(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’te öyle yerler var ki, hem ulu orta herkesin kolayca ulaşabileceği bir mesafede hem de merak edip araştırmayanın hayatta bulamayacağı bir gizlilikte. İşte öylesi yerlerden birinden, Paris’in orta yerinde şahane bir kafeden bahsetmek istiyorum bu yazıda sizlere: Le Jardin du Petit Palais.
Daha önce Petit Palais‘yi yazarken müzenin bahçesindeki kafede oturup bir şeyler yiyip içmenizi önermiştim. Bu yazıdaysa, o zaman tek satırda bahsettiğim bu şahane yeri detaylı bir şekilde tanıtmak istiyorum. Hem Paris’te yeni ve şahane bir kafe öğrenmiş olacağız, hem de tek satırda geçen bir detayın peşine düşersek ne güzelliklere ulaşabileceğimizi bir kere daha görmüş olacağız.
Le Jardin du Petit Palais (lö jarden dü pöti pale ya da lö jağden dü pöti pale) Küçük Saray’ın bahçesi anlamına geliyor. Eh, Petit Palais yazısından çok iyi tanıyacağınız gibi aslında saray olmayan bu küçük ama muhteşem binanın avlusu da bir o kadar güzel ve görülmeye değer. Hele ki böyle özel bir kafeye ev sahipliği yapması bakımından mutlaka denenmesi gereken yerlerden biri.
Le Jardin du Petit Palais
Neden ulu orta bir yer diyorum, çünkü burası Champs-Elysées‘ye iki adım mesafede. Zafer Takı‘ndan Concorde‘a doğru yürürken sağda Abercrombie & Fitch sonrası mağaza ve dükkanlar biter de ağaçlıklı yol başlar ya hani, burası metronun Franklin Roosevelt durağıdır. Buradan dümdüz yürümeye devam ettiğiniz zaman Champs-Elysées – Clemenceau durağına ulaşırsınız. Bir bakıma “Günümüz Fransasının Atatürk’ü” diyebileceğimiz Charles de Gaulle heykelinin olduğu bu noktada hemen sağınızda Grand Palais ve onun karşısında Petit Palais bulunur.
Petit Palais‘nin merdivenlerinden çıkıp güvenlik aramasından geçtikten sonra sağ ya da sol uçtan bahçeye girdiğimiz zaman yarım daire biçimindeki avluya girmiş olursunuz. Bu küçük ama etkileyici avlunun tam karşı tarafında Le Jardin du Petit Palais adındaki bu güzel kafe bulunur. İşte bu yüzden hem ulu ortadır hem de gizli saklıdır.
Aslında bu tür yerleri yazarken biraz tereddüt etmiyorum desem yalan olur. Bazı yerler bana özel kalsın istiyorum ama burası gibi pek çok turistin bildiği ama Türklerin çoğunun haberdar olmadığı çok özel yerlerden kendi ülkemin vatandaşlarının da haberinin olması gerektiğini düşünüyorum 🙂
Le Jardin du Petit Palais
Beyazıt’taki üniversite yıllarımda, Sultanahmet’teki İslam Eserleri Müzesi’nin bahçesindeki muhteşem kafeye neredeyse her hafta giden biri olarak müze kafelerine karşı özel bir ilgim olduğu doğrudur. Gerçi son restorasyondan sonra İslam Eserleri Müzesi’nin bahçesinin mahvedildiğini üzülerek gördüm ve içim parçalandı ya neyse, biz güzel şeylerden bahsetmeye devam edelim.
Günümüzde Paris Güzel Sanatlar Müzesi olarak işlev gören Petit Palais‘nin girişi ücretsiz olduğu için bu kafeye gelmek için de ücret ödemiyorsunuz. Nefis sütunlu avlusunda karşınızdaki kubbeli mimari o kadar etkileyici ki, hava çok soğuk değilse mutlaka dışarıda oturmalısınız. Ben kışın en soğuklarda bile dışarıda oturduğum için havanın güzel olduğu zamanlarda da dışarıda oturmanın bir yolunu illa ki buluyorum.
Ne yazık ki burası oldukça popüler bir yer, sabah erken saatler haricinde bahçede oturacak yer bulmanın biraz güç olduğunu söylemeliyim. Aslında çok kalabalık demeyelim de bahçedeki oturma alanı kısıtlı… İçerisi ise oldukça büyük ve herkese yetecek kadar yer var ama iç dekorasyonun müzenin atmosferine çok uymadığını kabul etmek gerek. Yine de şık ve temiz ama işte insan 1900 yapımı bu binanın içinde olduğunu hissetmek istiyor; bu çağdaş iç dekorasyona o yüzden pek ısınamadığımı itiraf etmeliyim.
Le Jardin du Petit Palais
Le Jardin du Petit Palais özellikle öğlen yemekleri ve çay-kahve-tatlı keyifleri için tercih edilebilir. Çok zengin bir menüsü olduğunu söyleyemem ama yine de karnınızı doyuracak güzel bir şeyler illa ki bulabilirsiniz. Güncel fiyatlar ve ürün çeşitleri için kendi web sitelerindeki menüye bu linkten ulaşabilirsiniz.
Bahçe bazen kalabalık olsa da öyle sakin öyle dingin ki, siz de bu sessizliğe kendinizi kaptırıp hayatın tadını çıkarmak için bu kafeye uğrayıp bir şeyler yiyip içerseniz benim kadar mutlu olacağınıza inanıyorum. Rica ederim uzak doğulu turistler gibi fotoğraf çektirirken kendinizi fazla kaybedip ortamın dinginliğine gölge düşürmeyin 🙂
Bahçede keyfinizi yaptıktan sonra müzeyi dolaşabilir sonrasında dışarı çıkıp sola dönerseniz III. Alexandre Köprüsü ve Seine Nehri tarafına, sağa dönerseniz de Champs-Elysées gezinize devam edersiniz. Buraya doğrudan ulaşmak içinse 1 ya da 13 numaralı metro hatlarının “Champs-Elysées Clemenceau” durağında inmeniz yeterli.
Le Jardin du Petit Palais’nin, müze gibi Pazartesi günleri kapalı olduğunu sakın unutmayın…
Ben burayı çok severim, sık sık da giderim. Bakarsınız bir gün burada karşılaşıveririz de?
Keyifli geziler, keyifli keşifler…
Yazar

Yorum Yazın