Archive

Nisan 2014

Browsing

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’e ilk yerleştiğim zamanlarda, tek kelime Fransızca bilmezken, bu gösteriye denk gelmiştim. Artık bu şehirde turist değil, Paris’in bir nevi yerlisi olmam gerekeceği için bazı ipuçlarına ihtiyacım vardı ve tam bu sırada karşıma çıkan bu şov imdadıma yetişmişti 🙂 Ve Olivier Giraud’nun şovu hâlâ devam ediyor; o zaman dedim “bu şovu herkese önermeliyim”… “How To Become Parisian In One Hour? – Bir Saatte Nasıl Parisli Olunur?” Olivier Giraud’nun gerçekleştirdiği harika bir stand-up gösterisi. Üstelik %100 İngilizce 🙂 1 saatlik gösteri boyunca Paris’te yaşamak ve “hayatta kalmak” için gerekli olan tüm yaşamsal tüyoları öğreniyorsunuz 🙂 Alışverişte, restoranda, takside, metroda, sokakta hatta yatakta (!) başınıza neler gelecek, Olivier Giraud tek tek bunlardan bahsediyor 🙂 Olivier Giraud’nun o sevimli Fransız aksanıyla İngilizce bir komedi gösterisi yapması, hele bunun Paris’te olması başlı başına eğlencelik. Benim gibi Paris’e yeni yerleşmiş biri için de bulunmaz nimet olmuştu o zaman 🙂 Tabii ki şov sadece…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) “Paris’e gelmişiz Starbucks’ta ne işimiz?” var demeyin 🙂 Kendi adıma, hayatımda gördüğüm en güzel ikinci Starbucks’tan bahsetmek istiyorum bu yazıda sizlere. İstanbul’da yaşarken, gidilecek onca kafe ve çay bahçesi varken, Starbucks’a oturmak benim için hiçbir zaman cazip olmamıştı. Hatta epey de bir direnmiştim ama arkadaşlarımın çoğu için Starbucks kahvesi vazgeçilmez bir şey olmaya başlayınca, topluluğa uymak adına çaresizce orada soluğu almak zorunda kaldığım zamanlar olduğunu da itiraf etmem gerek. Paris’e gelince, burayı yaşamak adına herhangi parizyen kafede oturmak başlarda çok sempatik geliyordu ama kaç kere denesem de kahveler her daim soğuk, daha doğrusu ılık geldiği için iki dakikada içilmez hale geliyor, içimi bir türlü keyifli olmuyordu. Çay deseniz zaten çay konusunda benim gibi çay sever birini tatmin edecek tam çözümü sunan herhangi bir yere rastladığımı söyleyemeyeceğim. Starbucks Capucines (Opéra) Çaydan ümidi kesmişim, keyifle kahve içmek adına Starbucks’ta oturmak -şartlar gereği- en iyi çözüm olarak görünmeye başladı gözüme ve…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris pasajlar cenneti. Bu yazıda yine öylesi güzel pasajlardan birini daha tanıyacağız birlikte ama bu seferkinin konsepti biraz daha hoş; bizi alıp çocukluğumuza götürecek, çocuklara ise “yaşasın çocuk olmak” dedirtecek özel bir yer: Prensler Pasajı – Passage des Princes… 1860’tan günümüze varlığını sürdüren Passage des Princes (pasaj de prens ya  da passage dö pğens) 2. arrondissement’da Grands Boulevards ile Opéra arasında bulunuyor. Boulevard des Italiens’daki ana girişi, içinde bulunduğu bina gibi çağdaş bir görünüme sahip olsa da içeride sizi bambaşka bir dünya karşılıyor. Prensler Pasajı – Passage des Princes Galerie Vivienne gibi buranın da bambaşka bir ışığı var. Sanırım metal aksamlı cam tavanı ve açıklı koyulu yer karolarının bu ambiyansta büyük etkisi var. Bu pasajın bir başka güzelliği, içerinin ışığı kadar, pasajda bulunan dükkanlar. Burası bildiğiniz oyuncakçı cenneti! O yüzden Passage des Princes’e çocuğunuzla gitmeniz biraz riskli 🙂 Gördüğü her şeyi isteyebilir, ki buna hakkı var, buradaki oyuncaklar inanılır gibi değil… Hatta siz bile…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’in birbirinden güzel, birbirinden keyifli pek çok yeme-içme mekanlarından birini, Poulette Restaurant’ı tanıtmak istiyorum bu yazıda sizlere. Poulette (pulet) fransızcada piliç anlamına geliyor 🙂 2. arrondissement’da Étienne Marcel’de bulunan restoran, aslında küçük ve sevimli bir café görünümünde ve dışardan bakıldığında içerinin güzelliği fark edilemeyebiliyor. Biz burayı keşfettiğimiz gün yaz nedeniyle vitrin camları açıktı ve içerisi olduğu gibi görünüyordu. O seramik işçiliğini görüp de kendimi içeri attığım anı unutamıyorum. Daha sonra kışın gittiğimizde ise aynı yeri bir daha bulmak için o vitrinin önünden iki kez geçmem gerekti iki içerisini tanıyabileyim 🙂 Aslında insan sadece içeri girip doya doya duvarları ve aynaları seyretmek istiyor ama sonuçta burası bir müze olmadığı için haliyle oturup bir şeyler yiyip içmeniz gerekiyor 🙂 Ki menüsü son derece zevkli, canınızın çekeceği bir şeyler bulabileceğinizi düşünüyorum. Hiçbir şey yiyip içmek istemiyorsanız bar taburelerine oturup en azından bir kahve söyleyebilirsiniz. Zira orada oturup kahve sipariş ettiğinizde…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Bu yazıda yine Paris’in o keyifli kapalı pazar yerlerinden birini daha tanıyacağız ama sanki bu kez biraz daha genç işi, biraz daha canlı ve hareketli bir yerdeyiz: Marché des Enfants Rouges (marşe dezanfan ruj ya da mağşe dezanfan ğuj). Marché des Enfants Rouges Marais Bölgesi’nin kuzey tarafında, Rue de Bretagne üzerine yer alan bu pazar yeri, bir yanda balık ve şarküteri ürünleri, bir yanda çiçekçiler ve manav reyonları, bir yanda da türlü türlü yeme içme mekanlarının bulunduğu cıvıl cıvıl bir yaşam alanı. Önünden geçerken kafanızı çevirip bakmazsanız kaçırırsınız. Toplam üç ayrı girişi bulunuyor; sakın atlamayın derim… Marché des Enfants Rouges 3. arrondissement’da yer alan bu pazar yeri, adını vaktiyle bu bölgede bulunan bir yetimhaneden alıyor. Zira o dönemde bu yetimhanede kalan çocukların üniforması kırmızıymış ve malum, Fransızcada rouge “kırmızı” demek…  Buraya metro ile gelmek için pek çok seçenek var. Arts et Métiers (ligne 3 ve ligne 11), Temple (ligne 3), Filles…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’in en sevdiğim özelliklerinden biri de koca koca caddelerin kalabalığında, o görkemli binaların hemen bir arka sokağında, hiç ummadığınız yerde karşınıza çıkıveren avluları. Bu yazıda sizlere, böylesi avulardan birinden, daha doğrusu bir avlular silsilesi olan çok özel bir yerden, Le Village Saint Paul’den söz etmek istiyorum. 4. arrondissement’da, Marais Bölgesi ile Seine Nehri arasında, Saint Paul Kilisesi’nin hemen arkasında bulunan Village Saint Paul (vilaj sen pol) Paris’in iç içe geçmiş binaları, ara sokakları, geçitleri, pasajları ve sayısız avlularından küçük ama çok güzel bir örnek sunuyor. Village Saint-Paul Günlük yaşamın koşuşturması az ötede akıp giderken, son derece dingin bir atmosferle ziyaretçilerini karşılayan Village Saint-Paul, küçük bir labirenti andıran avlular demeti ve saklı geçitlerle sizi oradan oraya sürüklüyor. Tam “bitti” derken köşeden bir geçit daha karşınıza çıkıyor ve ilerledikçe içerilere doğru kayboluyorsunuz. Bazen de yeni bir bölümüne geçeceğinizi sanırken geçitler sizi sokağa, Village Saint-Paul’ün dışına atıyor. Village Saint-Paul Nihayetinde uçsuz bucaksız bir…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’in en haraketli bölgelerinden birinde yükselen Saint Paul Kilisesi, 4. arrondissement’da, Marais Bölgesi’nin başlangıç noktasında çok merkezi konumda bulunan bir yapı. Önünden defalarca geçip giderim, hatta çok kez randevu noktası olarak önünde buluşmuşluğum vardır; içine girip bakmak epey sonrasına nasip oldu. Neden daha önce girmediğimi düşündüm de, hem Notre-Dame Katedrali, Saint Sulpice Kilisesi, Sacré Coeur Bazilikası, Madeleine Kilisesi gibi yapılardan -belki de- sıra gelmedi, hem de burada hep bir restorasyon çalışması vardı, o yüzden fazla davetkâr bir havası yoktu ama restorasyon bitip de dış cephesi yenilenince, fazla büyük olmasa da gayet gösterişli bir görünüme büründü ve ben de burayı ziyaret etmeyi akıl edebildim 🙂 Saint Paul Kilisesi – Église Saint-Paul Dışarıdan baktığınızda düz bir cephe üzerine yükselen kilise, arka taraftan baktığınızda daha farklı bir görünüme sahip. 1641’de XIII. Louis’nin emriyle inşa edilen kilisenin orijinal adı “Église-Saint-Paul-Sain-Louis” yani “Saint Paul-Saint Louis Kilisesi” ama günlük hayatta hep Saint Paul…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Fransızlar, Paris’in onca yeşilliği yanında mümkün olan her yere nefes alabilecek genişçe parklar inşa etmeyi de ihmal etmemişler. İşte Paris’in o birbirinden güzel parklarından birindeyiz yine: Buttes Chaumont Parkı – Parc des Buttes-Chaumont (büt-şomon) 19. arrondissement’da, yaklaşık 25 hektarlık dev bir alanı kaplayan bu nefis park, alışık olduğumuz Paris parklarına oranla tepelik oluşu bakımından diğerlerinden ayrılıyor. Normalde Paris’teki bütün parklar, genişçe bir düzlüğe kurulu olduğunudan yürüyüp gezmesi kolay ama Buttes Chaumont Parkı engebeli arazisi ile yürüyüş parkuru açısından biraz zor olsa da tepeden manzarayı seyretme fırsatı vermesi açısından epey cazip bir seçenek. 1867’den beri Parislilere taze nefes ve göz şenliği sunan bu park 5,5 kilometrelik yolu, 2,2 kilometrelik patikasıyla, gez gez bitmeyecek büyüklükte bir yeşil alan. Size tavsiyem, buraya gelirken, metronun “Buttes-Chaumont” istasyonunda değil, bir sonraki “Botzaris” istasyonunda inmeniz ve hemen çıkıştan sola dönüp parka giriş yapmanız. Buradan aşağı “boşa alıp” döne dolaşa gezmeniz daha kolay olacaktır :)…

Merhaba   Paris hakkında her gün yeni bir yazı okumak için Pariste.Net’i ziyaret ettiğiniz için teşekkür ederim.   Dilerseniz burada yazılardan düzenli haberdar olmanın yanında anlık bilgilere ulaşmak ve güzel resimlerle Paris’i yaşamak için aşağıdaki linklerden Pariste.Net’in sosyal medya hesaplarını takip edebilirsiniz:   facebook.com/parisrehberi twitter.com/paristenet instagram.com/parisrehberi plus.google.com/+AhmetOre Youtube Pariste Net TV     İlginiz ve desteğiniz için teşekkürler.

(Son Güncelleme: 15.01.2018) Paris'e geliyorsunuz, havaalanından otelinize ya da ulaşmak istediğiniz bir noktaya en sorunsuz şekilde gidebilmek için özel araç arayışı içindesiniz. Ancak Paris taksileri gözünüzü korkutuyor (ki haksız sayılmazsınız). İşte tam bu noktada size bahsetmek istediğim harika bir seçenek var: Paris Dolmuşu... Paris Dolmuşu, iki Türk girişimci kardeş tarafından kurulmuş özel şoförlü araç hizmeti