(Son Güncelleme: 12.01.2018 – Konuk Yazar: Devrim Bağman) Bir keresinde bu kapının önünden geçerken içeri doğru hafifçe kafayı uzatıp bakmış, gördüklerim karşısında da buraya mutlaka gelip yemek yemeyi aklımın bir köşesine yazmıştım. Aslında çok da merkezi bir yerde, tam Grands Boulevards’ın bir paralelinde, tarihi restoran Chartier’nin hemen yakınında yer almasına rağmen aylar sonra fırsat oldu bir akşam yemeğine Osteria dal Gobo’ya gelmek.

O kapıdan içeri uzanan gözlerin aldığı ilk izlenim çok doğru çıktı. Duvarlardaki, masaların üstündeki tonlarla resim, çerçeve, obje ile tam bir renk cümbüşüydü Osteria dal Gobo. Masada otururken insan nereye bakacağını neyi inceleyeceğini şaşırıyordu.

Tavandaki ahşap kolonları, duvarlardaki tarihi aynaları, iki odayı birbirinden ayıran ve dışarıya bakan camları örten klasik desenli perdeleriyle çok sıcak bir atmosferde yemek yiyeceğini anlamamak ne mümkündü. Biraz deli dolu, sergüzeşt bir opera sanatçısının oturma odasına gizlice süzülmüş hissini de boşuna uyandırmamıştı; çünkü az sonra operalardan aryalar çalmaya başladı restoranda.

Grands Boulevards’da Değişik Bir İtalyan Restoranı: Osteria dal Gobo

İlk gün kapıda laf atan beyaz önlüklü hafifçe kamburu çıkmış yaşlı garsonun, aslında oranın sembolü olduğunu anlamak uzun sürmedi. Benim biraz haddimi aşıp eski kırığı olduğunu iddia ettiğim bir tenor eşlik ederken, gözlerinde gördüğüm aşk bana doğru yerde olduğumu hissettirdi. Ne yediğin önemli tabii ama insan her şeyi deneyip tattıktan sonra, biraz da farklı bir şeyler görüp yaşamak istiyor gittiği restoranda. Öylesine sıradan hayatlarımız var ki, onu arada sırada da olsa birazcık renklendiremedikten sonra yaşamanın ne anlamı var?

Daha kapıdan girerken solda masaların üzerine serpilmiş antreler dikkatimi çekmişti ama onların masamıza daha yemek sipariş etmeden servis edileceğini hiç tahmin edememiştim. Bruschetta, zeytin garni, sebze garni gibi, tamamen Akdeniz usulü leziz atıştırmalıklarla ana yemek söylemeden kalkma fikrine çok güldük ama tabii ki bu fikrin beynimizi ele geçirmesine izin vermedik, çünkü kendi adıma söyleyeyim, daha sırada karidesli linguine gibi leziz bir seçenek vardı 🙂

Yemekler bugüne kadar yediğim en muhteşem İtalyan mutfağı değildi belki ama gözüme, kulağıma ve beynime o kadar çok hitap etti ki, bana sanki daha önce hiç bu kadar güzelini yememişim gibi geldi. Tabii biraz da İtalyan şarabının etkisiyle 🙂 Bence şarap seçimini onlara bırakın ama sürprizle karşılaşmamak için bütçesine bir bakabilirsiniz.

Grands Boulevards’da Değişik Bir İtalyan Restoranı: Osteria dal Gobo
Tatlı konusunda da kimse beni tiramisudan vazgeçiremez; ev yapımı bir tiramisu varsa ne olursa olsun onu yerim ben, o yüzden tiramisu tavsiye edeceğim size de 🙂

Bu arada blogun takipçilerinin artık iyi tanıdığı The Fork – La Fourchette’i kullanarak da bu link üzerinden Osteria dal Gobo’ya rezervasyon yaptırabilirsiniz. Her zaman bir indirim almak olası değil ama en azından Fransızca konuşmayan misafirler için telefonla rezervasyon yaptırma zahmetinden kurtulmak anlamına gelebilir bu. Belki rezervasyonsuz da gitmeyi deneyebilirsiniz ama özellikle akşam yemekleri için kapıda kalma riskiniz var…

Restoranda fiyatlar doğru. Yani ne pahalı ne de ucuz. Ne yiyeceğinizi bilinçli seçerseniz ve abartmazsanız gayet makul bir rakama da çıkabilirsiniz ama gerisi size kalmış tabii. İnsan bazen “bir kerecik gelmişim” deyip salar ya hani kendini ve öyle de mutlu olur ki sonrasında, o yüzden işin o kısmını size bırakmak gerek.

Grands Boulevards’da Değişik Bir İtalyan Restoranı: Osteria dal Gobo

Ulaşım ise gayet kolay: 8 ya da 9 numaralı metroların Grands Boulevards durağında inip Holiday Inn‘in sokağından girip ilk sağa sapıyorsunuz. Osteria dal Gobo, biraz yürüdükten sonra solda karşınıza çıkacaktır.

Bu arada biraz restoran yazısı formatının dışına taşacağım ama söylemeden de edemedim. En zoru yemeğe kiminle gideceğini seçmektir aslında. Hayati sorun yaratmak için değil de hayatın güzelliklerinden pay almak için ve bunları paylaşmak için yaşamayı tercih eden, sohbeti güzel, akıllı ve doğru insanlarla birlikteyseniz zaten en beter restoran bile insana cennet gibi görünüyor.

Ben şanslıyım bu konuda galiba, hep doğru insanlara rastladım. O akşam o restoranda da dünya tatlısı bir Fransız Türk çiftle birlikte yemek yedik ve bu da bana bir kat daha fazla sevdirdi orayı belki de kim bilir?

Sevgi ile kalın…

Devrim Bağman, Paris

Adres: 26 Rue Bergere, 75009 Paris

Yazar

Yorum Yazın