(Son Güncelleme: 15.07.2019) Bu yazıda Paris’teki en ilginç kiliselerden birini tanıtmak istiyorum sizlere: Montmartre Saint Jean Kilisesi – Eglise Saint Jean de Montmartre… Bir Paris gezinizde -özel ilgi alanınız değilse- sırf bu kiliseyi kalkıp görmeye gitmenize gerek yok belki ama bir Montmartre Turu yapmayı düşünüyorsanız yolunuzun üstünde, geçerken uğrayabileceğiniz, bir bakıp çıkabileceğiniz, oldukça ilgi çekici mimariye sahip bir yer olduğu için bu yazıyı paylaşma gereği duydum sizlerle.
Montmartre Saint Jean Kilisesi, ilk betonarme kilise olma özelliği taşıdığı için görülmeye değer tarihi yapılardan biri. Neo-Gotik ve Art Nouveau tarzındaki ilginç mimarisi ile bir fark yaratıyor gerçekten. Tuğla kaplı, seramik süslemelerle bezeli bir dış cepheye sahip bu kilisenin içi de bir o kadar ilginç o yüzden Montmartre‘ta dolaşırken illâ ki yolunuz buradan geçecektir, kapısı da gelene geçene açık olduğu için ziyaret etmeye değer özellikte bir yapı olduğunu siz de gezdikten sonra anlayacaksınız.
 
Mimarı Anatole Baudot olan ve 1904’te açılan kiliseye girdiğinizde görmeye alışık olduğunuz mimariden oldukça farklı bir yapı ile karşılaşacaksınız. Bana Normandiya ve Bask taraflarında gördüğüm ahşap kiliseleri hatırlatan tasarımının aslında beton olduğunu ancak sütunlara dokunduğunuzda anlayabiliyorsunuz. Hatta bazı kısımları çelik konstrüksiyonmuş gibi görünüyor.

Montmartre Saint Jean Kilisesi – Eglise Saint Jean de Montmartre
Montmartre Saint Jean Kilisesi’nde de diğer kiliselerdeki karanlık ve karamsar hava var aslında. Tabii bu duygunun dini değerlerle ilgisi olduğu düşünülebilir. Eğer inançlı bir hristiyansanız belki de bu atmosfer sizin için en huzurlu ve en güvenli ortam gibi görünebilir ama sadece “turistik gözlemci” olarak bu tarz kutsal mekanları geziyorsanız ya mimari ya da sanatsal özellikleri ile ilgileniyorsunuz doğal olarak.
Bu kilise ile aynı dönemlerde inşa edilen Sacré-Coeur‘le kıyasladığınızda artık konumundan mıdır, kullanılan beyaz taşlarından mıdır yoksa kubbeli mimarisinden midir bilinmez Sacré-Coeur‘ün daha bir heybetli olduğunu düşünmek mümkün. Her birinin ayrı bir önemi ve kendine özgü üstünlükleri olduğunu unutmamak gerekir elbette.
İçeriyi şöyle bir dolaştıktan sonra tekrar dışarı çıktığınızda Montmartre‘ın hareketli dünyasına geri dönüveriyorsunuz. Tam karşınızdaki atlı karınca dönüp duruyor dünya gibi, hayat önünüzden öylece akıp gidiyor. 

Montmartre Saint Jean Kilisesi – Eglise Saint Jean de Montmartre

Buralarda gezerken hemen karşı taraftaki Seni Seviyorum Duvarı – Le Mur des Je T’Aime‘i de atlamamanızı öneririm. Bu noktadan sonra artık sağa, sola, yukarı ya da aşağı, nereye giderseniz gidin sizi ayrı bir güzellik bekliyor olacak. Bu bölge hakkındaki tüm detayları Montmartre Tepesi yazısında bulmanız mümkün. Yakınlarda yemek yenilecek yer olarak da Le Basilic‘i önerebilirim; bir de Le Sancerre var tabii.

Montmartre Saint Jean Kilisesi‘ne metro ile gelmek için 12 numaralı hattın Abbesses istasyonunda inmeniz yeterli. Ama dikkatli olun, istasyondan çıkarken sakın merdivenleri kullanmayın; çünkü çık çık bitmiyor, o kadar yerin dibinde. Asansörü kullanmanızı şiddetle tavsiye ederim.

Burası son derece ilginç bir kilise ama daha görkemlilerini görmek istiyorsanız o zaman Kutsal Mekanlar başlığında paylaştığım kiliselere de bir bakmanızı öneririm.
Keyifli geziler, keyifli keşifler.
Author

3 Comments

  1. sukranclsn Reply

    Yine ne güzel detaylı detaylı anlatmışsınız :))) gezerken atladığımız yerleri sizinle keşfediyoruz, Paris’in her köşesi ayrı güzel, sanatla içiçe yaşamak ne mutluluk….

    • Ahmet Ore Reply

      Okuyup yorum yazdığınız için ben teşekkür ederim.

Write A Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.