Archive

Mart 2015

Browsing

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’te bir İstanbullu olarak eksikliğini duyduğum -belki de tek- şey Boğaz’da, hadi Boğaz’dan geçtim, denize karşı bir şeyler yiyip içmektir. O kadar ki, açık denizleri bile sevmem, ille İstanbul gibi karşı kıyıda hayatlar devam edecek; her ikisinin arasından da vapurlar ve martılar gelip geçecek. Paris’te olunca hayatın bu yönü eksik kalıyor tabii. Şehrin ortasından geçen, kimi zaman kahverengi, kimi zaman da yeşil tonlarında akan Seine Nehri ile idare etmek zorunda kalıyor insan. Neyse ki bu nehrin iki yakasına muhteşem bir şehir kurmuşlar da, kendimizi öyle avutuyoruz. Paris’e yerleştiğim ilk zamanlar, Mart 2012 ve sonrası yani, su kenarında oturup bir şeyler yiyip içme zevkimi tatmin etmek için epey bir aranıp durduğumu hatırlıyorum. Nehir üzerinde demirlemiş teknelerden Rosa Bonheur sur Seine, Bistrot Alexandre III gibi olanlarının ayrı bir tadı olsa da tam olarak istediğim şey değildi. Ben, nehire doğru bir kafede oturup bir şeyler yiyip içmek istiyordum çünkü. Oysa ki Seine’in her…

Dün Paris'e yaşamaya başlamamın üçüncü yıldönümüydü. Demek üç koca yıl geçmiş ilk günden beri, oysa daha dün gibi... Bugün sizlere hem kendi kendime bir durum değerlendirmesi olsun, hem de Paris'te yaşam hakkıda fikir versin diye son bir yılda yaşadıklarımı, hissettiklerimi, duygu ve düşüncelerimde ne gibi değişiklikler olduğunu paylaşmak istiyorum. Bugünkü yazı sizlere olduğu kadar da

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Bu yazıda Paris’teki en ilginç kiliselerden birini tanıtmak istiyorum sizlere: Montmartre Saint Jean Kilisesi – Eglise Saint Jean de Montmartre… Bir Paris gezinizde -özel ilgi alanınız değilse- sırf bu kiliseyi kalkıp görmeye gitmenize gerek yok belki ama bir Montmartre Turu yapmayı düşünüyorsanız yolunuzun üstünde, geçerken uğrayabileceğiniz, bir bakıp çıkabileceğiniz, oldukça ilgi çekici mimariye sahip bir yer olduğu için bu yazıyı paylaşma gereği duydum sizlerle. Montmartre Saint Jean Kilisesi, ilk betonarme kilise olma özelliği taşıdığı için görülmeye değer tarihi yapılardan biri. Neo-Gotik ve Art Nouveau tarzındaki ilginç mimarisi ile bir fark yaratıyor gerçekten. Tuğla kaplı, seramik süslemelerle bezeli bir dış cepheye sahip bu kilisenin içi de bir o kadar ilginç o yüzden Montmartre’ta dolaşırken illâ ki yolunuz buradan geçecektir, kapısı da gelene geçene açık olduğu için ziyaret etmeye değer özellikte bir yapı olduğunu siz de gezdikten sonra anlayacaksınız.   Mimarı Anatole Baudot olan ve 1904’te açılan kiliseye girdiğinizde görmeye…

(Son Güncelleme: 03.05.2018) Bu yazıdaki gezi durağımız, Fransa'nın en önemli edebiyatçılarından, dünyanın en ünlü yazar ve şairlerinden biri olan Victor Hugo'nun Evi olacak. 1802'de Besançon'da (bözanson) doğup 1885'te Paris'te ölen Victor Hugo'nun 83 yıllık yaşam öyküsüne birbirinden özel eserler sığdırılmış ve tabii bir o kadar da ilginç ve detaylarla dolu bir hayat. Hugo'nun Besançon'daki evini şans
(Son Güncelleme: 03.05.2018 - Konuk Yazar: Devrim BAĞMAN) İnsan boğazına düşkün olunca benim gibi, yaşadığı şehrin sevdiği köşelerini zevkine uygun bir yeme içme mekanıyla özdeşleştirmeden rahat edemez. Gitmeyi sevdiği her yerde ya bir tatlısına hayran olduğu bir pastane, ya yemek yemekten zevk aldığı bir restoran ya da kendini evinde gibi hissettiği bir kafe bulur, başka türlü yaşayamaz.

(Son Güncelleme: 25.02.2018 – Önemli Not: 2018 BAHARINA KADAR TADİLAT NEDENİYLE KAPALI) Bu yazıda yine Paris’in uluorta bir yerinde gizli saklı kalmayı başarmış ya da öyle olmayı tercih etmiş enteresan bir mekandan, Paris’in küçük ama bir o kadar da özel ve önemli Romantizm Müzesi Musée de la Vie Romantique’ten bahsetmek istiyorum sizlere. Musée de la Vie Romantique aslında “Romantik Yaşam Müzesi” olarak çevrilebilir ama ben bu müzeye sanat akımı olarak romantizm dönemini temsil etmesi nedeniyle “Romantizm Müzesi” demeyi tercih ediyorum.   Musée de la Vie Romantique (müze dölâ vi romantik ya da müze döla vi ğomantik) 9. arrondissement’da Pigalle’le Blanche metro istasyonlarının ortasında, Boulevard de Clichy’nin biraz aşağısında bulunuyor. Rue Chaptal üzerinde dar bir kapıdan gireceğiniz geçitte yaklaşık elli metre kadar yürüdüğünüzde karşınıza çıkacak olan bu müze, son derece sessiz ve sakin bir avluda ziyaretçilerini bekliyor. Öyle ki, Pigalle’in o kalabalık, cıvıltılı ve bir o kadar da enteresan dünyasından sonra böylesine dingin…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Sadece Paris’in değil Fransa’nın da en köklü ve en büyük kitapçılarıdan (ve kırtasiyelerinden) biri olan Gibert Joseph’ten bahsetmeye geldi sıra. Daha önce Gibert Jeune’ü tanıtırken de bahsettiğim gibi bu kitapçının kökeni 1886’ya dayanıyor. İlk olarak Saint Michel’de Seine Nehri kıyısındaki kitapçı kabinlerinde işe başlayan baba Joseph Gibert 1888’de yine Saint Michel’de ilk kitap ve kırtasiye dükkanını açmış. Özellikle o yıl okulların zorunlu ve ücretsiz olmasının yasayla kabul edilmesiyle birlikte ders kitapları satışı epey başarılı olmuş. 1929’a gelindiğinde Joseph’in iki oğlu yollarını ayırmış. Küçük kardeş Régis aynı yerde Gibert Jeune olarak ticaret hayatına devam ederken büyük kardeş Joseph, kitapçının adını koruyarak Saint Michel Bulvarı’nın yukarı tarafında kendi dükkanını açmış ve olaylar böylece gelişmiş. Gibert Joseph Gibert Jeune gibi Saint Michel’de pek çok şubeye sahip, bir o kadar da Paris’in diğer semtlerinde ve Fransa’nın pek çok şehrinde açtığı mağazalarla daha büyük bir üne kavuşmuş sanki.  Gibert Joseph’te de ikinci el kitaplar bulmak mümkün…

(Son Güncelleme: 10.04.2018) Paris sokaklarında dolaşırken sadece önümüze değil çevremize, sağımıza-solumuza ve hatta hep yukarılara bakarak yürümek zorundayız. Çünkü bu şehirde dört bir yanımızda atlanmaması gereken o kadar çok güzellik, o kadar çok detay var ki... İşte onlardan birini, Paris'teki ilk ve en eski meydan saati Horloge du Palais de la Cité'yi tanıtmak istiyorum bu kez.
(Son Güncelleme: 02.05.2018) Paris İstanbul'a göre geceleri daha sakin bir kentmiş gibi görünse de burası da oldukça hareketli ve kıpır kıpır bir şehirdir aslında. Birbirinden ilginç gece kulüpleri, eğlencenin dibine vuran barları ile her zevke her kesime hitap eder. Hatta bazı gece kulüpleri öyle uçuktur ki inanamazsınız. Gece uzayınca da Paris Gece Otobüsleri hakkında fikir sahibi

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Bu yazıda Paris’in güney tarafında kalan, 14. arrondissement’daki önemli bir bölgesinde, Denfert-Rochereau’dayız. Buranın öneminin iki nedeni var: İlk neden, Orly Havaalanı’na gitmek için en uygun seçeneklerden biri olan OrlyBus’ün buradan kalkması, ikinci nedense Catacombes’un burada olması… Denfert-Rochereau (danfer roşro ya da danfeğ ğoşğo) adını Prusyalılara karşı 1870’te Belfort’ta büyük bir mücadele vermiş olan Albay Pierre Philippe Denfert-Rochereau’dan alıyor. Burası Paris’in gayet keyifli bir köşesi olmasına rağmen benim çok sık gittiğim bir konumda değil, genelde Orly’ye gideceğim zaman OrlyBus’ü tercih edeceksem yolum Denfert-Rochereau’ya düşüyor. Çünkü buradan havaalanına ulaşmak oldukça kolay. Denfert-Rochereau OrlyBus Durağı Denfert-Rochereau, yedi ayrı yönden büyük bulvarların kesiştiği büyük bir meydan olması açısından merkezi bir konumda. Meydanın tam ortasında bulunan dev aslan heykeli de yine Belfort’taki savaşa ithafen yapılmış ve “Lion de Belfort / Belfort Aslanı” adıyla anılıyor. Meydan oldukça geniş, klasik Fransız mimarisinin en güzel örneklerinden oluşan, birbirinden güzel yapılarla çevrili. Hangi yöne gitseniz, hem yol üstünde hem…