(Son Güncelleme: 23.11.2018) Fransızcada “hôtel” kelimesinin otel olarak okunduğundan ve sadece Türkçedeki “otel” anlamına gelmediğinden daha önce Hôtel de Ville yazısında bahsetmiştim.  Bu kelime daha çok bir “konak, rezidans” anlamı taşıyor ama zamanla uluslararası literatürde bildiğimiz anlamdaki otel kavramını karşılamak için kullanılagelir olmuş. İşte bu yazıda yine böyle bir “hôtel”den Hôtel de Sully’den bahsetmek istiyorum sizlere.

Hôtel de Sully (otel dö süli), tahmin edeceğiniz üzere bir otel değil, 1630‘da XIII. Louis tarzında inşa edilmiş bir konut; yani tek bir kişiye ait olan “hôtel pariticulier”. 1634’te Sully dükü tarafından satın alınıp konut olarak kullanılmaya başlanmasından bugüne hep bu isimde anılır olmuş.

Peki nedir Hôtel de Sully’nin önemi? Marais Bölgesi‘nde Bastille ile Saint Paul arasında ana cadde üzerinde bulunan bu yapı, dışarıdan bakıldığında Paris’in o bildik mimari dokusunun bir parçası olarak gözden kaçırılabiliyor.

Hôtel de Sully

Elbette mimari değeri işin uzmanları tarafından takdir edilebilir (ki çok güzel bir yapı) ama benim açımdan önemi, Saint Paul metro istasyonundan Paris’in en güzel meydanlarından biri olan Place des Vosges‘a gitmenin en kestirme ve en zevkli güzergâhı üzerinde bulunmasına dayanıyor.

Misafirlerimi Paris’te dolaştırırken Marais gezisine başlamak için en sevdiğim rotalardan biri Hôtel de Sully’nin içinden geçiyor. “Saint Paul” metrosundan çıkıp arabaların geldiği yöne, yani Bastille tarafına doğru yürürseniz, Saint Paul Kilisesi‘ni geçtikten biraz sonra solda bu yapıyı göreceksiniz.

Hôtel de Sully en paragöz zihniyetle şahane bir “beş yıldızlı otel” olabilecekken günümüzde Centre des Monuments Nationaux – Ulusal Anıtlar Kurumu‘nun yönetim merkezi olarak kullanılıyor. Zaten bu kurum Fransanın en prestijli anıtsal yapılarının yönetimini üstlenmiş durumda; hal böyle olunca da yönetim binası böyle etkileyici bir yapıda konuşlanmış oluyor.

Hôtel de Sully

Bina kompleksinin avlusuna giriş serbest, o yüzden çekinmeden ana kapıdan içeri girebilirsiniz. İçeri girer girmez birinci avlu ile karşılaşacaksınız. Dümdüz yürümeye devam ederseniz karşıki kapının önündeki sahanlık merdivenlerine ulaşırsınız. Bu merdivenlerin sağlı sollu iki yanında bulunan aslan figürlerinin kadın formunda olduğunu, hatta gerçek üstü biçimde, birer çift kadın göğsü ile detaylandırıldığını bana ilk fark ettiren, dikkatli gözlerin sahibi arkadaşım Mehpare olmuştu… Bu heykelleri ne zaman görsem aklım o gün gelir.

Kapıdan içeri girdiğinizde solda bir kitap evi-kırtasiye göreceksiniz. Burası Ulusal Anıtlar Kurumu’nun kitap ve hediyelik eşya sattığı çok hoş bir butik. Hem içerinin atmosferi çok güzel hem de satılan ürünler son derece zevkli. Bu yazıdaki fotoğrafları çekmeye gittiğim gün yeğenlerime renk renk kalemler alıp çıkıverdim hiç hesapta yokken…

Butikten çıkıp sola dönerseniz ya da -hiç butiğe girmemişseniz- yolunuza düz devam ederseniz arka avluya ulaşırsınız. Burası nasıl keyifli bir bahçedir size anlatamam. Hele ki hava da güzelse sanki Paris’te değil de uzaklara, eski bir orta çağ köyüne gitmiş gibi hissedersiniz kendinizi. Ortadaki yeşillik, bahçeyi çepeçevre saran binalar, o sessizlik; sanki bambaşka bir yerdeymişsiniz izlenimi verir.

Hôtel de Sully

Buraya neredeyse her gidişimde bahçede farklı farklı heykeller görüyorum. En güzel de Noël zamanı yerleştirilen çam ağacı oluyor. Çoğunlukla çağdaş sanat eserleri ile karşılaşıyorsunuz ve epey dikkat çekici oluyorlar.

Size en başta sözünü ettiğim sürpriz de bu avludan sonra başlıyor: İkinci avlunun tam karşısında, en sağ köşedeki kapıya kadar yürüyüp buradan geçerseniz, kendinizi mucizevi biçimde Place des Vosges‘un kemerli yolunda buluveriyorsunuz! Bundan sonrası Place des Vosges yazısının konusu zaten ama gerçekten Paris’in orta yerinde çağlar arasında zamanda yolculuk yapıyormuşsunuz gibi bir his kaplıyor içinizi; en azından bana öyle oluyor.

Dilerseniz bu güzergâhın tam tersini de yapabilirsiniz ama nedense ben hep söylediğim şekilde yapıyorum; bana böylesi daha keyifli geliyor. Ana caddeden önce böyle iki avlulu bir binaya girmek, sonra da Place des Vosges‘un büyülü atmosferine ışınlanmış gibi olmak her seferinde beni heyecanlandırıyor.

Hôtel de Sully

Sonra belki Place des Vosges‘un revaklı koridorlarında çepeçevre bir tur, belki tur sırasında sıra sıra dizili galerilerdeki eserlere hayran hayran bakmak, belki oturup bir yorgunluk kahvesi içmek ama sonrasında mutlaka Marais Bölgesi‘nin o güzel, o canlı sokaklarında dolaşıp kaybolmak; kaybolmak değil de daha çok kendini kaybetmek gününüzü güzelleştirecek entkinlikler olabilir; hatta bana kalırsa öyle de olmalıdır… Tabii Victor Hugo’nun Evi’ni de unutmamak gerekir.

Hôtel de Sully resmi bir ofis binası olduğu için, yapının içi Kültürel Miras Günleri haricinde gezilemiyor ama sırf avlularını görmek için bile mutlaka görülmeli diye düşünüyorum. Buraya metro ile gelmenin en kolay yolu 1 numaralı hattın “Saint Paul” istasyonunda inmek.

Keyifli geziler, keyifli keşifler…

 

 

Adres: 62 Rue Saint-Antoine, 75004 Paris

Author

Write A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.