Archive

Eylül 2016

Browsing

(Son Güncelleme: 01.06.2018) Hep söylediğim gibi Fransa’daki köyleri, bizim bildiğimiz anlamdaki köylerden ayıran en büyük özelliklerden biri, o köylerde rüya gibi evler ve çevre düzenlemesinin yanında çoğu zaman kaliteli restoranlar, konservatuarlar, dans okulları, sanat galerileri ve hatta birbirinden değerli müzelerin de olması.   Sadece 500 civarında insanın yaşadığı Giverny’de de, akın akın insanın gelip ziyaret ettiği, yine böylesine değerli bir müze var işte: Musée des Impressionnismes – Empresyonizm Müzesi…   Empresyonizm Müzesi – Musée des Impressionnismes Paris’ten 80 kilometre kadar uzaktaki Giverny’de bulunan bu müzenin, bu kadar ünlü olmasının nedeni sadece içinde sergilenen eserler değil. Elbette ki sanatın izini sürmeyi sevenlerin, özellikle de empresyonizm meraklılarının keyifle gezebileceği bu müze daha çok, Claud Monet’nin Giverny’deki Evi’ni gezmeye gelenlerin bu geziden sonra ek olarak görmek isteyebilecekleri çok özel bir yer. Zaten Giverny küçücük bir köy olduğu için, hazır Monet’nin evine gelmişken, o cennet bahçeyi gezdikten sonra Empresyonizm Müzesi’ni gezmek de gününüze değer katacaktır. Dikkat etmeniz gereken…

Paris’in tarihi günlerinden daha doğrusu gecelerinden birine daha tanıklık ediyoruz hep birlikte: Nuit Blanche. Peki nedir Nuit Blanche? “Beyaz Gece” anlamına anlamına gelen Nuit Blanche (nüi blanş), Rusya’daki gibi güneşin geç vakitlerde batması, havanın gece vakti aydınlık olması değil, bir bakıma “uykusuz gece” anlamına geliyor ama bu uykusuzluk insomnia gibi değil, sabahın ilk ışıklarına kadar bile-isteye ayakta durduğumuz bir gece; sabahlamak yani. Peki ne uğruna ayaktayız bütün gece? Tabii ki Paris’te yılda bir kez gerçekleştirilen olağan üstü bir kültür-sanat etkinliği nedeniyle. Ama bu etkinlik öyle basit ve lokal bir etkinlik değil, şehrin her tarafına yayılmış, sabaha kadar devam eden, her an her köşeden karşınıza çıkıveren, başka zaman kolay kolay göremeyeceğiniz türden bir kültür-sanat şöleni.   Bunca zamandır Paris’te yaşıyorum, bugüne kadarki bütün Nuit Blanche etkinliklerini kaçırdım. Ya o tarihlerde Paris dışında seyahatteydim ya evde hasta yatıyordum ya da hep bir işim çıktı. Etkinliklere katılamayınca peşine düşüp araştırmaya da çok hevesim olmamıştı, o…

Arabasız yaşanan bir şehir mümkün mü? Paris ikinci kez bu sorunun yanıtını arıyor; daha doğrusu bu sorunun yanıtını uzun zamandır arıyor da bunun uygulanabilir olup olmadığını deneyerek öğrenmek için bu yıl ikinci kez “Otomobilsiz Gün” etkinliği düzenliyor. Bu kez tarih: 25 Eylül 2016 Pazar… Geçen yıl ilk kez düzenlenen Journée Sans Voiture – Paris Otomobilsiz Gün etkinliği, Paris’in daha dar bir alanında gerçekleştirilmişti. Bu ilk etkinlikle ilgili olarak bu linkteki yazıyı hazırlamıştım ama o tarihte İstanbul’da tatilde olduğum için bu tarihi fırsatı deneyimleme şansını kaçırmıştım. O yüzden nasıl geçti, neler yaşandı sadece basından takip etmek zorunda kaldım. Bu kez Paris’teyim ve ikinci fırsatı kaçırmaya hiç niyetim yok 🙂 Peki bu etkinlik neleri kapsıyor? 25 Eylül 2016 Pazar günü saat 11:00-18:00 arası yukarıda görüdüğünüz haritada, merkezde KOYU YEŞİL ile gösterilen yerlerde özel araçların trafiğe çıkması yasak. AÇIK YEŞİL ile gösterilen alanlarda ise tüm araçlar trafiğe çıkabilir ama hız sınırı 20 kilometre ile sınırlı… Paris çevresini…

(Son Güncelleme: 01.06.2018) Paris’in hazineleri bitmek bilmiyor. Öyle ki bu hazineler hep ulu orta yerlerde olduğu halde, başka şeylere odaklandığımızdan mıdır, yoksa odaklanacak çok fazla şey olduğundan mıdır nedir, bazen gözden kaçabiliyor. Ama biz hep birlikte Paris’in altını üstüne getirmeye devam ediyoruz ve bu yazıda yine o hazinelerden birini, Paris’i deniz kenarında bir liman kenti gibi hissetmemizi sağlayacak olan Port de l’Arsenal’i tanıyoruz hep birlikte. Port de l’Arsenal – Bassin de l’Arsenal Port de l’Arsenal (por dö larsenal ya da poğ dö lağsenal) yerine Arsenal Limanı da diyebiliriz ama peki Arsenal’in kelime anlamı nereden geliyor? Hemen izah etmeye çalışayım; Arsenal mühimmat deposu ya da daha Türkçe bir tabirle askeri malzeme deposu demek ve tahmin edeceğiniz üzere burası eskiden bir askeri malzeme deposu olarak kullanıyormuş ki bu “bir zamanlar” dediğim 14. yüzyıla denk geliyor ama o zamanlar burada bu liman yok. Limanın yapılması 19. yüzyılı buluyor. Port de l’Arsenal – Bassin de…

(Son Güncelleme: 01.06.2018) İnsan bazen istiyor ki şöyle ferah feza bir yerde oturayım da içim açılsın, hayatın ve Paris’in tadını keyifli bir yerde çıkarayım ama Paris genelde düz bir şehir olduğu için, şöyle uçsuz bucaksız bir ferahlık hissedebileceğiniz mekanların sayısı da pek fazla olmuyor. Özellikle “bir şeyler yiyip içerken Eyfel Kulesi’ni de göreyim” dediniz mi fiyatlar alıp başını gidiyor. Bu yazıda sizlere, Eyfel Kulesi’ne karşı hem ferah-feza oturup keyifle bir şeyler yiyip içebileceğiniz, hem de rakamları uçuk olmayan güzel bir teras bar-restorandan söz etmek istiyorum: Le Terrass” Terrass” Hotel Bar Restaurant – Montmartre Her şeyden önce şunu belirteyim; bu yazıyı yazarken de başlığını atarken de ortografik hata yapmadım. Normalde Fransızcada teras “la terrasse” olarak yazılır ama bu bizim terasımız Le Terrass” olarak yazılıyor. Artık bir hoşluk olsun diye mi öyle yapmışlar, neden feminen bir sözcüğü bu şekilde maskülene çevirmişler işin o kısmını bilmiyorum. Zaten neden bazı dillerde maskülen-feminen vardır o da…

Paris’teki en özel günlerden biri olan Journées du Patrimoine (Kültürel Miras Günleri) etkinlikleri, kesinlikle kaçırılmaması gereken çok özel bir hafta sonu. Her yılın Eylül ortasında gerçekleştirilen bu etkinlik kapsamında, normal zamanlarda gezip görme şansınız olmayan sayısız devlet kurumu, saray, müze ve pek çok anıtsal yapı, kapılarını ziyaretçilere ücretsiz olarak açıyor; başka zaman gezme fırsatı bulamayacağınız yerleri bu iki gün içinde gezip görme şansı yakalayabiliyorsunuz. Bu etkinlik aslında her yıl Avrupa’da ve tüm Fransa’da eşzamanlı olarak gerçekleştiriliyor ve sayısız mekan halka kapılarını açıyor. Çerçeveyi daraltmak ve konuya odaklanmak adına ben haliyle sadece Paris ve civarındaki etkinlikler konusunda size kısa bir bilgi vererek konudan haberdar olmanızı sağlamak, daha sonra nerelerin ziyarete açılacağına dair linki paylaşarak yüzlerce seçenek arasında karar verme konusunda kafanızı önce karıştırmak, sonra da birkaç öneri ile karar vermenizi kolaylaştırmak istiyorum 🙂   Paris’te, sırf bu hafta sonuna özel, birbirinden güzel o kadar çok yer ziyarete açık olacak ki, hem…

(Son Güncelleme: 01.06.2018) 2014 yılı başından beri sizlerle kâh Paris’in içinde kâh Paris’in çevresinde dolaşıp duruyoruz. 2016 yazı boyunca da özellikle Paris çevresini gezdik ama dilerseniz artık hep birlikte şehir merkezine dönelim, Paris’in bitmek tükenmek bilmez kaynağının derinliklerine biraz daha dalalım, yeni keşifler yapalım. Paris’teki ünlü kitapçı Shakespeare and Company, bu blog’taki 250. yazıymış. Bu yazı ise 412. yazı… Zaman nasıl da su gibi akıp geçiyor. Shakespeare and Company’nin hemen yanı başına 2015 sonbaharında açılan Shakespeare and Company Café’yi yazmak için bir yıl geçmiş resmen. Geç olsun da güç olmasın, o halde yılların kafesi gibi görünen ama henüz yeni olan bu kafeyi tanıyalım hep birlikte: Shakespeare and Company Café, Saint Michel’de, Notre-Dame Katedrali’nin tam karşısında, aynı adı taşıyan ünlü kitapçının yanı başında bulunuyor. Burası daha önce neydi hatırlamıyorum; galiba hiçbir şey değildi, öyle boş boş duruyordu; belki kapalı bir dükkan, belki de depoydu ama her ne ise hiç dikkatimi çekmemiş; böylesine popüler…

(Son Güncelleme: 01.06.2018) Paris’in parkı, bağı-bahçesi bitmiyor efendim; bugün yine kendimizi yeşile salıyoruz. Ama bu kez bayıra karşı uzanacağız biraz, Paris’i doğusundan ve tepelerden seyredeceğiz: Parc de Belleville – Belleville Parkı’ndayız. Parc de Belleville (park dö belvil ya da pağk dö belvil), 20. arrondissement’daki Belleville semtinde bulunuyor ve 4,5 hektarlık yüzölçümüyle Paris’in en büyük parklarından biri olma özelliğini taşıyor. Tuileries Bahçesi ya da Lüksemburg Bahçesi kadar havalı olmasa da La Villette Parkı, Bercy Parkı ya da André-Citroën Parkı gibi çağdaş bir park olması bakımından, size değişik görünebilir.  Belleville Parkı – Parc de Belleville Kişisel olarak benim yolum Paris’in doğu tarafına çok sık düşmediği için burayı keşfetmem de Temmuz 2016’yı buldu. Aslında görmek istediğim yerlerden biriydi ama bir türlü sıra gelmedi. Bir gün yine rastgele otobüslerle şehri oradan oraya turlarken kendimi bu civarda buldum ve hemen aklıma, çok yakınlarda olduğunu bildiğim Belleville Parkı’nı gezmek geldi; bir baktım ki parktayım… Belleville benim pek iyi bilmediğim…

(Son Güncelleme: 01.06.2018) Bu yazımız atları sevenler için. Hayır öyle sadece at yarışı meraklıları değil, atları seven, onların insanlarla kurduğu bağı hissedebilenler için daha çok. Şimdi hep birlikte Paris yakınlarındaki Chantilly’ye gidelim, Chantilly Şatosu’nun bir parçası olan Musée du Cheval – At Müzesi’ni gezelim.  At Müzesi – Musée du Cheval (Chantilly) At Müzesi – Musée du Cheval Paris’in yaklaşık 50 kilometre kuzeyinde bulunuyor. Bu müzeye yolunuzun düşmesi için sadece atları sevmenize gerek yok. Krem şantiye adını veren, Paris çevresindeki en güzel şatolardan biri olan Château de Chantilly’yi görmeye gideceğiniz gün, gezi programına bu müzeyi de dahil etmeniz yeterli. Çünkü ikisi yan yana ve şatoyu gezmek için alacağınız bilete burası da dahil. Dolayısıyla giriş ücretleri, açılış saatleri, ulaşım detayları ve diğer bilgiler için Chantilly Şatosu – Château de Chantilly yazısını okumanız yeterli.  At Müzesi – Musée du Cheval (Chantilly) Türklerin hayatında at çok önemli bir yer tutarmış gibi görünür ama düşünecek olursak…