Facebook Facebook Twitter Instagram Google LinkedIn Pariste.Net English

14 Ağustos 2015 Cuma

Musée de l'Histoire de l'Immigration - Paris Göç Tarihi Müzesi

Musée de l'Histoire de l'Immigration - Göç Tarihi Müzesi
(Son Güncelleme: 07.11.2017) Bu kez Paris'te "Göç" temalı enteresan bir müzeyi gezeceğiz hep birlikte; gezerken de konuya farklı bakış açılarından yaklaşmaya çalışacağız. Evet, bu yazıda tanıyacağımız müze: Musée de l'Histoire de l'Immigration  (müze dö listuağ dö limigğasyon) yani Göç Tarihi Müzesi.

Kimileriniz göç üzerine bir müze mi olurmuş, her ülkenin kendi çapında göçmeni var hem Fransa, Kanada ve ABD gibi göçmen ülkesi mi ki? diye sorabilirsiniz. Her ülke gibi Fransa da tarih boyunca pek çok göçlere sahne olmuş. Bu müze ise son iki yüz yıl içinde gerçekleşen göçleri inceliyor.

Göç konusu biraz ikircikli bir konu. Tarihte emperyal devlet kurmuş her ülkenin eli kaçınılmaz bir şekilde kana bulaşmış ne yazık ki. Göç, göçmenlik ve sığınma olgusu beraberinde adaptasyon ve asimilasyon konularını da getiriyor haliyle. Fransa'nın 19. yy'daki kolonizasyon hareketi sonucunda gerçekleşen nüfus transferinin günümüze etkilerini incelemek için yapılan çalışmaların bir bölümü bu müzede sergileniyor. Göç o dönemde kitlesel olarak Fransa'nın ele geçirdiği topraklardaki insanlarla her türlü ilişki ve etkileşime geçmesine neden oluyor ve sonra bu topraklardaki insanlar Fransa'ya gelmeye başlıyorlar.

Musée de l'Histoire de l'Immigration - Göç Tarihi Müzesi
Özellikle Afrika kıtasından Fransa'ya olan yoğun göç Fransa'nın etnografik yapısını oldukça etkilemiş. Bu göçler beraberinde ırkçılık konularını ve eşitlik sorunlarını da gündeme getiriyor. Daha sonra 20. yy başından itibaren dünya savaşlarının etkisiyle yaşanan kitlesel yer değiştirmelerden Fransa da nasibini alıyor ve buraya pek çok farklı ülkeden yoğun göçler yaşanıyor.

İşte Göç Tarihi Müzesi bu konu üzerine odaklanmış son derece ilginç bir müze. Paris'in doğu kanadında Vincennes Ormanı'nın başladığı yerde, Porte Dorée'deki büyük sergi sarayı Palais de la Porte Dorée'de bulunan müze, 1930'ların mimarisi ile Anıtkabir'i ve TBMM'nin günümüzdeki binasını andırıyor.

1931'deki Kolonyal Sergi nedeniyle inşa edilen yapı o dönemden itibaren farklı işlevler görmüş ama 2007'den itibaren Göç Tarihi Müzesi olarak kullanılmaya başlanmış. Tuhaftır ki resmi açılışı dönemin devlet başkanı François Hollande tarafından 2014'te ancak yapılabilmiş... 16.000 metrekarelik yapının sadece 1.250 metrekaresi kalıcı sergi alanı olarak kullanılıyor.

Musée de l'Histoire de l'Immigration - Göç Tarihi Müzesi
Biz burayı ilk olarak Ağustos 2015 başında her ayın ilk Pazar günü ücretsiz gezilen müzeler kapsamında gezdik. Binaya girer girmez ana holü geçince tam karşınızda devasa bir salon bulunuyor, bu salondaki duvar resimleri görülmeye değer. Bir de sağlı sollu kabinlerde bulunan iki maketi görmenizi öneririm. Sağdaki maket 1931'deki ilk serginin yapıldığı bölgeyi gösteren bir maket, soldaki ise şu an içinde olduğunuz binanın ahşap maketi.

Sergiyi gezmek için soldaki merdivenlerden yukarı çıkıyorsunuz. İlk kattaki galeride geçici sergiler oluyor. Eğer dönemsel sergi varsa giriş için 9€ ödüyorsunuz, bunun dışında giriş ücreti 8€ ödüyorsunuz. Güncel fiyatlara ve dönemsel sergilere dair bilgilere bu linkten ulaşabilirsiniz.

Sonra en üst kata yani kalıcı serginin olduğu kata çıkıyorsunuz. Bundan sonra ister sola ister sağa dönüp gezinize başlayabilirsiniz.

Musée de l'Histoire de l'Immigration - Göç Tarihi Müzesi
Burada iki yüzyıl boyunca Fransa'yı etkilemiş göçlerden izlere tanıklık ediyorsunuz. Bol bol döküman, fotoğraf ve objenin yanında detaylı panolar size göç tarihi hakkında bilgi veriyor. Ne yazık ki tüm bilgilendirmeler Fransızca...

Sonra ters U biçiminde ortasından başladığınız geziyi sağa ya da sola doğru sürdürüyorsunuz. Biz önce sol taraftan başladık. Burada karşınıza çıkan fotoğraflar, filmler ve çeşitli enstalasyon çalışmaları, hepsi o kadar etkileyici ki.

Türkiye'nin tanıklık ettiğim tarihinde Bulgaristan'dan gelen Türk soydaşlarımız, Irak savaşı sırasındaki yoğun Peşmerge göçü ve günümüzde Suriye'den akın akın Türkiye'ye gelen göçmenleri hesaba katınca bu konuda ne ölçüde planlı ve programlı olduğumuzu düşündüm bu gezim boyunca.

Musée de l'Histoire de l'Immigration - Göç Tarihi Müzesi
Fransa'da da bir dönem yoğun Portekizli göçü olmuş. Günümüzde Paris'in doğu bölgelerinde bulunan ruhsuz beton bloklarda o dönemde dikilmek zorunda kalınmış. Çünkü bu yoğun göçün bir şekilde iskân edilmesi gerekiyormuş ve o dönem için çareyi böyle bulmuşlar.

Müzeyi gezerken Paris'te de bir zamanlar gecekondu ve bidon kentler olduğunu görmek beni ne kadar şaşırttı anlatamam. Gerçi halen göçmenlerin yaşadığı, benim Öteki Paris dediğim bölgelerin iç açıcı olduğu söylenemez ama en azından gecekondu koşullarından kurtulunmuş, herkesin başını sokacağı minimum standartları sağlayacak konutlar üretilebilmiş. Aslına bakarsanız son dönemde ufak tefek barakalarla karşılaşmıyor değilim; yaşanan sosyo-ekonomik problemlerin getirdiği sonuçlara ne zaman çare bulunacak, onu kestirebilmek imkansız.

Tabii Fransa'nın göç tarihinde Türkiye'den gelen göçmenlerin de izi var. Özellikle 1970'lerde başlayan ekonomik göçe 1980 darbesiyle birlikte siyasi göç de eklenmiş ve Fransa'da Türk nüfusu hızla artmış. Daha sonraki yıllarda doğudan gelen göçle birlikte günümüzde Türk nüfusu yerine Türk ve Kürt göçü diye vurgu yapmak gerekir olmuş ama nasıl ki Fransa'da Fransa vatandaşıysanız hangi ırktan olursanız olun uyruğunuz Fransız olur, aynı şekilde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları da Türk vatandaşı olarak algılanıyor haliyle. Yoksa derinine girecek olursanız Fransa'da yaşayanların pek çoğunun aslında Fransız olmadığı sonucu çıkar ortaya. Fransa dışından gelip yerleşen başka orijinli vatandaşlara sıra gelmeden, Fransa içinde yaşayan, vaktiyle bambaşka diller konuşup günümüzde büyük ölçüde asimile olmuş o kadar çok farklı milletten insanlar aynı toprakları paylaşıyor ki Fransa tarihine bu pencereden bakmak oldukça ilginç bir konu oluyor araştırdıkça.

Musée de l'Histoire de l'Immigration - Göç Tarihi Müzesi
Fransa tarihinde Yahudi, Yunan ve Ermeni göçlerinin de büyük etkisi var. Özellikle ticaret ve zanaat konusunda ileri düzeyde olan bu göçmenler Fransa'nın kalkınmasında, başka bir boyut kazanmasında önemli katkıda bulunmuşlar; tabii terk etmek zorunda kaldıkları ülkenin mozaiğinin renklerinin solmasına da neden olmuş bu göçler... Özellikle Fransa'ya göçen Ermenilerin nasıl yoğunluklu bir grup olduklarını görünce, siyasi ve kültürel arenada neden bu kadar etkin olabildiklerini anlamak daha bir mümkün oluyor.

Her ne olursa olsun kendi rızanız dışında göç etmek zorunda kaldığınız zaman en büyük acıyı birinci kuşak çekiyor. İkinci kuşak, iki arada bir derede ne yapacağını şaşırıyor, üçüncü kuşaktan itibaren de çözülmeler (bir başka deyişle adaptasyon/asimilasyon) başlıyor. Oysa kendi rızanızla başka bir ülkeye yerleşme kararı aldığınızda, bunu yasal olarak da gerçekleştirmeyi başardığınızda hissettiğiniz duygu bambaşka. Bu anlamda bir "gurbet" duygusu hissedilmiyor diyebilirim. Yine de, yerleştiğiniz yeni ülkeye istediğiniz kadar adapte olun, aynı ninnilerle büyümediğiniz için, her şey yolunda gibi görünse de bir şey hep eksik kalıyor. Burada belki de kendi kendimi yalanlıyorumdur, kim bilir?...

Bu müzeyi gezerken Fransa'da yaşayan bir göçmen olup olmadığımı düşündüm. Sonuçta buranın yerlisi değildim ama göçmen olarak anılmak da hoşuma gitmez açıkçası. Ben buraya göçmemiştim, sadece bir süreliğine, kendi istediğim kadar burada yaşamak isteyen biriydim. Evet artık doğup büyüdüğüm topraklarda da yaşamıyordum, giderek oraya da yabancılaşmaya başlamıştım; Türk vatandaşlığı yanında AB vatandaşlığı da benim için önemliydi. O halde benim konumum nice olacaktı? İşte bunları düşünüp durdum vitrinlerin, panoların, resimlerin ve filmlerin arasında dolaşırken.

Musée de l'Histoire de l'Immigration - Göç Tarihi Müzesi
Gelişmişliğin en belirgin örneklerinden biri olarak Fransa da eşitlik ve özgürlükçü olmak gerektiğine inanıyor ama konu göçmenler yani "yabancılar" olunca tartışmalar alevleniveriyor. Bu konu ne tam siyah ne tam beyaz; elbette ki arada pek çok renk var. Sonuçta Türkiye üzerinden düşünecek olursak, yakın tarihimizde Türkiye'ye doğru yaşanmış nice toplu göcün etkileri ne derece ölçüldü bilemiyorum ama "dışarıdan" gelen her bir birey "içerideki" bireyin ekmeğine ortak oluyor. Bir yandan "dışarıdan" gelenin yapacağı işlere "içerideki" koşmak istemiyor, bir yandan ne iş olsa yapacak insanlar var ve ortada bir "ekmek kavgası" oluyor. Buna bir de dini, etnik, siyasi ve kültürel farklılıklar da eklendi mi güzel bir mozaik oluşturmak her zaman o kadar kolay olmuyor, bazen iş bir kısır döngüye dönüşüyor. Eğitimsiz bir yığını topraklarına kabul ediyorsun / etmek zorunda kalıyorsun ya da tarih boyunca neden oldukların sonuçta bunu gerektiriyor; sonra o yığını eğitmiyorsun, eğitemiyorsun ve nihayetinde dışlıyorsun. Dışlandıkça kendi aralarında toplanıyorlar, toplandıkça kemikleşiyorlar, kemikleştikçe daha çok göze batıyorlar. Öyle olunca da istemiyorsun onları; "onlar" diyorsun ve daha da dışlıyorsun; bir kısır döngü sürüp gidiyor...

Neyse, neler diyorum ben? Ah evet Göç Tarihi Müzesi'ndeyiz. Sol kanattaki salonlardan birinde çok hoş bir müzik sistemi var. "Gurbet" temalı şarkıların olduğu bir seçki. Onlardan dilediğinize dokunuyorsunuz, koca salonda başlıyor o şarkı çalmaya. Ben Dalida'yı dinliyorum, sonra Enrico Macias söylüyor: "J'ai quitté mon pays." Müzik insanları birleştiriyor...

Tabii göçü sadece alt sosyo ekonomik grupların gerçekleştirdiği bir hareket olarak düşünmemek gerek, bu müzeyi gezerken Fransa ve dünya kültürüne yön vermiş nice "yabancı"ların kimlerin yaşamak için Fransa'yı seçtiğini görüyorsunuz. Frederic Chopin, Salvador Dali, Pablo Picasso, Oscar Wilde, Marc Chagall, Josephine Baker, Albert Camus ve daha kimler kimler. Beni en çok Picasso'nun bir kere 1940'larda Fransız vatandaşlığı için başvurup red cevabı alması ve bir daha da hayatı boyunca hiç vatandaşlık için yeniden başvurmaması etkiledi. Tabii bir de 2015 Fransız kabinesine baktığınız zaman başbakan Manual Valls dahil pek çok ismin göçmen kökenli olduğunu görürsünüz. Hatta Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo dahi İspanya'da doğmuş bir İspanyol ailesinin üyesi göçmen politikacıdır... Hatta bir önceki kültür bakanı Fleur Pellerin, Güney Kore'de doğup ailesi tarafından terk edildikten sonra çok küçük yaşta bir Fransız aile tarafından evlatlık alınarak Fransa'ya getirilmiş. Gerisini siz düşünün ve buradan Türkiye'ye bir projeksiyon yapın lütfen.

Musée de l'Histoire de l'Immigration - Göç Tarihi Müzesi
Bu duygularla salonlarda dolaşıp, diğer kanadı da gezdikten sonra bir müzeden çok büyükçe bir sergiyi gezmiş hissiyle turunuzu tamamlıyorsunuz. Sonra en alt kata inip -müzelerde yapmayı en çok sevdiğim şey- gidip kafesinde oturup bir şeyler yiyip içmeye geliyor sıra. Kahve ucuz burada; hava da güzelse terasa çıkıp oturmak çok keyifli oluyor. Malumunuz, ben bir de museum shop'ları gezmeyi severim müzelerde. Sahi bu müzede yok muydu museum shop yoksa gezerken ben mi atladım?

Aslında bu binada bir de akvaryum var ama ben girmedim. Monte Carlo'daki Kaptan Cousteau Müzesi'ni gezdikten sonra buradaki akvaryumun beni etkileyeceğini pek düşünmüyorum ama belki siz gezer fikirlerinizi yorum bölümüne yazarsınız.

Peki buraya nasıl geleceksiniz? Tabii 8 numaralı metronun Porte Dorée istasyonunda inerek. Çıkışta solda karşınıza çıkacak. Bir de T3a tramvayı ile yine aynı isimli durakta inerek gelmeniz mümkün. Müze Pazartesi hariç her gün açık. Müzenin web sayfasına bu linkten ulaşabilirsiniz.

Bir de göç demişken, fikir vermesi açısından Paris'te Çalışmak - Fransa'da İş Hayatı ve Paris'te Expat Olmak yazılarını da okumanızı öneririm.

Göç Tarihi Müzesi'ni gezdikten sonra ne yapacaksınız peki? Hiç tereddütsüz hemen yanı başında başlayıp uçsuz bucaksız devam eden Vincennes Ormanı'nı gezeceksiniz, en azından küçük ama güzel göl Lac Daumesnil çevresini. Bir de Hayvanat Bahçesi var hemen yakınınızda; daha neler var neler.

Keyifli geziler, keyifli keşifler...







TÜM YAZILAR          ANA SAYFA

PARiSTE.NET


Ocak 2014'ten bu yana Paris'i en güzel şekilde gezebilmeniz için hazırladığım ve düzenli olarak güncellediğim 500'e yakın yazıyla bu blog'taki bilgilerin ancak paylaşıldıkça değerli olduğuna inanıyorum. Beğendiğiniz yazıları sosyal medya hesaplarınızda paylaşmanız buradaki bilgilerin daha çok kişiye ulaşmasına yardımcı olacaktır. Bu sitede yer alan tüm fotoğraflar ve site içeriği aksi belirtilmedikçe şahsıma aittir. İçerik ve linklerde rastlayacağınız olası hataları e-posta ile bildirirseniz çok sevinirim. İlginiz ve desteğiniz için teşekkürler. ÖNEMLİ NOT: PARiSTE.NET ALTYAPI ÇALIŞMALARI NEDENİYLE 2018 BAŞINA KADAR YORUM YAZMA ÖZELLİĞİ DEVRE DIŞIDIR.

0 yorum:

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Paris Hava Durumu

Megby

BİLGİ VE TEŞEKKÜR

Ocak 2014'ten bu yana Paris'i daha kolay gezebilmeniz için hazırladığım ve düzenli olarak yeni yazılarla güncellediğim bu blog'taki bilgilerin ancak paylaşıldıkça değerli olduğuna inanıyorum. Paris üzerine yazdığım 470'den fazla yazı arasından beğendiklerinizi sosyal medya hesaplarınızda paylaşmanız, bu bilgilerin daha çok kişiye ulaşmasına yardımcı olacaktır. İlginiz ve desteğiniz için teşekkürler.

ÖNEMLİ NOT: PARiSTE.NET ALTYAPI ÇALIŞMALARI NEDENİYLE 2018 BAŞINA KADAR YORUM YAZMA ÖZELLİĞİ DEVRE DIŞIDIR.

Google+ Takip Edenler

Konsolosluk Rehberi

pariste.net kaç kez okundu?

Reklam ve Sponsorluk

© 2014-2016 Tüm hakları saklıdır. Yazı ve görseller izinsiz kullanılamaz Pariste.Net Paris Gezi ve Yaşam Rehberi.
Powered by Blogger.