(Son Güncelleme: 12.01.2018) Bu yazıda Paris’teki en ilginç yerlerden birini daha tanıyacağız hep birlikte: Île aux Cygnes (il o siyn). “Kuğulu Ada” olarak çevirebileceğimiz bu ada, Paris’te alternatif rotalar arayanların yolu üstünde olması gereken bir yer bana göre. Üstelik öyle uzaklarda da değil, uluorta bir yerde, hep gelip geçtiğimiz ama aşağı inip bakmayı ihmal ettiğimiz bir noktada.

Seine Nehri‘nin ortasında, 15. ve 16. arrondissement‘lar arasında 1827‘de oluşturulmuş bu yapay adanın, yapay olması dışında benim açımdan birkaç ilginç özelliği daha var. Bu detaylardan yazının ilerleyen bölümlerinde bahsedeceğim. Dilerseniz önce adaya nasıl ulaşacağımızı öğrenelim:

Île aux Cygnes

Adaya bir kuzey doğu bir de güney batı ucundan iki ayrı giriş var. Ben her zaman kuzey doğu girişinden yani güzeller güzeli Pont de Bir-Hakeim köprüsünü geçerek ulaşmanızı öneriyorum. Benim için bu adayı özel kılan birinci özellik bu köprünün ortasında bulunuyor olması zaten.

Üstelik pek çok turistin gelip geçtiği bu köprüden kimsenin aşağı inip de adayı merak etmemesi de enteresan. Hep diyorum ya, uluorta güzellikleri kaçırıp duruyoruz hep hayatta, siz kaçıranlardan olmayın istiyorum, o yüzden paylaşıyorum bunca bilgiyi zaten…

Île aux Cygnes

Bunun için zaten Eyfel Kulesi ziyaretinden yürüyerek geliyor olabilirsiniz. Toplu taşımada metro tercih ediyorsanız 6 numaralı hattın “Passy” ya da “Bir-Hakeim” istasyonlarından birinde inip Bir-Hakeim Köprüsü‘nden geçmeniz ve köprünün ortasına gelince Eyfel Kulesi‘nin aksi istikametindeki merdivenlerden inmeniz yeterli. RER-C‘nin “Champs-des-Mars / Tour Eiffel” istasyonunda indikten sonra da aynı şekilde ulaşabilirsiniz.

Benim için adanın ikinci ilginç tarafı850 metrelik uzunluğuna karşın sadece 11 metre genişliğinde olması. Dolayısıyla ada üzerinde sadece bir tane yürüyüş yolu var… Böylesine uzun bir adada tek bir yol üzerinde gidip gelmek zorunda olmak, bir adadan çok bir köprüde yürüyormuş hissi uyandırıyor insanda.

Île aux Cygnes

Mevsimine göre yeşilli, sarılı, kırmızılı ağaçlarla süslenmiş genişçe bir köprüde yürüyormuş gibi hissediyorsunuz… Yürüyüş yapanlar, köpeğini gezdirenler, koşanlar, banklara oturup manzarayı seyredenler, kitap okuyanlar, sevenler, sevişenler… Tam bir Paris atmosferi yani…

Manzaranız her zaman çok güzel değil. Paris’in Öteki Yüzü diye bir yazım var, orada da bahsediyorum bu konudan. Öteki yüzden kastım illa fakir ve bakımsız yüzü değil Paris’in, bir de modern mimarinin fütursuzca uygulandığı eski proje örneklerini de ben Öteki Paris‘te sınıflandırıyorum.

Île aux Cygnes

Bunları görünce “iyi ki Paris’in tamamı böyle değil” diyorsunuz. Neyse ki bu ada manzaranızın tamamı böyle değil ama sonuçta böyle görsel bir kirlilik de var; her şeyi de güllük gülistanlık göstermemem gerek diye düşünüyorum.

Yürüyüşün ilerleyen kısmında adanın tam ortasında üzerinizden yay gibi kıvrılarak geçen bir köprü göreceksiniz: Pont Rouelle; bu köprü üzerinden de RER-C trenleri geçiyor. Biz bu köprünün altından geçip yolumuza devam edeceğiz.

Île aux Cygnes

Sağlı sollu bakınırken bazen ağaçlar manzaranızı kapatıyor, bazen karşı kıyıda bir tekne-ev görüyorsunuz, “orada yaşamak ne güzel olurdu” diye hayaller kuruyorsunuz. Ama Paris’te ve dünyanın pek çok yerinde yaşamak için o kadar güzel çok yer var ki, tek birini seç deseler hangisini seçerdim inanın bilemiyorum.

Adanın uç kısmında sizi güzel bir sürpriz bekliyor. Benim bu adada en sevdiğim -ve belki de en önemli- özellik, adanın güneybatı ucunda (ki bu noktada Pont de Grenelle var) yer alan “Özgürlük Heykeli” replikası… Replika dediysem 1889‘da, yani orijinalinden sadece üç yıl sonra yapılmış bir anıttan söz ediyorum.

Île aux Cygnes

Bu heykele ulaşmak için de köprü üzerine çıkmak yerine sağdan ve soldan inen merdivenlerden birini seçerek köprü altından geçmeniz yeterli. Artık adanın diğer ucundasınız.

Özgürlük Heykeli’nin hikayesini bilirsiniz: Süveyş Kanalı’nın 1869’daki açılışı öncesinde kanalın Akdeniz’e açılan girişine dikilmek üzere Osmanlı Padişahı Abdülhamid Han adına Said Paşa, Fransız heykeltraş Frederic Auguste Bartholdi‘ye bu heykelin siparişini veriyor; heykel Paris’te yapıldıktan sonra Marsilya’dan gemi ile nakledilmesi için çalışmalara bile başlanıyor ancak müslüman bir ülkede bu kadar büyük bir heykelin dikilmesinin olumsuz karşılaşacağı fikri hakim olunca bu heykelin dikilmesinden vazgeçiliyor.

Île aux Cygnes

Eser yıllarca Paris’te bir depoda tozlanırken Amerikalılar New York’a özgürlüğü temsil edecek bir anıt dikme kararı alıyorlar ve heykeltraşımız bazı değişiklikler yaparak günümüzdeki Özgürlük Heykeli’ne son şeklini vererek Amerikalılara teslim ediliyor. Böylelikle heykel 1886‘dan beri New York’un ve hatta Amerika Birleşik Devletleri’nin sembolü oluyor.

İşte bizim açımızdan böylesine talihsiz bir hikayesi olan heykelin üç yıl sonra yapılmış olan replikası Paris’te, Île aux Cygnes’de bulunuyor. Burada spor aletlerinin bulunduğu bir park da var; gençler burada spor yapıyor…

Île aux Cygnes

Özellikle güneybatı yönünden bu tarafa bakarken önde Özgürlük Anıtı, arkada da Eyfel Kulesi çok enteresan bir görüntü oluşturuyor; insan bir an New York’ta mı yoksa Paris’te mi olduğunu karıştırıyor… Paris’te Özgürlük Anıtı’ndan birkaç tane daha var; ilk aklıma gelen Arts et Métiers Müzesi‘nin girişindeki heykel oldu şimdi…

Ben bu noktadan sonra köprüden karşıya geçmek yerine başladığınız yere geri dönmenizi öneriyorum çünkü Grenelle Köprüsü‘nden sağa da geçseniz sola da geçseniz o kadar da enteresan bir şey yok. Köprüye çıkıp Özgürlük Anıtı’na bakarsanız sağ tarafınızda Radio France‘ın yuvarlak binası bulunuyor, sol tarafınız da Paris’in çağdaş yüzünü yansıtan bir mahalle, Grenelle var; o kadar matah bir yer olduğunu düşünmüyorum. Orada küçük bir AVM var ama gitmeye değer mi bilemiyorum; en iyisi geri dönmek.

Île aux Cygnes

Pont de Bir-Hakeim‘e döndüğünüzde artık hangi taraftan bu köprüye geldiyseniz öteki tarafa doğru yürümenizi öneriyorum. Büyük olasılıkla Eyfel Kulesi yönünden geldiniz, o zaman Passy tarafına geçip Café Le Passy‘de bir yorgunluk kahvesi almanızı öneririm. Maison de Balzac – Balzac’ın Evi ve Musée du Vin – Şarap Müzesi de çok yakın. Sonra oradan Trocadéro‘ya yürüyebilirsiniz.

Keyifli geziler, keyifli keşifler.

 

 

Adres: 75015 Paris

Diğer Adalar:
– Île de la Cité – Cité Adası
– Île de Saint Louis – Saint Louis Adası
– Île de la Jatte – Jatte Adası
– Île de Puteaux – Puteaux Adası
– Île Seguin – Seguin Adası
– Île Saint Germain – Saint Germain Adası

Yazar

5 Yorum

  1. Merhaba, yazın bir kaç arkadaşlar yapacağım kısa Paris gezisi nedeniyle araştırma yaparken sitenizi buldum, yazılarınızı severek okuyorum ve çok da faydalandım! Yalnız bu yazıdaki Özgürlük Anıtı hikayesine itirazım var! Murat Bardakçı'nın yıllar önce gazetede yayımladığı o hikaye (heykeli Mısır hıdivi sipariş etmişti, parasını Abdülaziz ödemişti vs.) pek doğru değil gibi. Mustafa Armağan'ın bu konudaki yazısını okuduktan sonra doğru olmadığına ikna oldum: http://www.zaman.com.tr/mustafa-armagan/ozgurluk-heykelini-abdulaziz-mi-yaptirdi_1044109.html

    • Merhaba,
      Öncelikle mesajınız, güzel yorumunuz ve bilgilendirmeniz için teşekkürler. Rivayet konusunda haklısınız; zaten bu konuda emin olmadığım için yazıda "hikaye" kelimesini kullanmayı uygun bulmuştum.
      Verdiğiniz linki okumaya çalıştım; okumaya çalıştım diyorum çünkü dilini hiç beğenmedim 🙂 İnsanları bilgilendirmekten çok karşı tarafa "haddini bildirme" derdi var gibi geldi ve beni çok rahatsız etti. Öyle olunca da yazıda ne demek istendiğine odaklanamıyorum ne yazık ki. Bense yanlış bildiğimiz bir konunun doğrusunu başkalarına göstermeye çalışırken daha yumuşak bir dil kullanılması gerektiğini düşünüyorum. O yüzden bu konuda hikayenin aslını öğrenmek için -bir müsait vaktimde- daha başka kaynakları okuyup konuyu kavramaya çalışacağım. Siz de daha öğretici/bilgilendirici bir link bulursanız paylaşmaktan çekinmeyin lütfen.
      Tekrar teşekkürler…

  2. Yazının üslubu ve zor anlaşılırlığı konusunda ne deseniz haklısınız. Heykel hakkında özetle durum şu: Gerçekten Süveyş Kanalı’nın açılışı şerefine 1867’de Mısır’a elinde meşale tutan kadın şeklinde bir anıt (bir deniz feneri) dikilmesi söz konusu olmuş. Heykeltıraş Bartholdi böyle bir anıt yapmayı teklif etmiş; planı Hidiv’e sunmuş ama kabul edilmemiş. Yani proje hiç hayata geçmemş Anıtın yaptırıldığı, sonra Süveyş’e dikilmeyip bir depoda beklediği ve yıllar sonra da parası Abdülaziz tarafından ödenen anıtın New York’a gittiği doğru değil. Süveyş için Bartholdi’nin yaptığı anıttan şurada kısaca bahsediliyor: Klaus Kreiser'in 1997 tarihli Muqarnas dergisinde yaymlanmış “ Public Monuments in Turkey and Egypt, 1840-1916” başlıklı makalesi.. Güzel olan şu ki bir fotoğraf da var ! Yapılan çalışmanın modeli Bartholdi Müzesi’nde olsa gerek. Onun fotoğrafı eklenmiş. Gerçekten de Hüriyet Abidesi’ne benziyor ama heykeltıraş benzerliğin tesadüf olduğunu söylemiş 
    http://archnet.org/system/publications/contents/3417/original/DPC1306.pdf?1384775050

  3. Eyfel kulesi turumuza buradan başlayıp Bir-Hakeim köprüsü üzerinden sol tarafa ve Trocadero meydanı istikametinde yürüdük. Spor yapılan alan 8 yaşındaki oğlumun en az Özgürlük Heykeli kadar ilgisini çekti.

Yorum Yazın