMLİ NOT: Renovasyon çalışması nedeniyle 2021’e kadar kapalı) Paris’te en çok eksikliğini duyduğum şey deniz… Vapur ardı martı çığlıklarına alışmış bir bünye olarak hem o iyot kokusunu, hem de denizin çağrıştırdığı tüm estetiği Paris’te yaşayamamak en çok özlemini duyduğum şeydir diyebilirim. Ama bir o kadar da Fransa’nın denizle olan ilgisi ve bu ilginin Paris’te varoluş biçimi, bu konuda pek çok eksiği kapatıyor, insanın denize ve denizciliğe bakışına bambaşka bir boyut kazandırıyor. Evet, bu yazımızda dünyanın en eski denizcilik müzelerinden biri olan Musée de la Marine’i yani Paris Denizcilik Müzesi’ni tanıyacağız hep birlikte. Trocadéro’da Chaillot Sarayı’nın sağ tarafında yani Passy kanadında yer alan bu müze 1943’ten bu yana bu binada hizmet veriyor ama aslına bakarsanız, tarihi çok daha eskilere dayanıyor. Denizcilik Müzesi – Musée de la Marine İlk olarak, gemi mühendisliği alanında uzmanlaşmış Fransız fizikçi Henri Louis Duhamel du Monceau’nun XV. Louis’ye hediye ettiği gemi modelleri ve gemi…

(Son Güncelleme: 11.09.2019) Ünlü Fransız ressam Claude Monet’yi tanımayan ve onun birbirinden güzel tablolarını bilmeyen, sanırım yoktur. Bu yazıda Paris’teki en zengin Monet koleksiyonunu gezip görebileceğiniz çok kapsamlı bir müzeyi, Marmottan Monet Müzesi’ni tanıyacağız hep birlikte. Musée Marmotan Monet (müze marmotan mone ya da müze mağmotan mone) Paris’te, periferik içinde olmasına rağmen pek çok kişi tarafından bilinmeyen, bilenlerinse çok büyük ilgi gösterdiği, bu ilgiyi fazlasıyla hak eden çok özel bir müze. 16. arrondissement’da, sessiz sakin, yeşillikler içinde bir köşede, hemen Boulogne Ormanı’nın ve periferiğin yanı başında bulunan bu müzenin yerinde vaktiyle bir av köşkü bulunuyormuş ve bu köşk Valmy Dükü Christophe Edmond Kellermann’a aitmiş. 1882’de Jules Marmottan tarafından satın alınan köşk, daha sonra oğlu Paul Marmottan tarafından büyütülerek bugünkü şekline kavuşturulmuş. Marmottan Monet Müzesi – Musée Marmottan Monet Birinci imparatorluk dönemi sanatına düşkün olan Paul Marmottan o dönem satın almaya başladığı tabloları bu evinde toplamaya başlamış ve koleksiyon zaman içinde genişlemiş.…

(Son Güncelleme: 11.09.2019) Çağdaş sanatları seviyorsanız, modern sanat müzelerini gezmek hoşunuza gidiyorsa bu yazıda size tanıtacağım sergi sarayı Palais de Tokyo tam size göre bir yer. 16. arrondissement’da, Seine Nehri’nin hemen kıyısında, Trocadéro ile Place de l’Alma arasında yer alan bu müze Paris’in en etkileyici çağdaş sanat merkezlerinden biri. Centre Pompidou’yu neredeyse herkes bilir. Daha önceki yazılarımda hem oradan hem de bir diğer modern sanat müzesi Musée de l’Art Moderne dela Ville de Paris’den bahsetmiştim. Bir de Fondation Louis Vuitton var tabii ki. Bu kez Palais de Tokyo’ya geldi sıra. Palais de Tokyo Palais de Tokyo (pale dö tokyo) 1937 yılında Musée Luxembourg’un yerini alacak şekilde, orta çağ’dan o döneme kadar Fransız sanatından örneklerin sergileneceği bir müze olarak kurulmuş ilk başta. O günden itibaren de çeşitli konularda müze olarak kullanılmış. Bünyesinde barınan eserlerin bir kısmı, açılan yeni müzelerden önce Centre Pompidou’ya ve daha sonra da Musée du Quai Branly’ye taşınmış. Bir dönem…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Sanatın başkenti Paris bu ünvanı durduk yere kazanmış değil. Şehrin her köşesinde karşınıza çıkıveren birbirinden güzel, birbirinden özel sanat galerileri, müzeler, sanat eğitim kurumları, tiyatrolar, operalar ve daha fazlası, yaşama değer katmak adına günlük yaşamın vazgeçilmez parçalarından biri olarak hayatımızda yer alıyor. Hal böyle olunca da, sanat deyince akla ilk gelen şehirlerden biri Paris oluyor.   Günümüzde estetik değerlerin ortaya çıkıp belli formlara kavuştuğu öncü kentlerden biri olan Paris’i daha iyi anlamak, şehri ve yaşayış biçimini daha yakından tanımak için de bu sanat galerilerini ve müzelerini gezmek büyük önem taşıyor. Çünkü bu müzeleri gezerken, sadece duvara asılı bir sanat eseri ile karşı karşıya kalmıyor, diğer tüm eserlerle birlikte o tablonun neden orada olduğunu, hangi sanat akımlarının nedeni ya da sonucu olarak orada yer aldığını ve bunun günlük yaşamı nasıl derinden etkilediğini daha bir iyi anlıyorsunuz. Bazen anlaşılmaz gibi görünse de en azından bunu hissedebiliyorsunuz. Paris Modern Sanat…

(Son Güncelleme: 15.07.2019) Eyfel Kulesi, Montparnasse ya da Montmartre gibi yüksek bir yerden Paris’e baktığınızda hiç de düşünüldüğü kadar yeşil bir şehir değilmiş izlenimi verir. Oysa ki sokaklarında dolaşırken dev at kestanesi ağaçları arasında yemyeşil bir diyarda olduğunuzu düşünürsünüz. Bir o kadar da, şehrin sağına soluna serpiştirilmiş irili ufaklı parklar da şehrin nefes alanlarıdır. Bu nedenle Paris’te nefessiz kalma gibi bir duygu yaşamanız pek olası değildir.   Bunca yeşillik yetmezmiş gibi Paris’in hemen iki yakasında, iki dev ormanlık alan bulunur. Bunlardan doğudaki Bois de Vincennes ile batıdaki Bois de Boulogne hakkında daha önceki yazılarda detaylı bilgileri sizlerle paylaşmıştım. Bu kez Bois de Boulogne’da bulunan apayrı bir cennetten, Jardin d’Acclimatation’dan söz etmek istiyorum sizlere. Jardin d’Acclimatation 1860 yılında III. Napolyon’un emriyle yaptırılan bu özel park, daha o yıllarda bile sadece gezi ve rekreasyon alanı olarak düşünülmemiş, aynı zamanda bitki ve hayvan çeşitliliği konusunda eğitici-öğretici bir merkez olarak tasarlanmış. Yani sadece bir eğlence…

(Son Güncelleme: 11.09.2019) Daha önce sizlere Louis Vuitton’un Champs-Elysées’deki amiral mağazasını tanıtmış, o yazıda Louis Vuitton’un yeni açılan bir kültür-sanat merkezi olduğundan bahsetmiştim. Bu kez sizlere Paris’teki en ilginç yapılardan biri olan Fondation Louis Vuitton hakkında detaylı bilgi vermek istiyorum. Fransa’nın birinci, dünyanınsa 13. zengini olan Bernard Arnault’nun sahibi olduğu LVMH (Moët Hennessy • Louis Vuitton) grubu tarafından, ilk olarak 2001 yılında alınan bir kararla Bois de Boulogne’daki Jardin d’Acclimatation’un yanında bir kültür ve sanat merkezi yapımına karar verilmiş ve inşaata 2008’de başlanmış. Fondation Louis Vuitton Ekim 2014’te tamamlanan yapının mimarı Frank Ghery, Grand Palais’nin çelik ve cam tavanlı konstrüksiyonundan esinlenerek son derece çağdaş bir yapı tasarlamış ve sonunda, benim gibi çağdaş mimariye mesafeli duran birinin bile çok sevebileceği muhteşem bir yapı ortaya çıkmış. Binanın formu o kadar enteresan ki bakıp gözlerinizi kapattığınızda zihninizde canlandırmanız çok da kolay olmuyor. Böylesi enteresan bir yapının hayal edilmesi, tasarlanması ve en önemlisi de hayata…