Archive

Ağustos 2014

Browsing

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Bu yazı Paris’in biraz kıyıda köşede kalmış yerlerini keşfetmek isteyenler için olsun. Size anlatmak istediğim bölge 20.arrondissement’da, Buttes-Chaumont Parkı’nın yakınında, Rue de Mouzaïa ile Rue de Bellevue sokakları arasında, Paris’in bildik görkemli bulvarları, devasa taş binalarından epey farklı, sessiz sakin kendi halinde bir banliyö havasında bir yer. Bir zamanlar, o zaman devam ettiğim Fransızca kursundaki hocamız bu bölgeyi çok methetmişti, “yakınlarda da Edith Piaf’ın doğduğu ev var” deyince hemen not etmiş ve ilk fırsatta gidip gezmiş ve çok sevmiştim. Yolum ne zaman o taraflara düşer olsa buraya da uğrar oldum. Bugüne kadar Paris’i epey bir dolaştıysanız ve artık değişik yerler görmek istiyorsanız burayı listenize ekleyebilirsiniz sanırım. Eğer Paris’e ikinci gelişiniz filansa ve bu bölgeyi merak ediyorsanız o zaman Buttes-Chaumont Parkı gezisi sonrasına ekleyebileceğiniz bir tur olabilir ama Paris’e ilk gelişinizse bence bu bölgede vakit kaybetmeyin; çünkü birbirinden muhteşem görülmesi gereken onca yer varken burası o kadar da…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Aslında Paris’in kafe ve restoranlarını tanıtan apayrı bir yazı serisi hazırlamak lazım ama ben bu blog’ta daha çok Paris’te gezip görülecek yerler, ilginç mekanlar, keyifli etkinliklerin bulunduğu bölgelerden bahsederken -hazır oradayken uğrayabileceğiniz- yeme içme mekanlarından bahsetmeyi tercih ediyorum daha çok. İşte öyle yerlerden birindeyiz yine bugün: Café L’Ami Justin (eski Obododo Café) Peki buraya neden gidiyoruz? Père Lachaise’i gezdiğimiz bir gün, “mezarlık ziyareti” sonrası yorgun argın, aç karnımızı doyurmak ve yaşadığımıza şükretmek için tabi ki 🙂 Burası Père Lachaise Mezarlığı’nın sağ alt tarafında, ana giriş kapısının biraz ilerisinde bulunan iki katlı bir bina. Üst katının aynı ismi taşıyan Hotel L’Ami Justin’in olduğunu da daha en son gidişimde fark ettim. Çok sevimli bir otel gibi duruyor ama konaklama imkanları nasıldır, bir fikrim yok ne yazık ki. O yüzden ben size sadece café-restaurant kısmından söz etmek istiyorum. Père Lachaise Mezarlığı’nı gezmişsiniz, onca ünlü ölünün arasında bu dünyadan kopmuşsunuz, hayatla ölüm arasında…

(Son Güncelleme: 05.04.2018) Yüzölçümü bakımından Paris gibi küçük bir şehirde bir tanesi araç, altı tanesi yolcu olmak üzere toplam yedi tane ana tren garının olmasını hâlâ aklım almazken, bu yazıda bir başka gardan, Gare de Lyon'dan bahsetmek istiyorum. İlk olarak 1849'da hizmet vermeye başlayan Gare de Lyon (gar dö liyon ya da gağ dö liyon)

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Marais dediğimiz yer, Paris’in ortasında, daracık sokaklar arasında kaybolacağınız, aslında çok da büyük olmayan ama bir o kadar da içinde birbirinden ilginç sayısız mekanı barındıran uçsuz bucaksız bir derya. İşte o deryada dolaşmaya devam ediyoruz, dolaşırken de küçük ama çok sevimli bir parkta mola veriyoruz bu kez: Square George Cain… Square George Cain – Le Marais İsveç Kültür Merkezi’nin tam karşısında bulunan bu yeşil alan, belki çok büyük bir park değil ama Le Marais ölçeğinde gayet geniş bir bahçe olarak düşünülebilir. Özellikle binaların arasında bu tarz nefes alma payları bırakmış olmaları, bu nefes alma paylarını da böylesine güzel düzenlemiş olmaları Parislilerin yaşamı güzelleştirme kaygılarılarının nasıl hayata geçirildiği konusunda gerçekten hoş bir örnek. Elbette ki Paris’i gezerken özellikle bu parkı görmeye gelmenize gerek yok ama Marais Bölgesi’ne ayırdığınız bir gününüzde sokak sokak dolaşıp kendinizi kaybederken Square George Cain illa ki karşınıza çıkacaktır; o zaman bu parkta oturup bir mola…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Hep söylüyorum, “Marais Bölgesi bitmez tükenmez bir hazine” diye. Turist olarak kaç kez gezdim, Paris’e yerleştiğim günden beri de sık sık Marais’ye gelirim, bazen “tamam artık ben öğrendim buraları” diye bir yanılgıya düşüyorum, sonra bir bakıyorum ki hâlâ keşfedecek bir ton yeni şey çıkıyor karşıma. İşte onlardan biri, Ağustos 2014’te şans eseri karşımıza çıkan bir müze daha: Cognacq Jay Müzesi – Musée Cognacq-Jay (müze konyak je) Önünden geçerken Paris’teki yüzlerce, belki de binlerce muhteşem “sıradan” yapıdan biri sandığımız, ana kapısından avlusuna doğru bakarken birden müze olduğunu fark ettiğimiz Cognacq Jay Müzesi, 17-18. yüzyılda yapılmış ve o dönemde özel konut olarak kullanılmış. Zaten Fransa’da bu tarz konutlar “hôtel particulier” olarak geçiyor ve bu yapının adı da “Hôtel de Donon”. Ana kapıdan girip avluya baktıktan sonra sol taraftaki kapıdan girerek gişeye ulaştığınızda Cognacq Jay Müzesi’nin ücretsiz gezilebildiğini öğrendiğinizde tabii epey bir mutlu oluyorsunuz 🙂 Yine de müzeyi kaç kişinin gezdiğini tespit…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’te sokak sokak, müze müze gezmek, park bahçe dolaşmak güzel de insan yorulunca bir yerlerde oturup dinlenmek, bir şeyler yiyip içerken sohbet edip hayattan biraz daha zevk almak istiyor. Eh, haliyle Paris de bir kafe cenneti olduğuna göre, hangisine giderseniz gidin bu zevki almak epey bir mümkün oluyor. İşte bu yazıda size bu kafelerden birini, Ağustos 2014’te Marais’de keşfettiğim ve çok beğendiğim Royal Café-Bar’dan bahsetmek istiyorum. Marais Bölgesi’nde, Picasso Müzesi’ne doğru giderken Rue du Parc Royal’e saptığınızda göreceğiniz bu yeşil vitrinli nefis café-bara mutlaka uğramanızı tavsiye ediyorum. Son derece küçük ve sevimli bir yer olan bu mekan, sıcacık atmosferi ile sizi içine çekiverecektir hemen. Paris koşullarında mütevazı, hadi ortalama fiyatlı diyelim, oturup rahat rahat sohbet edebileceğiniz, dilerseniz kitap okuyabileceğiniz, dilerseniz de yoldan geleni geçeni seyredebileceğiniz bir mekan burası. Picasso Müzesi’ne yakınlığından olsa gerek, duvarlarda birkaç tane Picasso tablosu var. Zaten sahibi de, kafeye girdiğinizde, ilk bakışta Picasso’yu…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Marais Bölgesi zengin bir hazine, kaz kaz bitmiyor gez gez tükenmiyor. Marais’ye ne zaman gitsem sokak sokak gezerim, onlarca kez geçtiğim aynı sokaklardan tekrar geçtiğim halde yine yeni yerler keşfederim. İşte onlardan birini tanıyacağız bu yazıda: Jardin des Rosiers (jarden de roziye ya da jağden de ğoziye). Jardin des Rosiers – Marais Bölgesi Marais Bölgesi’nin tam kalbinde, meşhur falafelcilerin olduğu sokakta bulunan bu bahçe, gerçekten kıyıda köşede kalmış gizli bir köşe sanki. Kapısından defalarca geçmişliğim vardır, burayı ilk keşfedişim Ağustos 2014’tedir. Bir Pazar günü, Rue des Rosiers üzerinde yürürken kazara başımı sağa çevirince gördüğüm demir parmaklıklı bir kapıdan içeri girildiğini farkedince tabii ki hemen içeri daldım ve bir baktım ki burası bir parka dönüştürülmüş bir nevi “arka bahçe”… Jardin des Rosiers – Marais Bölgesi Hani Yeldeğirmeni’nde, Selimiye’de, Nişantaşı’nda filan, dip dibe dip dibe binaların arka taraflarında ortak bir bahçe olur ve buralar kimseye yar olmadan öylece kendi halinde durur…

(Son Güncelleme: 30.04.2018) Paris'i Seine Nehri boyunca keşfetmek için yapacağınız en güzel şey kıyı boyunca bir baştan bir başa yürümektir ama bunun bir başka zevkli yolu da nehirdeki gezinti teknelerinden birine binmek bence... Bunun için de en güzel seçeneklerden biri de Batobus'tür elbette. Gelen misafirlerimi çoğunlukla Bateaux Mouches tekneleriyle gezdirmeyi tercih ediyorum. Çünkü bir-bir buçuk
(Son Güncelleme: 05.04.2018) 10. arrondissement'da, Gare du Nord'un hemen yanı başında bulunan Gare de l'Est, Paris'in beşinci büyük garı olma özelliğini taşıyor ve buradan kalkan trenler Paris'in doğu banliyölerine, Strasbourg ve Nancy başta olmak üzere Fransa'nın doğusundaki şehirlere ve yine Fransa'nın doğusunda bulunan Almanya, Rusya, İtalya gibi pek çok ülkeye gidiyor.  Buralara hızlı trenle gitmek

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Bu yazıda Paris’in en güzel, en değişik müzelerinden birini tanıyacağız: Quai Branly Müzesi – Musée du Quai Branly (müze du ke brenli ya da müze du ke bğenli). 7 arrondissement’da, Eyfel Kulesi ile Pont de l’Alma arasında, Seine Nehri kıyısında bulunan bu müze, gerek dış cephesi ve mimarisiyle, gerekse içinde sergilenen son derece ilginç eserleriyle mutlaka görülmesi gereken bir müze. Bugüne kadar Quai Branly’ye birkaç kez gittim, her seferinde de ayrı bir keyif aldım. Tabii çoğu kişi için tek bir kez gitme şansı var ve eğer Amerika (özellikle Orta ve Güney Amerika), Avusturalya, Asya ve Afrika kültürü ilginizi çekiyorsa sergilenen eserlere bakmaya doyamayacağınız için asla yetmeyecektir. Sadece bir bakıp fikrim olsun diye düşünenler içinse müze, tasarımıyla çok değişik ama bir o kadar da kolay bir gezi imkanı sunuyor ziyaretçilerine. Zaten müzenin mimari Jean Nouvel aynı zamanda Arap Dünyası Enstitüsü’nün de mimarı. Gerçekten çok değişik ve özgün bir tarzı var. Paris’in…