Archive

Mayıs 2015

Browsing

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Bir süre önce sizlere Paris’in en sevimli, en huzur dolu müzelerinden biri olan Musée de la Vie Romantique’ten bahsetmiş, burayı gezdikten sonra bahçesindeki kafede oturup bir keyif kahvesi içmenizi önermiştim. Şimdi Paris’te havalar daha da güzelleşti, bu bahçenin tadı daha güzel çıkartılır hale geldi. O yüzden bu yazımda bu kafe hakkında daha detaylı bilgi vererek sizin de bu güzellikten faydalanmanızı istedim. Romantizm Müzesi’nin bahçesindeki bu güzel kafenin adı Un Thé Dans Le Jardin (an te dan lö jağdan). Tabii Fransızcada “un”, “in” ve hatta “ain” seslerinin okunuşu biraz muallak; o yüzden “an” deseniz oluyor “en” deseniz hiç olmuyor; En doğrusu dişçi koltuğunda oturup ağzınızı yanlamasına açıp “aen” demeye çalışmak gibi bir şey 🙂 Okunuşunu boş verelim de, Un Thé Dans Le Jardin “Bahçede Bir Çay” anlamına geliyor ve burası gerçekten de bahçede bir çay içmek için harika bir yer. Montmartre’ın güney tarafında, tipik Paris sokakları arasında, klasik mimari dokunun hemen…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’te hangi restorana giderseniz gidin -büyük olasılıkla- yediğiniz yemekten büyük keyif alırsınız. Kullanılan soslardan kaynaklanıyor olsa gerek, yemekten sonra damağınızda müthiş bir tat kalıyor geriye. O yüzden -itiraf etmem gerekirse- Paris’te herhangi bir rehberde yer alan bilginin peşinden giderek bir restoranda yemek yemem pek nadirdir. Bu konuda şansıma güvenirim genelde. Önce kapıdaki menüye bakar (kargacık burgacık el yazılarını çözebildiğim kadarıyla) yiyebileceğim bir şeyi gözüme kestirirsem içeri girer şansımı denerim; dediğim gibi, genelde de şanslıyımdır bu konuda. İşte yine öyle bir yerden, 15. arrondissement’daki Le Piquet’den bahsetmek istiyorum bu kez sizlere.   Le Piquet (lö pike), Eyfel Kulesi’nin arka tarafında, La Motte-Piquet Bulvarı üzerinde, Ecole Militaire’in hemen çaprazında yer alan hoş ve sevimli bir café-restaurant. Kapısındaki tentede “café-bistrot” yazıyor, web sitesinde de “brassarie”… Bayılıyorum Fransızların bu yeme içme konusundaki sınıflandırmalarına. “Café”yi “restaurant”ı biliyorsunuz; “brassarie” ise restoran gibi hizmet veren kafe diye düşünülebilir. Buralarda mönüler restoranlardaki kadar zengin olmuyor teorik olarak. “Bistrot”nun ne…

(Son Güncelleme: 26.03.2018) Bu yazı Paris üzerine yazılmış kitaplardan biri olan; benim de bir yazıyla içinde yer aldığım, o nedenle benim için çok özel olan bir kitap üzerine: Benim Paris'im... Hayatta öyle şeyler var ki insan oturup düşününce gerçekliğine inanamıyor. Her şeyden önce Paris'te yaşıyor oluşum, sonra bir şekilde bu bloga başlayıp sizlere buradan ulaşıyor olmam

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’in en meşhur, en turistik restoranlarından biri olan Chartier hakkında çok daha önce bir yazı yazmaya niyetliydim ama Cüneyt Ayral’ın son kitabı “Benim Paris’im”in yayın öncesi taslağını okuduğumda kitapta buradan da bahsedildiğini görünce etik olarak kitabın çıkacağı güne kadar beklemeye karar verdim. Eh, kitap çıktığına göre artık ben de size Chartier’den bahsedebilirim. Chartier, 9. arrondissement’da, 8 ve 9 numaralı metro hatlarının geçtiği Grands Boulevards istasyonunun hemen yakınında bulunan, oldukça parizyen ama bir o kadar da turistik bir Fransız restoranı. Tam adı “Le Bouillon Chartier” olan bu restoran kısaca Chartier (şartiye ya da şağtiye) olarak anılıyor. 1896’da Frédéric ve Camille Chartier kardeşler tarafından açılan ve o günden beri de aynı yerinde hizmet vermeye devam eden Chartier, gerek “Belle Epoque” dönemine ait etkileyici dekorasyonuyla, gerekse son derece makul fiyatlarıyla günümüzde de çok tercih edilen restoranlardan biri. Restaurant Bouillon Chartier Grands Boulevards istasyonunda inip, Musée Grevin’in sağ tarafında, caddeyi dik kesen…

Her yıl olduğu gibi bu yıl da Avrupa’da Mayıs ayının bir gecesi “Avrupa Müzeler Gecesi La Nuit Européenne des Musées” olarak kutlanacak. Bu etkinlik kapsamında Avrupa’nın dört bir yanında pek çok müze, galeri ve kültür merkezi akşam belirli bir saatten sonra ziyaretçilerine kapılarını ücretsiz olarak açıyor ve gece 12’ye, 1’e kadar da bu mekanlar ücretsiz olarak gezilebiliyor. Bununla birlikte kimi mekanlarda da ücretsiz etkinlikler düzenleniyor.   Bu yıl La Nuit Européenne des Musées / Avrupa Müzeler Gecesi 16 Mayıs 2015 Cumartesi, yani yarın akşam gerçekleşecek etkinliklerle kutlanacak. İşte bu nedenle bugünkü yazımı bu konuda yazmak, Paris’te yarın gece hangi mekanların bu etkinlik kapsamında açık olacağı konusunda bilgi vermek istedim.   Önceki yıl müzeler gecesinde Centre Pompideu ve Louvre Müzesi’ni gezmiş, gecenin kör karanlıklarında o sanat eserleri arasında olmanın ve benimle benzer hisleri yaşayan yetmiş iki milletten insanla beraber olmanın yarattığı ruh halini iliklerime kadar hissetmiştim. Geçtiğimiz yılsa yine Louvre’a ek…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’te yapmayı en çok sevdiğim şeylerden biri, hiç kuşkusuz kitapçı kitapçı dolaşıp her birinin kendine has havasını solumaktır. Paris de bu konuda oldukça zengin seçenek sunan bir şehir olduğundan, mekan sıkıntısı çekmek diye bir şey de söz konusu değil. Paris’in bir diğer güzelliği de genel kitaplar satan bolca kitapçıya ev sahipliği yapması yanı sıra, konsept kitaplar üzerine uzmanlaşmış kitapçıların da hatırı sayılır miktarda olması. Ben de yeri geldikçe hem ünlü kitapçıları, hem de kendi sevdiklerimi paylaşmaya çalışıyorum sizlerle.   Bugün sizlere söz etmek istediğim kitapçı da böylesi yerlerden biri işte: Canal Saint Martin (Saint Martin Kanalı) üzerinde bulunan Artazart Design Bookstore, özellikle tasarım üzerine yoğunlaşmış zengin kitap seçkisi ile hem göz, hem de gönül okşayan harika bir yer. Tasarım profesyoneliyseniz size daha çok hitap edecek bir kitabevi olmasının yanı sıra, tasarımdan hoşlanan, estetikle ilgilenen, güzel olana ilgi duyan herhangi biri olsanız bile bu kitapçıyı dolaşarak içinizin ferahlayacağına inandığım için, bugün…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Sanatın başkenti Paris bu ünvanı durduk yere kazanmış değil. Şehrin her köşesinde karşınıza çıkıveren birbirinden güzel, birbirinden özel sanat galerileri, müzeler, sanat eğitim kurumları, tiyatrolar, operalar ve daha fazlası, yaşama değer katmak adına günlük yaşamın vazgeçilmez parçalarından biri olarak hayatımızda yer alıyor. Hal böyle olunca da, sanat deyince akla ilk gelen şehirlerden biri Paris oluyor.   Günümüzde estetik değerlerin ortaya çıkıp belli formlara kavuştuğu öncü kentlerden biri olan Paris’i daha iyi anlamak, şehri ve yaşayış biçimini daha yakından tanımak için de bu sanat galerilerini ve müzelerini gezmek büyük önem taşıyor. Çünkü bu müzeleri gezerken, sadece duvara asılı bir sanat eseri ile karşı karşıya kalmıyor, diğer tüm eserlerle birlikte o tablonun neden orada olduğunu, hangi sanat akımlarının nedeni ya da sonucu olarak orada yer aldığını ve bunun günlük yaşamı nasıl derinden etkilediğini daha bir iyi anlıyorsunuz. Bazen anlaşılmaz gibi görünse de en azından bunu hissedebiliyorsunuz. Paris Modern Sanat Müzesi…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Eyfel Kulesi, Montparnasse ya da Montmartre gibi yüksek bir yerden Paris’e baktığınızda hiç de düşünüldüğü kadar yeşil bir şehir değilmiş izlenimi verir. Oysa ki sokaklarında dolaşırken dev at kestanesi ağaçları arasında yemyeşil bir diyarda olduğunuzu düşünürsünüz. Bir o kadar da, şehrin sağına soluna serpiştirilmiş irili ufaklı parklar da şehrin nefes alanlarıdır. Bu nedenle Paris’te nefessiz kalma gibi bir duygu yaşamanız pek olası değildir.   Bunca yeşillik yetmezmiş gibi Paris’in hemen iki yakasında, iki dev ormanlık alan bulunur. Bunlardan doğudaki Bois de Vincennes ile batıdaki Bois de Boulogne hakkında daha önceki yazılarda detaylı bilgileri sizlerle paylaşmıştım. Bu kez Bois de Boulogne’da bulunan apayrı bir cennetten, Jardin d’Acclimatation’dan söz etmek istiyorum sizlere. Jardin d’Acclimatation 1860 yılında III. Napolyon’un emriyle yaptırılan bu özel park, daha o yıllarda bile sadece gezi ve rekreasyon alanı olarak düşünülmemiş, aynı zamanda bitki ve hayvan çeşitliliği konusunda eğitici-öğretici bir merkez olarak tasarlanmış. Yani sadece bir eğlence ve…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Daha önce sizlere Louis Vuitton’un Champs-Elysées’deki amiral mağazasını tanıtmış, o yazıda Louis Vuitton’un yeni açılan bir kültür-sanat merkezi olduğundan bahsetmiştim. Bu kez sizlere Paris’teki en ilginç yapılardan biri olan Fondation Louis Vuitton hakkında detaylı bilgi vermek istiyorum. Fransa’nın birinci, dünyanınsa 13. zengini olan Bernard Arnault’nun sahibi olduğu LVMH (Moët Hennessy • Louis Vuitton) grubu tarafından, ilk olarak 2001 yılında alınan bir kararla Bois de Boulogne’daki Jardin d’Acclimatation’un yanında bir kültür ve sanat merkezi yapımına karar verilmiş ve inşaata 2008’de başlanmış. Fondation Louis Vuitton Ekim 2014’te tamamlanan yapının mimarı Frank Ghery, Grand Palais’nin çelik ve cam tavanlı konstrüksiyonundan esinlenerek son derece çağdaş bir yapı tasarlamış ve sonunda, benim gibi çağdaş mimariye mesafeli duran birinin bile çok sevebileceği muhteşem bir yapı ortaya çıkmış. Binanın formu o kadar enteresan ki bakıp gözlerinizi kapattığınızda zihninizde canlandırmanız çok da kolay olmuyor. Böylesi enteresan bir yapının hayal edilmesi, tasarlanması ve en önemlisi de hayata geçirilmesi…