Archive

Aralık 2014

Browsing
(Son Güncelleme: 02.05.2018) Paris'e ilk geldiğimde bir arkadaşımın tavsiyesi ile gidip keşfettiğim, daha sonra Paris'e her gidişimde mutlaka kozmetik alışverişi yaptığım, en sonunda Paris'e yerleştikten sonra da müdavimi olmaya devam ettiğim özel bir yerden, Paris'te tax free parfüm ve kozmetik alışverişinizi Türkçe yapabileceğiniz Benlux'ten söz etmek istiyorum sizlere. Bu yazıda Benlux'teki çeşit çeşit ürünleri anında

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’in en sevdiğim köşelerinden biri de Passy… Zaten Paris’in sevmediğim köşesi var mı ki? Passy, Eyfel Kulesi’nin hemen kuzey batı tarafında, 16. arrondissement’da bulunan güzel bir semt. Bu semtle aynı taşıyan Café Le Passy ise gitmeyi en sevdiğim kafelerden. Küçük sevimli bir meydana bakan bu kafeye sadece, girişteki barın sağlı sollu iki yanında bulunan yüksek tabureli masalarda oturup bir kahve içmek için uğruyorum.   Aslında Café Le Passy aynı zamanda güzel de bir restoran. Harbiye tarafındaki pastaneleri hatırlatıyor bana kafenin bu restoran kısmı. Burada çok kahve içmişliğim vardır ama restoranında en fazla iki üç kere yemişimdir. Arka bölümdeki restoran kısmı da güzel ama öyle aman aman özellikli değil.   Le Passy’ye ne zaman gitsem illâ ki girişteki o yüksek taburelere oturup kahvemi içerken dışarıyı izleyeceğim. Hatta arka sokağa değil de ana caddeye bakan pencerenin önündeki tek masanın boş olduğunu gördüğümde dünyada benden mutlusu olmuyor.   Aslına bakarsanız…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Marais Bölgesi’nin hazineleri gez gez bitmiyor. Her sokağında ayrı bir ilgi noktası, her ilgi noktasında gözünüze gönlünüze hitap edecek özel bir şey illâ ki bulunuyor. Bu yazıda yine hem göze, hem gönle hem de damağa hitap eden bir yerde, nefis bir kafede, Le Loir Dans La Théière’deyiz. Burası -bence- Marais’deki en güzel kafelerden biri. Tabii bunu düşünen tek kişi ben değilim, o yüzden buranın önünde çoğu zaman uzun kuyruklar olabiliyor. Elbette ki o kuyruklarda bekleyecek halim yok, boş bir vaktini kollayıp öylesi zamanlarda burada oturmayı tercih ediyorum. Eğer burası doluysa aynı sokağın diğer ucundaki minik pastanem Sacha Finkelsztajn’ı ya da uzun süre oturmak niyetindeysem, biraz yukarıdaki ufak ve şirin kafem Royal Bar’ı tercih ediyorum. Le Loir Dans La Théière Le Loir Dans La Théière, eski ve sıcacık bir mekân. Bilmem hâlâ duruyor mudur ama bana İstiklâl’in arka sokağındaki “Şiirci”yi hatırlatıyor. Çok eskiden gidip sırf bu atmosferi solumak…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Bu yazıdaki mekânımız muhteşem Opéra Garnier binasının hemen yanında bulunan güzeller güzeli l’Entracte Restaurant… “Güzeller güzeli” ifadesini kullanmamın nedeni Paris’in en güzel restoranlarından biri olduğunu iddia etmemden değil, konumu, atmosferi ve güzel anıları nedeniyle Paris’te en sevdiğim restoranlardan biri olması elbette. Hep söylüyorum; bir mekânı güzel kılan, atmosferi ve servis kalitesi kadar orada yaşadığınız güzel anılardır. Ben l’Entracte Restaurant’da hep güzel yemekleri güzel insanlarla yedim, güzel şeyler paylaştım; Paris’teki pek çok başka restoran ve kafede olduğu gibi…   “Entracte” kelime anlamı olarak tiyatro, opera, bale gibi gösterimlerde verilen ara anlamına geliyor. Hepinizin bildiği, dilimize Fransızcadan geçmiş olan “antrak” ya da daha doğrusu “antrakt” kelimesinin orijinali. Tabi Fransızca okumaya kalktığımızda bunu “antğakt” olarak telaffuz ediliyor, söz konusu olan restoran olunca da “lantğakt” diyoruz 🙂   Buraya daha önce birkaç kez kahve içmek için gelmiş, hatta alt katında birkaç kez yemek de yemiştim ama gelişlerim hep öğlen vaktine denk…

(Son Güncelleme: 24.05.2018) Daha önce Paris'te Bir Hafta konulu bir yazı yazmış, Paris'e ilk kez gelecekler için bir hafta boyunca neler yapabileceği konusunda çeşitli önerilerde bulunmuştum. Elbette ki herkesin vakti bu kadar bol değil. O yüzden daha kısa bir tur programına ihtiyacı olanlar için bu yazıda sizlerle 3 gece 4 gün Paris'te neler yapabileceğiniz, kendi başınıza

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’te müzik dinleyerek yemek yiyebileceğiniz pek fazla bir yer yok deyip duruyorum; haksız da sayılmam ama yavaş yavaş böyle mekanları keşfetmeye başladım, keşfettikçe de sizlerle paylaşmak istiyorum tabii. El Burro Blanco’dan daha önce bahsetmiştim, şimdi sıra Italian Style Cafe’de.   İstanbul’dan çok sevdiğimiz dostumuz Gülçin gelmişti Aralık 2014 sonu bir iş gezisi için Paris’e, hafta sonu da gezisini uzatıp misafirimiz olunca ilk akşam Opéra Garnier’de şahane bir bale izledik, ikinci akşama da müzikli bir yerde akşam yemeği ayarlamak istedik.  BilletReduc.com’a bakarken Italian Style Cafe diye canlı müzik eşliğinde yemekli bir yer olduğunu keşfettik; hemen rezervasyonumuzu yaptırıp sabırsızlıkla akşamı bekledik.   Burası 11. arrondissement’da, Bastille ile République arasında 8 numaralı metro hattının St. Sébastian Froissart durağında bir yer. O çok sevdiğim Merci mağazasının tam karşı sokağında, solda köşede bulunuyor. Paris’in tipik kafelerinden, tam köşede, ufacık tefecik bir mekan. Italian Style Cafe Bizi çatlak bir garson kızımız karşıladı, bir…

Yeni yıl yaklaştıkça “Yılbaşında Paris’te ne yapılır?” soruları sıklaşmaya başladı. Hal böyle olunca bugünkü yazıyı da bu konuya ayırmak gerektiğini düşündüm.   Yine bir yıl daha bitiyor, yine yeni bir yılı karşılamanın heyecanı hepimizde. Dünyanın pek çok şehrinde olduğu gibi Paris de gelin gibi süslendi; yeni yılı ama aslında öncesindeki Noel’i karşılamak için bekliyor.   Şehrin dört bir yanına kurulan irili ufaklı noel pazarlarından Champs-Elysées Noel Pazarı ve La Défense Noel Pazarı’nı daha önce yazmıştım. Her yer böyle ışıl ışılken aslında, tüm bu süslemeler öncelikle Noel için yapılmışken biz de aradan yılbaşı kutlamaları için kendimize pay biçiyoruz. Elbette Fransızlar için de yeni yıl önemli ama sanırım Noel kadar değil.   Her neyse, maksat muhabbet olsun zaten, ortada kutlanacak bir şey olsun,  biz de tadını çıkaralım hep birlikte.   Peki yılbaşında Paris nasıl olur?   Bu benim Paris’te yaşamaya başlayalıberi üçüncü yılbaşım olacak ve itiraf etmem gerekirse sadece bir keresinde, o…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris hakkında yazarken Paris’e özgü, olabildiğince Fransız kültürünü ilgilendiren konulardan bahsetmeye çalışıyorum ama bazen başka kültürlerin etkilerinden de söz etmek gerekebiliyor. Çünkü Paris inanamayacağınız kadar kozmopolit bir şehir; her dilden, her cinsten, her renkten ve her kültürden insan burada -gerçekten- bir arada yaşıyor. Dolayısıyla bu kültürlerin örneklerini ve izlerini her köşede bulabilmek mümkün. Fransızlar da bu farklılıkların tadını çıkarmayı seviyor. O yüzden sizlere Parislilerin yoğun olarak gittiği çok hoş bir İspanyol restoranından söz etmek istiyorum bu kez: El Burro Blanco.   Burayı size tavsiye etmek istememin bir diğer nedeni de Paris’te müzikli, eğlenceli yemek yiyebileceğiniz mekân seçeneğinin çok fazla olmaması. Genelde Parisliler ya sakin bir atmosferde usul usul yemeklerini yiyorlar ya da bir jazz gecesinde müzik eşliğinde aperitiflerini alarak efendi efendi oturuyorlar oturdukları yerde. Eğlenmekse daha çok dans ve eğlence kulüplerindeki yüksek volümlü müzik eşliğinde bol alkol tüketmek olarak algılanıyor, son dönemde dünyanın pek çok yerinde olduğu…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’te yaşamaya 2012’de başlamış olmama ve Ladurée’nin önünden defalarca geçmiş olmama rağmen, burayı tanımak için iki yıl geçmesi gerekmiş demek ki. Böylesi efsanevi, bir o kadar da turistik yerlere gitmekten hep çekinmişimdir çünkü. Tamam, illâ ki güzeldirler ama içi boşaltılmış, anlamını kaybetmiş bir şeyle karşılaşacağım da hayalimdeki resim bozulacak diye korkarım hep. Örneğin Kız Kulesi’ni yıllarca uzaktan seyredip, bir gün oraya gidebilmeyi hayal etmiş bir neslin temsilcisi olarak; Kız Kulesi’ne ayak bastığım o anki hayal kırıklığım gibi. Paris’e gelen pek çok arkadaşımı Champs-Elysées’de gezdirirken mutlaka Ladurée’nin içine girip bir bakmalarını öneririm. Nedense ben hep kapıda beklerdim onları, içeri giresim gelmezdi eskiden. İçeri girenler -özellikle kız arkadaşlar- yüzlerinde kocaman bir gülümsemeyle çıkarlar dışarı. İçeride gördüklerinin güzelliğinden mi yoksa dışarıya döndüklerinde Champs-Elysées’de olduklarına inanamamalarından mı bilmem; onlar mutlu olunca mutlu olurum ben de. Ladurée – Champs Elysées Ama Aralık 2014’te Ladurée’de kutlamaya karar verdim doğum günümü. Kutlamak dedimse, öyle…

Yine yılbaşı geliyor Paris yine gelin gibi süslendi. Tabii biz yılbaşını kutlarken Parisliler aynı zamanda Noel’i kutlamaya hazırlanıyorlar; hatta bunca süsün, bunca güzelliğin asıl amacı Noel hazırlıkları. Olsun, biz de bu güzellikten kendimize pay çıkarıyoruz, yaklaşan yeni yılın coşkusunu Paris’te rengarenk ışık seli içinde kendi sevincimizle yaşıyoruz. Hatta benim için durum biraz daha anlamlı: Bugün benim doğum günüm… Doğum günü yazım da yine Paris’le ilgili keyifli bir konuda, şöyle renkli renkli resimler eşliğinde  olsun istedim. O yüzden bugün sizlere “Şanzelize”deki Noel pazarını yazmak istiyorum. Yıllardır, doğum günüm kışa geldiği için şikayet eder dururum. İşte nasıl desem, doğum günlerimde hava hep kapalı ve soğuk olur, lahana gibi kat kat giyiniriz, doğum günü olmasından başka ortalıkta insanın içine coşku verecek hiçbir detay olmaz 🙂 Türkiye’deki ulusal bayramlarda ortalık bayraklarla süslenir ya hani, o günlerde doğmuş olmayı hayal ederdim çocukken ya da en azından yılbaşı zamanı olsa iyi olurdu ama kısmet; benim şansıma…