(Son Güncelleme: 02.06.2018) Tuileries Bahçesi, Lüksemburg Bahçesi, Parc Monceau, Parc Montsouris gibi Paris’in birbirinden güzel parklarının pek çoğu hakkında, yazılması gereken tüm öncelikli parkları yazdığımı düşünüyorum. Hatta Boulogne Ormanı, Vincennes Ormanı, Saint Cloud Parkı yazılarımızı da yazdığımıza göre artık yeşil alan ihtiyacı için şehrin biraz daha dışına çıkmanın vakti geldi diyebiliriz. İşte o yüzden Paris’in yarım saat kadar dışındaki şık banliyösü Saint Germain en Laye’deki Saint Germain en Laye Parkı’ndayız bu kez.
İlk söylemem gereken şey, burayı Paris merkezindeki Saint Germain Bulvarı civarı ile isim benzerliğinden dolayı karıştırmamanız gerektiği. Saint Germain en Laye Parkı, RER-A‘nın batı yönündeki üç ayrı son durağından biri olan şık Paris banliyösü Saint Germain en Laye’de yer alıyor. Yani trene atlayıp 4. zone’da bulunan bu bölgeye gidip son durakta iniyorsunuz. Paris merkezinden trene binerken de varacağınız son istasyonun Saint Germain-en-Laye (san jermen an le) olmasına dikkat etmelisiniz. Bu konuda RER yazısını okumanızı öneririm.
St. Germain en Laye Parkı – Parc St. Germain en Laye
RER treninden son durakta inip istasyondan yeryüzüne çıkınca solda bizi tüm heybetiyle Saint Germain en Laye Şatosu karşılıyor. Bu görkemli yapının hemen solunda da Saint Germain en Laye Parkı’nın giriş kapısını görüp kendimizi içeri atıyoruz. Parka ilk girdiğimiz alan fıskiyeli bir yuvarlak havuz ve çevresindeki çakıllı yol olduğu için ilk başta ne kadar yeşil bir alana girdiğimiz anlaşılmıyor ama şatoya paralel biçimde parkta ilerlediğimiz zaman ne kadar büyük bir bahçeye girdiğimizi anlıyoruz. Havanın durumuna bağlı olarak dev çayırlıkta uzanıp serilmiş sevgililer, güneşlenenler, piknik yapanlar ve koşturup oynayan çocuklar hayatın tüm güzelliğini ve enerjisini bize aktarıveriyor orada.
St. Germain en Laye Şatosu‘na paralel biçimde parkın ortasından yürüyebildiğiniz kadar yürüyüp en son noktaya gelirseniz sizi muhteşem bir teras ve harika bir manzara karşılıyor. Fransa tarihinin ünlü peyzaj mimarı André le Nôtre’un 1669-1674 yılları arasında gerçekleştirdiği iki küsür kilometrelik bu terastan, ta uzaktaki La Défense‘ın görüntüsü benim için çok etkileyici. İnsanın oraya uçuveresi geliyor, uçarken aşağıda göreceklerinizin ne kadar güzel olduğunu da kolaylıkla hayal edebiliyorsunuz.
St. Germain en Laye Parkı – Parc St. Germain en Laye
Tam bu noktadan sola döndüğünüzde çayırlığın sonunda ağaçların tam başladığı yerde çok hoş bir kır kafesi bulunuyor. Bilmem burası kışın da açık mıdır, hiç kışın gitmek aklıma gelmedi ama sanıyorum ilkbahardan sonbahara kadar burada bir şeyler yiyip içmek mümkün. Dilerseniz masalarda oturup bir şey yiyebilir, dilerseniz şezlonglara oturup bir şeyler içerken hayatın tadını bir de böyle çıkarabilirsiniz.
Bu kafenin menüsü pek zengin değil ama işletmenin sahibi olduğunu sandığım Hintli görünümlü adam ve ekibi ortamla biraz tezat oluştursa da son derece nazik ve anlayışlılar ama bazen öyle kalabalık oluyor ki sipariş vermek için bile epey beklemeniz gerekebiliyor. Zaten Pariste.Net okuyucusu olarak Paris’te kafe ve restoranlarda başınıza neler gelecek sorusunun yanıtına yeterince aşina olduğunuz için bu bekleme sürelerini dert etmemeyi öğreneli çok oldu, öyle değil mi? Bize sadece hayatın tadını çıkarmak ve içinde bulunduğumuz yeşilliğin ve tertemiz havanın keyfini yaşamak kalıyor.
St. Germain en Laye Parkı – Parc St. Germain en Laye
Bu noktadan sonra Saint Germain en Laye Parkı’ndan çıkıp Saint Germain en Laye Ormanı’na girmek mümkün ama bu konuyu iyi düşünün derim. Burası öyle bir orman ki bir girdiniz mi ucu bucağı yok. Ben Paris’e ilk geldiğim zamanlar bir uçtan bir uca yürür o devasa ağaçların arasında kendimi çok huzurlu hissederdim. Tabii ki çok keyifli bir aktivite ama bu yürüyüş tüm gününüzü alabilir çünkü orman yürü yürü bitmiyor, hele bir de “dur şu tarafta ne var, dur bu tarafta ne var?” diye sağa sola sapmaya başlarsanız akşamı bulursunuz, benden söylemesi 🙂
Yine de ormanın içine şöyle bir girip çıkmaktan zarar gelmez. Niyetiniz doğa yürüyüşüyse elbette ki devam edin ama hazır bu taraflara gelmişken geri dönüp şu an Ulusal Arkeoloji Müzesi olan Saint Germain en Laye Şatosu‘nu ve şık Paris banliyösü Saint Germain en Laye’i de bir dolaşın derim. Üstelik Pazar günüyse şehir meydanında harika bir pazar kuruluyor. Öğleden sonraya kalmadan orayı da bir dolaşın derim. Belki de önce o pazarı gezip sonra parkta dolaşmak en iyisi. Öğlen yemeğinizi ya da öğleden sonra kahvenizi parktaki kafede alırsınız, belli mi olur? Bir de buradan 10 numaralı otobüse atlayıp gidebileceğiniz, Alexandre Dumas’nın evi, Monte Kristo Şatosu – Château de Monte Cristo bulunuyor, onu da görmek hoş olabilir. Civardaki bir başka şato Malmaison Şatosu – Château de Malmaison ve hemen yanındaki güzel park Bois-Préau da görülmeye değer yerlerden. Bir de Grand Lac des Ibis‘in de bulunduğu, muhteşem doğa yürüyüş parkuru ve rüya gibi evleriyle Le Vésinet – Le Pecq var ki, orası da kaçmaz.
St. Germain en Laye Parkı – Parc St. Germain en Laye
Saint Germain en Laye Parkı yılın her günü sabah 08:00’de açılıyor. Yazın akşam 21:30’a kışınsa saat 17:00’ye kadar açık ve ücretsiz olarak girilip gezilebiliyor. Belki Paris’e ilk gelişinizde değil ama daha sonraki gelişlerinizde görmeniz, gezip dolaşmanız gereken yerler arasında yer alıyor.
Paris’te görmeye değecek o kadar çok yer var ki, gez gez, yaz yaz bitmiyor. Bazen yazmaktan yorulduğum zamanlarda sizlerden gelen güzel ve destekleyici bir yorum bana yeniden güç veriyor. Hiç merak etmeyin, bende bu enerji olduğu sürece Paris’in kıyısını köşesini yazmaya, bildiklerimi sizinle paylaşmaya devam edeceğim. Siz de beğendiğiniz yazıları sosyal medya hesaplarınızda paylaşıp bu yazılardan daha çok kişinin haberi olmasını sağlarsanız çok sevinirim. Çünkü hayat paylaştıkça güzel.
Keyifli geziler, keyifli keşifler.
Paris Çevresindeki Diğer Parklar:
– Parc de Sceaux
– Parc de Saint Cloud
– Parc de Bois-Prèau
– Grand Lac des Ibis
Yazar

Yorum Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.