(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’in en sevdiğim köşelerinden biri de Passy… Zaten Paris’in sevmediğim köşesi var mı ki? Passy, Eyfel Kulesi‘nin hemen kuzey batı tarafında, 16. arrondissement‘da bulunan güzel bir semt. Bu semtle aynı taşıyan Café Le Passy ise gitmeyi en sevdiğim kafelerden. Küçük sevimli bir meydana bakan bu kafeye sadece, girişteki barın sağlı sollu iki yanında bulunan yüksek tabureli masalarda oturup bir kahve içmek için uğruyorum.
 
Aslında Café Le Passy aynı zamanda güzel de bir restoran. Harbiye tarafındaki pastaneleri hatırlatıyor bana kafenin bu restoran kısmı. Burada çok kahve içmişliğim vardır ama restoranında en fazla iki üç kere yemişimdir. Arka bölümdeki restoran kısmı da güzel ama öyle aman aman özellikli değil.
 
Le Passy’ye ne zaman gitsem illâ ki girişteki o yüksek taburelere oturup kahvemi içerken dışarıyı izleyeceğim. Hatta arka sokağa değil de ana caddeye bakan pencerenin önündeki tek masanın boş olduğunu gördüğümde dünyada benden mutlusu olmuyor.
 
Aslına bakarsanız Paris’te bu tarz yüzlerce kafe var ama işte yaşadıklarınız, anılarınız, o günkü ruh haliniz size bazı yerleri diğerlerinden daha çok sevdiriyor. Bir de benim için mekânın kendisi kadar konumu ve manzarası da önemli tabii. İstanbul’da deniz ya da Boğaz manzarası birinci önceliktir ama konu Paris olunca işte, şöyle ferah, güzel bir yere, küçük de olsa ferah bir meydana bakan bir kafeyle yetinmek zorunda kalıyorsunuz tabii 🙂

Café Le Passy
Passy (pasi) Paris’in sevimli bir semti. Sanıyorum Parisliler tarafından “class” yerlerden biri olarak algılanıyor. Benim içinse Paris’in birbirinden güzel köşesinden sadece birisi. Zaten insanın çok parası olsa bile Paris’in neresinden ev alması gerektiğine karar veremez ki… Parası pek çok evi almaya yetecek biri de beğendiği bütün evleri almaya kalksa hangi birinde yaşayacağını şaşırır 🙂 O yüzden en güzeli kendinize bir “üs” belirleyip orada yaşamak, sonra da Paris’in tadını çıkarmak için her gün başka bir yerde gezmek. Tabii ki kendi zevkinize uygun bölgeler zamanla kendiliğinden oluşuyor ve hayatınız o çerçevede gelişmeye başlıyor. Ben yine de sık sık farkına varmadan oluşturduğum döngünün dışına çıkıp farklı farklı yerlerde dolaşmaya dikkat ediyorum. Rutin, sıcak ve koruyucu olsa da yeni yerler keşfetmek her zaman zenginleştiricidir…
 
Buraya metro ile gelmek isterseniz en kolayı (ve en güzeli) 6 numaralı hattın Passy istasyonunda inmeniz. Bu istasyon, metronun tam Pont de Bir Hakeim köprüsünden geçmeden önce yeryüzüne çıktığı nokta. Aşağıdaki köprünün üzerinden geçtiği Seine Nehri‘nin tam ortasında da Île aux Cygnes bulunuyor. Maison de Balzac – Balzac’ın Evi ve Musée du Vin – Şarap Müzesi de kafeye çok yakın.
 
Passy istasyonunun hem kendisi güzel, hem köprüye doğru manzara hem de merdivenlerden çıkarkenki sokak… Yokuşun başına geldiğinizde de meydana ulaşıyor, tam karşınızda, sol tarafta Café Le Passy’yi görüyorsunuz zaten.
 
İlk fırsatta burayı ziyaret etmeniz, oturup bir kahve içerken beni tebessümle anmanız dileğiyle…
 
Afiyet olsun
 
Yazar

Yorum Yazın