Archive

Mart 2014

Browsing

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris, her köşesi sürprizlerle dolu, yaşamınıza renk katacak binlerce seçeneği size sunan keyifli bir şehir gerçekten. Dileyene cıvıl cıvıl bir hayat, dileyene huzur, dileyene sanat ve estetik, dileyene karmaşa ve dinamizm sunan bu eşsiz kentte, her köşe başında birbirinden ilginç sürprizlerle karşılaşmak mümkün. Her sürpriz yüzünüze küçük bir tebessüm kondurup gününüzü daha güzel bir hale getiriyor. İşte önünden geçerken yüzünüze o tebessümlerden birini konduracak yerlerden birini tanıyacağız bu yazıda hep birlikte: King of Pop… Elbette ki popun kralı Michael Jackson’a adanmış bir dükkan burası. Çeşit çeşit kostümler, aksesuarlar, cd’ler, plaklar, Michael Jackson’a dair her şey burada mevcut. Popun kralı Michael Jackson’ın sadık hayranlarından biriyseniz, o zaman bu dükkan sizin için çok daha fazla şey ifade edecektir. Paris’e ilk zamanlar, turist olarak gelişlerimden birinde, Grands Boulevards gezimde bu bölgede yürürken, kıpkırmızı vitrini ile aradan sıyrılıveren bu küçük dükkanı ilk gördüğümde, adını fark etmeden önce vitrindeki yüzlerce Michael Jackson…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’te bir Roma döneminden kalma bir arena kalıntısı olduğunu biliyor muydunuz? Gelin bu yazıda yazıda, Paris’in pek bilinmeyen köşelerinden birini, Roma döneminden kalma bir yer olan Arènes de Lutèce – Lutece Arenası’nı tanıyalım hep birlikte… 5. arrondissement’daki Latin Mahallesi’nde yer alan bu arena, ismini Paris’in eski adı olan Lutèce (lütes)’ten alıyor ve tarihi milattan sonra 1. yüzyıla dayanıyor; yani tam iki bin yıllık bir yer. Yapıldığı zaman 17.000 kişilik oturma kapasitesine sahip bu anfi-tiyatro, tarih boyunca epey zarar görmüş ve günümüze çok az bir bölümü ulaşmış. Yine de Paris’in orta yerinde, herhangi bir sokaktan geçip giderken, bir aralıktan başınızı uzattığınızda karşınıza böyle bir yerin çıkması çok etkileyici. Lutece Arenası – Arènes de Lutèce Yapıldığı dönemde en arka sıralarda köleler ve fakirler, iyi konumlardaysa elbette ki zenginler ve soylular otururmuş. Günümüz tabiriyle VIP bölümü ise zengin ve soylu erkeklere aitmiş. Bilmem bu bilgi size tanıdık geliyor mu? Lutece Arenası -…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’te hem lezzetli, hem de makul fiyata karnınızı doyurmak istiyorsanız en uygun seçeneklerden biri de kreptir. Hem geleneksel bir lezzet tatmak hem de bütçenizi dengede tutmak için yolunuzun üstündeki herhangi bir krepçide öğün almak günün keyifli anlarından biri olarak hem damağınızda hoş bir tat, hem de hafızanızda hoş bir anı olarak kalacaktır. Elbette Paris’te sayısız krepçi mevcut ve “en iyisi burası” demek biraz güç ama ben size en sık ziyaret ettiğim, her seferinde de memnun ayrıldığım bir krepçiden, La Crêperie de Josselin’den bahsetmek istiyorum. Öncelikle krep, Fransa için konuşacak olursak, batıdaki Breton Bölgesi’nin geleneksel yemeği, türkçedeki karşılığı ile “akıtma”…. Yumurta, süt, un ve yağdan oluşan bu basit ama lezzetli yiyeceğe Bretonlar, tatlı olursa “crêpe (krep)” tuzlu olursa “galette (galet)” diyorlar. Parisliler ise “tatlı krep / tuzlu krep” diyerek olayı çözmüşler 🙂 La Crêperie de Josselin Crêperie Josselin (kreperi joslen ya da kğepeği joslen) diğer pek çok krepçi…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Bu yazıda Paris’in en güzel ve en özel müzelerinden birini daha yakından tanıyacağız: Musée des Arts et Métiers (müze dezarz e metye ya da müze dezağz e metye). Endüstri, Bilim, Teknoloji ve Tasarım alanındaki en önemli tarihi değerlerin sergilendiği bu müze 1794’te Conservatoire National Arts et Métiers (Ulusal Sanat ve Endüstri Konservatuarı) bünyesinde kurulmuş. Musée des Arts et Métiers İlgi ve beklentilerin çeşitliliği bir yana, ortalama bir ziyaretçinin bu müzeyi gezmek için en az 2-3 saat ayırması gerektiğine inanıyorum. Özellikle mühendislik, mimarlık, keşifler, endüstri tasarımı ve bilim tarihi eğitimi almış gezginlerin ya da bu alanlara ilgi duyan meraklılarının Arts et Métiers Müzesi’ni büyük bir keyifle gezeceğini düşünüyorum. Çocuklar için de ilgi çekici, eğitici ve öğretici pek çok eser müzede mevcut; o yüzden Paris gezinizde buraya da zaman ayırmak yerinde olacaktır. Musée des Arts et Métiers Müzeye metro ile gelmek isterseniz 3 ve 11 numaralı hatlarının “Arts et Métiers” istasyonunda…

(Son Güncelleme: 22.03.2018) Paris'in en keyifli yönlerinden biri de elbette ki Vero Dodat Pasajı gibi, ulu orta bir yerde olduğu halde kıyıda köşede kalmış gizli hazinelerini keşfetmek. Bir zamanların AVM'leri olarak inşa edilmiş pasajlar aslında, özellikle Osmanlı dönemindeki "kapalıçarşı" mantığıyla paralel olması bakımından bize epey aşina. Biliyorsunuz Türkçedeki "pasaj" sözcüğü, Fransızca'daki "passage"dan dilimize geçmiş. Özellikle bir
Zaman nasıl da akıp gidiyor... Bugün Paris'e yerleşmemin ikinci yıl dönümü, o yüzden bugün yeni bir yeri tanıtmaktansa burada geçirdiğim iki yıl hakkında izlenimlerimi yazarak bir yandan kişisel bir paylaşımda bulunmak istiyorum, bir yandan da Paris'te yaşamın nasıl olduğuna dair ipuçları vermek... İki yıl olmuş dile kolay; daha dün gibi Paris'e yerleşmek üzere geldiğim ilk

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’in ulu orta ama gizli saklı köşelerinden birindeyiz yine. Palais Royal… Aslında hepimizin 1 numaralı metro hattı ile Louvre’a giderken duyduğumuz “Palais Royal-Musée du Louvre” anonsundaki Palais Royal (pale royal ya da pale ğoyal), tahmin ettiğiniz gibi “Kraliyet Sarayı” anlamına geliyor ama bu saray adını Louvre Müzesi’nden değil, onun tam karşı tarafında bulunan bu büyük yapı kompleksinden alıyor. Palais Royal 1639’da Kardinal Richelieu tarafından yaptırılan saray, aslında bir kraliyet sarayı olarak inşa edilmemiş, bizzat kardinalin kendisi oturmuş burada. Ölümünden sonra sarayı krala bırakması sonucunda kraliyet sarayı ünvanı alsa da kral hiçbir zaman burada yaşamamış, daha çok aile üyelerine tahsis edilmiş bir yer olarak kalmış. Fransız Devrimi sırasında “Eşitlik ve Devrim Sarayı” adını alsa da bu ismiyle fazla yaşamamış, daha sonra yeniden Palais Royal olmuş ve hep öyle kalmış… Palais Royal Palais Royal sadece saray görmek için değil, Paris’in kalbinde çok farklı bir boyuta geçiş yapmak için ziyaret…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Eğer mimarsanız, mimarlığın herhangi bir konu ile ilgili bir alanda çalışıyorsanız, bu konuda eğitim aldıysanız, güzel sanatlar çalışma konunuz veya ilgi alanınızsa ya da siz de mimari ve şehircilik konularına meraklıysanız, Paris’te mutlaka görmeniz gereken bir müzeden, Cité de l’Architecture’den bahsetmek istiyorum bu yazıda sizlere. Mimarlık Müzesi – Cité de l’Architecture Trocadéro Meydanı’nda bulunan Cité de l’Architecture & du Patrimoine, Fransız mimarlık tarihi ve ulusal mirası açısından zengin bir koleksiyonu barındıran eşsiz bir müze. Toplam 22.000 metrekarelik bir alanda sergilenen sayısız eser başta mimarlıkla ilgilenenler olmak üzere, sanat meraklıları, kentleşme konularına ilgi duyan kişiler tarafından da gezilebilecek şahane bir yer. Mimarlık Müzesi – Cité de l’Architecture 16. arrondissement’da, Eyfel Kulesi’nin en güzel göründüğü yerlerden biri olan Trocadéro Meydanı’nın hemen sol tarafında yer alan Palais de Chaillot bünyesindeki müzeye gelmek için 6 ya da 9 numaralı metro hatlarının “Trocadéro” istasyonunda inmeniz yeterli. İstasyonun Tour Eiffel çıkışından çıktığınızda hemen solda karşınıza çıkacak. Cité de l’Architecture, gerek…

(Son Güncelleme: 12.01.2018) Paris’te -bence- sıradan bir pastane-fırın olan Paul hakkında da bir şeyler yazmak gerekiyor. Pek çok mahalle fırınına göre adını duyurmayı başarmış olduğu için hakkını yememek gerek tabii ki; epey başarılı bir marka imajı oluşturmuş kendisine ama itiraf etmeliyim ki benim için burası, Paris’teki birbirinden güzel pek çok pastane ürününü ve ekmek çeşidini başarıyla yapan binlerce fırından sadece biri. Sanıyorum Türkiye’de Paul kalbur üstü bir marka imajına sahip. Evet, Paris’te de fazla alelade olduğu söylenemez ama yine de “mahalle fırını” olarak algılandığını söylemeden geçemeyeceğim. Paris’te yaşayan herkes gibi ben de bazen Paul’den alışveriş yaparım. Market dönüşü taze ekmek almam gerektiğinde, mahalledeki diğer fırınlara gitmeye üşenirsem, yolumun üzerindeki şubesinden bir “tradition” aldığım çok olmuştur. Paul Pastanesi Yine de bu resimde görülen Paul’ü ekstra sevdiğimi söylemem gerek. Boulevard Haussmann üzerinde Printemps’ın tam çaprazında yer alan bu şubesi gerçekten görülmeye değer. Özellikle vitrini ve iç dekorasyonu ile bir nevi “İnci”deymişsiniz gibi…

(Son Güncelleme: 21.02.2018) "Paris'te en çok sevdiğin restoran neresi?" diye sorsalar, hiç tereddütsüz vereceğim yanıt Le Relais de l'Entrecôte olur elbette. Bu yanıtın içinde "en muhteşem lezzet, en kaliteli servis, en nefis mekan" kategorisinde bir alt metin aranmasın lütfen; benim Paris'te en çok burayı sevmemin nedenleri tamamen öznel... Yıllar önce ilk kez Paris'e geldiğimde, yemek