Archive

Ekim 2015

Browsing
(Son Güncelleme: 15.01.2018) Bu yazıda sizlere Paris'te hayat kurtaran, çok sevdiğim bir Türk restoranından, Restaurant Labranda'dan söz etmek istiyorum. Labranda neden hayat kurtarıyor? Çünkü insan Paris'te güzel güzel yaşayıp gitse de canı bazen güzel Türk yemekleri yemek istiyor; mesele sadece Türk yemekleri de değil; gittiği restoranda Türkiye'deki gibi bir atmosfer yaşamak istiyor ama bu Paris'te

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’in kültür sanat hızına yetişmek bence imkansız. Bu şehirdeki kültür sanat merkezlerini, galerileri, tiyatroları, sinema salonlarını, müzeleri, rekreasyon merkezlerini yani sanat yapılan yerlerin hepsini tek tek yazmaya kalksam herhalde yıllarımı alır ama yine de özellikle ilginizi çekebileceğini düşündüğüm ve benim de çok sevdiğim mekanların bir kısmını elimden geldiğince, sizlerle paylaşmaya çalışıyorum. İşte yine böylesi mekanlardan birindeyiz: Carreau du Temple. Carreau du Temple (karo dü tanpl ya da kağo dü tanpl) 3. arrondissement’da, Marais’nin en kuzey ucunda, 3 numaralı metronun Temple istasyonunun hemen yakınında yer alan çok özel bir mekan. Burası eski bir kapalı pazar yeri aslında ve tarih içinde çeşitli dönüşümler geçirdikten sonra bugünkü şeklini almış. Carreau du Temple Carreau du Temple uzunca yıllar boyunca şehrin önemli bir pazar yeri olarak kullanılmış. Daha önceden ahşap iskelet üzerine inşa edilen yapı 1860’ta imparator III. Napolyon ve belediye başkanı Baron Haussemann’ın şehre günümüzdeki karakteristiğini kazandırdığı asıl dönemde çelik konstrüksiyon üzerine tuğla…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Bu yazı hem sanat severler için hem de Paris’e birkaç kez gelmiş olup artık değişik bir şeyler yapma arayışında olanlara yönelik. Bir de benim gibi şansına güvenip rastgele keşifler yapmayı sevenler için diyelim… Sanat tarihinde önemli bir akım olan empresyonizmin en önemli temsilcilerinden Camille Pissarro’nun eserlerini de görebileceğimiz, Paris’in biraz dışına, Pontoise’a doğru güzel bir yolculuğa çıkıyoruz.   Bir hafta sonu, yine o günü nerede ve nasıl geçireceğimizi bilmeden, daha doğrusu bu konuda kafa yormamıza gerek olmadığını bildiğimizden, hiç plan yapmadan evden çıktık. Saint Lazare’a gelip tam Printemps tarafına doğru klasik yürüyüşümüzle Paris gezimize başlayacaktık ki son anda garın panolarında kendimize kalkacak ilk treni seçmeye çalışırken bulduk ve iki dakika sonra da rastgele trenlerden birine çoktan binmiştik bile. Rastgele istasyonlarda inip rastgele başka trenlere aktarma yaparak önce Enghien les Bains’a gittik, orayı gezip keyifli vakit geçirdikten sonra yine rastgele trenlere binerek kendimizi Pontoise’da bulduk.   Pontoise (pontuaz)…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Bu yazıda Paris’in en özel yapılarından birini tanıyıp birlikte gezip dolaşacağız içinde. Burası Paris’in kalbinde, 2. arrondissement’da, sizi daha önce bolca gezip dolaştırdığım, Palais Royal’in hemen kuzeyinde, Paris’in en güzel pasajlarından üçünün (Choiseul, Colbert, Vivienne) sıra sıra dizildiği, Rue des Petits Champs üzerinde gizli bir hazine. Evet Fransa Ulusal Kütüphanesi Richelieu Binası’ndan bahsediyorum. Fransızcada Bibliothèque Nationale de France – Site Richelieu olarak geçen bu yapı, Fransa Ulusal Kütüphanelerinin en prestijli yeri. O muhteşem okuma salonunun resmini gördüğümden beri burayı gezip dolaşmak istemişimdir ama bir türlü kısmet olmamıştı. Hatta internette kütüphanenin yerini araştırıp bulduğumda edindiğim bilgilere inanamamıştım, çünkü o muhteşem salonun, önünden sık sık geçtiğim bu yapının içinde olduğuna bir türlü ikna olamıyordum. Bibliothèque Nationale de France – Site Richelieu Fransa Ulusal Kütüphanesi – Richelieu Binası Dışarıdan bakıldığında alelade bir Paris binasına benzeyen Fransa Ulusal Kütüphanesi Richelieu Binası’nın içerisinde böylesine zengin mimari, tarihi ve kültürel bir şölen sunabileceğini tahmin etmiyordum.…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Uzun zamandır Marais Bölgesi’ni ve restoran yazılarını ihmal ettiğimin farkındayım. O yüzden bu yazıda size Marais’de bulunan ve çok sevdiğim bir restorandan Robert et Louise’den bahsetmek istiyorum. Robert et Louise (rober e luiz ya da ğobeğ e luiz) yaşlı bir çift olduğunu tahmin ettiğim Robert ve Louise’e ait küçük, sıcak, samimi ve son derece keyifli bir restoran. Marais’nin kendine has atmosferinde dolaşırken bu restorana girdiğiniz zaman kendinizi bir köyde gibi hissediyorsunuz. Bugüne kadar Fransa’da pek çok şehir ve köy gezmişimdir. Gezdiğim yerlerde, özellikle kırsal kesimlerde yemek yediğim restoranlar öylesine özgün öylesine korunmuştur ki hem dekorasyon hem mutfak hem de servis olarak son derece başarılıdırlar. Robert ve Louise’e girdiğimde de kendimi kırsal bir yerde yemek yiyecekmişim gibi hissetmem bundandı aslında. Biz kalkıp nerelere gidiyoruz böyle yerlerde yemek yemek için, adamlar tutmuşlar bu otantik havayı şehrin kalbinde, böyle bir mekanda tüm orijinalliği ile yaşatıyorlar. Robert ve Louise de Paris’te böyle…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Bu yazımızın konusu Fransız demokrasisinin kalesi Assemblée Nationale de France yani Fransa Ulusal Meclisi… Tabii böylesi bir gezi ve yaşam blog’unda demokrasi nedir, en ideal yönetim biçimi hangisidir, “eşitlik ve özgürlük” bir masaldan mı ibarettir gibi soruların yanıtını aramak gibi bir önceliğim yok. Ben sadece bir yabancının gözünden dışarıdan gördüğüm ve içinde gezip dolaşma fırsatı bulduğum kadarıyla kendi deneyimlerimi paylaşmak istiyorum. Fransa Ulusal Meclisi binası 7. arrondissement’da, Seine Nehri kıyısında, Concorde Meydanı’nın tam karşısında yer alıyor. Bizim dışarıdan gördüğümüz dışı sütunlu, Yunan mimarisini andıran yapının asıl adı Palais Bourbon yani Bourbon Sarayı olarak geçiyor. Bu sarayın hemen arka tarafında bulunan ve Hôtel de Lassay adıyla anılan bina ile birlikte bu yapı kompleksi tamamlanıyor ve ben işte bu iki binanın oluşturduğu Fransa Ulusal Meclisi – Assemblée Nationale (asamble nasyonal) hakkında bilgi vermeye çalışacacağım. Fransa Ulusal Meclisi – Assemblée Nationale de France Madeleine Kilisesi’nin merdivenlerine çıkıp arkanıza baktığınızda, ufukta…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Bu yazıda yine Paris’in en özel mekanlarından birinde, Le Café Campana’dayız. Café Campana, Orsay Müzesi’nin beşinci katında bulunan harika bir café-restaurant. Resimlerinden de gördüğünüz gibi en etkileyici özelliği, eski bir gar binası olan Musée d’Orsay’nin dev saatinin olduğu katta yer alması, yani bu mekana girdiğinizde en belirleyici özellik bu dev saatin arka tarafına geçme şansına sahip olduğunuzu hissetmek. Orsay Müzesi’nin birbirinden güzel galerilerini gezip katlar arasında kendinizden geçtikten sonra, özellikle öğle yemeği için harika bir durak olan Café Campana müzenin en üst katında, Seine Nehri’ne bakan cephesinde yer alıyor. Ancak oturduğunuz yerden manzarayı seyredebileceğiniz bir cam yok, sadece saatin kadranları arasından odaya dolan gün ışığı ile yetiniyorsunuz.Burası yakın zamana kadar, mekanın belirleyicisi olan dev saat nedeniyle “Café de l’Horloge” adıyla anılıyormuş ama yakın zamanda Brezilyalı iki tasarımcı Fernando ve Humberto Campana kardeşlerin gerçekleştirdiği yenileme çalışmasından sonra Café Campana adıyla hizmet vermeye başlanmış. Campana Kardeşler tasarımda Art Nouveau sanat…

(Son Güncelleme: 20.01.2018) Bana en çok sorulan sorulardan biri: Yurt Dışına Nasıl Yerleşilir? Paris'e nasıl yerleştiğimi soran, kendilerinin de nasıl yerleşebileceği konusunda fikir almak isteyen kişilerden sıkça mesaj alıyorum. Tabii ki herkesin durumu farklı farklı ve elimden geldiğince herkese yanıt vermeye çalışıyordum ama artık bu konu hakkında derli toplu bir rehber yazısı yayınlamak kaçınılmaz oldu... Yurt dışına

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Ne zaman Paris’te bir Türk restoranı yazısı yayınlayıp sosyal medya hesaplarımda paylaşsam hemen tartışmalar başlıyor ve insanlar ikiye ayrılıyor 🙂 Bir “O kadar Paris’e gelmişiz, ne işimiz var Türk restoranında?” diyenler, bir de “Acaba nerelerde kendi damak tadımıza uygun yemek yiyebiliriz?” diyenler oluyor. Kimisi yurt dışına çıkmışken bulunduğu ülkenin mutfağını tatmak, kimisi imkan bulmuşken dünya mutfakları ile tanışmak, kimisi de her ne olursa olsun bildiğinden şaşmamak istiyor. Eh bir de Paris’te yaşayıp fırsat buldukça bir Türk restoranında yemek yemek isteyenler, bu tür mekanları merak edenler de var haliyle. O yüzden ben de elimden geldiğince herkesin zevkine uygun yeme içme mekanlarını sırasıyla sizlerle paylaşmaya çalışıyorum. Bu yazıda, yurt dışında da olsa kendi mutfağından şaşmayanların mekan arayışına çözüm önerisi olarak bir başka Türk restoranını anlatmaya geldi sıra: Derya Restaurant… Derya Restaurant, Paris’teki Türk mahallesinde, 4, 8 ve 9 numaralı metro hatlarının geçtiği  Strasbourg-Saint Denis metro istasyonunun hemen orada bulunuyor.…