(Son Güncelleme: 12.01.2018) 2014 yılı başından beri sizlerle kâh Paris’in içinde kâh Paris’in çevresinde dolaşıp duruyoruz. 2016 yazı boyunca da özellikle Paris çevresini gezdik ama dilerseniz artık hep birlikte şehir merkezine dönelim, Paris’in bitmek tükenmek bilmez kaynağının derinliklerine biraz daha dalalım, yeni keşifler yapalım.

Paris’teki ünlü kitapçı Shakespeare and Company, bu blog’taki 250. yazıymış. Bu yazı ise 412. yazı… Zaman nasıl da su gibi akıp geçiyor. Shakespeare and Company‘nin hemen yanı başına 2015 sonbaharında açılan Shakespeare and Company Café’yi yazmak için bir yıl geçmiş resmen. Geç olsun da güç olmasın, o halde yılların kafesi gibi görünen ama henüz yeni olan bu kafeyi tanıyalım hep birlikte:

Shakespeare and Company Café, Saint Michel‘de, Notre-Dame Katedrali‘nin tam karşısında, aynı adı taşıyan ünlü kitapçının yanı başında bulunuyor. Burası daha önce neydi hatırlamıyorum; galiba hiçbir şey değildi, öyle boş boş duruyordu; belki kapalı bir dükkan, belki de depoydu ama her ne ise hiç dikkatimi çekmemiş; böylesine popüler bir mekana dönüşmek için 2015 sonunu beklemesi gerekmiş.
Shakespeare and Company Cafe

Shakespeare and Company Bookstore‘un sahibi George Whiteman’ın gözü yıllardır buradaymış ama bir türlü kiralayamıyormuş. Eh mafya da olamayınca gidip zorla dükkan açamıyorsun; artık nasıl olmuşsa yıllar süren hayali nihayet gerçek olmuş ve Paris’in yeni gözde mekanını yaratmaya başlamış.

Buraya Temmuz 2016’da exchange arkadaşım Charles ile gittim ilk kez. Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz, mavi t-shirt’lü, sırtı dönük oturan Charles. Kendisi tam bir Türkiye hayranı ve sıkı bir bisikletçi. 

O kadar ki, bu fotoğrafın çekildiği gün onunla Paris’ten İstanbul’a bisikletle gitme projesi hakkında konuşmuştuk. Birkaç hafta sonra da hayalindeki yolculuğa çıktı ve önce İstanbul’a ulaştı, sonra da Gürcistan ve Ermenistan üzerinden İran’a ulaştı. Toplam 16 ay süren seyahatini Aralık 2017’de Paris’e döndüğünde dinleme şansım oldu. Güzel ve ayrıcalıklı hayatlar inşa eden insanları daha bir başka seviyorum.

Her neyse konumuza dönelim, Shakespeare and Company Café tarih olarak yeni ama çok eski görünümlü bir mekan. Dekorasyonu sade ve hoş ama küçük bir yer olduğu için saatten saate değişmekle birlikte yer bulma sorunu mutlaka olacaktır. İkimiz de güne erken başlayan insanlar olduğumuz için erken vakitte buluşmuş, buranın sakin atmosferini yakalama şansını yakalamıştık ama daha önceki denemelerimde dolu olduğu için içeride oturamamıştım. Daha sonraki gidişlerimde bazen yer buldum, bazen bulamadım. 

Shakespeare and Company Cafe

Kafenin kapı önündeki tahta sıraları da çok hoş ama ben içeriyi daha çok seviyorum. Bir de kendimi bildim bileli, arkalıksız tahta sıralarda uzun süre oturduğumda belim ağrır hep 🙂 Bana arkama yaslanacak sandalyeler lazım anlayacağınız, o da içeride var.

Tabii hava müsaitse dışarıda oturmanın avantajı da çok. Bir kere Paris’in en güzel şehir manzaralarından birinin içinde olduğunuzu hissediyorsunuz. Karşınızda meşhur Notre-Dame Katedrali, yanı başınızda yine meşhur Shakespeare and Company Bookstore daha ne olsun. Üstelik her ikisi de bu ünü hak eden incelikli ve hoş, üstelik Paris’i Paris yapan mekanlar.

Shakespeare and Company Café’de organik ürünler satılıyor. Kekleri, kurabiyeleri arasında zevkinize uygun bir şeyler bulabileceğinize inanıyorum. Eminim, benim çok sevmediğim Amerikan mutfağı ağırlıklı tatlılar ve kurabiyeler sizin çok hoşunuza gidecektir. Örneğin George’un limonlu turtası çok meşhurmuş ama ben turta da sevmem 🙂 Böyle mekanlarda genelde sadece kahve içmeyi tercih ediyorum, yanında da belki çikolatalı bir şeyler… Kafenin web sayfasına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Shakespeare and Company Cafe

Mekanda çalışanlar -sanıyorum- Anglofone çünkü tüm müşterilerle İngilizce konuşuyorlar, Fransızca konuşanlara bile İngilizce yanıt veriyorlar; belki de bana öyle denk gelmiştir, bilemiyorum ama çok enteresan bir atmosfer oluyor böyle olunca. Notre-Dame‘a karşı bir dükkandasınız ama İngilizce konuşuyorsunuz; kafanız karışıyor.

Shakespeare and Company Café, yolu Paris’e düşen herkesin geçerken uğraması gereken bir yer bence. Elbette önce kitapçı gezilecek ki iyice havaya giresiniz, sonra da yan tarafa geçip -yer bulabilirseniz- oturup bir kahve içmek gibisi yok. Çünkü Paris’tesiniz.

Sonrası ise Saint Michel‘in sokaklarında kaybolarak Saint Germain Bulvarı‘na doğru ilerlemek belki, belki de Cité Adası‘na geçip oralarda keşif turları yapmak. Belki de Seine Nehri kıyısına inip oralarda dolaşmak istersiniz? Öyle bir şeye niyetlenirseniz sol istikamette ilerlemenizi öneririm.

Keyifli geziler, keyifli keşifler.

 

 

Adres: 37 Rue de la Bûcherie, 75005 Paris

Yazar

1 Comment

Yorum Yazın