Facebook Facebook Twitter Instagram Google LinkedIn Pariste.Net English

5 Ağustos 2016 Cuma

Château de Vaux-le-Vicomte

Château de Vaux le Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
(Son Güncelleme: 01.04.2017) Paris çevresindeki şatolar serimizin en ama en sevdiklerimden birine geliyor sıra... Aslında "en sevdiğim" demek isterdim ama bu şatolar arasında o kadar çok "en sevdiğim" var ki, hangi birini ön plana çıkarmam gerektiğine bir türlü karar veremiyorum inanın. İsterseniz hepsini tek tek birlikte gezelim, siz de karar vermemde yardımcı olun lütfen. O halde, en güzel şatolardan biri olan Château de Vaux le Vicomte'u tanıyalım bu kez.

Château de Vaux-le-Vicomte (şato dö vo lö vikont) - Vaux le Vicomte Şatosu, Paris'in 50 kilometre kadar güney doğusunda, Melun yakınlarındaki Maincy'de bulunan, dillere destan bir şato. Gerçi biz şato deyince aklımıza daha çok kale görünümündeki orta çağ şatoları geliyor ama Fransızlar saraylara da şatolara da "château" diyorlar, bizim kale gibi düşündüğümüz şatolar ise "château-fort" olarak geçiyor. Dolayısıyla Vaux le Vicomte, mütevazı boyutlarda ama çok çok görkemli bir saray işte. Mütevazı dedimse 500 hektarlık bir arazi üzerine kurulu, ana bina ve müştemilatlar dahil 2 hektarlık kapalı alana sahip bir malikane...

Château de Vaux-le-Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
Vaux le Vicomte Şatosu'nu yılda yaklaşık 300.000 kişi geziyor. Ben buraya, ilki Kasım 2012, sonuncusu Temmuz 2016 olmak üzere toplam dört kez gittim, kışını da yazını da gördüm. Her hali birbirinden güzeldi. Ulaşım için elbette en pratik yöntem özel araçla gitmek. Ben hep kendi kullandığım arabayla gittim. Çünkü toplu taşıma imkanı olsa da şato çok ortalık bir yerde değil, biraz izole. O yüzden siz de dilerseniz araba kiralayıp, dilerseniz Paris Dolmuşu gibi özel şöförlü araç hizmetinden yararlanıp konforlu bir şekilde Vaux le Vicomte'a ulaşabilirsiniz. Yol üstünde Ressamlar Köyü Barbizon'a uğramayı sakın ihmal etmeyin.

Bu tür bir imkânı olmayanlar içinse toplu taşıma ile bu şatoya ulaşmak her zaman mümkün. Bunun için Gare de l'Est'ten Provins yönüne giden Ligne P yani P Hattı trenlerine binip Verneuil - l'Etang istasyonunda inmeniz gerekiyor. Tabii trene binmeden önce ışıklı panolardan, trenin Verneuil - l'Etang'da durup durmadığını da kontrol etmeniz önemli. Hep söylediğim gibi, her banliyö treni yol üstündeki her istasyonda durmuyor; hat numarası aynı olsa da her tren o hattın en son istasyonuna kadar gitmiyor, o yüzden trenleri kullanırken ışıklı panoları iyi okumanızda yarar var. Bir de buranın 5. zone'da yer aldığını unutmayın. Navigo kartınız burada geçiyor.

Château de Vaux-le-Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
Verneuil - l'Etang'a doğru saatte bir tren var diyebiliriz, yolculuk yaklaşık yarım saat - kırk dakika sürüyor ve bu gardan Vaux le Vicomte Şatosu'na ChâteauBus adında özel otobüs kalkıyor. Bu otobüsün biletine gidiş dönüş için 10€ ve nakit ödeniyor ve bu şekilde gardan yirmi dakika içinde şatoya ulaşmış oluyorsunuz. Otobüs saatlerini, önemli tarihleri ve diğer ulaşım seçenekleri ile ilgili tüm detayları bu linkte bulabilirsiniz.

Arabayla gelirseniz rahat edersiniz, aceleniz yoksa GPS'inize de "paralı yollar hariç" seçeneğini işaretlerseniz, sıkıcı otobanlar yerine cicili bicili yollardan geze geze şatoya ulaşmış olur, tam karşısındaki ücretsiz otoparka arabanızı bırakıp karşınızda, demir parmaklıkların arkasındaki muhteşem şatoyu görürsünüz. Giriş sağ tarafta...

Château de Vaux-le-Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
Giriş ücreti yetişkinler için 15,50€'dan başlıyor. Güncel fiyatları ve diğer seçenekleri görmek için bu linke bakabilirsiniz. Şato Nisan başından Ekim sonuna kadar her gün açık. Mart ve Kasım'da sadece hafta sonları, Aralık'ta da hem hafta sonları hem de okul tatili ve noel döneminde açık. Evet belki bu şatoyu güzel havada gezmelisiniz ama noel zamanında da içerisini müthiş dekore ediyorlar, bence kaçırmayın derim. Ziyaret saatleri için de kabaca sabah 10:00'dan akşam 18:00'e kadar diyebiliriz; son giriş 17:30'da ama zaten o kadar geç kalmayın. Bu şatonun hakkı en az iki saatlik bir gezi, hatta bana kalırsa, bahçesiyle birlikte yarım gün.

O halde gezimize başlayalım... Gişelerden geçtikten sonra ilk önce çok güzel bir avluya geliyorsunuz. Burada sağınızda kafeterya ayarında çok hoş bir restoran var. Güzel havalarda bahçesi, kötü havalarda da içerisi çok güzel oluyor. Öğle yemeğinizi burada yemek isteyebilirsiniz. Sol çaprazdaki kapıdan geçtiğiniz zaman da yukarıda fotoğrafını gördüğünüz, çok daha büyük bir avluya ulaşacaksınız. Burası eskiden ahırların olduğu bölümmüş, günümüzde eski at arabalarının sergilendiği bir müze. Burayı sakın kaçırmayın, Avluya girdiğinizde sağa dönün ve ileride karşınızda duran kapıdan girip bu müzeyi gezin derim.

Château de Vaux-le-Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
Musée des Equipages olarak geçen bu bölümde birbirinden güzel at arabaları, çekçekler, atlara ilişkin malzemeler, çocukların bindiği minik modeller, yani birbirinden güzel objeler var. Sıra sıra salonları gezip öbür uçtan çıkıveriyorsunuz. Zaten bu memlekette at o kadar önemli ki, bizdeki gibi lafta kalmıyor, sokaklarda atlı polis görebiliyorsunuz, Maisons-Laffitte gibi yerlerde yol ortasında atını dolaştıran insanlara rastlayabiliyorsunuz, hatta Chantilly Şatosu'nun orada, başlı başına bir At Müzesi bile var.

Musée des Equipages'ın öbür ucundan çıktığınızda büyük avlunun diğer köşesine ulaşmış oluyorsunuz. Dümdüz karşıya yürüyüp ortadaki kapıdan çıkınca sağda Château de Vaux-le-Vicomte tüm görkemiyle tekrar karşınıza çıkıyor. Bu açıdan şato gerçekten çok güzel görünüyor. Özellikle orta çağ şatoları gibi çepeçevre su ile korunmuş bir adacık üzerine kurulmuş bir mimari planla tasarlanmış olması şatoya ayrı bir güzellik katıyor. Hatta çocukça bir hayal gücüyle bu su kanallarının içinde timsahlar olsun istiyor insan ama yok :)

Château de Vaux-le-Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
Ortadaki minik köprüden geçip şatonun üzerine kurulduğu dikdörtgen adacığa ulaşmış oluyorsunuz ve ortadaki büyük kapıdan şatoya giriyorsunuz. Sağ tarafta, bilet kontrolünün yapıldığı ve audio guide'ların alınabildiği bankonun arkasında çocuklar için dönem kostümlerini kiralama seçeneğiniz var ki bu çocuklar için eğlenceli olabilir... Hemen karşınıza muhteşem bir oval salon çıksa da oraya hemen girmiyoruz, şatoyu gezmeye ise (restorasyon ve çalışmalar nedeniyle değişebilmekle birlikte) sol taraftan başlıyoruz ve önce merdivenlerden yukarı çıkıyoruz.

Evet, Vaux le Vicomte Şatosu da oldukça görkemli ama Fransa'daki diğer saraylar gibi sadece ihtişamlı ve büyük olmasına takılınmamış sanki, daha yaşanabilir, daha gerçekçi, daha insancıl bir planı var gibi. O yüzden bu şato diğerlerine göre daha bir yaşanabilir gelmiştir bana hep; odalarında dolaşırken, dekorasyonunda değişiklikler yapmak kaydıyla burada yaşayabilirmişim gibi gelir :)

Château de Vaux-le-Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
Şatonun duvarlarında birbirinden güzel tablolar var. O tablolardan bizim için en ilginci, yukarıda fotoğrafını gördüğünüz "Ambassade en Turquie" adlı eser olacaktır sanırım. Osmanlı döneminde, Türkiye'deki bir büyükelçilik resmedilmiş. Bir tablonun asılı olduğu odanın dekorasyonuna, bir de duvardaki bu tabloya bakınca insanın kafası karışıyor... Oda son derece ağır ve kasvetli bir dekorasyona sahip, tablo da sizi alıp bambaşka yerlere götürüyor...

Şatonun beni en çok heyecanlandıran ve şaşırtan yerlerinden biri, aşağıda fotoğrafını gördüğünüz, La Fontaine'in çalışma odası oldu. Evet, bizim çocukken okuduğumuz ünlü La Fontaine'den Masallar'ın yazarı Jean de la Fontaine'in çalışma odası burasıymış bir zamanlar. Çünkü şatoyu 1656-1661 yılları arasında yaptıran Nicolas Fouquet'nin himayesindeymiş La Fontaine... Ünlü bir yazar olabilmek için çok iyi yazmanın yeterli olmadığını bir kere daha anlayabiliyoruz bu şekilde. Pazarlama mühim, finans mühim, uygun çalışma koşulları, eh biraz da yetenek :)

Château de Vaux-le-Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
La Fontaine'in Çalışma Odası
Peki şatoyu yaptıran Nicolas Fouquet (nikola fuke) kimdir? Onun da hikayesi ayrı bir ilginç: Çok zengin bir ailenin çocuğu olan Fouquet, hukuk okuduktan sonra başarılı bir avukat olarak kariyerinde hızla yükseliyor ve ardından XIV. Louis döneminde, o zamanlar çökmüş olan hazinenin başına geçiriliyor. Yani dönemin Maliye Bakanı olduğunu söyleyebiliriz. Ve Fouquet o kadar hırslı o kadar servet düşkünü bir insan ki, Fransız maliyesini kurtarmak için hazineye kendi servetinden yüksek faizle borç veriyor! Tarihin her döneminde geçerli olan alavere dalaverelerle de servetine servet katıyor.

Eh tabii bu kadar parayı harcayacak bir yer lâzım, tutuyor dönemin en önemli iki sarayı olan Château de Vincennes ile Château de Fontainebleau arasındaki kraliyet yolu üzerinde, kritik bir lokasyonda bulunan bu arazi üzerine, dönemin en iyi mimarları, sanatçıları ve bahçe peyzajcısını bir araya getirerek dillere destan bir saray inşa ettiriyor.

Château de Vaux-le-Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
Nicolas Fouquet'nin Yatak Odası
Louis le Vau'nun mimarlığını, Charles Le Brun'ın dekorasyon ve süslemelerini üstlendiği, André Le Nôtre'un da bahçe peyzajını üstlendiği bu muhteşem şatonun inşa edilmesinden sonra şatonun sahibi Fouquet buraya Fransa kralı XIV. Lois'yi davet ederek şerefine bir davet veriyor ve ne oluyorsa ondan sonra oluyor.

Anlatılan odur ki, uzun zamandır Fouquet'nin yolsuzlukları ve iktidar mücadelelerini takibe alan kral, Vaux le Vicomte Şatosu'ndaki şaşayı ve içinde yaşanan debdebeyi gördükten sonra -tabiri caizse- "bu değirmenin suyu nereden geliyor?" diyerek Fouquet'yi tam da başbakanlık beklediği bir sırada tutuklatıyor ve Fouquet ömrünün geri kalanını zindanlarda geçiriyor. Hikayenin bundan sonrası biraz şaibeli ama oldukça hoş: Kral, Vaux le Vicomte Şatosu'nu kıskanıp Fouquet'nin çalıştığı ünlü isimlere Versailles Sarayı'nı yaptırıyor! Hikayenin eksik kalan kısmı şu ki, Vaux le Vicomte Şatosu'nu yapanlar zaten halihazırda kralın emrinde çalışıyorlar. Yine de romantik bir detay olarak bu hikaye anlatılıyor.

Château de Vaux-le-Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
"Neyleyim köşkü neyleyim sarayı, tapusu benim üzerime olmayınca :)"
Sonu oldukça hazin olsa da, öyle ya da böyle Fouquet'nin vaktiyle burada muhteşem bir hayat yaşadığı aşikâr. Fouquet'nin hapishanede ölümünden sonra burası -haliyle- mirasçılarına kalıyor ama zaman içinde mirasçısı da kalmayınca önce ordu içinden bir general burayı satın alıyor ancak şatonun masrafları ile başa çıkamayınca o da elden çıkarıyor.

Nasıl başa çıksın? Hiç unutmam Paris'e ilk yerleştiğimiz zaman, ikinci oturduğumuz evde yer darlığından çamaşır makinesini mutfağa monte etmek için yaptırmamız gereken minik bir tadilat için ustalar bizden 700€ isteyince, uzun araştırmalar sonucu başka bir usta bulmuş, küçücük bir işi 400€'ya yaptırdık diye sevinçten havalara uçmuştuk :) Bu şatonun bakım masraflarınıysa düşünemiyorum :)

Château de Vaux-le-Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
İşin ilginç tarafı şu: Fransız devriminden sonra bile bu şato devlete devredilmiyor ve hep özel mülk olarak kalıyor. Evet günümüzde Vaux le Vicomte Şatosu özel mülk! O oluyor, bu oluyor, şu oluyor, en sonunda 1875 yılında şeker kamışı tüccarı ve bir sanat koleksiyoneri olan Alfréd Sommier tarafından satın alınıyor ve ondan sonra da kendi mirasçılarına geçe geçe günümüze ulaşıyor. Burayı bir müze olarak 1968'de ziyarete açan kişi şatonun sahibi Patrice de Vogüé. Şimdiyse idari yönetimde oğulları Ascanio, Jean-Charles ve Alexandre de Vogüé var... Şatonun günümüzdeki sahiplerine ilişkin fotoğraflar ve kişisel eşyalar, yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz mavi salonda karşınıza çıkınca, buranın devlete ait bir müze değil de kişisel mülk olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.

Günümüzde insanlar, başka insanların "villaları" var diye ya da "rezidanslarda" oturuyorlar diye onların zengin olduklarını sanıyor ama görüyorsunuz ki kimi insanların da böyle şatoları var :) Ve inanın, başlarını sokacakları tek evin de burası olmadığı ortada... Olsun olsun, onlar zengin ama kesin mutsuzdurlar değil mi? :)

Château de Vaux-le-Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
Neyse biz gezimize devam edelim, zaten şatonun yaşam alanı bitti bitiyor. Dönüp dolaşıp tekrar alt kata indiğimizde bu kez ilk başta gördüğümüz büyük oval salonun içine giriyoruz. Yazın böyle pencereler filan açıkken gözüme farklı göründü ama bir keresinde noel zamanı bu şatoyu gezerken burada dev bir çam ağacı vardı, ışıl ışıl, öyle güzeldi ki... Öyle de güzel, böyle de güzel...

Bu salondan dışarıya doğru şöyle bir bakıyoruz ki önümüzde uzanan uçsuz bucaksız bahçeye birazdan çıkacağız. Şatonun yaşam alanı bitti bitiyor dedim ama daha görmemiz gereken epey bir yer var, o zaman yürümeye devam. Ah söylemeyi unuttum, oval salonun üst katındaki gözetleme kulesi ziyarete açık. Bunun için üst katı gezerken 3€ daha vermeniz gerekiyor. Biz bu şatoyu ilk gezdiğimiz zaman böyle bir şey yoktu, oraya elimizi kolumuzu sallayarak çıkmıştık. Bence paraya kıyıp en üstteki bu gözetleme kulesine çıksanız iyi olur; yukarından çepeçevre, 360 derece manzara muhteşem.

Château de Vaux-le-Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
Neyse, biz giriş katındaki gezimize devam edelim: Oval salondan kütüphane bölümüne geçiliyor. Yine duvarlar dolusu kitaplar, işilemeli çalışma masaları, kitap okuma koltukları ve daha neler neler. İnsanın böyle yerleri gezerken daha bir okuyası geliyor. Düşünsenize, hele ki o zamanlarda... Sessiz, sakin, huzurlu bir ortamda, duvarlar dolusu kitap ve siz... İnsan okumasın da ne yapsın...

Yerlere mi, duvarlara mı, eşyalara mı yoksa pencereden görünen uçsuz bucaksız bahçeye mi bakalım diye şaşırmış bir vaziyette bu kez şatonun giriş katının sol tarafında ilerlemeye başlıyoruz ve yolumuza devam ediyoruz.

Château de Vaux-le-Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
Bu şatoların her yerleri güzel, hatta göz yorucu altın yaldızlarına da bir şey dediğim yok ama yatak odaları gerçekten içimi bayıyor... Benim yatağım cam kenarında olmalı, ışıl ışıl gökyüzünü görebilmeliyim, hayata dair böyle bir seçme şansım varsa.

Oysa eski zamanlarda yataklar hep bir kabin şeklinde tasarlanmış. İnsanlar ışık sevmiyormuş anlaşılan; oysa ben gece ayın doğuşunu seyrederek uykuya dalmalıyım, sabah da yüzüme vuran güneşle uyanmalıyım. Böyle bir şato yaptıracak gücüm olsa, cam bir kubbenin altında uyuyacağım kesin... Şatoya ne hacet; İstanbul'daki evim tam da böyleydi; yani ayın ve güneşin doğuşu bakımından :)

Château de Vaux-le-Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
Vaux le Vicomte şatosunun en ilginç bölümlerinden biri de tuvalet ve banyo kısmı bana kalırsa. Hani vardır ya Fransızların temizlik anlayışı hakkında türlü söylentiler. Bu şatoda temizlik ve hijyen önemsenmiş olacak ki, klozeti de, bidesi de her bir şeyleri varmış.

Sadece şatonun sahipleri mi kullanıyormuş, başkaları bu ihtiyaçlarını nerede nasıl gideriyormuş, orasını bilmeyeceğim... Sonuçta Fransa'da, mimari bir kültür olarak özel tuvalet bölümünü ilk kez bu şatoda gördüm yanlış hatırlamıyorsam.

Château de Vaux-le-Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
Bu katı bitirirken son durağımız ise yemek salonu. Bu gezişimde bana biraz yavan geldi, çünkü bir önceki gelişim noel arefesiydi ve burada muhteşem bir dekorasyon vardı. Yemek masası gerçek bir noel akşamı mizanseni ile düzenlenmişti.

Hatta harika bir müzik eşliğinde, arka tarafta aralanmış perdenin arasına yansıtılan sinemaskop görüntüde, saraydaki asilzadeler harika bir dans müziği eşliğinde önünüzde saygıyla eğiliyordu sırayla, kendinizi asil zannediyordunuz. Sahi asil ne demek, asalet nereden gelir? Asil bir soydan gelenin soyundaki ilk asil kimdir?

Château de Vaux-le-Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
Giriş katını da böylece bitirdikten sonra bahçeye çıkacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Şiddetle alt kata inmenizi öneriyorum. Alt katta sarayın tüm şatafatıyla yaşamasını sağlayan çalışanların hizmet bölümleri ve birkaç sürpriz var.

En önemli sürpriz, Alexandre Dumas'nın romanına gönderme yapan "Demir Maskeli Adam"... Gerçi ben demir maskeli adamın Fransız tarihinde kimden esinlenilerek ortaya çıkmış bir karakter olduğunun bilinmediğini sanıyordum ama burada demir maskeli adamın Nicolas Fouquet olduğundan söz ediliyor. Bu konuyu edebiyatçılara ve tarihçilere bırakıyorum.

Château de Vaux-le-Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
"Demir Maskeli Adam"
Alt kat gezimize devam ederken şatonun mutfak bölümüne ulaşıyoruz. Devasa fırınlar, ocaklar, mutfak malzemeleri, üst katlara nasıl yemekler hazırlandığı konusunda fikir veriyor. Duvarlardaki bakır kaplar E. Dehillerin gibi mutfak malzemeleri satan mağazaların neden günümüzde hâlâ bu kadar önemli olduğunu anlamamızı sağlıyor.

Bir de bu şatoları gezerken dikkat ettiğim bir şey var. Örneğin aşağıda fotoğrafını gördüğünüz mutfak. O zamanlar bu mutfakta "hizmetçiler ve hizmetliler" yemek yiyormuş. Dönem filmlerinde de sık karşıma çıkıyor: O zamanlar asillerin hizmetinde olan görevliler bile o kadar şık giyiniyorlar ve her zaman o kadar şık ortamdalar ki. Günümüzdeki otelleri düşünüyorum misal, yukarıda debdebe devam ederken aşağıda son derece ruhsuz koşullarda yaşıyorlar. Bilemiyorum, belki de o zamanki şatolardaki debdebenin yanında aşağıda gördüğünüz yemek masaları çok yavan algılanıyordu. Oysa günümüzdeki pek çok zenginin masasından bile daha gösterişli. Hele bir de burada hayatın devam ettiğini düşünerek gözünüzde canlandırın lütfen. Ne olursa olsun hayat hep bir Yukarıdakiler Aşağıdakiler hali.

Château de Vaux-le-Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
Mutfak bölümleri epey geniş bir alana yayılmış. Tabii bir de Fransız mutfağının olmazsa olmazı şaraplar ve kavlar konusu var. Vaux le Vicomte Şatosu'nun kavı da görünen kısmıyla bile çok etkileyici.

Bu şarap konusunu iyi çalışmam gerek. Aslına bakarsanız, hiçbir alkollü içkiyi gerçek anlamda sevmeyen biri olarak bu tür bilgilerin kültürleri tanıma ve anlamda değerli olduğuna inanıyorum ama yüzyıllar, hatta bin yıllar boyunca insanlık tarihinde önemli bir yere sahip olan şarap konusunu daha bir iyi çalışmak gerek sanki. Özellikle böyle kavlara inildiği zaman daha bir bilgili olmak istiyor insan.

Château de Vaux-le-Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
Bilmem hatırlayınız var mıdır, ben küçükken "Yukarıdakiler Aşağıdakiler" diye bir İngiliz dizisi vardı televizyonda. Üst katta soylu bir aile çevresinde gelişen olaylar, alt katta ailenin hizmetçilerinin yaşamlarının paralel dünyası, türlü kesişmelerle işlenirdi; çoğu zaman tezatlıklar, kimi zaman da benzerlikler anlatılırdı. Hep o diziyi hatırlıyorum böyle yerleri gezerken.

Alt katta bir de bahçe peyzajının anlatıldığı özel bir sergi alanı oluşturulmuş, orayı da gezdikten sonra güzergah bizi arka bahçeye çıkarıyor. Bahçe dedimse evinizin arka bahçesi gelmesin aklınıza, uçsuz bucaksız bir park, çevresi de orman... Hemen sağ tarafta küçük bir kafe var, şemsiyeli, mütevazı bir yer. Burada da hafif atıştırmalıklar bulmanız mümkün. Hemen yan tarafta da harika bir restoran mevcut ve fazlasıyla şık.

Château de Vaux-le-Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
Vaux le Vicomte Şatosu'nun en eğlenceli kısımlarından biri ise bahçesinde elektrikli araba ile dolaşmak. Ben ilk gidişimde bahçeyi yürüyerek dolaşmıştım, ikinci ve üçüncü gelişlerimde çok soğuk olduğu için sadece şatonun içini gezmiştim ama bu son gidişimde elektrikli araba kiraladık ve çok eğlendik.

45 dakika için 20€ ödüyorsunuz ama inanın buna değiyor. 1 saati ise 25€'ydu yanlış hatırlamıyorsam. Başta depozito olarak 250€ çekiyorlar, aracı geri getirdiğinizde o rakamı iade ediyorlar. Bir de komik bir şekilde araba kiralamak için ehliyet sordular ama ehliyetim arabada kalmıştı, ben de kimlik göstererek arabayı kiraladım, aklınızda bulunsun.

Château de Vaux-le-Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
Şatoyu sırtınıza alıp tam gaz bahçede gezmeye başlıyorsunuz, büyük göletin olduğu yere inmek için de sol taraftaki dolambaçlı yoldan araba ile inmesi çok heyecanlı, çocukça bir zevk alıyorsunuz.

Önce göletin sol tarafından dolaşmanızı, sonra ortadaki Herkül heykelinin oraya tırmanmanızı öneririm. Elektrikli arabayla geldiyseniz şanslısınız, biz taa buraya kadar yürüyerek gelmiştik ilk ziyaretimizde :)

Château de Vaux-le-Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
Herkül Heykeli
Herkül heykelinin olduğu bu alan piknik yapmak için izin verilen bölüm. Kazara yanınızda piknik malzemesi varsa, buradan şatoyu seyrederek piknik yapmak hoş olabilir. Sonra tepenin diğer tarafından aşağı inip göletin çevresindeki turunuzu tamamlıyorsunuz. Göletin diğer ucunda, suyun içinden arabayla geçmekse çok eğlenceli... Ardından yine dolambaçlı yola ulaşıp üst bahçeye geri dönüp arabanızı teslim ediyorsunuz.

Bundan sonra dilerseniz, biraz da bahçeyi yürüyerek keşfedebilirsiniz; arabayla girilmeyen yan bahçelerde kaybolup kendinizi kaybedebilir, ünlü bahçe peyzajcısı André Le Nôtre'a rahmet okuyabilirsiniz :) Adam aşmış, bitirmiş; biraz da fazla abartmış sanki... Şatoya ait 500 hektarlık arazinin 33 hektarı Le Nôtre tarafından tasarlanmış; akıllara ziyan bir durum.

Château de Vaux-le-Vicomte - Vaux le Vicomte Şatosu
Bu şatonun hakkı en az iki saat ama dediğim gibi bence Vaux le Vicomte Şatosu'nda yarım gün geçirilebilir, hele piknik filan da yapmak isterseniz neredeyse tam bir gün geçirilebiliyor. hatta bir de yazın Cumartesi akşamları gerçekleştirilen, şatonun bahçesinin mumlarla süslendiği ve bileti ayrıca satılan özel geceler düzenleniyor. İlk fırsatta o gecelerden birine de katılıp deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Eğer burayı yarım günde gezmeyi başarırsanız buradan hemen yakınlardaki Fontainebleau Şatosu'na da gitmenizi öneririm. Arabanız varsa işiniz  kolay ama arabasızsanız iki şato arasında çalışan shuttle'lardan yararlanabilirsiniz. Yine de bir günde iki şato gezmenin çok yorucu olacağını baştan söylemeliyim. Hele ki gücünüz yeterse Barbizon'u bir saatliğine de olsa görmelisiniz.

Evet, blog'ta yazmayı istediğim, en sevdiğim şatolardan biri olan Château de Vaux-le-Vicomte'u da sizlere tanıtmış oldum böylece. Daha yazacak çok şato var, hepsine sıra gelecek merak etmeyin. Onlar yaşamış, bana yazması, size gezmesi kalmış...

Neyleyim köşkü, neyleyim sarayı, tapusu benim üstüme olmayınca :)

İşin şakası bir yana, gönlünüzdeki saraylar olsun en güzeli.

Sağlıkla ve mutlulukla,

Keyifli geziler, keyifli keşifler...




Adres: Château de Vaux-le-Vicomte, 77950 Maincy
İlgili Yazılar:
- Barbizon

KATEGORİLER          ANA SAYFA

PARiSTE.NET


Ocak 2014'ten bu yana Paris'i daha kolay gezebilmeniz için hazırladığım ve düzenli olarak güncellediğim bu blog'taki bilgilerin ancak paylaşıldıkça değerli olduğuna inanıyorum. Beğendiğiniz yazıları sosyal medya hesaplarınızda paylaşmanız buradaki bilgilerin daha çok kişiye ulaşmasına yardımcı olacaktır. Bu sitede yer alan tüm fotoğraflar ve site içeriği aksi belirtilmedikçe şahsıma aittir. İçerik ve linklerde rastlayacağınız olası hataları e-posta ile bildirirseniz çok sevinirim. Ayrıca bu yazı ile ilgili görüş, düşünce ve önerilerinizi yorum bölümüne yazmaktan çekinmeyin lütfen. Özellikle, Paris'te yaşadığınız deneyimleri diğer okuyucularla paylaşmanız daha çok kişinin sizin deneyimlerinizden yararlanmasını sağlayacaktır. İlginiz ve desteğiniz için teşekkürler.

2 yorum:

  1. ellerinize sağlık. gitmiş kadar olduk sayenizde.

    YanıtlaSil

Konsolosluk Rehberi

REKLAM ve SPONSORLUK

BİLGİ VE TEŞEKKÜR

Ocak 2014'ten bu yana Paris'i daha kolay gezebilmeniz için hazırladığım ve düzenli olarak yeni yazılarla güncellediğim bu blog'taki bilgilerin ancak paylaşıldıkça değerli olduğuna inanıyorum. Beğendiğiniz yazıları sosyal medya hesaplarınızda paylaşmanız, bu bilgilerin daha çok kişiye ulaşmasına yardımcı olacaktır. Yazılarla ile ilgili görüş ve önerilerinizi yorum bölümüne yazmaktan çekinmeyiniz. İlginiz ve desteğiniz için teşekkürler.

Google+ Takip Edenler

İLETİŞİM FORMU

Ad

E-posta *

Mesaj *

pariste.net kaç kez okundu?

© 2014-2016 Tüm hakları saklıdır. Yazı ve görseller izinsiz kullanılamaz Pariste.Net Paris Gezi ve Yaşam Rehberi.
Powered by Blogger.