Archive

Ekim 2014

Browsing

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Bu yazıda Avrupa’nın en büyük finans merkezi olan Paris La Défense’ta bulunan, günümüzde alışveriş merkezi olarak kullanılan, çok farklı bir mimariye sahip özel bir binayı tanıyoruz hep birlikte: CNIT La Défense’ta, ana meydanda yüzünüzü Grande Arche de la Défense’a çevirdiğinizde sol tarafınızda kalan bina, büyük alışveriş merkezi Les Quatres Temps’ken, sağınızdaki oval dış cepheye sahip yapı da CNIT’tir. CNIT (kınit) 1958 yılında sergi ve fuar merkezi olarak inşa edilmiş bir yapı. O zamanlar bu bölgede herhangi bir iş merkezi oluşumu yokken La Défense’a yapılmış ilk bina olma özelliğini taşıyor. CNIT’in yerindeyse eskiden bir fabrika varmış; Grand Palais’deki fuar ve sergiler için alan yetersiz gelmeye başlayınca yeni bir fuar ve sergi salonu inşa edilmeye karar verilmiş ve yer olarak burası seçilmiş. CNIT – Paris La Défense Arazinin üçgen yapısına uygun olarak, üçgen bir temele oturtulmuş üç cephesi kavisli, üç dış cephesi de cam giydirme, yekpare ve orta kolonsuz betonarme…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Marais Bölgesi’nin hazineleri bitmek tükenmek bilmez. İşte onlardan birinden daha, Espace des Blancs Manteaux’dan bahsetmek istiyorum bu kez sizlere. Espace des Blanc Manteaux, Marais Bölgesi’nin tam kalbinde bulunan eski bir kapalı çarşı, pazar yeri aslında. 1819’da Napoléon zamanında inşa edilmiş, 1992’de de 4. Arrondissement Belediyesi’ne bağlı bir kültür merkezine dönüştürülmüş. Espace des Blanc Manteaux – Le Marais Burada birbirinden ilginç çağdaş sergileri gezmeniz mümkün. Tabii turist olarak geldiğinizde şansınıza ne çıkarsa bahtınıza… Şahsen ben özel olarak bir programı takip ederek gitmiyorum; ne zaman yolum Marais Bölgesi’ne düşse, ne zaman Rue Vieille du Temple üzerinde yürüsem karşıma Espace des Blancs Manteaux çıkınca içeri girip bir bakıyorum.  Bazen bana hitap eden şeylere denk geliyorum, bazen de tersi oluyor ama sonuçta içeri bir girip çıkmak bile insanın havasını değiştiriyor. Dolayısıyla siz de buraya her gidişinizde farklı bir şeyler göreceğiniz kesin. Espace des Blanc Manteaux – Le Marais Bu yazıdaki…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Diyelim ki Madeleine ile Opéra arasında bir yerlerdesiniz ve karnınız acıktı. Yemek yemek için de kendinize hoş bir mekan arıyorsunuz. Birkaç gündür Paris’tesiniz ve bu kez parizyen olmayan bir şeyler deneyebilirsiniz. Değişik bir yer istiyorsunuz ama bir yandan da hesaplı olsun diyorsunuz. İşte bu taleplerinizin hepsini birden karşılayabilecek bir restorandan bahsetmek istiyorum bu yazıda: American Dream Restaurant… “Paris’teyiz, bir Amerikan restoranında ne işimiz var?” demeyin. Paris dünya mutfağının dört köşesinden birbirinden ilginç seçenekleri sunan geniş bir restoran yelpazesine sahip bir dünya metropolü. Bu nedenle American Dream Paris’te keyifle bir şeyler yiyip içilecek entersan ve hoş mekanlardan biri, üstelik tasarım ve marka olarak bir amerikan restoranı görünümünde olsa da American Dream’in menüsünde Meksika, Japon ve İtalyan mutfağından örnekler de bulunuyor.   Yani Paris’e gelip de Hard Rock Cafe’ye gitmek ne kadar özelse American Dream’de bir lezzet molası vermek de bir o kadar keyifli. Aslında bence menü ve atmosfer…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’te irili ufaklı pek çok antikacılar çarşısı, kalıcı ve geçici pek çok bit pazarı bulunuyor. Artık bunlardan birinden, içlerinde en sevdiğim ve gezmeyi en çok sevdiğim Village Suisse’ten bahsetmenin zamanı geldi.   Seine Nehri’nin Rive Gauche tarafında, 15. arrondissement’daki Village Suisse (vilaj suis), konum olarak La Motte-Picquet-Grenelle ile École Militaire metro istasyonlarının arasında bulunuyor.   6, 8 ya da 10 numaralı metro hatlarından biriyle La Motte-Picquet-Grenelle durağında indiğinizde meydandaki Starbucks’ı takip ederek ilerlediğinizde biraz ileride soldaki aralıkta karşınıza çıkacak olan Village Suisse’in aslında birkaç girişi var ve hangi girişinden girerseniz girin antikacılar galeriler şeklinde birbirine bağlandığı için gezi rotanızda bir kaybınız olmuyor. Village Suisse – Antikacılar Çarşısı Çevredeki parizyen dokunun aksine -ne yazık ki- betonarme blokların arasına konuşlanmış ve ilk bakışta uzaktan sevimsiz görünse de içeri girildiği anda kendinizi eskinin ve estetiğin büyüsüne kaptırabileceğiniz enteresan ve çok hoş bir yer Village Suisse.   150 antikacı dükkanının bulunduğu…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Bu yazıda Paris yakınlarında, pek fazla kimsenin bilmediği, aslında bilmesine de pek gerek olmayan ama benim için çok çok özel ve önemli bir yerden bahsetmek istiyorum: Promenade Saint Nicolas (promönad sen nikola ya da pğomönad sen nikola) yani Noel Baba Yürüyüş Yolu/Geçidi.   Burası Courbevoie’da, Paris’in iş ve ticaret merkezi La Défense’ın iki adım ötesinde, Place Charras’ın hemen arka tarafında, Rue de Bezon ile Avenue Gambetta’yı birbirine bağlayan ağaçlıklı, yemyeşil bir yürüyüş yolu. Aslında toplasanız 150-200 metre uzunluğunda bir yerdir ama o civarda gezerken kazara keşfedebileceğiniz küçük bir cennet bana kalırsa. İstanbul’da binaların ön cepheleri iyi-kötü güzel bir görüntüye sahip olsa da arka cepheleri, özellikle de ortak avluya bakan binalarda, genellikle sevimsiz ve bakımsız olur. Paris’teyse hem ön cepheler, hem de az kişinin görebileceği arka cepheler gayet bakımlı ve güzel olabiliyor. Örneğin Saint Nicolas Geçidi’nden geçerken binaların arka cephelerini görüyorsunuz; sanki evlerin arka avlularından geçiyormuşsunuz gibi düşünün…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Her köşesinde ayrı bir enteresanlıkla karşılaşacağınız, her yöresinde keşfedilecek farklı bir değer bulabileceğiniz müthiş bir şehir Paris. Bu yazıda size yine bu enteresanlıklardan birinden, Paris’in uluorta bir yerinde ama bir o kadar da gizli saklı bir köşesinde kalmış bir üzüm bağından, Le Clos-Montmartre’tan bahsetmek istiyorum.   Evet, yanlış okumadınız, şarap diyarı Fransa’nın başkenti Paris’te bir üzüm bağı görme şansına sahipsiniz, hem de şehrin orta yerindeki Montmartre Tepesi’nde… Üstelik burası göstermelik bir yer de değil, şehrin bilinen en eski üzüm bağının bulunduğu yer olması bakımından da özel ve anlamlı.   Bu bölgedeki üzüm bağlarının geçmişi Gallo-Roman döneme, yani iki bin yıl kadar önceye dayanıyor. Orta çağda da buranın Montmartre Manastırı rahibeleri tarafından yaşatıldığını biliyoruz. Daha sonra bağ birkaç kez el değiştiriyor ve günümüzde burada Paris Belediyesi tarafından bağcılık yapılıyor. Montmartre Üzüm Bağı’nı Paris’e ilk yerleşip de Fransızca öğrenmeye ilk başladığım dönemde, kurstaki hocam Laura’dan duymuştum. Ders kitabımızda konusu geçiyordu, çok…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Yine Paris’te attık kendimizi dışarı, bir yanımız hayat bir yanımızda ölüm, gezip dolaşıyoruz bakalım. Hazır sonbahar da gelmiş, yapraklar sarıdan kızıla ağaçlarda oynaşmaya başlamış, biz de ilkbaharla başlayan bir yıllık hayatın sonlarına eşlik ederken bu günümüzü bir mezarlıkta geçirelim o zaman: Evet, Montmartre Mezarlığı’ndayız bu kez. “Paris’te gezecek onca yer varken, kalkıp da mezarlık mı gezeceğiz?” diye sormakta haklı olabilirsiniz ama önce Père Lachaise sonra da Montparnasse Mezarlığı yazılarını okuyunca bugün neden burada olduğumuzu daha iyi anlayacaksınız. Paris’te mezarlık gezmenin de yapılacak en iyi şeylerden biri olduğunu zaten bilenlerdenseniz, o zaman hiç durmayın, siz de takılın peşime… Gezimize başlarken fonumuza Jacques Offenbach’ın güzel bir eserini alalım önce, “Jacqueline’in Gözyaşları (Les Armes de Jacqueline)”; bu yürüyüşümüze iyi gider sanıyorum: Açtınızsa müziğin sesini, başlayayım o zaman anlatmaya usul usul ben de; burada yatanlara saygısızlık etmeden, sessiz-sakin bir biçimde… Montmartre Mezarlığı Paris’in üçüncü büyük mezarlığı olarak geçiyor. Père Lachaise ve…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Dalida’yı sever misiniz? Ben çok severim. Neden severim peki? Anlatması çok uzun ama kısaca özetlemeye çalışacağım. Bazen bir şarkıcıyı sevmek için sadece sesini çok beğeniyor olmanıza gerek olmuyor; tarzını ya da melodisini de. Bazen bir şarkıyı, bir şarkıcıyı sevdiren ilave başka kriterler de olabiliyor hayatta; Dalida ile benim ilişkim de öyle. Çocukken, Koşuyolu’ndaki bahçeli evimizden taşınırken ilk kez çatı katına çıkmış, orada gizemli tavan arası eşyaları arasında kendime bir iz, büyülü bir parça aramıştım. O tavan arasındaki tozlu eşyaların içinden o günkü çocuk aklımla sakladığım iki şey oldu: Bir tanesi, o zamanlar hangi dilde olduğunu bile bilmediğim kırmızı bir kitap, diğeri de bir koli dolusu plak…   1942 basımı o kırmızı kitabın Fransızca olduğunu çok geçmeden öğrendim “bu kitabı bir gün mutlaka okuyacağım” diye bir köşede sakladım. Kader ağlarını örüp de hiç ummadığım bir şekilde Fransızca öğrenmek zorunda kalınca kitabı sakladığım yerden çıkarıp ortalık bir yere koydum.…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Bu yazımızda Paris’in en enterasan bölgelerinden birini geziyoruz: Pigalle (pigal). 9. ve 18. arrondissement’ların kesiştiği Boulevard de Clichy çevresinde konuşlanmış sex shop’ları ile ünlü olan bu mahallenin en meşhur yeri, “kırmızı değirmen” anlamına gelen Moulin Rouge (mulen ruj ya da mulen ğuj). Moulin Rouge her zaman herkesçe biliniyordu ama özellikle Nicole Kidman’ın oynadığı “Moulin Rouge” filmi sonrası daha bir meşhur oldu haliyle. Bu yüzden, özellikle turistler için Pigalle’e gelip Moulin Rouge’u görmek, orada yüzlerce resim çekmek “olmazsa olmazlar” arasında sayılıyor. Tabii vakti ve imkanı olanlar da Moulin Rouge’da bir show izleyebiliyorlar. Ben bugüne kadar Crazy Horse ve Lido’da show izledim ama henüz Moulin Rouge’u denemek kısmet olmadı. Pigalle Genel olarak Place de Clichy’in üst tarafından başlayarak “Anvers” metro istasyonuna kadar devam eden bölgeyi Pigalle olarak adlandırsak da Pigalle’in asıl istasyonu Anvers’le Blanche arasında yer alıyor. Moulin Rouge’un bulunduğu istasyonsa “Blanche” olarak geçiyor. Ayrıca buradan Montmartre Gezi Treni “Le Petit Train…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’in dünyaca meşhur toplu taşıma ağında metro, RER, otobüs, tramvay ve banliyö treni yanında bana göre en sevimli taşıt hiç kuşkusuz fünikülerdir; bu füniküler Montmartre’ta bulunduğu için “Montmartre Füniküleri – Funiculaire de Montmartre” olarak anılır. 1900 yılında 18. arrondissement’da hizmete giren bu füniküler, tıpkı İstanbul’daki Tünel ve Kabataş Fünikülerleri gibi karşılıklı iki hat üzerinde hareket eden iki vagonun kabloların asansör benzeri bir sistemle eğimli düzlemde çekilmesi esasına göre çalışıyor. Fakat bu fünikülerin İstanbul’da olanlardan farkı, tamamen açık havada olması. Yani rampayı çıkarken hoş bir Paris manzarası ile karşılaşıyorsunuz. Füniküler kelimesinin kökeni latinceden geliyor, kordon ya da ince ip anlamına gelen “funiculus”ten türetilmiş. Fransızcadaki “funiculaire (füniküler ya da füniküleğ) kelimesini biz de aynen okunduğu gibi almışız. Tabi kelime Türkçeye Fransızcadan geçince söylemesi de yazması da zor oluyor; kimimiz finüküler diyoruz, kimizi fünüküler, kimimiz de bambaşka bir şey; işin doğrusu: füniküler 🙂 Füniküler rampası ve Sacré-Coeur Kilisesi İki istasyon arası…