(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’in ulu orta ama gizli saklı köşelerinden birindeyiz yine. Palais Royal… Aslında hepimizin 1 numaralı metro hattı ile Louvre’a giderken duyduğumuz “Palais Royal-Musée du Louvre” anonsundaki Palais Royal (pale royal ya da pale ğoyal), tahmin ettiğiniz gibi “Kraliyet Sarayı” anlamına geliyor ama bu saray adını Louvre Müzesi‘nden değil, onun tam karşı tarafında bulunan bu büyük yapı kompleksinden alıyor.

Palais Royal

1639‘da Kardinal Richelieu tarafından yaptırılan saray, aslında bir kraliyet sarayı olarak inşa edilmemiş, bizzat kardinalin kendisi oturmuş burada. Ölümünden sonra sarayı krala bırakması sonucunda kraliyet sarayı ünvanı alsa da kral hiçbir zaman burada yaşamamış, daha çok aile üyelerine tahsis edilmiş bir yer olarak kalmış. Fransız Devrimi sırasında “Eşitlik ve Devrim Sarayı” adını alsa da bu ismiyle fazla yaşamamış, daha sonra yeniden Palais Royal olmuş ve hep öyle kalmış…

Palais Royal

Palais Royal sadece saray görmek için değil, Paris’in kalbinde çok farklı bir boyuta geçiş yapmak için ziyaret edilmesi gereken bir yer. Saray binasının içi ziyarete açık değil, sadece Kültürel Miras Günleri – Journée du Patrimoine kapsamında yılda bir kez gezilebiliyor ama sarayın bahçesi ve avluları yılın her günü ziyarete açık ve ücretsiz. Her gün binlerce Parisliyi ve Paris’i ziyarete gelip görünenin arkasını merak eden araştırmacı turistleri ağırlıyor. Ziyaret saatleri mevsimlere göre değişiyor ama 07:30-20:30 arası açık diyebiliriz. Yazın 23:00’e kadar bu süre uzuyor.

Palais Royal

Louvre Müzesi‘nin meşhur cam piramidin hizasında kalan saray, “Palais Royal-Musée du Louvre” metro istasyonunun tam çıkışında yer alıyor. Burada Conseil d’État – Danıştay‘ı görüyorsunuz. Zaten ne varsa o binanın arkasında var…  Sağ tarafta da Ministère de la Culture – Kültür Bakanlığı bölümü var, sol tarafta da Conseil Constitutionnel – Anayasa Konseyi bulunuyor ve hepsi bu saray kompleksinin bir parçası. En solda ise Fransızların prestijli tiyatrosu Comédie Française bulunuyor. Tüm bu saydığım yerleri sadece Journées du Patrimoine – Kültürel Miras Günleri kapsamında gezmeniz mümkün. Ben içeriyi Eylül 2016’da gezip fotoğrafladım, her bölüm hakkında ayrı ayrı yazılar hazırladım. İçeriyi gezme şansınız olmazsa o yazılardan bakarak içerinin nasıl olduğunu detaylı bir şekilde görebilirsiniz.

Palais Royal

Saray bahçesinin birkaç kapısı var ama ben ya güneyden, Louvre Müzesi‘nin karşısındaki cepheden sola Comédie Française tarafından dolanıp girmeyi tercih ediyorum ya da kuzeyden, Fransa Ulusal Kütüphanesi Richelieu Binası önünden geçip Place des Victoires, Passage Choiseul, Galerie Colbert ve Galerie Vivienne gezileri yaptıktan sonra bir alt sokaktaki girişten.

Palais Royal

Aslına bakarsanız güney girişi daha kolay ama bence kuzey girişi daha zevkli. Uzun bir günün sonunda en son bu civardaki pasajları gezip, finalde buranın bahçesinde dinlenmek, sonra da Louvre Müzesi‘nin önünden otele ya da eve dönmek konuklarım için tercih ettiğim yöntem. Siz de eşinizi dostunuzu Paris’te gezdirirken onu şaşırtmak isterseniz bu rotayı takip edebilirsiniz. Çok etkilenecektir, bana güvenin 😉

Palais Royal

Üst kapıya geldiğiniz zaman eski püskü bir apartmanın avlusuna giriyormuş gibi hissediyorsunuz; kapıda ufak bir Palais Royal yazısı var ama bilmeyen biri içeride neyin beklediğini tahmin edemez. Biraz ileride sağlı sollu, sütünlü iki giriş daha var ama daha şaşırtıcı olması açısından ben bu girişten başlamayı seviyorum. Merdivenlerden yarım bodrum kata iner gibi iniyorsunuz ve sonra küçük bir pasajdan geçiyorsunuz. Bu pasajda çok enteresan oyuncakların satıldığı oyuncakçı var ve hemen sonra Palais Royal’in hiç beklenmedik bahçesine ulaşıyorsunuz.

Palais Royal

Burası dikdörtgen şeklinde dev bir avlu ve ortasında yeşil alan, ağaçlıklar ve fıskiyeli havuz var. Mevsimine göre hava güzelse öğlenleri burada, civarda yaşayanların ya da çalışanların öğle yemeklerini banklarda, sandalyelerde hatta yerlerde yediğini göreceksiniz. Bahçede birkaç tane de kafe ve restoran var ki hepsi birbirinden güzel.

Palais Royal

Bahçe ise başlıbaşına bir cennet. Ortadaki havuz mekana ayrı bir hava katıyor. Bu havuzun fıskiyeleri bazen çalışıyor bazen çalışmıyor, artık şansınıza kalmış; su sesi ortamı başkalaştırıyor. Bu bahçede yürüyüş yapanlar, kitap okuyanlar ya da sadece oturup dinlenenler büyük bir keyifle yaşamın tadını çıkarıyor. Neden onlardan biri de siz olmayasınız?

Palais Royal

Bu noktadan sonra “bahçede mi yürüsem, sağdaki sütunlu yoldan mı gitsem yoksa soldakini mi tercih etsem?” diye önce bir kafanız karışıyor ama sorunuzun yanıtını şöyle verebilirim: Hepsini yapmalısınız! Keyfinize göre bahçenin içinde yürüyün sonra da sağlı-sollu revaklı koridorlarda yürüyüş yapın. Çünkü oralarda da birbirinden ilginç mağazalar ve butikler sizi bekliyor olacak. Hiçbir yerde bulamayacağınız kıyafetler, çanta, ayakkabı ve aksesuarlar tüm özgün modelleri ile sizi bekliyor olacak. Sanat galerileri, tatlıcıları, pipocusu, kitapçısı şusu-busu ne kadar ilginçlik varsa burada.

Palais Royal

Bahçede biraz daha ilerlediğiniz zaman sağlı-sollu iki binayı birbirine bağlayan uzun bir sütunlu galeriye ulaşacaksınız, buranın ardı ikinci bir avlu gibi ve burada sağlı sollu iki havuzda iki sanat eseri var: Bunlar Pol Bury tarafından Sphérades adı verilen 1985‘te yapılmış metal küreler. Mekân yansımasını, sütunların küreler üzerinde çoğalmasını ve bu kürelerin suyla oyununu izlemek çok keyifli.

Palais Royal

Bu ikinci avlunun ardında üçüncü bir avlu sürprizi var asıl: 260 adet kesik granit sütun siyah beyaz renkleri ile bir avluyu doldurmuş ve çok enteresan bir kompozisyon oluşturmuş. Asıl adı Les Deux Plateaux olan ama günümüzde Colonnes de Buren – Buren Kolonları olarak anılan bu çağdaş çalışma 1986’da sanatçı Dainel Buren tarafından gerçekleştirilmiş. İçinde bulunduğunuz 3 dönümlük tarihi avlu ile garip bir tezat oluşturuyor ve burada farklı bir atmosferi yaşıyorsunuz. Sonradan fark ediyorsunuz da bu çalışmanın bir de alt katı var ve buradan sular akıyor; hayat akıyor…

Palais Royal

Buren Kolonları’ndan aşağı, sağa doğru ilerlediğinizde saray kompleksinin bir parçası olan ünlü Comedie Française‘e, dolayısıyla çıkışa ulaşıyorsunuz; buradan sonra da hayatın içine karşıyorsunuz zaten. Sonrasında yol sizi Louvre Müzesi‘ne götürüyor… Aynı zamanda Louvre‘un kuzey batı kanadında Musée des Arts Décoratifs bulunuyor ve bir de Louvre’un altında Carrousel du Louvre adında bir alışveriş merkezi mevcut. Hazır buralarda dolanıyorken, Paris’te en hesaplı parfüm ve kozmetik alışverişi yapabileceğiniz meşhur Tax Free mağazası Benlux‘e de bir girip bir bakın isterseniz.

Palais Royal

Biz parkurumuzu kuzey-güney doğrultusunda yaptık ama dediğim gibi güney-kuzey doğrultusunda da bir rota izlemek mümkün. Bunun için yapmanız gereken, Palais Royal’e metro ile gelerek 1 ya da 7 numaralı hatların “Palais Royal-Musée du Louvre” istasyonunda inmek ve Comédie Française’in oradan Buren Kolonları’nın olduğu avluya girerek geziye başlamak…

Özetle, Paris gezinizde özellikle 1. arrondissement‘da yapacağınız turda, yolunuzu buraya düşürebilirseniz zihninizde hoş anılar bırakacak güzel bir gün geçireceğinize inanıyorum.

Keyifli Geziler, keyifli keşifler…

 

 

Adres: 6 Rue de Montpensier, 75001 Paris

İlgili Yazılar:
Kültür Bakanlığı – Ministére de la Culture
Danıştay – Conseil d’État
Anayasa Konseyi – Conseil Constitutionnel

Civardaki Yerler:
Louvre Müzesi
Benlux Duty Free
Choiseul Pasajı
Colbert Pasajı
Vivienne Pasajı
Place des Victoires

Yazar

Yorum Yazın