Archive

Temmuz 2014

Browsing

(Son Güncelleme: 12.01.2018) 2017 yılına kadar ilginç seramikleriyle dikkatinizi çektiğim, herkese önerdiğim keyifli pastane, fırın ya da kafe olarak tarif ettiğim Au Panetier (o panetiye) artık yandaki kafe-restoranın kendilerini satın alıp genişlemesiyle kapanmış ama isim değişikliği olsa da işlevini sürdürdüğü için sizlere önermeye devam edeceğim: Artık adı Le Moulin de la Vierge olan bu mekan, dediğim gibi yan taraftaki kafe-restoranın devamı ama yine pastane ve kafe işlevini sürdürüyor. Elbette ki burası da “kalkıp hususi görmeye gidilecek yerler” listemizde değil “hazır şuralarda dolaşıyorken uğrasak ne güzel olur” listemizde bulunuyor. O zaman ne yapıyoruz? Önce Palais Royal’den yürümeye başlıyoruz, Choiseul, Colbert ve Vivienne Pasajlarını geziyoruz, sonra Place des Victoires’da şöyle bir turladıktan sonra meydanın hemen bir üst sokağında bulunan bu pastaneye oturup bir şeyler yiyip içiyoruz. Tek problem kahveyi kağıt bardakta vermeleri. Pastane ürünleri diğer pek çok pastanedeki gibi lezzetli. “En güzeli burada” diyemem, zira aşağı yukarı Paris’te ortalama bir pastanedeki bütün tatlılar…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Hayatımda gittiğim ilk sinema Kadıköy Reks miydi yoksa Kadıköy Süreyya mıydı hep karıştırırım ama Reks sinemasının bendeki yeri ve önemi büyüktür. Gel zaman git zaman bizim kırk yıllık Reks oldu Rexx ve ben de bir gün Paris’te bulunca bir de baktım ki işin aslı ne Reks ne de Rexx; işin aslı, aslında Le Grand Rex… 1932’de 2. arrondissement’da Boulevard Poissonière üzerinde açılan, Paris’in en görkemli sinema salonu olarak yıllardır hizmet veren bu bina Art Déco mimarisi ile de döneminin önemli eserlerinden. Yaklaşık 280 metrekarelik dev perdesi, 2.700 kişilik seyirci kapasitesi ile Avrupa’nın en büyük sinema salonlarından biri olma özelliğini taşıyor. 70’li yıllarda eklenmeye başlanan ek salonları ile günümüzde toplam 7 sinema salonu ile Le Grand Rex günümüzde bir sinema kompleksine dönüşmüş durumda ve bu haliyle de epey bir ilgi görüyor. Paris’in pek çok yerinde olduğu gibi burada da önemli bir film vizyona girdiğinde kapıda epey kuyruk oluyor.…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’te, Louvre Müzesi’nin bir parçası gibi algılandığı için pek çok kişinin gözünden kaçan şahane bir müzeden söz etmek, Musée des Arts Décoratifs’ten söz etmek istiyorum size. 1. arrondissement’da, Louvre Sarayı’nın batı kanadında, Rue de Rivoli üzerinde bulunan Musée des Arts Décoratifs (müze dezar dekoratif ya da müze dezağ dekoğatif) ilk olarak 1905’te açılmış, daha sonra 1996’daki büyük bir restorasyon çalışması sonrasında 1997’de bugünkü haliyle kapılarını yeniden ziyaretçilerine açmış. Musée des Arts et Décoratifs 9 katta, birbirinden ilginç eserler, porselenden mücevhere, mobilyadan tablolara, tekstilden oyuncağa pek çok sanat objesi farklı temalardaki salonlarda sergileniyor. Paris’te neredeyse tüm müzelerde olduğu gibi burası da içinde sergilenen eserler kadar binanın kendisi de görülmeye değecek güzellikte bir bina. Özellikle büyük galeri bölümü tüm görkemiyle başlıbaşına görülmeye değer bir yer. Zaten diğer katlara da bu ana galeri ekseninde ulaşıyorsunuz. Orta çağ ve rönesanstan günümüze, özellikle Art Déco ve Art Nouveau konusunda önemli eserlerin sergilendiği…

(Son Güncelleme: 04.03.2018) Paris'e ilk yerleştiğim dönemde, uzunca bir süre şehrin altını üstüne getirdim ama ne hikmetse Paris'in -neredeyse- kalbindeki bu Türk Mahallesi epey bir süre sonra karşıma çıktı. Çünkü Paris'in en sevdiğim bölgelerinden biri olan Grands Boulevards'da en fazla Grand Rex'in oraya kadar yürüyor, buradan ya geri dönüyor ya da metroya binip başka yerlere gidiyordum.

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Hep söylüyorum: Paris’te her zevke, her talebe, her kişiye göre gezip görecek bir yer illa ki var. Bilmem kimin ilgisini çeker, kim bu tarz yerlerden hoşlanır ama bugün ben sizlerle çok enteresan bir mağazayı paylaşmak istiyorum: Marché Saint-Pierre (marşe sen piyer ya da mağşe sen piyeğ) Burası 18. arrondissement’da, Montmartre eteklerinde, Square Louise Michel Parkı ve La Halle Saint-Pierre’in hemen yanında, ıncık cıncık binbir çeşit kumaşı bulabileceğiniz çok hoş bir mağaza. Küçük parça kumaştan metrelercesine, ipeğinden satenine, keteninden kadifesine adını sanını bilmediğim binlerce çeşidiyle her türlü kumaş çeşidini bir arada bulabileceğiniz rengarenk bir “katlı mağaza” aslında. Benim gibi gezdiği tüm giyim mağazalarında beğendiği giysilere dokunmadan edemeyen biri için bulunmaz bir nimet burası. Binbir çeşit tekstil ürününün desenlerini inceleyerek, kumaşlarına dokunarak epey bir vakit geçirebilirim çünkü. Marché Saint Pierre – Montmartre İlk olarak, bir önceki evimize yeni taşındığımız zaman masa örtüsü arama derdine Devrim’in Fransızca hocasının tavsiyesi üzerine keşfetmiştik…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’te en sevdiğim mekanlardan birini tanıyacağız bu yazıda. Ne zaman Montmartre taraflarında gezsem, Sacré Coeur’ü görmeye gitsem, yolum Pigale’e ya da Anvers’e düşse, mutlaka uğradığım bir yer: La Halle Saint-Pierre (lâ âl sen piyer ya da lâ âl sen piyeğ). Adından da anlaşılacağı gibi burası eski bir hal binası. Anvers metrosu’nun karşısındaki yokuştan, sağlı sollu hediyelik eşya satılan dükkanların olduğu sokaktan yukarı çıktığınızda, Sacré Coeur’ün hemen aşağısındaki atlı karıncaya, yani Square Louise-Michel Parkı’na gelince sağa doğru dönüp 40-50 metre yürürseniz sol tarafta karşınıza çıkacak olan bu güzel bina, dışı kadar içerisiyle de etkileyecektir sizi. Burası aslında bir sergi salonu ama -dürüst olmam gerekirse- beni her zamanki gibi ferah ve geniş kafesi ilgilendiriyor daha çok 🙂 La Halle Saint Pierre – Montmartre 1868’den itibaren yıllarca meyve ve sebze hali olarak hizmet veren, daha sonra kısa bir dönem okul olarak kullanılan bu nefis bina, 1986’da müze ve sergi salonuna…

(Son Güncelleme: 09.04.2018) Paris'te çok katlı mağazacılık anlamında Galeries Lafayette'ten, Printemps'dan, BHV'den daha çok sevdiğim bir yer varsa orası da Le Bon Marché'dir. Rive Gauche'ta yer alması bakımından -görece- daha az turistik olan, daha çok bu bölgenin seçkinlerine hitap eden, alabildiğince lüks bir mağaza olması ama bir o kadar da bünyesinde servis, sunum ve ürün kalitesi
(Son Güncelleme: 02.05.2018) Paris'e gelmeyi düşünen pek çok kişi bana "Paris'e ne zaman gidilir?" diye en uygun tarihlerin ne zaman olduğunu soruyorlar ve her seferinde bu soruya tebessümle aynı yanıtı veriyorum: "Paris'e her zaman gelinir..." Tabii bu sorunun yanıtı o kadar basit değil. Bu yazıda hem Paris'te hangi mevsim havanın nasıl olduğuna dair hem de

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Bu yazıda Paris’in gizli saklı köşelerinden birinden bahsetmek istiyorum. Paris’e geldiğinizde, sevdiğinizi, eşinizi, dostunuzu ya da arkadaşlarınızı şaşırtmak istiyorsanız, Bastille Meydanı’nda, çağdaş opera binasının hemen sağından devam eden Rue de Lyon’a girdiğinizde yaklaşık bir 100-200 metre yürüdükten sonra sol tarafta, yukarıda resmini gördüğünüz kemerli, tuğlalı yapıya rastlayacaksınız. İşte bu yapının merdivenlerinden yukarı tırmandığınızda sizi çok hoş bir sürpriz bekliyor olacak: La Promenade Plantée ya da bir başka deyişle La Coulée Verte… Duvarda göreceğiniz ve aslında bu uzun yapının alt kattaki kemerli bölümlerini oluşturan “Le Viaduc des Arts” yazısının bugünkü konumuzla ilgisi yok; çünkü o apayrı bir yazının konusu. Biz bugünlük bu yazıyı gördüğümüz yerden yukarı çıkarak Promenade Plantée’ye (promönad plante ya da pğomönad plante) ulaşarak gezimize başlıyoruz… Burası vaktiyle Bastille’de bulunan tren garına ulaşan demiryolunun bir parçasıymış ve 1969’da garın kaldırılıp tren yolunun da iptal olması ile oluşturulmuş çok özel bir yeşil alan olarak Parislilerin yaşamına kazadırılmış bir rekreasyon…

Evet yanlış okumadınız; denizle alakası olmayan, alelade bir nehir kıyısına kurulmuş bu deniz yoksunu şehrin de plajları olabiliyor… Bu yıl 19 Temmuz-17 Ağustos tarihleri arasında açık olacak Paris plajlarında yarından itibaren “plaj keyfi” yapmanız mümkün 🙂 Paris Belediyesi’nin bu yıl on üçüncüsünü düzenleyeceği etkinlik kapsamında Seine Nehri ve Bassin de la Villette’e 5.000 ton ince kum dökülerek bir plaj atmosferi oluşturuluyor ve denize hasret Parislileri bir nebze de olsun avutmak için, tabii aslında yaşamı daha da güzelleştirip yaşanır kılmak için gerekli koşullar olabildiğince sağlanmaya çalışıyor.   Yıllar önce Paris Plajları haberini televizyonda gördüğüm zaman gülümsemiş, biraz da küçümsemiştim. Ama şimdi olayların içinde biri olarak gözlemliyorum ki bu tamamen hayatı güzelleştirmek, insanların yaşadığı şehri daha çok sevmesi için düşünülmüş bir proje. Sevgililer gerek kumların üzerinde gerekse iki kişilik şezlonglarda sarmaş dolaş uzanıyorlar, çocuklar kumda oynayıp sevinç naraları atıyorlar, ortalık tam bir panayır yerine dönüyor; su kenarı boyunca kafeteryalar, şekerlemeciler, yürüyenler, piyasa yapanlar,…